27 Mayıs 2017 Cumartesi

Bazı insanlar.. ve yüreğimde yeri olanlar!


Bazı insanları dost kabul edersin..  duyguların yön çizer yüreğine kayıt yapman için..  Yüz yüze tanışmış olman da gerekmez üstelik.. O, yüreğinin mühür vurduğu dosttur .. ve öylece kalır..

Bazı insanları ise akran olarak kabul edersin yaşı kaç olursa olsun.. mizaçlar uyuşunca, kikirdeyip yaşamı hafife aldığın bile olur yanyana geldiğinizde veya telefonun öbür ucunda da olsa! .. aranızdaki yaşı temsil eden rakamlar silinir gider..

Bazılarını sırdaş seçersin .. yüz yüze tanı ya da tanıma.. 6. his denilen (ve zaman zaman insanı uçuruma fırlatacak kadar yanıltan) duyguya inanarak, böyle güvendiğin kişilere sırlarını açarsın!!..

Bazılarına her nerede ve koşulda olursa olsun sırtını dayayabileceğini bilirsin.. güven denen o kahpe duygu konusunda insanı hiç yanıltmadıkları için..

Bazıları ise evlât gibidir.. yok hayır… gibi değil.. gerçekten evlât kabul ettiklerindir.. Çoğul yazdığıma bakmayın asla çoğul değillerdir!!

Bazıları ise, ister inanın ister inanmayın, yaşın kaç olursa olsun, güven ve sevgi konusunda, yani duygulara yenilme konusunda hâlâ  akıllanmayı öğrenemediğini hatırlatan ve yanılgılarını şamar gibi yüzüne vuranlardır..

Belki bu yüzden, benim için  yeryüzündeki en güçlü ilâç, hâlâ  İLGİ !

Aranmak..
Sorulmak..
Merak edilmek..
Yani toplam olarak İLGİ.. beli doğrultmaz belki ama ruhu dimdik ayakta tutar..

Bunu, ilgiyi  gösterebilmeyi bilmek için de hüner sahibi olmaya gerek yok.. Lügat parçalayıp satırlar dolusu mail yazmaya da gerek yok.. Kendisini ilgili imiş gibi göstermeyi, ilgi çekme motifi olarak kullanmak ve ilgi bekleyeni değil de  aile bireylerini arayarak ilgili olduğunu sunmak, sadece aşağılık kompleksinin tezahürüdür ve kişinin kendi bencilliğini tatminidir.

İlgilendiğini zannettiği kişiyi de, ne mutlu eder ne de haberdar! 

Yani.. demem o ki.. Şükretmeyi bilmek meziyet midir insanlık gereği midir bilemem ama, "şükür" benim elimdeki bastonumdur ve beni dik tutar..

Sizler !..

Beni yazdıklarımla tanıyanlar..
Yazdıklarımı okuyanlar, anlayanlar, ilgilerini esirgemeyenler..
Evimde ağırladıklarımdan yüreğimde yer verdiklerime kadar..
İlgilerini hiç esirgemeden sunanlar..  

Hepinizi kucaklayarak teşekkür ediyorum.   


 
 


 

23 Mayıs 2017 Salı

"Hak helâli istemek"..


Ne yazacağımı bilmediğim gibi neyi nasıl yazacağımı da bilmiyorum şu an.. Ve bu duyguyla ilk kez tanışıyorum..
Sizler, en iyisi, yazdıklarımı okuyan kişilerle helalleşmek istediğimi düşünün..

Hak helâli istemek.. denince, nedense karşı kişinin hakkının, zaman- emek ve maddiyat olarak helâllik isteyen o kişiye geçmiş olduğu düşünülür genelde.. Doğrudur da! Oysa ödenmesi en güç olan hak, iyiliktir, dostluktur, karşılıksız olarak yapılan yardımdır..

Ve karşılık beklemeden verilen sınırsız sevgidir..

Ne zaman Hasan Hüseyin Korkmazgil’ in Nazım için yazdığı “Haziranda ölmek zor” şiirini okusam veya hatırlasam, acaba hangi ay kolay diye düşünürüm!.. Çünki hiç bir ay, Mart kadar “gitmeyi” sembolize edemez bana.. Ve, her Mart geldiğinde gerçek anlamda ailemle bile dertleşemediğim yüreğimdeki acıma olan sadakatimin, dağın ardına o ay gitmekle ödeneceğini düşündüğümü kimselere söyleyemem..


Bu yazdıklarım, duygu sömürüsü yapmaktan, edebiyat parçalamaktan, ya da olduğumdan farklı görünme çabasından çok uzak inanın. Geçip giden bunca Mart aylarında, “Burnum bile kanamadı” diye kendimi ayıpladığım, her Mart geldiğinde inlerime çekilip normal yaşamımı sürdürürsem kendimi ayıplayacağımı bildiğim için mümkün olduğunca elimi eteğimi gezmekten / eğlenmekten çekerek, herhangi bir yere gitmemeye özen gösterdim.. Ve her Mart bitip giderken “bu da bitti işte” diye düşündüm ve bugüne kadar, bunu hiç kimse ile paylaşmadım..

Şimdi.. neden mi fikir değiştirdim?? bir huzme belirdi, şimdilik belli belirsiz .. ama sanki müjde gibi!. Bir sinyal verdi bu yıl Mart!..

Sanki, Hasan Hüseyin’e “Mart’ta kolay” diyebilme hakkı doğmuş gibi..




 


1 Mayıs 2017 Pazartesi

***

Mor ve Eflâtun
en sevdiğim renk.

Leylâk ve menekşe 
bu nedenle en  sevdiğim çiçek.
Belki,  Nisan ve Mayıs aylarını sevişim de
bu yüzdendi.. 

  Ve bugün 17 Nisan..

Kader denir ya hani başa gelene.. ya da.. yolcu ettiklerine yolun açık olsun der ya insanlar hani.. işte öyle!.. 
Bir kapı açıldı yüreğimde bugün.. hiç bilmediğim .. nedir, ne zaman, nasıl diye hiç düşünmediğim bir kapı açıldı bu gün gözlerim önüne.
Ve ben ömrümde hiç olmadığım kadar sakinim.. bugüne dek yaşamadığım bir duygusuzlukla, boşluktaki salıncakta gibiyim.

Haftalar süren sıkıntılarıma ağrılarıma çaresizliğime son vereceğine inanılan ve başarı ile sonuçlandığı söylenen ameliyatım sonucunda, şu an, hastaneden gelen ve doktorumun imzasını taşıyan raporu okuyorum..

Teşhiste "KANSER" olduğum yazmakta..

***

Ve bugün de 1 Mayıs..

İlk kez takvimime işaret koymayı unutmuşum.. Meğer Mayıs gelmiş..

Yok hayır!! olamaz.. gerçekten .. yemin ederim bu kişi ben olamam.. bu sakin, bu tevekkül içinde olan.. bu bedenini bırakmış ruhun, duygusuz sahibi ben olamam!..

GÜLSEN hırçın bir kadındır .. isyankârdır!.. Kendini haklı bulduğu konularda, kendisine atılan tokada öbür yanağını çevirmez!.. 
O zaman bana cevap ver hırçın kadın ????

Bugün başlayacak olan, 35 gün süreceği söylenen, ve doktorun radyoterapi sürecinde, oluşması tıbben şart olan .. acı verecek, kişiyi çaresiz bırakacak, isyan ettirecek dönemlerin olacağını söylediği gerçeklere sessiz kalışının NEDENİ,

Aciz oluşun mu.. gidişi kabullenişin mi?