Nicedir görmediğim ve gözden ırak oluşunu kayıp olarak kabul etmediğim bir tanıdıkla karşılaştım bir akraba evinde bu hafta sonu.. “yüzünün ebcetini almış Allah” derdi anneannem nursuz pek sevilmeyen tipler için.. Anlamazdık ne olduğunu ama yüzünü aldığına göre Allah , demek ki yüzsüz biri diye düşünürdük çocuk aklımızla!..
Benim blogdaki yazılarımla ilgili ahkâm kesti uzun uzun.. Beni ahlâksızlıkla suçlayarak!! Ben yaşlandıkça sabırlı mı oluyorum ne? Kadın hâlâ .. sağlam! :)
Çocukluğumda, mahallemizdeki fırının köşesinde oturan ve sabahtan akşama kadar bastonuna çenesini dayayıp uyuklayan bir fırıncı Şafi bey amcamız vardı.. feylezof(!) gibi adam derlerdi.. Kimi kimsesi yoktu. Fırınında yapıp pişirdikleri ile hafta sonları kimin kapısını çalıp kahvaltıya gelse, bir küçük altını, getirdiği ekmeğin ya da böreğin bir diliminin içine saklar, kim bulursa o altın onun olurdu.. Korkardım az bir şey ondan. Kara pos bıyıkları vardı.. (nietzche gibi!!) Gök gürlüyor zannederdim konuştuğunda zaten gök gürültüsünden de korkardım :)
Ablalarımın, altını bulma savaşı içinde oldukları o kahvaltı süresince, ben babamın kolunun arkasına yarı saklanarak onun anlattıklarını dinlerdim can kulağı ile.. “insanın gençliğinde hafızasına soktukları, tıpkı yeni taşınılan bir evde yeni dolaplara raflara yerleştirilen eşyalara benzer mîrim... İtina ile düzgün yerleştirilir raflara konup dizilen anılar..” derdi.. “sonradan aldıklarını da yer kalmayınca raflarda, şöyle kenarına köşesine sıkıştırıverirsin” diye devam ederdi.. “Yani mîrim, gençlikteki anılarını dün gibi hatırlaman, ama son dönemdekileri pek hatırlayamaman bundandır” der, eli ile koca bir börek dilimini tek lokma olarak ağzına atardı..
Yine bir Pazar kocaman bir tepsi ile geldiğinde, tepside minik bir dağ görünümündeki pilavın üstünde kızartılmış bıldırcınları görünce öyle yüksek sesle ağlamıştım ki mahalle ayağa kalkmıştı!!
O günden sonra bir daha o geldiğinde sofraya oturmamıştım. Bahçedeki çardak altında yapılan tüm konuşmalar, bahçenin o tarafına açılan penceresi olan mutfaktan dinlenebilirdi, duyulurdu yani.. Ben, 6 yaşında.. çelimsiz.. sıska.. kara kuru, çirkin ve hem çok korkak hem biraz cadı bir kız çocuğu olan ben, mutfak içinde pencerenin altına oturup bahçedeki konuşmaları dinlerdim.. Şafi amcanın babama “mîrim” diye anlattıklarını.. verdiği dersleri!!
(sokaktaki mahalle arkadaşlarımın oynadıkları "tombilis" oyununda aklım kalsa da!.. acaba bu nedenle mi annem beni akıllı aptalım diye severdi??)
