11 Haziran 2018 Pazartesi

"Gece, leylâk ve tomurcuk kokuyor..

  “İnsan, hayâl ettiği müddetçe yaşar” denir bilirsiniz.
Pekiii, hayâl edecek hiç bir istek, hiç bir düşünce ve  ilgisini çeken konu yoksa artık???  

Ve hâlâ yaşıyorsa !!

Bugünlerde atasözlerine takmış durumdayım.. hatta bazı şiirlere ve kendisini ahil zanneden cahillere, yani  konuşan hödüklere… 

Bu bahse konu ettiğim  kişilerin mutlaka BMM de mabadini büyütüyor olması da gerekmez..


Eğer cehalet, cahil olduğunun farkında bile olmayan müsvettelerin alkışlanmasına bile sebep olabiliyorsa, pek çok şeyin sonuna gelinmiş demektir.

Vatanım sensin dizisini de bitirdiler apar topar! Beğenmeyenler ve itiraz edenler sadece Yunanlılar değildi zira.. Ucu zülfüyare  dokundu .. tahammül gücünü aştı zira!

Bazı şeyleri olanca realitesi ile anlatsam, yemin ederim bana inanmazsınız.. Kendime ettiğim hiç hoş olmayan ama insanı rahatlatan kaka sözleri(!)  biri duysa!! Yani.. pek de umurumda da değil artık ama,  ne yazsam, içimdeki silinmiş bomboş duvarları anlatamıyorum..  

Oysa gerçekten evlat sevgisi ve  dost  hasreti ile dolu yüreğimle hepinizi ne çok sevdim.. 

Hadi… bi tas su dökün


Gece, 
leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


diyor Hasan Hüseyin Korkmazcan.







21 Mayıs 2018 Pazartesi

"BAŞLIK" BULAMADIM YAZIMA !!


 Beni “var” eden canım, beni yaşamam için hoş tutan “ruhum” la geçinemiyor artık.. Uzun zamandır birinin istemediğine diğeri koşarak gitmek isteyince, “zaman” bazen geçmek bilmiyor bazen de zaman mefhumu yok olan şuurumda, onun ne zaman geçip gittiğine şaşırıp kalıyorum.. İnanın bana, ne “ilgi çekme motifi ” ile uğraşmaktayım,  ne de “zaman” denen fahişeyi anlatma çabası içindeyim..

İster yaşlanmanın yaşattığı sapıtma olarak düşünün, isterseniz (maalesef) hâlâ aklı başında olan bir geçkinin hiç abartısız gerçekleri yazdığını..

Hemen hemen iki yıldır, (bana hiç çaktırmadan gelip yerleşen mi desem yoksa çekip giden mi bilemedim) yeni yeni huylarıma alışmaya çalışmaktayım. Üzüldüğüm pek çok şeye ARTIK hiç üzülmediğimi… merak ettiğim onca olayları veya kişileri artık  merak etmediğimi yazsam??? “Ah… valla ben de” diyerek mi hatta yazarak mı düşünürsünüz, yoksa, “ben asla böyle olmam” diye mi geçer aklınızdan???

İnanın gayretim ve gayem sizlerin içini karartmak değil. Sadece, mümkün olduğunca doğallıktan sapmadan sizlerle koyulaşan dertlerimi paylaşmak ..

            Neredeyse gün be gün gittikçe artan oranda, her şeyi gereksiz hatta lüzumsuz buluyorum. Ben yazmaya başlayınca (ki bu istek de artık ÇOK geç ve zor gelmekte) BİR AN düşünmeden sanki konuşur gibi aklıma üşüşenlere mümkün olduğunca sırasına ve önemine göre sıra vererek yazar dururum..  yoksa yazardım mı demeliyim?? Şimdi, tıpkı konuşurken olduğu gibi ne söyleyeceğimi yarısında hatta bazen hiç başlamadan unutuyorum.. “Allahtan bu manyaklığım konuşmamı etkilemekte yazmama engel değil diye düşünürken…. Ah!!! Bir de fark ettim ki aynı duygu yazmak için de geçerli.. En son ne zaman ne yazmıştım hatırlamadığım gibi şimdi ne yazmak istediğim de aklıma gelmiyor. Mesela yanımda olmayan özlediklerime telefonda uzun uzun söyleyip paylaştığım dertlerimi, bir süre sonra fark ettim ki yazmamışım… aramamışım… sadece düşünmüşüm !!!

