30 Temmuz 2011 Cumartesi

Okul bahçeleri...

Sizlere tayin olarak gezdiğim diyarlardaki çalıştığım okulları anlatmayacağım..O okullarda yaşadıklarımı, başıma gelenleri, başkalarının başlarına gelenleri!!! anlatsam şaşarsınız… ve inanmazsınız!…
Kimbilir belki de hiç mi hiç ilginizi çekmez..

           Ama bu gece bunaltıcı sıcaktan henüz demirleri takılmamış balkonuma çıkıp yere attığım mindere oturup biraz serinlemek istediğimde oturmamla fırlayıp ayağa kalkmam bir oldu..
Bir sebeple, zannederim okul ders/teneffüs zil sesleri ile ilgili bir yazımda, yeni evimin civarında üç ayrı ve değişik (!) okulun olduğunu yazmıştım.. Meğerse efendiimmm bu okulların bahçesi yaz gelince ve de tatile girilince halka kiraya veriliyormuş.. Düğün.. kına gecesi.. kutlama.. sünnet vesaire olarak aklınıza ne gelirse!!
Bir ses düzeni (ki genelde hepsi evlere şenlik bir  ses çıkartır) kuruluyor her birinin bahçesindeki uyduruk sahnelere ayrı ayrı!!.. Kiminde hoytra hoytra… davul zurna eşliğinde halay çekilip peşinden zılgıt çekiliyor.. (bunun ne olduğunu Adana’da öğrenmiştim.. ben o güne kadar zılgıt çekmeyi azar işitmek gibi bilirdim.) hani ellerini ağzına kapatıp o çirkin görüntüyü engelleyen kadınlar dilleri ile
bla- la la la gibi bağırıyorlar ya genelde arap ülkelerine özgü bir sesleniş... çığlığa benzer.. isyan gibi. Ya da bir nevi ZEVK!!! İşte birinin bahçesinde bu zevk sürerken, diğerinde komparsita eşliğinde iki sağa bir sola dans ediliyor!!!
Hey kurban olduğum allahım.. bırakın müziği icra etmeyi, ritim tutmayı  bile beceremeyen bir milletiz biz.. ritim duygusu  asla ASLA gelişmemiş bizde.. Hep birden el çırparak tempo tutmak istendiğinde, ya çalanların, ya da  söyleyenin mutlaka şaşırması bu yüzden :) ..


Bu gece ve zannediyorum her hafta sonu üç gece bu işkenceyi çekmek zorundayım..


Halbuki İzmir’deki okulum Namık Kemal Lisesinin bahçesinde iki yazlık sinema kurulurdu bir de her yaz “medrano sirki” gelir yerleşirdi…( anlayın okul bahçesinin büyüklüğünü..) Fuarın 9 eylül kapının tam karşısında idi okulun bahçe kapısı.. ve benim alsancak'taki evim, balkonundan bir filmi rahat izleyecek kadar (tabii o zamanlar güzel duyuyordum) yakındı okuluma..
Her ne kadar arada fillerin iğrenç böğürtüsü ve tümünün dışkı kokuları bizi canımızdan bezdirse de yine de  farklıydı..


Mersin deki ve Samsundaki çalıştığım okulların bahçeleri ise yaz gelince otopark olurdu..


Adana daki okulun bahçesi Suriye’den ve sınırdan gelen kaçak (o zamanlar yasak idi) çay sigara gibi kaçak ürün ve eşyaların satıldığı bir Rus Pazarı bahçesine dönerdi..


Sadece Bursa’daki okulun, Anadolu lisesinin bahçesinde sergilere yer verilirdi yaz geldiğinde.. resimden tutun heykele kadar.. kermesler ve vakıflara yapılacak yardımlar için sergilenen el yapımı göz nuru işler…


Ve şimdi ne yazık ki İstanbul’da acıbadem gibi hem de Kadıköy tarafında …( biliyor musunuz Acıbadem semti, acıbadem  köprüsünün yarısına kadar olan taraf Kadıköy belediyesine diğer yarısından sonrası da Üsküdar belediyesine ait… Üsküdar belediyesi yarısına kadar demir parmaklıkları boyayıp bırakıyor.. Bir âmâ bile el yordamı ile  aradaki farkı anlayabilir.. Köprünün tam ortasında durun yüzünüzü E5 e dönün.. bir sağınızdaki evlerin perdesine bakın bir de solunuzdaki… ne taraf hangi belediyeye ait hemen anlarsınız.. sımsıkı kapalı olan, üstelik bir de iğne ile tutturulan.. rüzgar açar maçar kel görünür namus gider!! diye düşünülen tarafın hangi belediyeye ait olduğunu inanın ben de bilmiyorum!!! )
Bu kadar uzun bir parantez içi görmemiş olanlara bir örnek sundum :)))


yaaa işte böyle!  okul bahçelerinde curcuna var…
Nerelere gidem???







