25 Haziran 2017 Pazar

DUYULMAYAN ÇIĞLIKLAR !!


Bugün Bayram!! 

Kaç saat oldu bilmiyorum.. oturduğum koltuk batmaya(!) başlayınca fark ettim ki ayaklarım da uyuşmuş.
Canım konuşmak, daha doğrusu dertleşmek istiyor ama bakıyorum her zamanki gibi etrafımda kimseler yok !

Ben de kalkıp sayfamın başına geçiyorum.. ve diyorum ki, yaz gülsen.. aklına ne gelirse yaz.. bugün bayram .. nasıl olsa artık sana da her gün bayram (!)olduğuna göre, kantarın topuzu kaçsa da hoş görülür eminim.. ve.. önce sizler için suya menekşeler "ay pardon papatyalar" bırakıyorum bayram hediyesi olarak :)))

İnsanın kendisini kandırması ne kadar kolay !! Hiç kimse okumasa da, herkesin okuduğunu düşünmek veya hiç anlayan olmasa da herkesin anlayacağını zannetmek!..

***

Son günlerde zaman zaman hiç kimsenin duymadığı çığlıklarımla Allaha isyan ettiğim geceler oldu.

Bazen de, "netice" ye daha kestirme ulaşabileceğim yolları düşünürken buldum kendimi !!..

Tam 47 günüm ve GECEM böyle geçti..

Şimdi Temmuz 20 sine kadar, ne kadarım bitmiş ne kadarım kalmış diye verilecek fetvayı(!) alabilmem için 35 gün daha beklemem gerekiyormuş!. 

Bu hiç bitmeyen .. gerçek anlamda hiç bitmeyen geceler boyunca düşündüm ve kendime sorup durdum..
SİZLER, hiç düşündünüz mü DOST kime denir???

Benim de sorduğum soruya bak şimdi!! Ama yine de hoş görüleceğine inanıyorum zira öğretmenlik damarım kabardı bu gece!!

Hani dillere pelesenk olmuş “yaaa dostum” diye hitap eden ve edilenler değildir şüphesiz bahse konu etmek istediğim dost!
Genelde merakını gidermek için, ya da etrafındakilere "ilgili" izlenimini vermek için gerekli gereksiz senden çok yakınlarını arayıp ilgi gösterisi yapanlar HİÇ değildir.. Ya da … aman  neys-seeee!! Ayna tutmama gerek yok!.

Ama gerçek olan, öğrenmenin yaşının olmadığı !..

BENCE DOST:


İnsanı zor gününde yalnız bırakmayandır!.

Arayan sorandır.. ve
“BİR ŞEYE İHTİYACIN VAR MI?” diye sormadan, ihtiyacın olabileceğini düşündüğünü getirendir.. Yani İLGİsini sunandır!

Rahatsız etmeden ve ısrarcı olmadan bu derin ilgiyi azaltmadan sunandır!..

Sağlığında veya yaşamında sıra dışı bir durum oluştuğunda, seni, aklıyla fikriyle ilgisiyle (mümkünse) bedeniyle yalnız bırakmayan insandır DOST!

Yani BENCE, bu düşünceler karar(!)'a döndüğünde, (aile bireyleri haricinde) bir kişinin gerçek karakteri hakkında karar verebilmenin en doğru yoludur bu.





 



 

16 Haziran 2017 Cuma


…HANE’ ler!!   Ve …PARK’lar.. !!

Oynak bir lisanımız var.. Güzel Türkçemize bayılıyorum bu yüzden..  

HANE denince, Türkçemizde, insanın ilk aklına gelen  başını soktuğu evidir.. Hani pek çok kişinin iki göz bir HANEm olsun yeter diye düşündüğü..

Ama gözünü mü seveyim gözü mü çıksın bilemem bu oynak Türkçenin.. Bazı kelimelerin başına bir hece eklemiş!! Ortada ne hane kalmış ne de onu isteyen..

Başına gelebilecek hecelerden al “HASTA” hecesini mesela, koy HANE' nin başına.. !! Allah eksikliğini göstermesin ama muhtaç da etmesin. Bunun gibi PASTA’ yı al koy  veya MEY’ i al koy hane'nin başına..  Haa bir de KER var tabii…pek çok kişinin soyunun yetiştiği!!

***
 
PARK denince de sizin aklınıza ne gelir bilemem ama benim aklıma çiçeklerin yetiştiği, insanların huzur bulduğu, çocukların oynayıp koştuğu, gençliğin kaçamak yaptığı bir mekan GELMİYOR!!!

Özellikle bu kelimeyi başka bir kelime ile birleşmiş görünce nevrim dönüyor.. medikal / PARK gibi..