Yine böyle bir pencere dibi faresi olarak oturmuş dinlerken konuştuklarını, babam “peki şimdi bu farz mı sünnet mi?” diye sordu.. A-aa!!… bu ne demek şimdi? Babam sünnetin ne demek olduğunu nasıl bilmez ama??? Komşu Doğan ağabey geçen hafta sünnet olduğunda neyinin kesildiğini mahallede öğrenmeyen kalmamıştı halbuki .. şu babamın da merak edip sorduğuna bak!! Her tarafım ‘kulak’ kesilerek verilecek cevabı bekledim.. Dedi ki feylezof Şâfi amca.. “Mirim, farz, boyun borcudur.. mâzuratı(!) olmayana, yapmamak günahtır.. ama sünnet, söz dinlemektir, uyulması gerekli olandır”
(Gençlikte raflara itina yerleştirilen anıların, unutulmadığının canlı bir örneğini teşkil etmekteyim şu an).. :)
Ancak o gün o nursuz kişinin söylediği ve değersiz kabul ettiğim konuşmanın bana bunları yazdırdığını düşünecek olursam, pek de değersiz kabul edememiş olduğum çıkıyor ortaya.. Ancak, bunları da okuyunca, kendisini haklı bulup benim de “ibret” aldığımı düşünme hatasına düşmemesi için izahımı tam yapmak zorundayım..
O gün, yokluğunun bir kayıp sayılmayacağı kişi dedi ki; İçki içmemek farzmış!.. içilmesi günahmış!.. Ben, günaha teşvik ederek iki misli günah işlemekteymişim bir de üstelik kadeh resmi basarak !!.. Konuşmasında (basaraktan- ederekten) dediği için, hani “tek tek basaraktan/bade süzerekten…” türküsünü hatırlayıp yüzüne karşı epey seslice güldüğümü, hafif sesle de türküyü söylediğimi belirtmeliyim!..
Kadehe el sürmeyip, baş parmaklarının çukuruna doldurdukları tozu çekenler için mi, yoksa daha farklı zevkleri(!) olanlar için mi, ya da yetimin bile hakkını yiyip oruç tutanlar için mi bilemem; atalarım, "dinime küfran eden müslüman olmalı" demiş.. Demek ki neymiş? Sünnet ile farz her zaman günahkâr olunmaması için bir sebep teşkil etmiyormuş!.
Halbuki bu pazar ne içilecek şarap ne de kırılmadık kadeh kalmayınca.. gerçekten limon sıkmaya kesin kararlıydım pazarınıza. Hatta o mayhoşluğun fotoğrafını bile çekmiştim! .. Artık haftaya!
Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
'Damla' nasıl 'inci' olur denizde:


38 yorum:
Çok iyi bir yazı, resim ve dörtlük.
Teşekkürler.
Haklı bulunmak da güzel.. Ben de teşekkür ederim sevgili Alizafer.
Peki bu içki günahının yaş sınırı ne? keşke sorsaydın çok bilen artkadaşına(!)
Bilemedim arkadaşım aklım devamlı karıştırılıyor da:))
Yeri gelir keyf, yeri gelir feyz alırım sizde okuduklarımdan..Çoğu zaman -şu anda olduğu gibi- ikisi birden düşer payıma. Hiç birinde bir günaha ya da bir ayıba yöneltildiğimi hissetmedim.
Birine günahkar diyebilmenin hep bir tür gözü karalıkla ilgisi olduğunu düşünmüşümdür. Niyedir bu, nasıl bir gözükaralıktır? yeri gelirse tartışılabilir elbet. Fakat burada siz o kadar tatlı bir dille ve o kadar zekice ve vicdan ve izan ve ahlak sınırları dahilinde anlatmışsınız ki, edeceğim her bir söz laf-ı güzaf olur diye susmalı dedim.
Bu arada anlayan toplasın payına düşeni toplasın diye, bu gece Hayyam’ın kaleminden inciler dökülmüş yine:)
"O kişi" benim arkadaşım DEĞİL! sevgili yaşamın kıyısında.. Bu yazıları da okuduğunu bildiğimden, benim gözümde, herhangi bir "sıfat"a lâyık olmadığını anlamasını isterim..
Ayrıca günah ile yaş sınırının ilişkilendirilebileceğini de düşünmüyorum. Ancak, "Akıl balîğ" olduktan sonra geçerli olacağı söylenir!!!
