Kalabalık bir yemek masası.. Derinlere dalmış düşünen anneye,ne düşündüğünü sorar oğlu..
-ben artık yaşlanıyorum galiba oğlum!!... -ooww.. çok zekisin anne.. -terbiyesiz!
(gülüşmeler...)
- bir şey sorabilir miyim anacım? - SOR! - nasıl anladın bunu? - neyi? - ... neyse boşveer.. - sorsana çocuk!.. - anacım yani nasıl şeyettin.. o dediğini diye sormak istemiştim !!.. - yaşlandığımı mı? - hah onu! - yani..sevmediklerimi beğenir oldum da ondan.. sevdiklerim de hoşuma gitmemeye başladı.. - yoksa ben de mi???? - çok zekisin!
(hafifçe) gülüşmeler..
- örneğin? - .. örneğin !!. yaa ne sakil bir kelime bu oğlum.. "meselâ" desene .. - anladım!.. haklısın anne!.. - bana baaaak!!!!
(bu sefer kuvvetli ) gülüşmeler..
- hadi anne .. cevapla.. meselâğ!!!... :) - peki.. bak gülmek yok ama tamam mı? - tamam!! - ben saz sevmezdim.. bilirsin.. hele saz çalıp söyleyenleri hiç.. - eeEEee? - şimdi, az önce biri bir türkü söyledi .. o söyledi ben ağladım... - ilâhi anne.. sen, kapı gıcırdasa ağlıyorsun bugünlerde.. - terbiyesiz!
(çıt yok!)
- eee kim ağlattı seni, söyle, onu pişman edeyim.. :) :) - Neşet Ertaş!! - a-Aaa ...!!! ne dedi üstad.. anacım?
HANİ KARNI TOK OLSA DA, BAZI VİTRİNLERDEKİ YİYECEKLERİ HAFİF BİR YUTKUNMA İLE SEYREDER YA İNSAN, YA DA LEZZETİNDEN VE KALİTESİNDEN HİÇ ŞÜPHEYE DÜŞMEDİĞİ YİYECEKLERİ GÖRDÜĞÜNDE, İÇİNDE DAİMA AÇ OLAN BİR BOŞLUK KEŞFEDER YA! İŞTE AYNEN ÖYLE!.. NE ZAMAN ALİ ZAFER ŞAPÇI'NIN SAYFASINI OKUSAM BÖYLE OLUYORUM.. BRİÇTEN HİÇ ANLAMAM.. SEVMEM DE.. SEYRİNİ BİLE!! AMA BU SAYFADA, BENİ HİÇ İLGİLENDİRMEYEN KONUNUN ÜSTADI OLAN KİŞİNİN (blog dostunun) SAYFASINDA, BEN, DUYGULARIMIN AÇ YÖNLERİNİ DOYURACAK ÇOK ŞEY BULUYORUM.. DAİMA YUTKUNMAMA SEBEP OLAN BİR VİTRİN ORASI BENİM İÇİN .. ARADIĞIM/ARAMADIĞIM PEK ÇOK ŞEYİ BULDUĞUM BLOG.. ZATEN BİLDİĞİNİZE OKUDUĞUNUZA EMİNİM..
ORADA OKUNANLARIN, BİR DE BURADA OKUNMASINDA NE GİBİ BİR ZARAR OLABİLİR DİYE DÜŞÜNDÜM..TABİİ VİTRİN İLGİNİZİ ÇEKİYOR İSE.. EĞER, SİZİN VEYA RUHUNUZUN AÇ OLAN BİR KÖŞESİ YOKSA,VEYA BURADA TEKRARLANAN YAZILAR SİZİ DOYURMAYACAKSA,
KARAR SİZİN :
OKUMAZSINIZ!:)
ROBERT LYNDdemiş ki:
"ŞİİR BİR İHTİYAÇTIR"
Şiirin görevi insanların yaşamını daha dolu, daha gerçek yapmaktır. Şiir, kişileri, yaşamın, dünyanın ve evrenin sırları peşinde koşturur.
