27 Mart 2016 Pazar

BEDEN' in intikamı !



40’ lı yaşların ortalarında, çanlar çalmaya başlar. Dikkate al!.  Zira bunlar bedeninin ikaz çanlarıdır. Ama sen, adım gibi eminim, “yaşlanıyoruz yaa..” diyerek hafif şaka ve alay harmanı esprilerinle, yıllarla cilveleşirsin ve yine bildiğini okursun.

50’ li  yaşlara geldiğinde, ikazdan anlamayanlara tokmaklar indirmeye başlar “zaman” !.. Zor toparlanırsın.. Ve yiğitliğe hiçbir şey sürdürmeden, hep genç kalmaya mahkûm ruhunun peşine takılıp, ailenin sana göre genç sana göre yaşlı ne kadar bireyi varsa onlar için koşturur durursun.. Veya,  vitrinlerdeki yeni gençlik modalarını sindirmeye çalışırsın!.

60’ lı yaşlarda ise, eğer yediğine içtiğine sözün özü bedenine dikkat etmemişsen, yumruğu yer oturur feleğini şaşırırsın.  Oysa, geçen yıl aynı paçavra hastalığını, aynı ayak burkulmasını, aynı diş ağrılarını, veya değişik organların isyanlarını bir-iki hapla iyi ettiğini düşünürken… ve birden o geçen yıl diye düşündüğün sürecin  10 yıl öncesine ait olduğunu hatırlarsın.. 

70’ li  yaşlara geldiğinde ise  (eğer ömrünün kıymetini bilememişsen),  çanlar çalmaz.. çalsa da zaten duymazsın! Tokmaklar da teğet geçer hafif eğik olduğu için beden!.. yumruk mumruk da yemezsin.

Çünki Daktır artık ne yersen ye demiştir!.




 

20 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Of yaaa:)))

gülsen VAROL dedi ki...

Dur... daha offf çekmene çok var.. hele bir de söz dinlersen hiç çekmeyebilirsin!!:))

Nihansu dedi ki...

Kulağıma küpe oldu tüm satırlar.... İlk paragraf çok tanıdık şimdilik.

NzlGl dedi ki...

Kendim için 'geçmiş olsun' diyorum. Sizi cok opuyorum benim sevgili Gülsen hocam

gülsen VAROL dedi ki...

Sen, Burak ve Hande henüz grup içinde değilsiniz.. ama yazarken aklıma gelmiştiniz.. Sonra da bir kulağınızdan girip diğerinden çıkacağını düşünmüştüm.. :))))

Adsız dedi ki...

Çok iyi anlatım hayatı dolu dolu iyilikle yaşamak yaşlanmanın gerçekliğini unutmamak evladın kardeşin, arkadaşın eşin ,dostun hayırlısı ve unutulmazlığı sağlayan eserlere sahip olmak zamana karşı en büyük silahtır diye düşünüyorum sağlık ve mutluluk sizinle olsun.

kadriye dedi ki...

Doğru. Ruhun hep genç kalması durumu vahim bence. Birazda olsa bedene uyum saglamali

Makbule Abalı dedi ki...

Doktor, "Artık ne yersen ye" demeden de yediğine, içtiğine, sağlığına dikkat edenler , bu zamanlamayı biraz daha genişletebilirler mi sevgili Gülsen Öğretmenim? Bir "teselli" de gönül yaşı, akıl yaşı, duygu yaşı, beden yaşı tanımlarının karışımında olabilir mi acaba?
Uzaklardan selam-sevgiler...

Banuca dedi ki...

Aaaah ah... evet aynen böyle geldik buralara, bu arızalara katlanmaya... Bana birşey olmazlarla başladık, bu da geçerle devam ettik, ben böyle miydim-böyle mi olacaktımdayız :))

gülsen VAROL dedi ki...

Yok öyle yersiz tevekkül Nazlı.. nazlanmanın sırası değil :))))) henüz orta gruba bile girmemişken!!! hemen silkelen ve kendine gel.. GEÇmiş olması için benimle aynı pencereden bakman gerekir..:))

gülsen VAROL dedi ki...