Ne mutlu bana Lodoscum.. gerçekten ne mutlu! ki, söylediklerinden ve hatta söylemediklerinden bile zevk ve feyz aldığım dostlarla çevrili yörem.. Güzel düşüncelerin adama kadeh kırdırtır :)) Teşekkürler..
şerefe o halde !
:)
Helâl olsun sana "gibi'siz" Sevgi'm..
Anılar denizine düşüp sarhoş olmamak ne mümkün! Varsın sizden gelsin bu ayyaş hallerim:)
Okudukça elimdeki yeşil çay şaraba dönüyor...
Bakın, gözdek ırak olanlar göze gelince neler neler çıkıyor pazar limonu adına:)
Sevgiler
Saygıdeger arkadaşım; paylaşıma bayıldım...Payıma düşen herşeyi dağarcığıma topladım...Teşekkürlerrr...Benim sevgimle kalın.....
Aynen benim de elimden hiç düşmeyen bardağımı kadeh diye hayal edişim gibi sevgili newbahar.. Ama bardağımın içindeki demli çayımı dünyanın en ünlü şarabına değişmem o da ayrı!!
Bizler gönlü ayyaş olanlarız.. ayılmak istemeyen!
Senin sevginle kalmak... ne güzel! Samimiyetin sıcaklığını hissettirdin bana sevgili hanımelim!! teşekkürler.
Gülsen Hocam,
İnanın bayıldım bu pazar ki limonunuza:)her pazar bir başka keyif ama bu pazar ki bambaşkaydı:)durdukça demlenmiş, yıllandıkça iyice mayalanmış şu şarabı içtikçe içesi geliyor insanın:)
ne çok şeyler anlatıyor yazınız kıssadan hisse çıkarılacak! hayatın içinde yaşanılan, insan manzaraları ve daha pek çok konuyu içeren...
her bir yazınızda öykü tadında lezzetler aldığımız ve dersler çıkardığımız...
*****
“insanın gençliğinde hafızasına soktukları, tıpkı yeni taşınılan bir evde yeni dolaplara raflara yerleştirilen eşyalara benzer ... İtina ile düzgün yerleştirilir raflara konup dizilen anılar..” “sonradan aldıklarını da yer kalmayınca raflarda, şöyle kenarına köşesine sıkıştırıverirsin”
*****
ilk kez duyuyorum bu feylozafça yaklaşımı!çok anlamlı...
"sünnet"'i ayrı bir haneye yıldızladım...çok güzeldi Hocam...yüreğinize, kaleminize sağlık...
Güzel bir hafta dilerim...
Sevgi ve saygılarımla...
Sevgili sarışınım Esin'im.. bu feylezofça yaklaşımın doğruluk payını insan büyüdükçe (bazıları buna yaşlanmak diyor!!!) daha iyi anlıyor.. Bak en canlı misali ile karşındayım..60 yıl öncesini sanki şu an duyuyormuşum gibi hatırlayabiliyorum..
İnsan manzaraları, hayatımın bir parçası... bir anlamı benim. Senin için de öyle!.. öyle değil mi?
Kişi bir başkasına bakarken kendi penceresinden baktığı için kendi gibi görüyor karşısındakini .
Hani körlerin dolma yeyişi fıkrasının sonu "kendi başımdan pay biçtim "diye biter ya.
O kendini görmüş,
bizler de kendimizi görüyoruz yazılarında.
Ama ben bu perşembe sadece yazdıklarında değil sende gördüm kendimi sevgideğer gül"sen Öğretmenim:))
O günkü gibi kaldıralım fincanları şerefe.
Çayın çok güzel olduğunu söylemeyi unutmuştum ,vallahi tadı damağımda kaldı aroması burnumda...
Tevazuu gösteremeyeceğim TEK şey, çay konusundaki becerimdir zaten sevgili Nalân.. Ondan başka HİÇ bir şey yok!! :)
Tekrarını diliyorum tadı damakta kalan dost meclislerinin..