Bazı eleştirmenler sanatın yaşamdan bir kurtuluş olduğunu söyler. Sanat sadece yaşamın dışına doğru değil, yaşamın içine doğru da bir kurtuluştur.
Şairin yazdıkları, hayalinin ürünleri değil gerçektir. Gözlerimizi açan ve duygularımızı etrafımızdaki gerçek şeylerden haberdar eden hayâl gücüdür.
Şiirin ölmez oluşunun hikmetlerinden biri budur. Whitman "Durmadan Sallanan Beşiğin Dışında" adlı şiirinde "meçhul ihtiyaç" deyimini kullanmıştır.
İşte bu "meçhul ihtiyaç" olmasaydı şiir de var olmazdı. ** ŞİİR SANATI Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir,
Yuvarlak bir meyve gibi,
Başparmağa bir şey söylemeyen
Eski madalyonlar gibi dilsiz,
Yosun tutmuş pencere pervazındaki
Aşınmış taş gibi suskun!.
Kuşların uçuşu gibi
Sözsüz olmalı şiir!.
Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi.
Gerçeğe eşit olmalı şiir:
Gerçeğin kendisi değil. Bir şey anlatmamalı şiir,
Olmalı!...
demiş.. Archibal MacLeish
Sandor Rakos ise, ŞAİRİN ÖZGÜRLÜĞÜ VE TUTSAKLIĞInı anlatmış
Şair; * çevresinde değişip duran mevsimlerin, yıldızların, birbirini çeken ve iten evrensel gücün, * hem iyi hem kem bakışları, hor görünün ve hayranlığın, inatçı karşı koyuşun, kıskançlığın, olağanüstü hafifliklerin, anlayışsızlığın, * düşündaşlarının ihanetinin, başka türlü düşünenlerin kuşkularının, kötülüğe dönüşen aptallığın, * dünyadaki tüm çekişmelerin ve çelişkilerin, halkının ön yargılarının, yakınlarının anlayışsızlığının, *ailesinin ve çocuklarının yabancılaşmasının, dostların vefasızlığının, aşık olduklarının bencilliklerinin, yanındakilerin umarsızlığı, uzaktakilerin unutuşunun, acımasız yasaların, çiftleşme, yiyip içme ve egemen olma konularındaki açgözlülüğün egemenliği altındadır.
* Şair, ölümün dehşetinin egemenliği altındadır, vücudundan ayrılıp giden şair özgürlük toprağına ayak basar. Çünkü özgürlük orada mümkündür.!
*****
Bu fotoğraf.. içimde uyuyan şeytanı.. meleği.. nefreti.. aşkı taşıyor bana, her ne zaman baksam.. sessizliği, içimi yarıp içimde kıyametler kopartmakta! .. neler yazıyor kalem benim bile bilmediğim .. bir bilseniz.. Aldanılan sessizlikte atılan çığlıkları duyuyorum.. dönüşü olmayan bir yol görüyorum.. durgun göl gibi engin denizdeki görünmeyen dalgalar bana "hadi!" diyor..
Ne zaman hatırlasam, beni alev alevtutuşturan hatalarımın rengini
görüyorum ufukta..sonra bir dilek tutar gibi konuşuyorum resimle..
Bir seher vakti çıkmalı yola haziran gelmeden! Kimse seslenmeden geri çağırmadan!.. Yangına çeviriyor gittiğim yolu, yolunu şaşıran coşkular.. Batmakta olanı seher zannedişim ondan! g.
Gel de hatırlama şimdi.. Aziz Nesin'i.. Eminim, hatta biliyorum .. pek çoğunuz "bir kere" olsun hatırlamıştır ve hak vermiştir.. ömrümün neredeyse her döneminde, farklı duygular ve ortamlar içinde dilimde pelesenk olan bu şiiri..