Biraz önce balkonda oturmuş denizi seyrediyordum.. çiçeklerim yine aldı başını gidiyor.. Onlarla sohbet ettim bir süre sonra sizlerle konuşmaya, sizlere anlatmaya başlamıştım ki… bu sefer fark ettim bunaklığın neler yaptırdığını ve kalkıp “Yapraklar” ın başına geçtim..

Ne kadar uzun zaman olmuş içimi dökmeyeli… Ve ben, nasıl özlemişim sizlerle tükenmekte olan duygularımı paylaşmayı..

 

 

 


         

11 Mart 2018 Pazar

Sokak lâmbası !!


Hep anlatırım temcit pilâvı gibi.. hani çocukluk yıllarımı.. hani komşularımızı… İşte tam karşımızdaki evin anneannesi, mahallenin Eminaanım teyzesi, hep aynı pencere önünde oturur, saatlerce.. gün boyu sokağa bakardı.

Daracık bir sokak.. bizim bahçenin sokak kapısı ile onların evlerinin sokak kapısı tam yokuşun başından bizim sokağa dönerken..
Bir gün dayanamayıp sormuştum 5-6 yaşındaki çocuk aklımla.. “sen nereye bakıyorsun  öööle eminanım teyze?”  diye.. O da hiç istifini bozmadan, “sokak lâmbasına” demişti..

Şimdi.. gece oldu mu.. hele de baştan belli oldu mu uykusuz geçeceği!!!. ışıkları yakmadan pencere önüne oturup dışarısını seyrediyorum.. Her taraf ışıl ışıl aydınlık.. denizden geçen gemiler karanlığa rağmen ışıklarını pırıl pırıl yakmış yol alıyorlar.. Etrafı seyrettikten sonra dalıp gidiyorum düşüncelere.. Sonra,.. neden sonra kendimi, sokak lâmbasının ışığına dalmış düşünürken  buluyorum..
Aklıma Emine hanım teyze geliyor !..

Rahmetler dileyip belki uyurum diye yatağıma uzanıyorum.. 

 

10 Şubat 2018 Cumartesi

"belki !!"


Hani “BELKİ” diye düşündüklerimiz, sakladıklarımız, beynimize kazıdıklarımız var ya!!
Bu yaşıma kadar hiçbir kelimeden bu kadar nefret etmedim ben..
Henüz hiç biriniz bu virajı dönmediniz daha.. O nedenle “ah bilmez miyimmm????” diye ahkâm kesmeyin hemen!!

Bugün yine aklıma üşüşen deli düşüncelerden kurtulmak için evde ne kadar dolap varsa boşalttım!!.. Köşeli gardırobun oda kadar büyük köşe dolabının içinde, kaldıramayacağımı düşündüğüm büyüklükte bir dolap daha var içinde tül perdeler… kullanılmayan ama kaliteli ne varsa saklama gereği duyduğum eşyalar var..
Oldukça zorlanarak uzandığım için, onu biraz öne çekip içini boşaltmak istedim.. ve çektim!! AAA!  Aaaaaaaaaaa!!! Dolabın arkasında bir bavul daha var!!    “belki” diye düşündüklerimi yerleştirdiğim bir bavul!  Hani, “belki lazım olur…” “ belki birisine veririm..” diye düşündüğüm ne varsa!!

Ömrümde kendime küfrettiğim kadar HİÇ kimseye küfretmedim ben.. “soryyy” :)

Daha işin başındayken ve açtıklarım çektiklerim boşalttıklarım ortalığa yayılmışken .. koltuğa oturup arkama yaslandım gözlerimi kapattım… baktım hafıza daktilom çalışmaya başlamış… Onun “tık-tık” ları altında geçtim bilgisayarın başına ve yazmaya başladım..

Bunca yıl.. az değil.. 80 yıl!!! Ne kadar “belki” diye düşünerek parantez içine aldıklarım varsa, başladı gözlerimin önünden geçmeye.. Kimi mahcup.. kimi arsız arsız gülerek.. kimi nanik yaparak, kimi önümde diz çökerek sıraya girip geçmeye başladılar.. VAY BE!!