Bir insan bu kadar mı üretken, bu kadar mı kıvrak zekalı, bu kadar mı cesur, bu kadar mı yaşamın
içinde olur...
Pazar yazılarında kâh düşündürüyor
kâh eğlendiriyor (hicivle karışık)kâh eğitiyorsun..
Ya her seferinde sayfalara koyduğun güzel resimlere ne demeli.. Hele o “Çatıkatı”ndaki şiirlere uygun fotoğraflar!!! ... Blog dostlarına tek tek verdiğin güzel cevaplar.. Bu doyurucu performans karşında şaşırmamak elde değil ! Allah nazarlardan esirgesin... yaşam enerjini daim etsin Gülsen’im....
Amin ve de AMEN sevgili Leyâl'im :)))
O yaşam enerjisi olmasa, niye ve nasıl dayanırdı bu yürek bir düşün..Performansımın doyurucu olup olmadığını bilemem ama bu pazarlarınıza limon sıkmak benim de hoşuma gitmeye başladı!! Çatı katımı nasıl keşfettiğini de anlayabilmiş değilim ayrıca!!
bu densiz kişi madem öyle şeylere inanıyor o zaman öbür dünyaya gidince meleklerden kendisini cehenneme göndermelerini istesin çünkü cennet'te ŞARAP IRMAKLARI AKIYORMUŞ:))))))
sadece şarap olsa iyi sevgili Müjde'm.. Gel de Ömer Hayyam'ı rahmetle anma! Bir de huriler kısmı var!! :))
"İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?"
...
Nasıl sabır gösterdiniz böylesi ahkâm kesen birine, hayret ettim doğrusu Gülsen öğretmenim. Ben kendi adıma sinir oluyorum bu tiplere. "Sana ne, senin ne üzerine vazife, sana mı kaldı sevap-günah?" diye bir gün birilerine çatacağım diye korkuyorum ama bakalım ne zaman? :(
Yazınızda da güzel ayrıntılar vardı bu arada, yeni bilgiler, yeni duygular kazandım, teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgilerimle.
ahkam kesenler okadar çoğaldıki bu günlerde..ağzı olan konuşuyor))))) sevgiler..
sabrınıza hayran kaldım...
farzlar belli zaten...
de
-terstende gidebilirim- diye düşünmüş olmalı o tanıdığınız...
yani ''bi farz da ben tuttururum belki burdan''
dedi herhalde :)
haramı sevabıda insanın kendine kalsın artık...
sürekli sevapta olsa insanlık buranında öte tarafında dengesi bozulur :)
ama keşke o tandığınız Yunus'dan da okusaydı...
kızmazsınız sanırım benimde bir dörtlük paylaşmama...
''bir kez gönül yıktın ise
bu kıldığın namaz değil...
yetmişiki millet dahi
elin yüzün yumaz değil''
der ve devam eder...
ama
ne yalan söyleyeyim
şu ekmek ve börekteki altınlar
hep romanlarda filmlerde olur sanırdım...
sizin çocukluk zamanları daha iyiymiş:)
sevgiyle...
Hiç sorma sevgili Anjelika... sınırsız fevrî bir insan olmama rağmen, evinde olmaktan onur duyduğum bir insanı düşünmem, daha ağır basmış olmalı.. Biz böyle terbiye gördük.. o nedenle başımızdaki terbiyesizlere alışamıyoruz!!!
Ağzı olsa iyi sevgili Bilge, kıçlar baş olalı!!! :)
masal gibi bir çocukluk yaşadığım için olmalı sevgili Seden, o akıl raflarımda kalanların da masalımsı olması.. Ne çok ibret alınacak şeyler kalmış aklımda ben bile şaşırıyorum hatırladıkça..