YA ZAMANINDAN COK ERKEN GELİRİM, BU DÜNYAYA GELDİĞİM GİBİ, YA ZAMANINDAN COK GEC, SENI BU YAŞTA SEVDİĞİM GİBİ!.. MUTLULUGA HEP GEC KALIRIM HEP ERKEN GİDERİM MUTSUZLUGA YA HERSEY COKTAN BİTMİŞTİR YA HİÇBİR SEY BASLAMAMISTIR.. ÖYLE BİR ZAMANA GELDİM Kİ, ÖLÜME ERKEN SEVGİYE GEÇ..
Nicedir yazmadığım, yazamadığım, ben farketmesem de beynimin kayda aldığı şiir.. Peki .. benim için "şiir ne?" diye düşündüm saatlerce.. bilmem kaçıncı defa!!.. şiir, burada iken orada olduğum, yanılmalarımı unuttuğum, anıları sakladığım sandık..
diye geçti aklımdan... sonra usulca açtım o sandığı... için/m/deki unuttuklarıma baktım.. şiir yalnız gecelerimde, heceleriyle öpüşüp kelimeleriyle seviştiğim yatak..
demişim yakın bir geçmişte...
şiir, senin için kurduğum, senin içinde olduğunu umduğum, boş bir mâbed.. ne için, kim için yazdığımı itiraf etmeyen satırlarıma saygı duyarak, tekrar tekrar okudum unuttum zannettiklerimi ve yazılmayanları.. küf kokmayan sandığa koymadan, tekrar tekrar..
Sonra 'şair kime denir?' i evirip çevirdim kafamda.. (her ne kadar bu düşüncem kabul edilmediği halde ben, hâlâ kendimi bir şair olarak kabul etmesem de) benim için, yani bana göre,
Bana, ben öldükten sonra yazma.. Okuyamam.. üzülürsün!. diyen .. öldükten sonra bile, önemsediği kişinin üzülebileceğini düşünerek üzülen bir salaktır şair bana göre!.. İnsanın kendi salaklığını kabul etmesi değil, bunu itiraf etmesi zordur.. Her ne kadar bilinen bir gerçek olsa da!!.. Bu arada, tüm şairleri, ve şiir yazanları muaf tuttuğumun bilinmesini isterim.. Hele hele... yeni okuduğum bu şiirden sonra.. Şimdi, sizleri, "mavi gözlü dev"e hayran, bir başka devin yazdığı bir derya ile ve bir beythofun (!) müziği ile başbaşa bırakıyorum..
DUR GİTME!
Dur gitme .. bekle biraz, bu belki son buluşmamızdır
Belki şimdi şuracıkta ama belki... hiç bilmediğin
Bir ezik kurbağadır ıslak betonda gölgelerimiz..
Rıhtımlara böldüğümüz bu çocuksu kurtuluşlar
Dur gitme bekle biraz hem sonra belki de hiç
Belki bir kamyon beni bir akşam gazetesine..
Belki sokak sokak beni aradıkları..
Belki bu son buluşmamızdır Ah... nella
Dur gitme vakit yakın az sonra belki de hiç
Belki de ben, ah nella, bu ayrılık hiç bitmeyecek..
