30 Ocak 2011 Pazar

kazın ayağı..


Çok merak ederdim çocukken kaz'ı.. Evimizde adı sık geçerdi  ondan.. Babam, “kaz gibi ne düşünüyorsun?" .. diye ikaz baabında dürterdi ağabeyimi.. O zamanlar kocaman salonda yanan kuzine etrafında ısınırdı hane halkı. Yatmadan yatmaya odalarına çekilirdi millet.. İkinci kez, kaz gibi ne düşündüğü sorulduğunda kalkıp buz gibi odasına giderdi ağabeyciğim.. O zaman, farklı hayvanlar gibi düşünmek gerek diye düşünürdüm.. demek ki kaz kötü şeyler düşünüyor!!…
          Daha sonraları.. “yooo kazın ayağı öyle değiiil” diye başlayan cümleler duyduğumda, kazın ayağını merak etmeye başlamıştım. “yok anam yok o kadar uzun değil kazın ayağı” diye komşu muhabbetleri arası duyduklarımdan da anlamıştım ki, kazın ayağı kısa!
           Benden büyük üç ablamın olması benim ev işlerinden kurtulmama sebep olurdu genelde.. ya da bahşiş alıp onların işini yapmama!! Ortanca ablam sakardı az bir şey, eline aldığını düşürüp kırardı sanki biraz anneme inat yapardı diye düşünürdüm!! :)  Annem bir gün ona da kızıp “kaz gibi ne bakıyorsun suratıma, bu işler bitecek” demesin mi? mmm.. demek ki kaz, bir de adama kötü bakıyor!!

         Sonra bir gün.. komşu teyzelerin nenelerin (ki hepsi şu anki yaşımdan gençtiler maalesef) ellerindeki  aynaya bakıp "şu kazayakları da olmasa" dediklerini duyduğumda, artık kaz görmemin vacip olduğuna karar vermiştim..

       Bizim oralarda benim çocukluğumda dereler nehirler göller denizler vardı. Memleketimde Pazar günleri kıra gidilirdi ma-aile.. yenir içilir ve tanınmayacak halde kir pas içinde eve dönülürdü. Yine bir Pazar “nereye demir atalım bu Pazar hatun” diye soran babama,  annemden önce ben cevap vermiş ve “kaz olan bir yere gidelim” demiştim... Babam, “o dediğinden her yerde var kızım.. onlardan kaçtığımız gün kaz olan yerde ne işimiz var?” deyince, ağlamama hiç dayanamayan babama bu silahımı(!) dayamış ve Çarşamba yöresinde göllerin derelerin olduğu, yeşilırmağın kollarının bulunduğu bir yere gitmiştik..
İlk KAZ görüşümdü!.. İkinci gördüğümle de evlendim zaten!! 
Yanlarına yaklaşınca babam ikaz etmiş, “sakın yanaşma ısırırlar seni!!” demişti..  "yaa… ben de inandım" diye geçirmiştim aklımdan.. Cebime doldurduğum poğaçalarla yaklaşıp, bu kıçı yere yapışık bücür ördek bozuntularını incelemeye, bir yandan da ufak ufak poğaça parçaları atıp kapışmalarını seyretmeye başlamıştım.. kazın ayağı… kaz gibi… şunların ayaklarını bir görebilsem!! Tam o sırada irice bir tanesi tıslayarak üstüme gelmeye başladı.. resmen tıssssssssss diye ses çıkartarak, badi badi koşarak ve nasıl hafiften uçarak geliyor anlatamam peşimden. Elimdekilerin ceplerimdekilerin hepsini attım.. meğer onu almaya gelirmiş.. KAZ!