İçine girildiğinde, en lüks pastaHANEyi aratmayacak kadar bol ve süslü pastaları ve yiyecekleri ile… Damı tamamen cam kaplı muhteşem dizaynı ile ve kapalı mekanda yetişmiş çam ağaçları ile.. Göz alabildiğine uzanan ÇOK geniş koridorlarının yer mermerleri, duvar aynaları  ve terası ve lokantası ile medikalPARK, bir PARKı aratmayacak kadar huzur veriyor hasta insana İLK GİRİŞTE… Ohh diyor içinden bir ses hiç korkma ve üzülme bak etrafına bu hastaneye ölü girsen diri çıkarsın!!!

Ve tıbbın zaman zaman çaresiz kaldığı bir hastalığın teşhis edildiği bedenini gönül rahatlığı ile buradaki ilgili bölümde gerçekten muhteşem bir doktora  emanet ediyorsun..

Ama o da ne???? AMAN ALLAHIM.. Oldukça sık, (35günde 3 kez) yattığın yerin altından geçip  üstüne dönerek daire çizen ve Radyoterapi yapan o muazzam 4 adet devasa radyasyon veren alet tık diyor ve bozuluyor.. hatta bir başka gün tangır tungur tependen aşağı o koca aletin birisinin kapağı düşüyor..  Dışarıda seyredenler odaya girip yeterince su içmediğini söyleyerek aletin durmasında seni suçlu bulup su içmen için yarım saat mola diyerek dışarı çıkartıyor..
VE BU KIRIK ALETLERLE BEDENİNE RADYASYON VERİLİYOR. Nerene denk gelirse!!  
 
Bunu niye mi yazdım? İlgililere duyurulsun diye değil!
Bu hayati önemi olan olaya ilgisiz kalan, mesuliyet duygusundan mahrum biri/leri  varsa eğer,  ve ilgi duyması gerekenler, bir de üst makamı da işgal ediyorsa üstelik, dilerim aletin tamamı bir gün onların kafasına düşsün!.


gv

 

7 Haziran 2017 Çarşamba

Suçlu benim....


Bilmem bilir misiniz, bazen çok çok ciddiye alınması gereken, hayati önemi olan, bedeninin lime lime doğrandığı, hatta göz kapaklarının bile o bedene yük gibi geldiği zamanlar olur.. Bir tünelde yürüdüğünü düşünürsün.. girdiğin kapının ışığı yavaş yavaş azalır ama çıkmayı umduğun kapının ışığı bir türlü görünmez!..

İşte öyle!

Yaşamla aramdaki büyüyü bozmamaya çalışarak, zaman zaman geçmişe yolculuğa çıkıyorum bugünlerde..

Herhangi bir sebeple hayatımda yer tutmuş, sonra unutulmuş ama hâlâ işgal ettiği geçmişimde kalakalmış oyuncuları(!)  silip temizlik yapıyorum..

‘Zaman’ ile, yani geçmişle kavgaya tutuşmadan, içimden sadece sitemlerimi sunarak onun anlamadığı lisanla konuşmaya başlamadan önce, bir kez daha, bana tüm yaşattıklarını, acısını- tatlısını- mükemmel olanlarını veya hak etmediğimi düşündürdüklerini izliyorum geçmişimde yeniden,.. üzüldüklerime üzülerek!!

Ve sonra, sadece o yüce gücün varlığına şükrederek, hiç bir acının sonsuza kadar aynı güçte ve aynı derinlikte yaşanmadığını, hiç bir ateşin sonsuza kadar yanmadığını bana yine yeniden hatırlatan o kahpe "zaman" a küfrediyorum !..

Yorgun bedenimi ve ruhumu dinlendirmek için uzanıyorum.. Yaptığımı zannettiğim temizlik(!) yormuş beni
ama bakıyorum, yine, varmış gibi, yok olanlarla dertleşiyorum!.

Bir varmııış diyorum içimden, ama hâlâ, “bir yokmuş” diyemiyorum. İşte bu yüzden :

Vaz geçiremedim kahkahalarımı
yalan söylemekten..
Bu yüzden bilemedin

ne kadar kederli olduğumu
Gözlerime öğrettim de israfın haram olduğunu,
yüreğime geçmedi sözüm, suçlu benim!

 
Bu yüzden göremedin
saklı yalnızlığımı..
Üzüldüğüm ne varsa,
baştan sona sıralı,
senin yerine de üzüldüm

yeni baştan!.


İzin verdim
çalmayan telefonların umudu tesellisine
cevapsız kaldı böylece aramadığın telefonlar!!

İşte her yeni gün
böyle şiir gibi tesellilerime
bu yüzden kurşun sıkıyor yeniden
yalancı kahkahalar,

Suçlu benim!