seni çeşmeler gibi şarkılara dağıtıyorum
renklere katıyorum seni, uysal biçimlerden alıp
kısraklara çiziyorum kavga arefesi günlere
dönüp kendimi vuruyorum bir akrep karanlığında
dişi bir isa gibi bakma bana çıldıracağım
düşersem esintime karanlığa düşersem
ellerim soyunursa uykusuz diriliğini
yüzünü yitirirsem bence güzel çizgilerini
düşsel ortamlar içinde bir silik bir anlamsız
yaşamak korku babası, gelsin dinlerin cenneti
sana ben nella dedim, Ah... ! nella, belki de hiç
geceleri bambaşka bir adam oluyorsam
karışıksam kendimden yelimden kaçıyorsam
içimde anlamadığın bir beythofun fırtınası
ben bu fırtınayı yıllardır tanıyorum
yıllardır kendimi taştantaşa ama anlayamazsın
ben beythofun fırtınası bu ölüm bu ürkünç
tarlalar var bu fırtınada fabrikalar umutlar
dilsiz anlaşmalar var erkekçe davranışlar
ben bu fırtınayı yıllardır yaşıyorum
yüzükoyun kentlerin alacakaranlıklarında
yıllar geçecek, sen böyle hep titreyerek bekleyeceksin
şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamayacaklar
yoksul bir kasabada yoksul bir kahve ocaklığı
ışıklı günlere yatmış yıldız ışığında köyler
tezgahlarda ben dokunacağım nakışlarda ben uyanacağım
yorgun istasyonlarda yığın yığın tedirginlikler
ama hep yolda olacağım kendi yelimin önünde
yaşadıkça, adım adım özlemlerimi haykıracağım
belki çok gideceğim belki çok sürüneceğim
belki bu son buluşmamızdır nella ah... nella
seni tuzundan özlemlerimin, bitmemiş şarkılarımdan
Geçen hafta maaile.. 4 kişi!! mutlu mesut yemek yerken, sarışın afetim birden cok ciddi bir sesle, "ben okula gitmemeye karar verdim" dedi.. sofraya bomba düştü!.. Babası, " her kararın bir sebebi vardır, senin de var mı?" diye sorduğunda, "Anıtkabri görmeden okula gitmek istemiyorum" diye yanıtladı..
Ona okula başladıktan sonra da Anıtkabir ziyareti yapılabileceği söylendiğinde ise, "ama sınıfta öğretmen kim anıtkabri gördü diye sorduğunda ben parmak kaldırmak istiyorum babacım" dedi..
O gün, ona yaşgünü hediyesi olarak, onu Anıtkabir'e götüreceğimize sözverdik..
Benim sarışınım afetim.. meleğim.. torunum EYLÜL İMGE'm..
böyle dakikalarca durdu ATA'sının huzurunda..
daha söyleyeceklerim bitmemişti diye ağlamaklı ayırabildik
saygı duruşundan ..
O küçücük derin ve dolu beyninden geçenleri,
ATA'sına neler söylediğini bilmek için neler vermezdim..
Sizlere tam olarak sıraya koyamadığım,
sadece iki güne sığan ama yıllar sonra bile hatırlanacak
mutluluğumuzun resimlerini sırasız da olsa paylaşmak istiyorum..
İlk olarak Anıtkabir ziyareti...
sonra Atatürk orman çiftliği ve hayvanat bahçesi var..
***
Ayrıca, babasının müzik grubu "Blue blues" un,
ODTÜ şenliklerinde konser vermeleri için aldıkları davet de
gündeme gelince, iki önemli etkinliği birleştirip
unutulmaz anıların albümünü kabartmaya karar verdik..
Bu görüntüleri de,
oğluyla gurur duyan bir annenin
gülümseyen çehresi ile sizlerle paylaşmak istiyorum azzzz sonra!!.
***
belki ... butçukların tanışmalarını da görmek istersiniz!!!
:)
Anıtkabir'in aslanlı yoluna giriş anında...
birden bire böyle put gibi durup dakikalarca seyretti önce..
sonra peşinden gittiğimizden emin olmak için,
belli etmeden yandan kontrol ederek bizi,
aslanlı yolda yürümeye başladı..
fotoğraf çektirmek istediği noktaları
kendisi seçip poz verdi..
aramızdaki mesafe artınca ve yorulunca,
mor menekşelerin ortasında bir sarı papatya oldu..
Oturup anne ve babasını bekledi.
"bu kapıdan girmek istiyorum" dedi.. neden? dedim,
"duvarındaki resim çok ilginç ondan" diye cevapladı..
ANITKABİR'in plânı ve mini maketi olan bir salona girdik
böyle koşturarak hepimizi arkada bırakıp gidiyor..
hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin olacağı
bir gelecek yaşamasını diliyorum içimden..
Saygı duruşumuzdan sonra
tüm Anıtkabir'in o uçsuz bucaksız beton yollarının altında,
alt katta yer alan muazzam ANITKABİR müzesine iniyoruz..
ATÜRK'ün Türk ordusuna verdiği son mesajı.