Duvardaki albümlerime baktım biraz önce.. Sonra aynayı aldım .. elimdeki aynanın dev  tarafından bakıyorum kazayaklarıma!.. Ben güldükçe onların da bana güldüklerini düşündüğüm… veya onlar güldüğü için beni gülermiş gibi yaptıklarını düşündüğüm kazayaklarıma!.. Herkesin yok etmeye uğraştığı, belli olmasın diye gülmekten bile çekindiği, avuç dolusu para verip avuç dolusu kremlerle vıcık vıcık yaptığı kaz ayaklarına bakıyorum.. ister inanın ister inanmayın seviyorum onları ben..
               Hani, her yaşın(!) bir güzelliği vardır diyen salaklardan değilim asla.. bunu diyeni bulsam mezarını eşerim o ayrı.. :)  Her şeyin güzel olduğu, ya da çirkinleştiği yerin, insanın aklı olduğuna inanıyorum belki ondandır kendimle ve bedenimle bunca barışık oluşuma sebep..
Belki bu yüzden, kuş beyinli olanlar kazayaklarını gerdirip,  tepkisiz bir tepsi gibi geziniyorlar ortalıkta..


              Ben, her akşam değil ama her Pazar.. “votka rakı ve şarap!!… ” diye kadeh kaldırdığımızı, rubailer veya sıradan şiirler okuyarak ve hep birlikte bir sağa bir sola sallanarak şarkı söyleyip, sonra o kadehleri kırdığımızı hayâl etmek istiyorum..
          Hiç içki içmeyişim, şarabın tadıyla tanışmama ve bu hayâli kurmama engel teşkil etmiyor!.


Ayinde sema içre çalan ney, neydir
Dostunla içilmişse buruk mey, meydir..
Cânânla muhabbet için kurulmuşsa eğer
Ve birlikte yaşanmışsa hayâl, her şeydir..

vedat varol



Şerefinize!



28 Ocak 2011 Cuma

YANLIŞ RİTİM (farklı kişilik)

                                                                                             (9)














***

23 Ocak 2011 Pazar

pazar limonlarının sinekleri..

Güney illeri içinde Mersin (İçel) çok beğendiğimi daha önceleri de yazdığım bir cennet şehirdir... Dünyadaki ilk mekânımı(!) o ilde satın almış, Babil denen (o zamanın) en muhteşem deniz sitesinde bir ev sahibi olmuştum.. 13 yıl yaşadım o yörede.. 
        Henüz yeni yerleştiğim ve insanları ile tanıştığım süreçte, “ eşiniz ne iş yapar” diye sorduğumda “çifçi” yanıtını alınca, hani elinde kazma küreği ile toprak eşeleyip tohum eken bir çarıklı çiftçi gelmişti gözümün önüne!.. Her ne kadar karayağız çehrelerine ve koltuğa zor sığan bedenlerine ve kürklerini çekemediği için kırılan askılarıma ve de gözüm büyüklüğünde tek taşlarının gözümü kamaştırmasına şaşırsam da!!.. :)

Sonunda, eşleri “çifçi” olan bu konu komşularımızın devamlı davetlerine karşılık vermek zorunda kalıp evlerine gitmek için yolladıkları özel şoförlü arabalarına binip evlerine gittiğimizde,  o evlerin en az 100 dönümlük arazi içinde konuşlandırılmış çiftlik evi olduğunu ve eşlerinin de o çiftliğin sahibi “çifçi” olduğunu öğrenmiştim..



Amma uzattım ha!.. Halbuki, burada öğrendiğim bir ziraî mücadele ile ilgili fikrimi yazacaktım güne uyarlayıp!..

Efendim, nisan ayı başladığında, güney yöresini (özellikle gün batımından sonra) gece boyu bir parfüm kokusu sarar.. Bu müthiş koku narenciye çiçeklerinin kokusudur ve değme parfüme değiştirilmeyecek kadar nefistir. Ancak aynı süreç içinde ortalığı bir sinek bulutu kaplar.. Ancak ve ancak güneş huzmesinin içinde sanki bir toz bulutu görüntüsü vererek belli olur, insanların burunlarına genizlerine kaçar ve hayatı çekilmez kılarlar..
Bu sinekler,  narenciye çiçekleri meyveye dururken (oluşurken) içlerinde kalıp meyveyi içinden yiyip posa haline getirecek kurtun larvasını daha çiçek içine yerleşmeden yer yok ederler.. Yani bir haşereyi diğer bir haşereye yok ettirirler!.. “peki bu sineklerle nasıl baş ediyorsunuz sonra?” diye sorulan haklı soruya verdikleri cevap ise daha enteresandır.. “ağam bu sineklerin ömrü bir ay !..” ..