Düşündüğüm.. kabul ettiğim hatta doğruluğuna tüm kalbimle inandığım ne kadar “belki” varsa yine yeniden hatırladım hepsini “hürmetlerimi sunarak” !!..

“belki ayıp olur..”  diye düşünerek yapmadığım, söylemediğim, iletmediğim ne varsa pişman oldum..

“trafikte takılmıştır belki”  diye düşündüğüm ama beklemeye devam ettiğim kişiler için harcadığım zamana pişman oldum..

“belki yanlış anlamışımdır.. hatta belki yanlış duymuşumdur” diye düşündüklerimden ..

“belki daha zamanı değil” diye tipik bir salak gibi düşündüğüm ne varsa hepsinden..

Ve şu anda bunları yazmama sebep olan, darmadağınık dolap içinde ve  odada yerlere saçılmış ne kadar  “belki lazım olur”  varsa!!

Sakın eksik bıraktığımı düşünmeyin “belki”lerimi.. Aslında yazsam destanlar olur inanın ama, sizler de kendi “belki” lerinizi hatırlayın istedim.. ve “O BELKİ” lerinizi defalarca.. yine yapacağınızı bilin istedim.



 
 
 
 
 

26 Ocak 2018 Cuma

VASİYETİMDİR !!


Şimdi, nasihatimdir desem… bir kulağınızdan girip diğerinden çıkacak. Adım gibi eminim. Zira kişiyi kendin gibi bilirsin sözüne sadık bir kadınım!!..

O nedenle vasiyetimdir demek geldi içimden .. yani yüreğinizin bir köşesinde “gülsen hocanızdan” bir hatıra kalsın istedim..

Kelimeleri kıvırmadan ve cümleleri süsleme çabasına girmeden sizlere seslenmek geldi içimden az önce..

Her insan fanidir ve bu dünyaya kazık çakan olmamıştır. O nedenle bahse konu edeceğim şeyler herkesin şahit olduğu olacağı ve yaşayacağı bir gerçeği yansıtmakta.

Geçmiş yıllarda, “gençken” demek gelmedi içimden 😊))) “ hani hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanan gençlikte, “sıralı ölüm” denen bir gerçeği doğal karşılamanın ve sıranın ne olduğunu ne zaman kendisine geleceğini hiç düşünmeden yaşamanın, ne kadar büyük bir nimet olduğunu bilemez insan.
Yaşamın ne kadar değerli olduğunu, ve maalesef hiç ama hiç kıymetini bilmediğimizi,  iş işten geçtikten sonra öğrendiğimizde, bir bilseniz kalan süreye neler neler sığdırıyor insan denen yaratık..  

Sürenin biteceğini değil, bitişini ve süresini bilerek  yaşamak, her şey için o kadar geç ve öylesine lüzumsuz ki, artık pişman olsan da faydası olmuyor.

 Buna rağmen… bu günlerde evimde iki Gülsen yaşamakta.. Birisi umduğumdan ÇOK daha sakin ve tevekkül içinde.. onu izlediğimde neticeyi bilmenin değil de, ne zaman olacağını bilmenin bir şans olduğunu düşünüyorum!!!

Diğeri… o sakin kişiyi kudurtan bir karakter sergilemekte!! Mesela .. bozulan ve artık yapılması mümkün olmayan buzdolabı, çamaşır makinesi gibi.. her biri 20 / 25 yıl arası yaşta olduğundan yenisinin alınması ASLA düşünülmeyen ve söylenen  süre içinde(!) idare edebileceğini düşünen sakin olanın aksine ;  
yani, gözünde hiçbir mazeretin geçerli olmadığı gülsen, kalkıp yenisini ısmarlayabiliyor!!!

Kuma gibi !!  😊)))))

Şimdiiii.. Geleyim vasiyetime!!..

Hiç göçmeyecekmiş gibi yaşamanın keyfini çıkartırken, “yaaa daha idare eder” diye düşündüğünüz ne varsa,  yenileyin.. ve bu yazdıklarımı okurken de, kocakarı gibi “söylemesi kolay” diye mırıldanmayın!!!

 Hiçbir şey ve hiç kimse için, hatta recep için bile kendinizi üzmeyin!!