21 Eylül 2011 Çarşamba

dönene kadar..

Bu denizlerin ardından dönene kadar,

beni özlerseniz eğer dinlemeniz için..


Kadehinizi çınlatacağınız bir kişi yoksa yanınızda,
o zaman vurun dibini bardağın,  masaya..
"şerefine hocam" deyip kulaklarımı çınlatın, 
ben duyarım!.
Çünki içmesem de,  içmeden sarhoşum    
bu engin denizler kadar sınırsız duygu dünyasında.. 
                                

Bu saz semaisini notası ile çaldığımda 11 yaşımdaydım. Anneannem uduyla çalıp bana piyanoda refakat ederdi.. Benim başlamam gereken yerlerde mızrabı udun sol teline kuvvetle vururdu..
Çok duygulu bir kadın olduğu halde hislerini asla açığa vurmazdı vurmayı bilmezdi..
Uzun yaz gecelerinde tüm aileler yazlık sinemaya giderlerdi ..
O zamanlar her yere yürünerek gidilirdi nedense!! :) ve anneannem yaşlı yürüyemez diye onu hep evde bırakırlardı; o zaman ben de gitmezdim ve her yalnız kaldığımızda mükâfat olarak bana sazsemaileri öğretirdi..
Öğrenip çaldığımda da avucumun içini öperdi..




11 Eylül 2011 Pazar

bir farklı yolculuk!.



   Rüyada gezmek gibiydi.. hatta bir ara uyur-gezer miyim acaba diye düşündüm.. ve sonunda rüya gibi olduğuna karar verdim.:)

Bugün, dün, hatta daha önceki gün… rüya hep sürdü gitti... Aklımı kaçırmamak için, aklımdan çıkartmaya karar verdiğimi tatbik etmeye niyetleneli; böyle ayaklarım sanki yerden bir karış havada gibi geziyorum!..
Karar verebilmiştim sonunda ve kendimce en zor olanı başarmıştım. Uygulama faslına geçtiğimde baktım ve gördüm ki, zor olan karar değil, onu tatbik edebilmek !!.. Böylece neredeyse bir aya yakın bir süre, her gece o verdiğim kararı, değişik senaryolarla uygulamaya koyuldum..
          Olmadı!… olamazdı zaten.. ve… sonunda tam bir delilik olduğuna inanıp vaz geçmeye karar vermiştim ki, .. bir dost, bilmeden farkında bile olmadan perdenin ipini çekiverdi.. sahne açıldı!!


           İşte o andan itibaren de bir başka rüya başladı!!. Gözlerimi kapadığımda malûm film şeridi gibi değildi gözlerimin önünden geçen.. yazıydı! Bir elimde tebeşir, diğerinde silgi ile kara tahta başındaydım! .. kurgularımı yazıp siliyor yeniden yazıyor bazı yazdıklarımı okumadan siliveriyordum.. yeniden yeni baştan düzelterek yazarken yapmayı düşündüklerimi, birden kendimi bavul hazırlarken buluverdim.. Yazdığım senaryoların yakından uzaktan bir “gerçek”le benzerliği ve ilgisi yoktu. Neredeyse tamamını sildim aklımdan.. Bavula ne koymam gerektiğini de ezberlemiştim..Peruk koyacaktım ilk önce!!!. Çünki kurgularımda ilk sırayı bazı yerlerde tanınmamak alıyordu.. :)   
     
          Uçağa binmeyeli tam 11 yıl olmuş.. doktorun koyduğu bir yasağı bunca yıl sonra cesaretle (?) delme kararım, ölümcül bir karar değil bana göre.. Elimdeki uçak biletine bakarken, beni ısrarla çağıran arkadaşıma -tamam- dediğimde kendi sesimi tanıyamayışımı hatırladım...
          Uçağın pencere kenarındaki yerime oturduğumda, aklıma ilk gelen, ilaçlarımı unuttuğum oldu... Ve o an karınca geldi aklıma.. hani fıkradaki karınca!.. “varamasam da yolunda ölürüm”.. mü, demişti ne???
             Bulutlara ve dağların tepesine el değecek kadar yakın geçerken, içimde en ufak bir korku hissetmedim. Halbuki doktor, “sen panik ataksın her gece mutlaka içeceksin” demişti unuttuğum ilacı!!. keşke tüm ilaçları aynı poşete koymasaydım !!. “bu ayakla zor varırsın” mı… demişti karıncaya arkadaşı???