        Keşke bir mucit olsaydım diye hayıflanmanın bir faydası yok.. zaten bu yaştan sonra âlim olsam da pek faydası yok o da ayrı!! Ama ortalıktaki gittikçe çoğalan haşerelerin yok edilebilmesi için bir çözüm teşkil edebilecek daha farklı ve güdümlü haşerelere ihtiyaç duyulmakta olduğunu düşünüyorum..

Ömrü,  sapıtmaya sebep olmayacak kadar kısa olan!
Esas görevi,  meyveyi posa haline getiremeden o haşereleri yok etmek olan..
şerefinize!
Hâlâ o şaraptan kalan ilhâm ileyiz
Hem neş'eli, hem gamlı bir encâm ileyiz.
Yoğrulmadayız dünki rubâilerle
Bir testinin aldattığı Hayyâm ileyiz. 
                                           
                                        v.varol


21 Ocak 2011 Cuma

YANLIŞ RİTİM..( damla )

                                                                                              (8)


**                                                                                        ./..

16 Ocak 2011 Pazar

45 cm. .. ?



 "45 cm. uzak durulacak"diye kükremiş bir lisenin müdürü!.. Kızlarla erkeler yan yana gelmeyecek ama gelirse de aralarında mutlaka 45 cm. olacak!.. Yani kaba taslak iki karış!. da,..  neye göre bu uzaklık?  yani, nereden nereye göre?.. Dudak hizasından dudağa olan uzaklık ise, ve çocuk gürbüzce ise … ne yapsın o 45 cm?.. Göğüs hizasından ise o uzaklık … bu sefer, o yaşlarda her ne kadar bastıra bastıra pestile çevrilse de belli olmasın diye, dikleşmeye müsait memeleri hesaba kattı mı peki?  Bir işe yaramazsa, ne günahı var o 45 cantimetrenin?.. Daha farklı uzunluklara göre, hele de lise yıllarını yaşayanlar için o uzaklık hakkında  fikrimi belirtmeyi de abes sayıyorum!.. :)          
         Şimdi bu müdüre sormak isterim farklı uzantıları hesaba kattı da mı verdi fetvasını, yoksa uzantılara veda ettiği için mi bu intikam??

         Bir tarih öğretmenim vardı ortaokulda.. saçlara takmıştı.. kızların saçları ya örülecek ya da kısacık kesilecekti.. saçları kıvırmak yasaktı!! Benim saçlarım  çok dalgalı olduğundan ve sabah ıslatıp verdiğim şekli muhafaza ettiğinden, saçlarımı kıvırdığıma hükmetmişti. Yine bir gün "ne dedim '251' hı?" diye cetvel sallayıp şarlayınca,  bir hışımla sınıfı izin almadan terk ettim. Gidip lavabo musluğu altında saçlarımı sırılsıklam ıslattım .. suya düşmüş bir fare görüntüsü ile, omuzlarıma akan sularla, dönüp kapıyı vurmadan sınıfa girdim.. “sen ne yaptığını zannediyorsun?” diye kükreyen, alnındaki  şah damarı şişik hocama, "sizi ikna etmenin yollarını arıyorum hocam" dedim, masum bir uysallıkla!! Sonra devam edip, "size saçlarımı kıvırmadığımı söyledim ama siz bana inanmadınız ve devamlı beni azarladınız. Şimdi bu dümdüz durumdaki saçlarım ders sonuna kadar kururuyup kıvırcık olunca yalan söylemediğimi anlayabilirsiniz” dedim..

Allahtan ki tarih dersi taptığım ölçüde sevdiğim bir ders idi.. 9 alınca ağladığım!. o nedenle bir sorun olmadı :))

          
Yani demem o ki, aradan geçen yarım asra rağmen zihniyetlerde pek bir değişim olmamış!.. Sadece o zaman milletin dili, sokulduğu yerden zırt pırt çıkmıyordu böyle 45 cm. liklerinki gibi..