21 Temmuz 2011 Perşembe

Tebrik ve Teselli ve..(annelere öğüt)

Her yıl tekrarlanan ve neredeyse birebir aynı görüntülerin sahnelendiği bir gün bugün..
İmtihan neticelerinin belli olduğu gün bugün!
Umduklarına kavuşanları gönülden TEBRİK ediyorum…
Bir anne sevinci ile… Ve sanki öğretmenleriymiş gibi…
Umduklarını bulamayanları veya umdukları gibi neticeye ulaşamayanları ise teselli edemem..
Çünki “TESELLİ” umutların kayboluşunu gidermez.
Çünki TESELLİ; umutların kayboluşunu kabullenmek olur..
İmtihanların neticesi her ne olursa olsun, evlatlarınız yanınızda ve hayatta olsun.. Biten bir eğitim dönemini kepli ya da kepsiz(!) havalara fırlatarak umutlarınızı kutlayın..
Bilin ki, her ne için olursa olsun “başlamak” için GEÇ değildir..


Kızım 5 yaşında ilkokul 2.sınıfa imtihanla alındı.. 9 yaşında Ankara Paris Kolejinin hazırlık sınıfını okumadan kolej 1. sınıf öğrencisi oldu. 16 yaşında üniversiteyi bitirdi.. Dünyada her konuda mükemmelliği temsil eden varlığımdı. Ve 20 yaşında bir kazada kaybettim onu.
Keşke okuma yazma bile bilmeseydi de yaşasaydı diye düşünüyorum her saniye her saat her gün her ay ve her YIL….


Sevgili dostlarım.. arkadaşlarım.. anne ve babalar..
Evlatlarınızın hayata sımsıkı tutunmalarını sağladığınızı biliyorum…
Önemli olan bunu onların bilmesi..
Sizin yerinizde olsam onlara hediyeler alırım.. kazansınlar ya da kazanamasınlar..

Sizin için önemli olanın,  ne olduğunu anlamalarını sağlamak için..


10 Temmuz 2011 Pazar

zırt...lıklar!!!








Bir varmıııış....
bir varmamış!!!  
**
Bir küçücük tavşancık varmış!! 
tutmuş dağa küsmüş!....
Dağın da,  
haberi .. olmuuuuş!!
Ne mi yapmış dağ?? 


GÜLMÜŞ!



Ben böyle absürt tekerlemeleri kendime göre değiştirip daha  .. zırt hale getirmekten zevk alır hale geldim sıkıntıdan..
Ne günlere kaldık allahım???  neyse... :)

Bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu diyebilirsiniz haklı olarak.. Yani sadece ağır abi pozlarında  "hocanım" olmak, aslında hiç bana göre değil.. Bugün,  yine güzel Türkçeme ihanet etmeden bazı zırtlıklar yapmak istedi canım..Lügatte tam karşılığı yok "zırtlığın" , boşuna aramayın!.. "uygunsuz delişmenlik" gibi yorabilirsiniz bu kelimeyi,  ya da zararsız delilik olarak!!  :))

 
Sizler de kendi bulduğunuz zırtlıkları yazsanıza... şiir olur, kadı sözü olur... hurafe olur... tekerleme olur. Ne gelirse aklınıza.. hadi!!! 
Bu Pazar, hep beraber zırtlık yapıp sıkalım limonu pazarlara.. 

Sonra gülelim!!
Belki acıyıp, limoncuklar da güler ağlanacak halimize!!

Ne demiş Aziz Nesin?   

