Ne sevmenin yaşı var..
ne de hayâl kurmanın !!!..
ne de hayâl kurmanın !!!..
Sevmek.. sevebilmek… Tanrının, sevdiği kullarına hediyesi.. Mutlaka karşı cinse duyulması da gerekmiyor.
Ya da mutlaka sevdiğin veya sevdiğini zannettiğin kişiye kavuşman, onunla sevişmen de gerekmiyor..
Sevmek, evet sevmek!! Tanrının, yüreğini pırıl pırıl yarattığı kullarına bir armağanı!..
Tanrıyı sevmek ya da doğayı sevmek değil yazmaya çalıştığım.. Evet biliyorum pek çok çeşidi ve pek çok şekli var bu duygunun.. Siz, sadece şunu hiç unutmayın:
Kıymetini bilmeyenlerin veya yanlış değerlendirenlerin elinde paçavraya dönen bu duygu, aslında sadece onun kıymetini bilemeyenlerden intikam alır, onu yaşayanlardan değil..
Mutlaka karşılıklı olması da şart değil bu duygunun.. Karşılıklı olanda, kavuşma ihtimali vardır mutlaka ama hayâl ettiğin, hayâlini kurduğunda da pek çok kavuşma çeşitleri vardır .. Ayrıca gerçeğinde, o muhteşem duygunun içine sinsice giren “arzu” o duyguyu sonunda eritir çürütür.. maskara eder!.. Oysa senin, hayâlinde, sıfatlar eklediğin, bir şablon yaratıp yücelttiğin, yanında veya uzağında olsun hatta gerçekte veya hayâlinde yaşasın, o emsalsiz kişiyi düşünmek ne kadar güzel ve temiz bir duygudur!!
Ona çeşitli kaftanlar giydirip, (hayâlindeki gerçek bir kişi de olsa) onu istediğin karakter kalıbına sokup seni incitemeyecek veya senden bir beklenti içine giremeyecek bir kişilik yaptığında… onu özlediğinde.. onunla her derdini düşünceni ve arzunu paylaştığında huzur duyarsın..
Hatta istersen onunla fikir münakaşalarına da girebilirsin hatta düşüncelerinizde ters düşüğünüzde kavga da edebilirsin.. Sonra ... kapı çalınır.. veya telefon çalar... yalnızlığına geri dönersin..
Aradan bir süre geçer, yalnızlık yüreğine batmaya başladığında.. aklına “O” düştüğü an, onun karşında belirivermesini seversin.. Dinlediğin bir şarkıyla bile yeniden duygularını harmanlamasına hayran olursun..
BU yazmaya çalıştıklarım, kendimce anlatmaya çalıştığım yalnızlığın, romanımsı anlatımı aslında.. Şimdi bunun tamamını değil de, bir kısmını bile bir daktıra (!) anlatsam, sizce teşhisi ne olur dersiniz???
Sevmek, evet sevmek!! Tanrının, yüreğini pırıl pırıl yarattığı kullarına bir armağanı!..
Tanrıyı sevmek ya da doğayı sevmek değil yazmaya çalıştığım.. Evet biliyorum pek çok çeşidi ve pek çok şekli var bu duygunun.. Siz, sadece şunu hiç unutmayın:
Kıymetini bilmeyenlerin veya yanlış değerlendirenlerin elinde paçavraya dönen bu duygu, aslında sadece onun kıymetini bilemeyenlerden intikam alır, onu yaşayanlardan değil..
Mutlaka karşılıklı olması da şart değil bu duygunun.. Karşılıklı olanda, kavuşma ihtimali vardır mutlaka ama hayâl ettiğin, hayâlini kurduğunda da pek çok kavuşma çeşitleri vardır .. Ayrıca gerçeğinde, o muhteşem duygunun içine sinsice giren “arzu” o duyguyu sonunda eritir çürütür.. maskara eder!.. Oysa senin, hayâlinde, sıfatlar eklediğin, bir şablon yaratıp yücelttiğin, yanında veya uzağında olsun hatta gerçekte veya hayâlinde yaşasın, o emsalsiz kişiyi düşünmek ne kadar güzel ve temiz bir duygudur!!
Ona çeşitli kaftanlar giydirip, (hayâlindeki gerçek bir kişi de olsa) onu istediğin karakter kalıbına sokup seni incitemeyecek veya senden bir beklenti içine giremeyecek bir kişilik yaptığında… onu özlediğinde.. onunla her derdini düşünceni ve arzunu paylaştığında huzur duyarsın..
Hatta istersen onunla fikir münakaşalarına da girebilirsin hatta düşüncelerinizde ters düşüğünüzde kavga da edebilirsin.. Sonra ... kapı çalınır.. veya telefon çalar... yalnızlığına geri dönersin..
Aradan bir süre geçer, yalnızlık yüreğine batmaya başladığında.. aklına “O” düştüğü an, onun karşında belirivermesini seversin.. Dinlediğin bir şarkıyla bile yeniden duygularını harmanlamasına hayran olursun..
