24 Haziran 2016 Cuma

Geçmiş zaman fısıltıları..


SENE 1998.. takvimler 24 Haziran'ı göstermekte..

Elazığ Üniversite Kampüsünde (Osmanlıdan günümüze şiir) konusunun işlendiği ve biz davet edilerek orada hazır bulunan şairlerin okuyacağı şiirlerle yarışmaların yapılacağı ve 550 üniversite öğrencisinin koca kampüsü doldurduğu gün..
O devre mührünü vuran pek çok devlet adamının ve profesörlerin hazır bulunduğu gün.. Sırası gelen şair adı anons edildiğinde çıkarak istediği bir şiiri veya kendi şiirini okuyacak..


Adım anons edildiğinde, okuyacağım şiiri katlayıp cebime koydum. Ve az önce oturduğum yerde yazıp bitirdiğim .. ve aşağıda sizlere de sunduğum şiirimi okudum.. 

 Başlamadan önce de şöyle dedim:
“ Emekli öğretmenim.. ve az önce beni açık başla gezdiğim için cehennemlik kabul eden öğrencilere ithafen,  şu anda kaleme aldığım şiirimle selâmlıyorum hepinizi..”


Dönüp dönüp baktılar bana
önümde oturan kapalılar!!
Sonra yüksek sesle
akılları sıra fısıldaştılar!
“utanmıyor açık başla cehennemlik koca kadın”..
Ön sıraya eğilip,
görünmeyen kulaklarına fısıldadım:
“senin adın ne, zarfı farklı mazrufu farklı kadın ?”
anlamayınca hemen ekledim:
“ya da varsa soyadın?”
Söylediğimi anlamadıklarını anladığım
bu üniversite öğrencileri,
inançsız kapattıkları bacaklarını
atınca öbür bacakları üstüne,
hayretle ilişti gözüm
çorapsız bacaklarına ve kırmızı ojelerine..
Benim ak saçlı başım gebe aydın fikirlere
bir gün mutlaka inecek/inmeli şamar,
bu at boku gizli enselere..
Bunları söylemeye yürek isterim yürek!
Çıksın karşıma
kadını kızı ya da varsa bir erkek!!
Zannetmesin kimse
bu ülke yağma hasanın böreği,
secde ederek selamlarım
böyle hisseden her yüreği..

G.Varol

Şiirim bittiğinde salonda çık çıkmadı önce.. sonra en ön sırada oturan (sonradan Elazığ valisi ve üniversite rektörü olduğunu öğrendiğim) iki kişi ayağa kalkarak alkışlamaya başladı.. Ve o an salonda alkış koptu..


Çok ve alenen ve sesli ağladığım ender günlerden biri idi. Hem de sahnede!!. :)



Not:
Okuyan herkesin aynı iki şeyi düşüneceğine adım gibi eminim..
Birincisi, sanki bugünün ortamını dile getiriyor gibi tam 18 yıl önceki bu olay..
İkincisi, aynı yerde aynı şiiri okusam  şimdi!!, ben nerede olurum sizce? 



 


16 Haziran 2016 Perşembe

Konuşan fotoğraf..



 
Kim bilir kimler çaldı bu kapıyı .. kimler dönüp geldi gurbetten?.. Hâlâ sağlam duran paslı merdiveninden koşarak çıkıp hasreti bitirdi, kaç kişi??.. diye düşünerek çekerken fotoğrafını kırık kapının,  bir ses duydum sanki!..
 
“Şu yaslanıp düşmekten kurtulduğum ağaç var ya, beraber dikmişlerdi küçük sahiplerim beni .. Şu kırık kapımın arkasından görünen, sağlam kalan tek pencereden seyretmişti anne ve babası endişe içinde bir yerlerine bir şey olmasın diye..
Kaç kişi çıktı merdivenimden söylesem korkarsın. Bir ev değil, bir aşk yuvasıydım ben.. Kimi eşinin elinden tutup uçarak indi gitti merdivenlerimden.. Kimi, tahta bir kutu içinde ağıtlar yakılarak uğurlandı. 
Kiminin gönlü müjde dolu koşar adım çıktı merdivenlerimden, kiminin elinde kara haber!..

"Tarihi eser"  yazdılar duvarıma, tarihimi bilmeyenler..”




4 Haziran 2016 Cumartesi

KAPASİTE ..??

Çok yönlü kullanılabilen kelimeler hoşuma gider. İnsana
ifade özgürlüğü verir.. Anlatımda güçlük çekmezsin.. ayrıca anlatımın bir sanat olduğu konusunda, bunu anlayabilecek insanların akıllarına fikirlerine duygularına serin rüzgârlar estirirsin..
Kapasite, "bir şeyi içine alma sınırı... veya, anlama, kavrama yeteneği.." diye tanımlanıyor lügatlerde.. Bence eksik! Bu kelimenin, sadece anlama kavrama yeteneği ile sınırlı olması mümkün mü? İnsanın sevme kapasitesi gibi duyguların kapasitesi neden girmemiş acaba lügatlerdeki tanımlara?.. Düşündüm de, sınırı belli olmayan hatta sınırsız olan ne çok şey, tek kelime ile tanıtılabiliyor..