Sağol Evimin güncesi.. hepimizle beraber olsun o mutluluk ve sağlık.. Çünki ikisi de tek başına pek bir şey ifade etmiyor ne hikmetse.. :))

gülsen VAROL dedi ki...

Ah.. Kadriye.. biliyor musun aslında yazımın gizli can damarı bu cümle idi.. Vahim!! evet haklısın ama, yaşamı geçerli kılan da ruhun hep genç kalması..:)))

gülsen VAROL dedi ki...

Sıralaman müthiş Banu.. ve itirafların ne kadar tanıdık!! "biiişey olmaz" Yıllar önce tercüman olarak çalıştığım bir İngiliz firmasında Müdür bir gün beni çağırıp sormuştu "be say all meys" ne demek diye.. tercüme edemeyince ben de kurnazlık edip ona sormuştum "bu ne demek" diye.. Ve bana asır kadar uzun süredir unutamadığım bir şey söylemişti.. Siz Türklere neyi tembih etsem veya hangi konuda ciddi ikazlarım olsa bana böyle cevap veriyorlar.. ne demek merak ettim." demişti o zaman dikkat ettim ve eminim hala duvarlarında çınlayan çok uzun bir kahkaha attım ve dedim ki "Bu, -don't worry- nin Türkçesi, yani -bir şey olmaz-!" Ah Banu bak bana ne güzel bir geçmiş anımsattın.. Dilerim o kadarla kalır tüm sıkıntılarımız ve.. "bi şey olmazzzz..."

gülsen VAROL dedi ki...

Evet Makbulem haklısın.. bu değişik biçimlerdeki yaş sıralamasında, önemli olan tüm acılara tüm hastalıklara ve çaresizliklere aslında gönül yaşımızla karşı koyarsak, bedeni kabullenmeden gönlü hoş tutup muzip yaramazlıklar yapmasına izin verirsek, ve eğer genlerden miras bir uzun zaman hediyesi de varsa... dediğin gibi ne yediğine içtiğine (özellikle BUNA) de dikkat ederse insan, Daktırlar istediği kadar ne yersen ye desin!! :)))

Klio'nun Şarkısı dedi ki...

Ah ne doğru söylediniz:( O dikkat edilmesi gereken zamana ramak kaldı benim için. Yaşıtım arkadaşlara da belirtiyorum, kabul etmiyorlar "genciz" daha diyorlar:(

Akgül Çubukçu dedi ki...

Gülsen hocam, içime taş gibi ağırlığı çöken bir yazı oldu bu anlatımınız. Şimdilik, henüz kendimde yaşamadan önce, bu yaş sıralamasındaki her aşamayı, önce babamda, sonra da annemde birebir gözlemledim. Uzun bir dönem de, sadece annem değil, onun gibi, hatta daha da ağır durumdaki yaşlıların arasında geçti bazı günlerim. Gördüklerim çok düşündürücü, aynı zamanda da içten içe yıpratıcı, yaşam enerjisini sıfırlayan, gelecekten dehşete kapılacak kadar endişe hissettiren, ileri derecede yaşlılık/hastalık durumlarıydı. Psikolojim bozuldu. Artık kendi yaşlılığımı da korkuyla, zaman zaman da panik duygusuyla düşünüyorum. Dua ediyorum, inşallah o kadar ileri yaşlarda, başkalarının bakımına muhtaç olacak durumlarda olmam... Allah herkese sağlıklı, aklı başında bir yaşlılık dönemi nasip etsin. Hepimiz için... Farkındalık yaratan bir yazıydı, özellikle daha genç yaşlardakiler için. Aklınıza, ellerinize sağlık, sevgiyle, sağlıkla kalın...

gülsen VAROL dedi ki...

