Çünki şu an, ben de sanki hiç olmamış gibi kabul etmek istediğim adeta can çekişerek geçirdiğim 12 günü, yanlış yapılan tedavi neticesi allerjiden doğan boğulma riskini, devamlı serum takılı oluşu nedeniyle o muhteşem yorumlara cevap veremeyişimi, kulağıma inen perdeyi, ses tellerimdeki sessiz isyanı ve bu arada grip aşısının beni paramparça hale getirişini ve daha pek çok şeyi geride bırakarak, biraz kırgın, çokça yorgun.. ama derinlerimde huzur dolu olarak evimdeyim ve yanınızdayım!..
Şimdi, (yaşadığım onca şeyi sanki hiç olmamış gibi düşünsem de) hak edip etmediğim konusunda şüphelerimin olduğu bunca yoğun ilgiye, sevgiye, nasıl olur da sadece sıradan kuru bir, ”herkese teşekkürler” diyebilirim??
“herkes” olarak görmemin mümkün olmadığı güzel insanlara, özel insanlara, yaşama tutunma nedenlerimin mayası olanlara.. DOSTLARIMA, yüreğimin sevgi dolu şükranlarını sunmadan nasıl ilgisiz kalabilirim?
Beni neredeyse her gün telefonla arayanları, konuşamadığım için üzüntüden ağlayıp beni üzenleri :)) sesimi duyup tanıyamayanları!! "ayyy ama hasta gibi konuşma hocam" diyenleri .. Bir telefonumla "hadi" dememi, ellerinde çorba kâseleri ile bekleyenleri.. hatta hatta beni tanımanın bir ayrıcalık olduğu fikrinden vazgeçenleri bile .. nasıl unutabilirim??
Bana “hişşşt gülsen hanım şakası yok bu işin…” diye seslenip beni ciddi(!) bir şekilde uyaran ve bu sayfalarda iz bıraktığımı düşünen; … gelip “üşümemen için üstüne battaniye örttüm” deyip tüm duygularımı ısıtan; … beni, “özlenecek ender insanlar “..’ı içinde kabul eden; … “koca yüreğinden gitmeme manifestosunu açıklıyorum” diyerek kendi koca yüreğinin mührünü basan;.. “Çeri çöpü ayıklanmış bir hayatın başkaldıran seramonisi mi bu?” diye sorarak anlatamadığım izahı yapan; … "çünki siz emanetsiniz bize örnek aldığım müdürümden" dedikten sonra bloğun bensiz tadının olmadığını söyleyip beni güldüren; ... “en büyük coşkumun” ne olduğunu ya da ne olmadığını anlayan!!; … “sihirli bir değnek gibi yaşamlarımıza apayrı güzellikler kattınız” diyerek, varlığımın, gözümdeki varlığı kadar önemli olduğunu vurgulayan; … “çok içselleştirdim yazını” diye muhteşem kalemiyle satırlarımda kendini bulduğunu söyleyen; … “sen anladın beni mutlaka..” diyerek aslında beni anladığını ispatlayan; … "hiç yatıştıramadığı heyecanını" sayfalarımda bulduğunu söyleyen; ... “uzat kelimelerini bana da öpeyim her birini diyerek beni ağlatan … vee yazmasalar da okuduklarını hissettiğim güzel insanlara sadece teşekkür yeter mi ?? … arsız arsız sanki hiç olmamış gibi davransam, beni şaşkınlığa uğratan yoğunlukta, yokluğumu bunca hissedenlere lâyık olabilir miyim?
O zaman, beni sınıfın kapısında beklediklerini düşündüklerimin ve olmayan öğretmenler odasında olmayan varlığımın yokluğunu hissedenlerin yüzüne nasıl bakarım??
Bir haberle başlamak istiyordum yazıma aslında ama bunları yazamadan da duramadım..
Bundan böyle (blogcudan tanıdığım dostlarım bilir) yine Cuma günleri, sizlere kısa paragraflar halinde, bölüm başlıkları olarak oluşturmaya çalıştığım bir anlatının taslaklarını sunmak istiyorum.. Tıpkı “albümdekiler” de olduğu gibi, bilgi ve duygularına inanıp güvendiğim dostlarıma .. Bir nabız yoklaması olarak kabul ettiğim ve çok değer verdiğim menfi ya da müsbet değerlendirmelerinizi önemsediğim için..
Bir şiir okudum az önce .. beni düşündüren!.. Sizler de okuyun istedim..
Hadi .. şimdi sımsıcak sarılın bana…
Sizleri özledim! ve biliyorum.. adım kadar eminim ki, sizler de beni özlediniz :)
photo:flickr/kuytular/b.a.d - şiir/düş hekimi
"Yere düşünce mi,
yoksa yere düşemeyince mi
acır yaprağın canı?
Uzun, soğuk kışın başında
kalan son yapraksan
tüm yaprakları dökülmüş ağaçta,
yorgun çöpçüler süpürürken
solmuş anıları aşağıda,
daha sıkı tutunmalısın dalına.
Gayretle direnmelisin fırtınalara,
gözyaşların değil, terin karışırken kara..
Ve uzun,
ve soğuk kışın sonunda başlamalısın
bildiklerini anlatmaya
gelecek yazın yemyeşil yapraklarına!..."
yoksa yere düşemeyince mi
acır yaprağın canı?
Uzun, soğuk kışın başında
kalan son yapraksan
tüm yaprakları dökülmüş ağaçta,
yorgun çöpçüler süpürürken
solmuş anıları aşağıda,
daha sıkı tutunmalısın dalına.
Gayretle direnmelisin fırtınalara,
gözyaşların değil, terin karışırken kara..
Ve uzun,
ve soğuk kışın sonunda başlamalısın
bildiklerini anlatmaya
gelecek yazın yemyeşil yapraklarına!..."