Zaman zaman ben de sabrıma hayran kalıyorum biliyor musun??
e, sonra bakıyorum hayran kalınacak başka bir şeyim de kalmamış!!! :))
"Yüzünün ebceti alınmış" insanlar içinde yaşamanın zorluklarını gün be gün daha bir yüreğimizde hissettiğimiz şu zamanda bu yazın ve dolan boşalan kadeh resimlerinle ferahlandı gönülcüğüm.Sen çok yaşa ve yaz olur mu can dostum? sevgilerimle.
Elbet sonu gelecektir, kararan gönüllerimizdeki isyana sebep olanlarin sevgili Sufim.. Ebcetsizler diyarına!! Sabır, en büyük ruh terbiyecisidir bilirsin!
Her döneme hitap eden, kendine özgün bir post Sevgili Gülsen Hocam. Ellerinize sağlık. Bu aralar biraz fazla işlerim vardı, daha sonra size uzunca uğrayacağım. Mevlid Kandilinin ülkemize ve İslam alemine mübarek olmasını dilerim. Sevgi ve saygılarımla..
Yokluğu farkedilen dostların sessizliği uzun sürünce içimi endişenin kara bulutları kaplar sevgili jivago..
Suskun dostları ısrarlı arayışım bu yüzden.
Ona bir şeyleri şikayet ettiğimde rahmetli babam derdi ki,bana şikayet etme,neden şikayetci isen içine gir mücadele et..Yıllarca nuru kaçmış insanlardan hurafe dinledik,bazan itiraz ettik bazan gülümsedik,aslında hata yapmışız,büyük küçük demeden yanlışı yüzlerine vurmak gerekirmiş.
Sevgili hocam şimdi sizin bu anınızı okuyunca ne çok yüzünün nuru kaçmış geçti gözlerimin önünden bir bilseniz..
Saygılar sevgiler.
Ya niye yapıldığını bilmiyorsun, ya da bilip önlemini almıyorsun diye, şikayet edeni, edilenden daha çok döven hocalarımızı hatırladım sevgili Tufan.. Ancak artık "içine girsek de" mücadele edemeyecek durumdayız maalesef..
Bu yazıyla yine tam isabet !
Hani şiirlerde ve cümlelerde ustalığınızı biliyorduk zaten de taşı gediğine koymada da üstünüze yokmuş :)
Lise son sınıfta çok sevdiğimiz edebiyat öğretmenimizin yerine gelen yeni ve de yaşlı(!) Hasan hocamızı pek sevememiştik.. Bizlere 'günlük' yerine 'hatıra defteri' dememiz için ısrar eder hatta not kırardı.. Ben de "dünlük" desek anlardınız ama demiştim.. Taşı gediğe koymak deyince aklıma geldi sevgili asortik krep.. hocanın adı gedik hasan paşa kalmıştı..
Begenmiyor ise nicin blogunuzu okuyor bu kisi acaba? Gizli hayranlik var bence.
Ince ince taslamalarla dolu, sessiz ve derinden, sozcukleri kilic gibi kullanan yazilariniza bayiliyorum!
Yazinizi sarap gibi ictim ve Amen dedim:)
Güzel bir tesbit sevgili Didem.. Zaten mevcudu kalmayan bir kitabımın adı da "dilimin kılıcı" idi! :))
Eleştirinin böylesini ayakta alkışlamak isterdim. Belki kızdığınız belki çok da umursamadığınız ama yine de sizi bir şekilde eleştiren o insana karşı verilebilecek cevabın böylesi yerinde ve anlamlı olması bile o kişi için neredeyse fazla. Başlığı okuduğumda ilk düşündüklerimle, yazının gidişatı ile aklımda yer edenler nasıl da başkalaştı, ellerinize sağlık böyle güzel bir Pazar yazısı ve eleştirisi için.
Satır aralarında, bazı arkadaşlıkların sünnet, ama bazı dostlukların ise farz olduğunu da kanıtlamak istemiştim sevgili Nihan'ım..
Yorum Gönder