          Görüldüğü gibi “Pazar”larınıza limon sıkmakta hiç zorlanmıyorum.. halbuki parfüm sıkmak gerekir dostlara.. çiçekler serpilmeli yollarınıza..
Ya da bir kadeh şarapla ve ağabeyim Vedat Varol'un bir rubaisi ile  “iyi pazarlar” denmeli..

"Evvelce ne çok tanrıya tapmış dünya
İman ile bir vahdete erdik gûya
Yok belki Şarap Tanrısı, Aşk Tanrısı
AŞK var, ŞARAP var ve günahlar var ya."

 

14 Ocak 2011 Cuma

DİDEM'e AÇIK MEKTUP..

Didem Uzuncaova, Amerika'da ailesi ile iki güzel ve de mükemmel evlatları ile yaşayan  güzel bir Türk kadını.. Bana teşekkürünü böyle sunmuş.. Pek çok blog dostlarımın yaptığı gibi.. 
Ben de buradan teşekkür ediyorum güzel jesti için..
Aynı zamanda, Amerika'nın değişik yerlerini,  güzel ailesi ile fotoğraflayıp  bizlere tanıttığı için.
EVET BLOG DOSTLUĞU GERÇEKTEN GÜZEL DİDEM..
Sevgilerimle.


13 Ocak 2011

Blog dostlugu ne guzelmis!

Blog camiasindan tanidigim ve tanidigima cok memnun oldugum guzel ogretmen, yazar, sair, her konuda yazdigi guzel yazilarini okumaktan cok zevk aldigim blog arkadasim sevgili GULSEN VAROL bana cok guzel bir jest yapip, yilbasi hediyesi olarak uc tane kitabini gonderdi.


Yaptigimiz araba yolculugundan donuste, posta kutusunda buldugum kitaplar beni nasil sevindirdi anlatamam. Ozellile yurtdisinda yasadigim icin Turkce roman okumak, daha dogrusu bulmak benim icin herseyden kiymetli. Bu kitaplar sayesinde hem hasret giderecegim hem de Turkce okumanin keyfine varacagim.
Sevgili Gulsen Varol ( Yapraklar )'un
"Bende kalanlar" ve "Hasret Senfonileri" siir kitaplari, "Albumdekiler" ise ilk romani.
Gulsen Varol emekli muzik ve Ingilizce ogretmeni. Siirleri hem Kultur bakanligi hem TDK tarafindan odullendirirlmis. Gurur verici calismalar yapmis. Onu tanidikca kendisine olan hayranligim ve takdirim artti.
En guzeli de ALBUMDEKILER adli romaninin tum gelirleri TEV (Turk egitim vakfi)'na
bagislaniyormus.


Sevgili Gulsen hocam bu degerli hediyeniz icin sonsuz tesekkurler, zevkle okuyacagim.


Sevgilerimle,
Didem
http://didemuzuncaova.blogspot.com/
Posted by didem

YANLIŞ RİTİM.. (tehdit..)

                                                                                                                                        (7)

****                                                                                                                                 

9 Ocak 2011 Pazar

"kaybolan yıllar"..'ın pazar limonu!!


Bir arkadaşıma uğradım.. nicedir yapmadığım bir şeydi.. “geçerken uğramak”..



Çelişkiye düşülen bir konu olmasına rağmen haberli ya da habersiz gitmek, ben öyle çat kapı gelinmesini samimiyet ile laubaliliğin nüansı kabul ederim ve pek rağbet etmem.. Haberli gitmeyi ise neredeyse unuttum gitti.. bana gelinmesinden mutluluk duyar oldum..