Sonra, tekerlek betona değdi!


Altı gün cennetin minyatürü yerlerde yaşadım.. gezdim… ve birden peruğu da unuttuğumu fark ettim! Ve işte o zaman, o an verdim ertelemekten yorulduğum kararı.. Yarın! kadim dostumu görmeye gideceğim.. hani varamasam da!
Yarın!

**
Yanılmak, (her konuda) kolay, ama bunu dürüstçe kabullenmek zordur. Ve maalesef, bu kabulleniş, iş işten geçtikten sonra gerçekleşir ve hiçbir işe yaramaz..
Şimdi, imkânsız olan şeyin, ulaşılamaz olana erişmek değil, eriştikten sonra vazgeçilemeyeceğini anlamak olduğunu öğrendiğimi söylesem!!?
Öğrenmenin yaşı gerçekten yok!

Dönüş yolunda, habersiz ve önlem alınmadan dinamit patlatılan yolun tam ortasında iken, tepelerden kopup gelen, ve arabaların tavanlarına camlarına zarar veren kayalara bakıp, hey gidi karınca dedim içimden... Sonra, “varamasam da," diyemem artık.. ama dönmesem de olur.. gözümün açık gitmeyeceği kesin! diye düşündüm;  jandarma, kanayan sol dizime ve bacağıma tentürdiyot getirdiğinde..


Yine de,
Rüya gibiydi.. her şey rüya gibiydi.. diye düşünüyorum..


Bakın bakalım haksız mıyım???


pek cennetin kapısına benzemese de...


içeri girince,
bunun yanlış bir fikir olduğu kesinleşiyor :)
burası benim kaldığım bölüm!   waw!!!
evin salonunda büyüyen ve ağaca dönüşen
nolinanın özel camlı tepesi açık bahçesi..


dünya güzeli ve iyisi bir insan.. ev sahibesi...

onun kadar olmasa da idare eden
bir misafir!! :)



Her gün, günün her saati
farklı bir güzellik sunan
Türkbükü' koyunu seyreylemek..
Muhteşem!!.
 kuruyan bir ağacı bile kesmeye kıyamayan
 arkadaşımın bahçesindeki süs ağacı....

bazı yerlere tekneleri ile gidildi..
tüm koylar gezildi..
hafif tertip,
 Ahh... ilaçlarımı unutmasaydım
dediğim anlar oldu!! :))


çok enteresan bir olay..
adaya kadar deniz içinde yürünüyor..
ayakkabılarını takıyorsun parmağına,
kendini hafif "ermiş" gibi hissetmenin
güveni içinde
gidip geliyorsun denizde yürüye yürüye!!


yürünen yerin her iki tarafı da
vapur demirleyecek kadar derin!!!
Ah... ilaçlarım!! :))



yat limanı /Göltürkbükü
Vee  Booodrum bodrum!!

ve tabiii ki LOKMA!!!
burası DENİZHAN - Bodrum..
Nasıl heyecanlıyım..tarifi mümkün değil..
ve.. bir lokmadan daha tatlı daha doyurucu ..
mükemmel olduğunu bildiğim
ama artık gördüğüm insan..
 Benim eceleriminecesi..

Fink!!
Dev asâ avizeyi görünce hemen gidip
fotoğrafını yakından çekmek istedim..
ampul falan da göremeyince üstünde takılı,  
bu neyin nesidir diye soracak birini aradım çevremde..
Kapısında fink yazısını görünce de aklıma fink atmak diye bir deyiş geldi.:)) tam o an, iri kıyım bir bey(!) bir omuzu önde diğeri arkada yaylanarak geldi ve "buyurr" dedi. Dondurma almaktan dönen arkadaşım olanca hızı ile kolumdan çekti ve beni alıp götürdü.. Kapısında 18 yaşından aşağılar giremez yazıyordu ama damsız girilemez yazmıyordu!! 