(resime tıklayıp okuyabilirsiniz)
ATATÜRK'ün sesinin yankılandığı loş ve taş duvarlardaki tarihi,
her birimiz farklı olsa da, bir tek müşterek duygu ile,
gözlerimizde yaşlarla seyredip dinliyoruz.
Aklıma, çocukken sadece 10 kasımlarda yayınlanan Atatürk'ün sesi ve okuduğu nutku dinleyişimiz geliyor.. Anneannemin, annemim babamın tüm hane halkının hıçkırıklarından zor duyduğum, ama en sonunda
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" dediğinde ATAM'a
avazım çıktığı kadar bağırarak eşlik edişimi hatırlıyorum.
Gördüğü her bir kareye ilgi ile bakan,
soran, anlamayınca tekrar soran, fikir yürüten
ve müzeden çıktığımızda "ne hissettin?" diye sorduğumda,
"kendimi büyümüş hisettim" diye cevap veren EYLÜL İMGE'm ..
***
Müzeden çıktığımızda nöbet değişimi başlamıştı..
Oğlumun, her zaman çektiği fotoğraflara
anlamlar yüklediğini bilirim ..
Ama bu, bana çok farklı bir anlam kattığını düşündürdü..
Bu nedenle, fotoğrafı sizlerle paylaşmak istedim .
O beton yolu sarsan sesleri duymanız için!
Kudret, damarlarındaki asil kanda mevcut olanlar!.
Her anne/baba sever çocuğunu, doğanın kanunudur..
Onunla gurur duymaları ise, onların sorumluluğudur..
Hande'nin yüzündeki gülüş de, bu gururun aksedişi, tıpkı benim yüzümden de hiç silinmeyen o gülüş gibi...
Şimdi Atatürk Orman Çiftliğine ve Hayvanat Bahçesine...
gidiyoruz demek isterdim!!!
İçler acısı bir durum.. Kasıtlı... sinsi... Plânlı... Anlaşıldığı üzre artık orası hayvanların bile bile ölüme terk edildiği, girişin parasız yapılarak halkı düşünen asil pozlarla, hayvan bakıcılarının maaşlarının ve hayvanların yem ve yiyeceklerinin bile alınamayacak bir ortamda, tinercilerin ayyaşların akıl almaz inanılmaz bir pislik içindeki çoktan parsellenmiş bu uçsuz bucaksız mümbit arazinin içinden sizlere ne yazık ki sunacağım bir görüntü yok..
Bu yazdıklarımı benim haykırışım olarak kabul edip hoşgörün lütfen..
Zannederim yetkililer de fakir dostu olarak girişi parasız yaptığını haykırmakta!!
baba kız..
İmge'nin midillisi..
ve göstermelik kalanlardan bir yer..
VEEEEE.... VE... VE
KİND'a BLUE BLUES BAND..
Burak ve arkadaşları.. Her biri ayrı ayrı kendi mesleklerinde başarılı olan ve müziği bir yaşam kalitesi olarak kabul eden grup..
Kind'a Blue Blues Band @ ODTU 12.05.2012
Vocals & Harmonicas: Kelly Brewer & Burak Doğu
Guitars: Mehmet Barlo & Barış Özgür
Çıtır Bass: Selimcan Yılmaz Drums...
SONRA GECE OLDU...
BEDENLER YORGUN...
AMA RUHLAR COŞKU İÇİNDE...
400 km.yol gelindi.. Konser verildi.. Ziyaretler yapıldı..
ama bitmedi..
Bu yakışıklı, Nihan'ımın butcuğu.. Kayra.
Ben onun da mamisiyim :))
yemekte tanıştı kuzucuklar..
poz verin dedik böyle durdular..
gülün dedik .. güldüler..
sarışın afetim hazırolda duruyor ama
butcuk sarılıverdi..
sonra, sinirleri bozuldu
birbirlerine bakıp gülmeye başladılar..
Bu kadar güzel iki çirkin gördünüz mü???!!!
no comment.
13/mayıs. 2012 (anneler günü) Başkent Öğretmen evi