Hoş geldin sayfama Sezer.. Eser... az önce sayfalarındaydım.. bir girdim... vakit gece yarısını geçti hâlâ çıkamadığımı fark ettim.. Gerek yayınladığın gerekse paylaştığın yazılar seçilesi ve okunası yazılardı.. İster istemez benim kitaplarımın ve şiirlerimin de bu değerli blogda yer almış olmasını istedim.. Bundan böyle daha sık görüşeceğimizi düşünüyorum..
Yazdığım satırlarda henüz dikkat komutu çeken yılları düşünmen için erken olduğunu gördüm. Ama zeki bir insanın okuduklarını kulak arkası etmeyeceği inancı içindeyim.

gülsen VAROL dedi ki...

Evet biliyorum Akgül.. bu yazdıklarımı, senin gibi ve Makbule gibi ve tabii ki benim gibi bu bedeninin intikamı ile boğuşan ebeveynleri olanların daha duygusal daha içi yanarak okuduklarını biliyorum. Zaten, herkesten daha çok bunu yaşayanların dikkate alması gerekir .. ama insan denen yaratık maalesef tanrının tek lütfu olan aklı, bedenini korumak için kullanamıyor. Evet yaşlılık doğal bir süreç .. hastalıkların tahribatı ise korkunç.. Ama buradaki yazıda o bedenin fazla tahrip edilmemesine dikkat çekmek istedim ben.. Yoksa, koskoca kayalar bile su damlalarından aşınıp giderken.. ve engel olunamayan tek şey ömrün bitişi iken!!..

buraneros dedi ki...

Rastladınız mı bilmiyorum ama uzun bir süredir kendimle alakalı olarak altını çizdiğim bir mazeretim var, işler güçler meselesi:)) Onlardan usul usul kurtulmaya başladığım evrede, yeniden yazmaya ve okumaya başladım; neler kaçırdığımı da fark ediyorum elbette:)) Üstelik de ince bir kıskançlıkla birlikte şahane bir özenme duygusu ele geçiriyor bünyemi, usul usul:)) Teslim olmaya gönülden razıyım:)) Okumamış olduğum her bir yazınızı okurken, biraz da ödevini yapmamış ve defterinin sayfaları arasına kendini tıkıştırmaya, olmadı sırasının gözüne saklamaya çalışan bir öğrenci gibiyim:)) İnsan sizin sayfalarınızdayken, kendini şöyle bir toparlama ihtiyacı duyuyor ve ayağa kalkıp önünü de ilikliyor çaresiz, ama gönüllüce:)) Bir yandan da kendimi öğretmenin saçlarını okşayacağı, haylazlıkları ve afacanlıkları ve elbette tembelliklerini hoş göreceği -ayrıcalıklı-bir öğrenci gibi görüyorum:)) Biraz da kasılayım di mi ama:)) Yani Gülsen öğretmenim; yine çok etkilenmiş, çok şey biriktirmiş, özenmiş ve de gaza gelmiş biri olarak dönüyorum:)) Üstelik de okuduktan sonra kendimi kalda bulduğum, farklı farklı duygulara bulandığım, o duygudan öbürüne geçmenin artçılarının keyfini dibine kadar yaşadığım her bir yazının bendeki hissini, etkisini her bir yazının altına yazmamış, yine kaytarmış, toptancılığın ardına sığınmış bir öğrenci olduğumu da kabul ederek:))

gülsen VAROL dedi ki...

Hani birisi ile gözgöze gelirsin.. yabancı bir yerde yabancı biri ile.. ama, arkanı dönüp gittiğinde bile aklın takılır o gözlerdeki aşina bakışa.. Sonra birden parlayan hafızandaki açılan kapıdan girersin.. VEEEE... hatırlarsın! İşte aynen böyle oldu sevgili buraneros.. sevgili La Paragas... kaybettiği oyuncağını bulan çocuklar gibi sevindim inanır mısın?? Hemen bir koşu gittim sayfana ve Kars'ın şehir sinemasından başladım .. gizemli sarı evin kapısı önünde bekledim uzun süre.. Sağlığımla ilgili çok ciddi sorunlar yaşadığım şu günlerde en güçlü ilaç gibi geldi bana dostluğun.. Geç kalmış ama mazereti makul bir öğrencime kavuşmanın huzuru içindeyim..