Burası Yalıkavak..

el yapımı oyuncaklar..
Gümüşlükte aşıklar tepesi denen bir yer..
Eski el dikiş makinesini
mumluk olarak kullanan bir kadın..


ah... pek çoğunuzun hatırlamadığı
AGA radyosu ile yayın yapan
ve nostalji sunan bir adam..
Gümbet dediği yerde,
kuzu kızartmasından
 her çeşit hamur işlerine kadar hepsini
 muazzam bir lezzetle hazırlayıp sunan bir abla..

ve bir arap güzeli... Barmen!! 
enva-i çeşit içkiler sunan bir şark kızı..
İçtiğimiz limonatanın lezzetini unutamıyorum.
Bir de, "ne içersiniz" diye sorduğunda,
verdiğimiz cevabı duyunca suratının aldığı şekli! :)) 
torba, ya da bitez olabilir..


bazzaar..
sarışın afetim için!!

taş bir sütun üzerine yapıştırılmış, 
doğal taşlardan bir deniz manzarası..
ve duvara asılan
boyama boş bir çerçeve ile derinlik verilmiş..
Ağabeyimin  taşa can verişini hatırladım.. 



Karaya vurmuş vapur görünümünde bir Otel ..
Torba sahillerinde
sevimsiz!
burası da çok ÇOOK ünlü artiZlerin
evlerinin olduğu sahil!!
tüm çevre ilçelere ve illere gezi...
"buralara kadar gelmişken"
mantığı ile!!




ve uyuyan güzel..
benim yorgunluktan bîtap düşen arkadaşım..
dostum canım!!
sanki ilâçlarını unutan o :))
döndüğümde doktora biraz
 'atak' olarak görünesim var
'panik' olması için!!

o uyurken ben,
huzur depoluyorum..
mutluluklarımı çoğaltıyorum..
kök hücre yerine geçecek anıları,
 tüm organlarıma bağışlıyorum..

hoşça kal EGE..
ve...

 
.. seyahatime devam edebilmem için kısa bir süre dinlenmem gerekiyor.. mutfak tezgâhının üzerinde dolaşan iki karıncanın önüne ekmek kırıntıları koydum!.


3 Eylül 2011 Cumartesi

EYLÜL..


          Eylül, bana hüznü çağrıştırmayan bir sonbahar ayı.. Sükûnuyla ruha işleyen bir güzellik saklı içinde. Ayrıca sarışın afetimin iki isminde biri!  Son’da da insanı mutlu edebilecek huzurun varlığını kanıtlar gibi!..


         Ne güzeldir insanın kalıcı dostlarının olması.. görmesen de gitmesen de… hani o köy gibi! 
        Ne zaman telefonum çalsa bilirim ki bir dost köyüne çağırmakta beni.. Bazen söz verip tutamamanın ezikliğini yaşarım. Ya bedenin sağlığı bozulmuştur ya da cüzdanın varlığı!!
Bilmezler ama ben zaten her çağrıldığım yere giderim.. hatta hiç çağrılmasam da .. ve gitmemden biraz ürkenler olsa da!! .
Ne güzeldir hayâlde kavuşmak.. Hiç tanımadıklarınla bile kurulan muhabbet!!


          Bu eylül isyan bayrağını açan gönlüme söz geçiremedim.. farkında bile olmadan baktım bavul hazırlamakta o gönülde hapsettiğim!.. Bütün bir Eylül.. Ege’den başlayıp mola vere vere sonra çocuklarla buluşup Akdeniz’in kuzey kıyılarının sonuna kadar uzanmaya karar verdim..
         Her bir köyden(!) veya kadı'nın köy'üne döndükten sonra sizlere seslenmeyi hayâl ediyorum..
bir müzikle
bir şiirle
bir fotoğrafla
bir kuru merhaba ile…


Sizlerin, benim yazamadıklarımı da okuyacağınızdan eminim..

şimdilik...hoşçakalın.