Dün, gerçekten geçerken, üstelik balkonundan beni görüp seslenmesi sonucu uğradığım evden, sokaktan duyulacak ölçüde yüksek volümlü bir şarkı yayılıyordu.. kimdi o gırtlağı yırtılan bilemem ama, avaz avaz “şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” diye bağırıyordu.. Gayri ihtiyari “Allah etmeye” dedim içimden.. Sonra bunun ne muhteşem bir roman konusu olabileceğini düşünmeye başladım.. (sen önce yanlış/doğru ritmi bitir hele..) dediğinizi duyar gibiyim.. :) Ama elimde değil kaybolan yılları KÜT! diye önünüze koysalar!!!!... dağlar gibi… yamuk yumuk üst üste yığılı.. “aha bulduk al düzelt “ deseler ne yapardınız??


O kaybolan yıllar içinde kalmış, mumyalaşmış , yanıp tutuştuğunuz bir insanı vaktiyle giydirdiğiniz kaftanlardan sıyrılmış olarak görmek sizce anılara saygısızlık olmaz mı? Ya da o yığınların altında kalmış acıları tekrar sırtlanıp göğüs germeniz ve taşıyabilmeniz mümkün mü?
"Hiç unutmadım" da deseniz yada "hep hatırlıyorum" diyerek kelime oyunu da yapsanız, kavuşmasız ayrılıkları yine yeniden yaşamaya gücü olur mu insanın?? Bu arada elma yediğimi fark ettim!.. arkadaşım anlatıyor tatlı tatlı… ben de dinliyorum! Hem onu hem şarkıyı!! Evet. Tek bir söz söylemeye bile hakkımın olmadığı kaybolan yılları, geri istemeye de hakkım olmadığına karar veriyorum..


Ben istemeden geri verselerdi ne olurdu diye düşündüm kısa bir an.. gözümün önünde birinin ya da diğerinin içinde olabileceğim kesin olan iki görüntü belirdi.. ! Neyse elma bitti… şarkı da bitti..
Zaten yılbaşı gecesi de neredeyse yaka paça götürüldüğüm restorantta en sonuna kadar açılmış tam tepemdeki hoparlörden  yine bir hatun avaz avaz... "sil baştaaan.. " diye bağırdığında da "allah korusun" demiştim.. de sonra kafama takılmıştı.. "neden olmasın?" sorusu!! :) 


“unutma e mi arkadaşım” dedi ayrılırken arkadaşım.. Neyi unutmayacağımı hatırlayamadım!


Geçip giden ama kaybolmayan yıllar yaşamanızı diliyorum ...


Ya da silin baştan!!!

4 Ocak 2011 Salı

bugün en güzel gün..



dinlemek isterseniz eğer..  tıklayın!
  Song   : "Many Times"

  Beste              :    Burak ali  DOĞU
Seslendiren  :    Burak ali Doğu


Grup: "hard to hit"



"O"
BENİM TEK AŞKIM!
(1975)

  VE AŞKIMIN TEK AŞKI!!
(2010)
ÖMÜR BOYU ELİNİ OMUZUMDA HİSSEDECEĞİM,


BENİ GURURLANDIRAN,



DÜNYAMI AYDINLATIP ÇOĞALTAN

SARIŞINLARININ GIDIKLADIĞI !!!


GÜZELDEN,
ve GÜZELİ RESMETMEKTEN ANLAYAN,

MUHTEŞEM BATERİST


DİNLEMEKTEN BIKMADIĞIM


MÜKEMMEL BİR BANKACI

MIZIKA ÜSTADI



GÖNÜL ALMAYI BİLEN

 
MÜZİK GRUBU OLAN

hayâlden öte bulduğu şiirler yazan..
bana:                                
"Gülegüle" lerini geç hayatın,
"merhaba"ları seç içinden..
GÜL.. ile başlayan her şeyin
elbet sen çıkarsın içinden.."
diyen..                              




bir akciğer hastası olarak,
 her gördüğümde  içim parçalansa da,
"ZIKKIM İÇ"..  DİYEMEDİĞİM !

OĞLUM.


seni ÇOKseviyorum..!!

nice yıllara!

 BAHÇENDEKİ GÜZELLİKLER
  HİÇ SOLMASIN..

                                                                           





2 Ocak 2011 Pazar

YANLIŞ RİTİM (ölümü özlemek)

**                          
                                                                                              (5)
**