BU yazmaya çalıştıklarım, kendimce anlatmaya çalıştığım yalnızlığın, romanımsı anlatımı aslında.. Şimdi bunun tamamını değil de, bir kısmını bile bir daktıra (!) anlatsam, sizce teşhisi ne olur dersiniz???


24 yorum:
Derler ya Gül-sen hocam tenin kırışması değil ruhun kırışmasıdır insanı yaşlandıran..
Zaten insanı yalnızlığa doğru sürükleyen de bu değil mi Nurgün??
Bu evrene ait dünyevi bir giysi üstümüzdeki..Ama ruh çırılçıplak ve yapayalnız...
O,Çoğu kez bu sessizlik içinde kara kara düşünür.Bazen Budistlere özgü donup kalır.
Bedenimiz ablam bu dünyaya ait izler taşıdığı için aslında yalnızız.
Yalnız ruhumuza iyi gelecek bir aşk yaratırız.Kadere karşı teslimiyetçi bir aşk değil istediğimiz;savaşan ama asla teslim olmayan bir aşk.
Dünyanın sevincini çoğaltan Dickens misali yüreğimize yeni gülüşler ekleyen bir aşk...
Belki de hayatı doğru yaşamayı öğrenemedik. Ne hayatı öğrenmek,ne de aşmak değildi belki derdimiz biz sadece çıplakmışız gibi hissetmek istedik.
Ben bu güzel ... bu edebi... bu felsefi yaklaşıma uzak duruyorum Elif'im..
Haklı bulsam da böyle düşünenleri.. belki yeterince uçuk oluşum artık bana çekilmez geldiğinden!! :))
Yoo hiç bir daktır da bunlara bir şey demez, diyemez.. Çünki o kadar sahici ve o kadar doğru ki, ben yazdığınız her bir cümlenin altına imzamı atabilirim. Ve hep düşünürüm bazen sadece sevmek en güzli, o duyguyu yaşamak... Yani büyü bozulmayana kadar o sanal kişinin gerçeğe ete kemiğe bürünmeden sevilmesi... Şekli ve kime/neye karşı duyulduğu bir yana sevmek gerçekten en eşsiz duygu...
Kaleminize binkerce kez sağlık Mamim...
Olaylara bakış, duyguları paylaşma, aynı şeyleri aynı anda hissedebilme.. gibi emsalsiz duyguları birlikteymiş gibi yaşıyorsa iki kişi, ister aynı ister karşı cins olsun, o birlikteliğin o insanlara "tesadüf" ün bir armağanı olduğuna inanılması gerekir.. orkidem!! :)
Çok güzel anlatmışsınız yalnızlığı, doktor ne der bilmem ama ben çok beğendim... Sevgiler...
Yanılmıyorsam sayfamı ilk ziyaretin.. Önce hoş geldin diyerek beğenişine teşekkür edeyim istedim..
İnternet ne kadar sıkıntılı olsa da Deep Tone'nun bugünkü yazı konusundan haberdar olduğum blogunuzu izleyebilmeyi başardım. Merhaba.
Yoruma cevap yazmadan sayfalarında gezineyim dedim.. ama bunun saatler süreceğini hiç tahmin etmemiştim sevgili acemidemirci.. HOŞGELDİN!! gerçekten çok HOŞ geldin..
SEVMEK- SEVEBİLMEK-SEVGİ... Söylerken bile kulağa hoş gelen sıcacık kelimeler. Siz yazınca daha da farklılık kazanmış; Düşündürüyor, sorgulatıyor, insanı yeniden algılamaya yönlendiriyor, kelimeler adeta ete kemiğe bürünüyor.
Sevgiden yalnızlığa öyle güzel bir geçiş yapmışsınız ki inanın içim titreyerek okudum. Sonra bir kez daha baştan sona okudum. Ben size yalnızlığı hiç konduramam Gülsen Öğretmenim. O hiç yaş almayan beyniniz, insan sevgisiyle dolu yüreğiniz, nakış işler gibi şiirleriniz, hep özlediğim yazılarınız, yorumlarınız... Sağlıklı fikirleriniz, müziğiniz... Bir insan bunca değerle yalnız ya da sevgisiz kalabilir mi?
"Daktır" sizi dinlemeden önce kitaplarınızı okumalı bence.
Sizi seviyorum. Görüşemesek de varlığınız bana huzur veriyor inanın.
Ah Makbulem.. bana annemin bir sözünü hatırlattın.. ve annelerimize rahmet diledim can-ı gönülden.."bir insanı sevip sevmediğini onun yokluğunu hissedersen anlarsın" derdi annem.. Ben bu duyguyu,sevdiklerime fazla hissettiremesem de, her kimin eksikliğini hissetsem bakıyorum yüreğimdeki silinmez listede kayıtlı!! Tıpkı senin gibi. Seni ziyaretlerimde geciksem bile, eksikliğini hep hissedişim gibi!.. Oysa, sevmeyi bilen ve hakkını verebilen ne kadar AZ insan kaldı !!