“Kapasite” de bunların içinde.. hatta başında. 

Acil serviste, parmağına iğne battığı için ortalığı birbirine katarak bağıran bir insan için, bedenindeki 6 kırığa dayanma gücü bulamadığı için  bağıran bir insana, onun acıya dayanma kapasitesi olmadığı için böyle bağırdığı söylense de, benim anlatmaya çalıştığım bu değil !.. Çünki bu yaşıma kadar, edepsizliğin neredeyse her yerde geçer akçe olduğu günümüzde "acı eşiğim düşük" diyen düşük insanlara inanmıyorum.  
   
Meselâ, herhangi bir yazıyı okuyan bir insanın, anlama kapasitesi yoksa o yazıyı beğenmez.. anlamaz çünki! Ya da işine gelmediği için anlamaza yatar!!.. Bu da aslında değişik bir kapasite türüdür.. Yani işine geldiğini anlamak diğerinde anlamaza yatmak!! Yatmak dendiğinde aklına gelen ilk şey kendi KAPASİTESİ içinde seks olunca, mutlaka kendince bir bit yeniği bulmuştur veya geçmişini hatırlamıştır!! O zaman da, çeneleri kapatmak uğruna din kisvesine bürünür düşük!!

Aslında kelime oyunu denen şey de kapasitesi geniş ve derin olan insanlar için geçerli.. Anlatmaya çalıştığımın, bilinen oynanan kelime oyunu olmadığını söylememe gerek yok.
İnsan beyninin oyunu çok farklı.. Bir kere doğruyu bulmanda katkısı sonsuz, sonra ikna olmanda. Zaman zaman sapıtmanda, yolunu şaşırmanda.. muhteşem olduğunu düşündüğün manzaraların(!) aslında balçık çamur olduğunu anladığın anlarda, doğruluğu konusunda tenakuza düşsen de yine doğru yolu bulmanda yardımcı olan da, o muhteşem beynindeki yol gösteren ışıktır.. ki adına bazen mantık dendiği olur!!. İşte
o zaman,  yüreğinin ve beyninin arasında denge sağlayabilmen için mahir bir cambaz olman gerekebilir.

Sözü fazla uzatmak istemiyorum . anlatmak istediğim bazı kelimelerin gerçeği yansıtmadığı .. belki de beynimizin oyunu bu!.. da biz farkında değiliz..

Mesela.. SEVMEK kelimesini ne çok kullanır insan.. öylesine.. lâf gelişi.. bol keseden.. Oysa insanın en cimri olması gereken duygusudur bu.. bitti mi.. gitti mi.. boş bir fıçıya döner insan çünki..

Ama.. yanlış yorumlanır bence SEVMEK fiilinin anlamı!! Ve yine bence (belki sence de) basamakları olmalı sevmek fiilinin..

Hayran olmak.. Takdir etmek.. Etkisinde kalmak..  gibi.


Bunlar da yüce duygulardır ama hiç birisi sevmek fiiline tek başına sebep olmaz.. Hayran olduğun insanı sevmen şart değil.. ya da takdir ettiğin (hangi konuda olursa olsun) bir insanın sevmediğin diğer yönleri gözüne batabilir.. etkisinde kaldığın kişi, sevdiğin kişi olamaz tek başına.. Hangi kabiliyeti ile veya hangi seçkin karakteri ile.. ya da hangi yeteneği ile seni etkisinde bıraktığı önemli.. Yoksa sadece fiziki görüntüsü ile mi, yoksa yüzünü hiç görmediğin halde yazdığı yazılardan mı?
Yoksa herkesin hayran olduğu kişi olduğu için mi?

Duyguları tahlil etmek, bence  tıbbı aşan bir konu!

Gelelim SEVMEYE.. Düşünün, bu muhteşem duygunun oluşması için hiçbir meziyeti olmayan bir kişiyi de sevebilir insan.. Yalnız, ÇOK önemli sorun, sevmek ile aşkı ASLA karıştırmamaktır.. Sevmek ne kadar yüce bir duygu ise, aşk da o kadar pespaye bir duygu bence.. Çünki, “Sevmek” insanı yüceltir .. “Aşk” rezil eder..
 

EĞER.. hayran olduğun meziyetleri olan.. etkilendiğin becerileri ve zekâsı olan kişi, (her kim olursa olsun) seni anlayabiliyor ve en önemlisi takdir edebiliyorsa.. hani ölmeyen aşk denen masal var ya, işte o masalın kahramanını bulduğunu bilmelisin..  

EĞER.. bırak takdir etmeyi,  seni anlayamıyor ise.. (gerek biyolojik olarak gerekse tıbben) !! o hissettiklerinin zerresine lâyık değildir..

O zaman..  bırak gitsin!