4 Haziran 2016 Cumartesi

KAPASİTE ..??

Çok yönlü kullanılabilen kelimeler hoşuma gider. İnsana
ifade özgürlüğü verir.. Anlatımda güçlük çekmezsin.. ayrıca anlatımın bir sanat olduğu konusunda, bunu anlayabilecek insanların akıllarına fikirlerine duygularına serin rüzgârlar estirirsin..
Kapasite, "bir şeyi içine alma sınırı... veya, anlama, kavrama yeteneği.." diye tanımlanıyor lügatlerde.. Bence eksik! Bu kelimenin, sadece anlama kavrama yeteneği ile sınırlı olması mümkün mü? İnsanın sevme kapasitesi gibi duyguların kapasitesi neden girmemiş acaba lügatlerdeki tanımlara?.. Düşündüm de, sınırı belli olmayan hatta sınırsız olan ne çok şey, tek kelime ile tanıtılabiliyor..

“Kapasite” de bunların içinde.. hatta başında. 

Acil serviste, parmağına iğne battığı için ortalığı birbirine katarak bağıran bir insan için, bedenindeki 6 kırığa dayanma gücü bulamadığı için  bağıran bir insana, onun acıya dayanma kapasitesi olmadığı için böyle bağırdığı söylense de, benim anlatmaya çalıştığım bu değil !.. Çünki bu yaşıma kadar, edepsizliğin neredeyse her yerde geçer akçe olduğu günümüzde "acı eşiğim düşük" diyen düşük insanlara inanmıyorum.  
   
Meselâ, herhangi bir yazıyı okuyan bir insanın, anlama kapasitesi yoksa o yazıyı beğenmez.. anlamaz çünki! Ya da işine gelmediği için anlamaza yatar!!.. Bu da aslında değişik bir kapasite türüdür.. Yani işine geldiğini anlamak diğerinde anlamaza yatmak!! Yatmak dendiğinde aklına gelen ilk şey kendi KAPASİTESİ içinde seks olunca, mutlaka kendince bir bit yeniği bulmuştur veya geçmişini hatırlamıştır!! O zaman da, çeneleri kapatmak uğruna din kisvesine bürünür düşük!!

Aslında kelime oyunu denen şey de kapasitesi geniş ve derin olan insanlar için geçerli.. Anlatmaya çalıştığımın, bilinen oynanan kelime oyunu olmadığını söylememe gerek yok.
İnsan beyninin oyunu çok farklı.. Bir kere doğruyu bulmanda katkısı sonsuz, sonra ikna olmanda. Zaman zaman sapıtmanda, yolunu şaşırmanda.. muhteşem olduğunu düşündüğün manzaraların(!) aslında balçık çamur olduğunu anladığın anlarda, doğruluğu konusunda tenakuza düşsen de yine doğru yolu bulmanda yardımcı olan da, o muhteşem beynindeki yol gösteren ışıktır.. ki adına bazen mantık dendiği olur!!. İşte
o zaman,  yüreğinin ve beyninin arasında denge sağlayabilmen için mahir bir cambaz olman gerekebilir.

Sözü fazla uzatmak istemiyorum . anlatmak istediğim bazı kelimelerin gerçeği yansıtmadığı .. belki de beynimizin oyunu bu!.. da biz farkında değiliz..

Mesela.. SEVMEK kelimesini ne çok kullanır insan.. öylesine.. lâf gelişi.. bol keseden.. Oysa insanın en cimri olması gereken duygusudur bu.. bitti mi.. gitti mi.. boş bir fıçıya döner insan çünki..

Ama.. yanlış yorumlanır bence SEVMEK fiilinin anlamı!! Ve yine bence (belki sence de) basamakları olmalı sevmek fiilinin..

Hayran olmak.. Takdir etmek.. Etkisinde kalmak..  gibi.


Bunlar da yüce duygulardır ama hiç birisi sevmek fiiline tek başına sebep olmaz.. Hayran olduğun insanı sevmen şart değil.. ya da takdir ettiğin (hangi konuda olursa olsun) bir insanın sevmediğin diğer yönleri gözüne batabilir.. etkisinde kaldığın kişi, sevdiğin kişi olamaz tek başına.. Hangi kabiliyeti ile veya hangi seçkin karakteri ile.. ya da hangi yeteneği ile seni etkisinde bıraktığı önemli.. Yoksa sadece fiziki görüntüsü ile mi, yoksa yüzünü hiç görmediğin halde yazdığı yazılardan mı?
Yoksa herkesin hayran olduğu kişi olduğu için mi?