Ben de seni seviyorum güzel dostum.
baksanızaa, kitabınızla ilgili yazımın yorumlarının tümünü okuyun bir, belki cevap vermek isteyecekleriniz olabilir kii, mesela üzücü mü diyen arkadaşımıza da cevap verebilirsiniz kii :)
ah ne çok ihtiyacımız var değil mi yaa insan sevgisine bu günlerde.
Aslında bir anlamda, insanı insan yapan bu sevgi, sevgili deep.. Ve dikkat et sevilmeyen insanların yüzünün nuru yoktur..
sevmeyi ne güzel anlatmışsınız, gerçekten aslında sevmek hepimizin ihtiyacı, her şeyi sevebiliriz, bu duyguyu yaşamak, yaşayabilmek çok güzel... bu arada yeni kitabınızı tebrik ederim, hayırlı olsun:)
Saatler sürdü inan sayfalarında dolaşmak.. Paylaştığın bilgiler ve haberler muhteşem sevgili Eren.. Herkesin, sayfalarına girmesi ve çıkAMAMASI gerekir :)))
Gülsen Hanım değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim, beni çok mutlu ettiniz, sizin derin yazılarınız da çok güzel, sık sık blogunuzu ziyaret edeceğime eminim, sevgilerimle:)
Gülsenciğim herkes aşık olabilir ya da olduğunu sanabilir oysa sevmek gerçekten bütün benliğinle sevmek... hayallerini ... özlemlerini ... yanlızlığını zenginleştirmek çok ciddi bir iştir. Emek ister.. yetenek ister.. cesur yürek ister.. Sevgisiz yürekler çorak topraklar gibidir...üretemez, yeşeremez.
Senin bize kaleminle sunduğun güzellikler yüreğindeki o yüce duygunun ürünleridir...
Sevgili dostum, 2016'da yaşadığımız şanssızlıkların, hastalıkların, zor günlerin.. dışarda sokak lambasının ışığında seyrettiğim kar taneleri gibi hayatımızdan savrulup gitmekte olduğuna inanmak istiyorum...
Sevgi dolu yüreğimiz bizi hiç terk etmedi.. ona güvenelim, daha da çok sevelim...
Sana içtenlikle yeni yılda sağlıklı, huzurlu günler diliyorum..
Sevgiyle kal....
Güzel dostum.. benim duygusal arkadaşım meslekdaşım.. daha ne çok şeyimsin bir bilsen.. Yanında yakınında olamadığım için hayıflandığım özel insansın sen! Aynı yazdığın gibi, gece sokak lambasının ışığında seyrettiğim kar tanelerine yüreğimden serenatlar düzdüğüm bir gece, aynı cümleleri senin satırlarında okudum.. Konuşa/A/masak da konuşuyoruz biz Leyâl..
Blog fotoğrafınızdaki yağmuru seyretmeye doyamıyor insan. Yerdeki yapraklar da resmi tamamlamış. Birkaç gündür Mersin'e yağan sağanak yağışlar ve oluşan sel yaşamı altüst etti.Sanki tüm olumsuzlukları, kötülükleri silmek istercesine fırtınayla karışık bir yağmur ve ardından sel...Yaylalarda 4 metreye yakın kar oluşmuş.
Blog sayfanızdan içten yeni yıl dileklerimi iletmek istedim sevgili Gülsen Öğretmenim.
Ben en çok iyi insanların çoğalmasını diliyorum. Sevgi, vefa, dürüstlük hayatımızdan hiç eksilmesin.
İyi ki varsınız. Sağlık, mutluluk diliyorum.
2016 nın son yorumunu sen yolladın Makbulem.. Dilerim, sağlıkla ve yıkımsız yaşanacak 2017 nin son yorumu da senden gelir vefalı dostum..
Yalnızlığımızın içindeki sevgilerin değerini bilip değer verileni olmak,öylesine güzeldir.Tükenmeyen duygularınızı anlattığınız yürek dolusu sözcüklerinize ve yüreğinize dokunabilen bir can olduğumu düşünerek,sevgi ile ellerinizden öpüyorum,Gülsen öğretmenim... Bir de 'Deliliğim Sevgi',dörtlüğümü bırakıyorum,tebessümle sayfanıza. http://nehire-nehire.blogspot.com.tr/2010/11/deliligim-sevgi.html
Bir kelebeğin gülüşünde yakaladım sevgi ışıklarını,
Kimsesizliğim,aynadaki gözlerimin yüreğimle konuşmaları
Uçurtmanın ipini bıraktım,özgürüm çocukluğun gülüşü gibi
Yüreğim deli,deliliğim sevgi...
Ş.Ö
2017 yılının ilk yorumu senden geldi Nehirem.. Şiirine hayran oldum.. yüreğime dokunan ender kalemlerden biri var elinde.. dilerim hiç susmasın.
Yorum Gönder