O denli o denli çok beklettin
Alıştırdın bekletmeye kendini
Çok zamanlar geçti de geldin
Senden çok seviyorum özlemini.

ne kel alâka şimdi bu şiir mi dediniz.?? Evet evet, dediniz duydum! .. eEe... konumuz zırtlık madem!  :))

Hep ciddi,  hep eğitim, hep siyaset, vatan millet İzmir !!!.. aşk, ihanet... hasret .. anasını sattığım duygu fırtınaları, yıkıntıları.. ve saireler yazacak halimiz yok!..

Ya işte böyle.. Haziran'da yaşamak da zor usta! ..

Temmuz'u ve gerisini ne sen sor ne ben söyleyim!!


O nedenle biraz sapıtmak istedi canım bu pazar.
Kaldır/ma boş kadehi!!!!! doldur.. doldur.. dol-DUR!

Boş kadehi neyleyim!!!!


5 Temmuz 2011 Salı

GEÇ KALAN ÇİÇEKLER..


Bekir Coşkun'a telefon ettim..
" ne zaman geldin bize ?" diye sordum önce.. "gelmedim hocam" dedi.. "İyi de gelip yazdığım yazıyı almışsın.. yayınlamışsın" dedim... Güldü.. "ben senin evi bilmem hocam"  dedi.. sonra "neymiş o hangi yazıymış" diye sordu... "Benim yazdığım... benim yazmam gereken !.. benden başkasının bunu hissetmesinin mümkün olmadığı yazı" dedim.. ve ekledim, "hani geç kalan çiçekler var ya"!!.. Tekrar güldü.. ısrar ettim, "gelmişsin ve uykumda beynime girip okumuşsun!.. kopye çekmişsin.. oradaydı her bir satırı .. daha ben bitirmeden sen nasıl yazdın?"... diye sordum.. Bu defa gülmedi.. "Hadi sen de  şimdi yaz" dedi ..

"Zaten kim yazsa, kendi yazmış gibi!.. " 



        ***o5/o7/***                    

Bir cenaze töreni, orada, mermerin üstünde çok güzel çiçekler vardı.
Güller, zambaklar, lâleler, papatyalar, demet demet kır çiçekleri,
mor, kırmızı, sarı...
Baktım... Çok güzeldi çiçekler.
Ama geç kalmışlardı...
*
Kimi zaman başımızı dayayıp koltuğun arkasına, geç kalmış çiçeklerimizi sayarız...
Gidilmemiş sinemalar...
Okunmamış kitaplar...
Jelatini açılmamış çikolatalar..
Yaşanmamış aşklar...
Kardan adam yapılmadan eriyen karlar...
Binilmemiş vapurlar...
Söylenmemiş sevgiler...
Ve bir gün tüm bunları yapamadığımızı hatırladığımızda,
başımızı çevirip anlarız.
Odur o!...
Geç kalmış çiçekler...
Artık ne zamanı, ne yeri... 
Ben bir cenaze töreninde görmüştüm; geç kalmış çiçekleri...
*
Tamı tamına bilmiyorum ama, bence mutluluk dediğimiz şey;
çiçeklerin zamanında gelmesidir...
Yoksa bükersiniz boynunuzu...
Ve geç kalmış çiçekler, sadece geç kalmışlığın hüznüne hüzün ekler...
Ne yapacaksınız?..
Dileyin...
Geç kalmasın çiçekler!...




Bekir Coşkun.

 
saygılarımla.


3 Temmuz 2011 Pazar

ÇANAK...!!



Seviyorum şu Türkçemizi.. ne kadar elâstikî.. ne kadar, cambaza eldeki denge sopası olabilecek bir lisan.. Ve ne kadar matematikle uyumlu.. İnsanın en yaygın olarak kullandığı ikinci dil matematiktir ve dil, matematiğe uygun olduğu ölçüde bilim yapmak mümkündür..


“Çünkü matematiğe en çok benzeyen dil;  bilim yapmaya en uygun dil Türkçedir. Belçikalı dil bilimci Johan Vandewalle: "Türkçenin, en hayran olduğum yanı, onun yapısı. Matematik dil yapısı beni büyülüyor. Türkçe satranç gibi bir dil. Kuralları az ve istisnasız. Hâlbuki Batı dillerinde kuralların uygulanabilirliğinin bir sınırı vardır. Türkçenin matematik gibi düzenli, istisnasız bir yapıya sahip oluşu, yapım eklerinin çokluğu, sondan eklemeli bir dil oluşu beni büyülüyor." demiştir.