Duyguları tahlil etmek, bence  tıbbı aşan bir konu!

Gelelim SEVMEYE.. Düşünün, bu muhteşem duygunun oluşması için hiçbir meziyeti olmayan bir kişiyi de sevebilir insan.. Yalnız, ÇOK önemli sorun, sevmek ile aşkı ASLA karıştırmamaktır.. Sevmek ne kadar yüce bir duygu ise, aşk da o kadar pespaye bir duygu bence.. Çünki, “Sevmek” insanı yüceltir .. “Aşk” rezil eder..
 

EĞER.. hayran olduğun meziyetleri olan.. etkilendiğin becerileri ve zekâsı olan kişi, (her kim olursa olsun) seni anlayabiliyor ve en önemlisi takdir edebiliyorsa.. hani ölmeyen aşk denen masal var ya, işte o masalın kahramanını bulduğunu bilmelisin..  

EĞER.. bırak takdir etmeyi,  seni anlayamıyor ise.. (gerek biyolojik olarak gerekse tıbben) !! o hissettiklerinin zerresine lâyık değildir..

O zaman..  bırak gitsin!







4 yorum:

Makbule Abalı dedi ki...

Türkçemiz anlam yönünden ne kadar zengin kelimelerle dolu.Anlatmak ya da söylemek istediğimiz şeyi farklı kalıplarda aktarabiliyoruz. Kapasitesi uygun kişilerde bile bazen yanlış anlamalar, veya yanlış değerlendirmeler olabiliyor.Bazen fazla hassasiyetten, bazen alınganlıktan, belki bazen de ön yargılardan...

Haklısınız, "sevmek" de yanlış yorumlanabilecek bir duygu. Hele ülkemizde; "Çok sevdim, kıskandım, öldürdüm, çok sevdim, onu kimselere yar etmedim...vb." cümleler kadın cinayetlerinde sık duyulan sözcükler.
Ama "kindar bir nesil yetiştireceğiz" deyişleri de bana aşırı sevgi gösterisi kadar yanlış geliyor. Herhalde her şey dozunda güzel.
Ve duygularımızı en doğal haliyle, içimizden geldiği gibi ifade etmek sanırım en iyisi.
"Arif olan anlar." herhalde.

Tekrar bloğunuzda olmanız ne güzel Sevgili Gülsen Öğretmenim.

Nihansu dedi ki...

Kelime oyunlarini cok seviyorum, bir kelimeye yuklenen anlamlarin yetersiz kalmasi veya yetmemesi bazen kelime oyunlariyla kurtarilabiliyor. Bazen de herkes kendince bir anlam yukluyor ve anlamak istedigi sekilde anliyor. Cok dogru ornekler vermissiniz, yanlis anlamlandirmalar, kapasitenin yetmemesi veya cok anlamli kelimeleri sadece bir anlama indirgeyerek haksizlik etmeyi, daha dogrusu o duyguya haksizlik etmeyi...
Buradan varmak istedigim bir nokta var ki o da sevginin kapasitesizligi; yani sevmeyi bilmeyen beceremeyen eline yuzune bulastiranlar... İste onlara gercekten birak gitsin demek gerekiyor. En cok da sevgi denilen essiz duyguya gercek bir karsilik veremeyecek kapasitesizler gitmeli, ugurlar olsun...

bilge dedi ki...

Sevgili Gülsen öğretmenim size tekrar geçmiş olsun diyorum ..Yolu sevgiden geçenler merhaba diyor sevgilerimi gönderiyorum ..

buraneros dedi ki...

"bir tek kelimenin ifade edilişindeki vücut diline ya da tonlamaya bakıp aynı kelimenin farklı insan karakterleriyle ya da aynı insanın farklı ruh hallerinde nasıl farklı anlamlar yüklendiğini bilen biri olarak..." demiştim, bir yazımın içinde. Çok da beğenip havalanmştım üstelik, bunu ben mi yazdım diye:)) Yazınızı kaçıncı kere okuduktan sonra aradım ve buldum cümlemi. Aklınızdan geçirdiklerinizi, çapınızca yazdıklarınızı, kendinizden çok çok daha güzel yazan birinin kaleminden görünce insan, "ben de iyiyimişim be" diyor haliyle.:)) Şu karne gününde ne sevinç oldu benim için:)) Unutmayın, şahanesiniz:))