15 Temmuz 2012 Pazar

..EN MUTLU OLDUĞUN YER.


'en mutlu olduğun yer,
uyumadan önce gittiğin yerdir..'




Kuyrukta sıra beklerken, Tanrı’ya ne söyleyeceğini düşünüyordu..
Af mı dilemeliydi? Yalvarmalı mıydı kendisini affetmesi için? Yoksa sağında solunda sırasını bekleyenler gibi yere oturup dizlerini mi dövmeliydi kanatıncaya kadar?? Önündeki kadın sağ elini yumruk yapmış sol göğsüne vura vura ağıt yakmaktaydı.. herkes ağlıyordu..
Günahkârlar kuyruğunda hiç kimse birbiriyle konuşmuyor hatta etrafına bile bakmıyordu.. Bir tek o sakindi.. içeri girdiğinde neler söyleyeceğini düşünmekten de vaz geçmişti..

O sırada tıpkı filimlerdeki gibi bulutların üstünde duran devasa kapı açıldı ve bir görevli gelip önünde durdu.. eliyle kapıyı istikametledi "yürü" der gibi, konuşmuyordu!.... Sıra çok uzundu oysa.. sıra kendisinde değildi.. ama adamın arkasına takılıp geçti bulutları ve kapıdan girdi!!

İçeride sadece ışık vardı .. farklı yönlerden akseden, birbiriyle kesişen, parlayan, göz kamaştıran ışıklar .. milyonlarca! … başka hiçbir şey görünmüyordu..
Ve hiç kimse!.

Sonra, birden beyninden kulaklarına inen o sesi duydu… “anlat" dedi.. "neden burdasın?” İtiraf bekliyordu Tanrı, günahları için.. ki, cezasını kesebilsin.. hafifçe güldü 'sanki neden burada olduğumu bilmiyormuş gibi' , diye geçirdi içinden.. ve…………. beynindeki uğultu sese dönüşüp, içinden geçeni söylemeden konuşmaya başladı…

"Sen söyle neden burada olduğumu tanrım" diye başladı.. "O iyi ve kötü huylarımı,  o değerli ve değersiz duygularımı içime yerleştiren sensin.. İnsanları sev dedin.. ben de sevdim tanrım!.. ihanet günahtır diye buyurduğun söylendi ihanetin alâsını yapanlar tarafından, ama ben zaten hiç kimseye ihanet etmedim.. hiç kimsenin ihanet etmesine de sebep olmadım.. Şimdi buradaysam ve suçumu itiraf etmem bekleniyorsa, önce neden bu duygularla beni bezediğini, doğaya, hayvanlara, insanlara neden aşık olmama izin verdiğini anlat bana.. Bu mu suçum? Evet hatalar yaptım.. hata olduğunu bilmeden.. Hata yapan kullarına yardım etmezsen nerde kaldı senin gücün? İçimdeki o çocuğu al, utandırıyor beni diye yalvardım sana yıllarca, sen tuttun canımdan can verdiğimin canını aldın. O zaman sen söyle tanrım BEN neden günahkârlar kuyruğundayım?
Ve neden hâlâ affedilmeyi beklemekteyim??? "

Ceryan kesilmiş gibi birden tüm ışıklar söndü.. biri arkasından itti sanki.. ne kapı ne bulutlar ne de kuyrukta bekleyenler kalmıştı çevresinde.. "Tanrım ne olur cevap ver.. cevap ver banaaaaa" diye bağırırken, birden boşluktan aşağı düşmeye başladı.. başını vurmuş olmalıydı.. acıyla bağırınca, bir el usul usul saçlarını okşamaya başladı..

konuşanlar vardı!!

“çok başarılı geçti ameliyat” diyordu biri diğerine..


 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Başıma gelenler...


Bütün bir gün, hem yapmayı hem yazmayı düşündüklerim, benden uzak, kendi kafalarına göre takılır.. Ne zaman yastığıma değse başım, işte o zaman bir hışırtıdır başlar..
Ben rüzgârda yaprak seslerini dinlemeyi çok severim.. her biri bilmediğim, unuttuğum veya unutmaya çalıştığım masallarımı hep bir ağızdan anlatır kafamı şişirirler.. bazen de o hışırtı cümbüşü içinde inanılmaz bir sükûn bulurum!..
İşte gecelerimin hışırtısı da aynı ona benzer!! Allahım ne güzel tanımlamalar, ne emsalsiz anlatımdır ... yazsam kalkıp diye geçer aklımdan.. ama o an, ya bu hayallerin anlattıkları biterse diye korkar vaz geçerim.. onlar zaman zaman tek olarak , kimisi kulağıma fısıldar gibi, kimi suratıma atılan bir tokata benzeyip konuşurlar... hışırtılar uykuma ninni olmaya başladığında, mutlaka bir yerde nokta koyar zihnim... bir parantezdir açılan, ki içine ömrümü sığdırsam boş yer kalır kapanması için!... o zaman vaz geçer gözlerim, kapalı dursa da uykudan.. ve koridordaki asma duvar saatinin her saat başı vurduğu gongların ritmiyle ve sayısıyla bir garip dansa başlar  hışırtısını arttıran parantezdekilerim..

Kulağım bir sonraki saatin gonglarındadır..  sayarım... gün ışımasına az kaldığını anladığımda uyuma zamanı için zaten çok geçtir.. Düşüncelerimin örtüsü gibidir yorganım.. üstümden attığımda  hepsi kaçışır..  

Sonra...  sonraki gongu duyamam!

Uykumun nazlı ve isteksiz uzaklaştığı anlarda, gece aklımdan geçenleri, geçemeyenleri..  yazmak istediğimde, tek bir hışırtı bile duyulmaması ne garip..

Ciddiyetini koruyan ve tekrarlayan bir sağlık sorunuma, bilgisayarımın tamamen çökmesini de eklersem, bilgisayar uzmanının,  çökmeye sebep olan 5 virüsün McAffe tarafından kırılıp temizlenemediğini, truva atı denen virüslerin bilgisayarımın  koruma duvarını kırdığını anlattığını ve gmail hesabım ile bloglarım haricinde her şeyin, tüm yazıp bitirdiğim kitaplar da dahil hepsinin, tüm dosyaladığım URL lerin, videolarımın kayıtlarımın... akla gelebilen her şeyin silindiğini söylersem..... VE.. bunun ikinci kez başıma geldiğini, sanki “tesadüf”ün benim silmekte zorlandığım kalıntıları virüs yardımı ile hallettiğini düşündüğümü... anlatamayacağım ölçüde acı çektiğimi ... ve pek önemli gibi görünmese de bütün bu olayın bana 2.500/3.000 tl. ye mal olduğunu   eklersem...  hışırtının yoğunluğunu ve gücünü anlatmış olurum diye düşündüm..

Yabancı olduğum  bir  sisteme ve içinde bana yardımcı olabilecek tek bir bilgi kırıntısı olmayan bu yeni ama bomboş bilgisayarıma, GERÇEKTEN bomboş gözlerle bakıyorum bir haftadır..

Sonra geceleri... yaprakların hışırtıları daha farklı bir boşluk içine itiyor beni.


5 Temmuz 2012 Perşembe

kır evim..



Bugün ve bundan sonra uzun bir süre bu evdeyim!!..
Kapım herkese açık değil!
Hatırlayanlara ve özleyenlere kapı kendiliğinden açılıyor..

Kapanması,  gitmek isteyenler için!!



HOŞGELDİNİZ !