Ben de, güzel Türkçemizi çok severek, güzel kullanmaya çalışarak, bir anlamda matematikten özür dilediğimi düşünüyorum.. :)

              Deneme/yanılma…. denince, bir işlem içinde süregelen olayların masum takdimi olarak düşünülür.. Deneme… yanılma ! dendiğinde, keyfe kederdir cümle.. keyfine bağlıdır işlem! İstersen dener yanılırsın; alışkanlık yaparsa ha bire dener yanılırsın!!.. ya da tecrübe denen bir madalyona sahip olursun!! Dene/me , yanılma! dendiğinde, emir kipi öndedir… yanılman kaçınılmaz ! o zaman denemeyeceksin! uyarıyı dinlemek gerekmektedir.


Sivrisineğin saz olduğu insanlar için geçerli değildir elbette bunların hepsi..


              Annem “lâfı uzatmadan söyle kızım” derdi bana sık sık… Oysa uzatılan lâfın uyandırdığı bir merak vardır… bağlanacak yerle irtibatı sağlanıyor mu sağlanamıyor mu bir de inceleme vardır.. ve mutlaka ilgi çekme motifleri içinde sunulursa bir anlatı ya da yazı, okuyanı - dinleyeni o nisbette çok olur.. Anlayanı ??? İşte ben o derste yoktum..:)
 Efendim … uzun lâfın kısası diyeceğimi bekleyenlere kötü haber.. Çok uzun yazacaklarım … da, nereden başlasam hâlâ karar veremedim.. Eşraftan amcalar, kızdıklarına veya herhangi bir tepkisel olayla karşılaştıklarında “hay senin babanın şarap çanağına…” derlerdi eskiden.. Niye “çanak” inanın hâlâ bilmem.. O çanağın içine yapılacak işlemin(!) şarabın günahını yok edeceği düşüncesinden mi acaba???

            Bu aralar misafirlerim var … değişik yerlerden gelen yeğen çocukları kuzen çocukları .. adına akraba denen tanıdıklar!!! Hepsinin elinde bir top !! lap var başında bir de o topların.. :)
Aynı anda oturuyorlar masanın üç kenarına ve başlıyorlar oynamaya.. bakıyorum kadın / kız resimleri koymuşlar profillerine.. ertesi gün sırayla bir tanesi erkek oluyor!!! kendilerine bakıyorum sivilceli (gerçekten) gaga burunlu veletler.. ve ÇANAK OKEY oynuyorlar!!!


Ve, ve...  devamlı olarak tüm bölümlerde hep beraber aynı odaya farklı isim ve kimliklerle girip çanak kırıyorlar sonra ŞAK ŞAK avuç vuruyorlar.. “kim düştü?” diye soruyorlar birbirlerine.. Birbirlerinin laptopundan bakıp hangi taş gerekiyorsa atıyorlar küt diye bitiriyorlar ikinci el!.. Sonra acemilerden ustalara kadar yol bulup kafa buluyorlar… Bana da anlatın nasıl oynanıyor diyecek oldum… önce sustular, tarif edeceklerini düşünürken, yerlere atıp kendilerini bacakları ile havayı döve döve güldüler .. zirzop bunlar!!

Onlar yatınca bir gezineyim oralarda dedim… Bakayım, babalarının içine tükürdüğüm şarap ÇANAKları ne menem bir şeydir ??… Tam perhize girmişken kırk fırın ekmek yemeye hiç niyetim yok… Aslında kafama taksam öğrenirim oynarım.. kimbilir belki zevk de alırım belli mi olur?… Sonra birden, eski dostlara rasladım.. aman aman aman!!!….. nicedir neden sesleri solukları çıkmaz belli oldu!.. Aklıma bir hinlik geldi o an… masum bir intikam!! :) Bizim zirzopları arkadaş listeme eklesem.. ya da önüne her geleni arkadaş listesine ekleyenlerin listelerine kakalatsam… Sonra bir yolunu bulup, müdavim olan eski dostları onların odasında misafir ettirsem :)))

Evet… kararlıyım.. Deneme yanılma!!! Böyle de olabilir… ve kanımca çok zevkli de olabilir! Elimde bir bardak soğuk Limonata.!!.. arkama yaslanıp bu pazar, kırılan pek çok şeye  kırılan çanakların eklenmesini seyretmek !