Ne zaman otursam bilgisayarın başına.. ne zaman aklıma yazmak
düşse, hep kapılarla ilgili bir yazı yazmak isterim.. hatta aklımda mecaz olarak kurgularım..
başlarım yazmaya.. ama gerisi gelmez bir türlü.. daha yazmadan ilk satırı
silerim!! "Böyle olmaz" der içimdeki ukalâ!! .. “resimler nerde?? Sen olması öyle
güç hatta mümkün olmayan şeyler anlatıyorsun ki inanılması mümkün değil.. kanıt
gerekli!!" der!.. Yani daha açamadan açmayı düşündüğüm kapıyı
yüzüme kapayıverir..
Güzel insanlar.. benim sevgili Dostlarım.. 7 eylül 2003 de oğlumu bir güzelin kolunda yolcu ettiğimde
evimizden, yüreğimin damarı gidenin ayağına takılmış da, yerinden kopacakmış gibi hissettiğim.. .. kulaklarımın
içinde gittikçe büyüyen bir balonun sesleri duymamı engellediği.. dik duruşumu
bozmamak için gözümdeki tuzlu suyun akmasını engellediğim ama yakmasını
engelleyemediğim o gün, o hani "yalnızlık" ve "tek başınalık" farklı diye
akılları sıra edebiyat parçalayan ne kadar insan varsa hepsini öldürebilirdim.
Amma uzun oldu cümle.. mutlaka
bir hata vardır bir yerinde.. edebiyat hocam hep ikaz ederdi beni.. “uzun cümle konuyu dağıtır hataya
davetiye çıkartır” diye.. Bugün böyle daldan dala atlayıp o kapı senin bu kapı
benim dolaşmak istiyorum..
Birer birer kapılar yüzüme kapanalı.. ve ben, Ohh be tek başıma artık kimseye hesap vermeden veya hiç kimsenin kıçını toplamam gerekmeden HÜR ve de ÖZGÜR yaşayabilirim diye düşündüğümde baktım ki, açık zannettiğim yerde zaten kapı yokmuş! Ve açılacak zannettiğim başka kapıların kilidi paslanalı ne çok olmuş da haberim yokmuş!!
Yine uzun oldu cümle ama siz hatalı da olsa benim yazdığımı değil şu an sizlere ne yazmak istediğimi biliyorsunuz.. sohbet ettiğimi biliyorsunuz o nedenle varsa eğer, düşük cümleler hoş görülür umarım.. kelimelerimin anlattıkları “düşük” olmasın yeter ki..
Birer birer kapılar yüzüme kapanalı.. ve ben, Ohh be tek başıma artık kimseye hesap vermeden veya hiç kimsenin kıçını toplamam gerekmeden HÜR ve de ÖZGÜR yaşayabilirim diye düşündüğümde baktım ki, açık zannettiğim yerde zaten kapı yokmuş! Ve açılacak zannettiğim başka kapıların kilidi paslanalı ne çok olmuş da haberim yokmuş!!
Yine uzun oldu cümle ama siz hatalı da olsa benim yazdığımı değil şu an sizlere ne yazmak istediğimi biliyorsunuz.. sohbet ettiğimi biliyorsunuz o nedenle varsa eğer, düşük cümleler hoş görülür umarım.. kelimelerimin anlattıkları “düşük” olmasın yeter ki..
Daha anlatmaya başlayamadığımın da farkındayım!:)
O gün, yani benim tek başıma kalıp aynalardaki aksimin kafasını (!) kırdığım gün evdeki bilgisayar ilişti gözüme.. Oğlumun bir blogda sitesinin olduğunu ve yazılar yazdığını biliyordum.. Ne blogcudan haberim vardı ne de blog spottan!! Bir arkadaşının kurduğu ve yine gençlerin anlatmaya değer buldukları anılarını fikirlerini yazdığı bir siteydi.. inanın adını bile unuttum.. orada bir sayfa açtım kendime.. açana kadar canım çıktı ama becerdim.. önce okuduklarıma “mami” rumuzu ile yorumlar yaptım.. sonra kısacık “kapımı hiç çalan yok” diye yazdım.. ve çıktım..
O zamanki e.mail adresim olan hotmaile gelen maillere forwardlara daldım.. ve unuttum gitti.. Aradan geçen uzunca bir zaman sonra hatırlayıp açtığımda, attığım çığlıktan kendim ürktüm.. çünki tam 11 tane yorum vardı… Yani... aman allahım.. hiç tanımadığım, gerçek adlarını bile bilmediğim insanlar... “tık..tık..” “heyyysss.. kimse yok mu” "hu-huu mamiii” “ kapı açık yahu!!” “aha da girdim!” ve hatırlayamadığım daha pek çok yorumlar yazmışlardı..
Ve benim Burağın annesi olduğumu keşfedince de hepsinin mamisi olmuştum..
O gün, yani benim tek başıma kalıp aynalardaki aksimin kafasını (!) kırdığım gün evdeki bilgisayar ilişti gözüme.. Oğlumun bir blogda sitesinin olduğunu ve yazılar yazdığını biliyordum.. Ne blogcudan haberim vardı ne de blog spottan!! Bir arkadaşının kurduğu ve yine gençlerin anlatmaya değer buldukları anılarını fikirlerini yazdığı bir siteydi.. inanın adını bile unuttum.. orada bir sayfa açtım kendime.. açana kadar canım çıktı ama becerdim.. önce okuduklarıma “mami” rumuzu ile yorumlar yaptım.. sonra kısacık “kapımı hiç çalan yok” diye yazdım.. ve çıktım..
O zamanki e.mail adresim olan hotmaile gelen maillere forwardlara daldım.. ve unuttum gitti.. Aradan geçen uzunca bir zaman sonra hatırlayıp açtığımda, attığım çığlıktan kendim ürktüm.. çünki tam 11 tane yorum vardı… Yani... aman allahım.. hiç tanımadığım, gerçek adlarını bile bilmediğim insanlar... “tık..tık..” “heyyysss.. kimse yok mu” "hu-huu mamiii” “ kapı açık yahu!!” “aha da girdim!” ve hatırlayamadığım daha pek çok yorumlar yazmışlardı..
Ve benim Burağın annesi olduğumu keşfedince de hepsinin mamisi olmuştum..
Bir süre sonra, kendimle barışmaya, tek başına yaşamak başka yalnızlık
başka diyenleri artık öldürmeyi düşünmediğim kıvama geldiğimde; o bloğun sahibi
askere gitti ve bloğu kapatıverdi. Uzunca bir süre tekbaşıma olduğumu bile farketmeden "Albümdekiler"i bitirdim.. Sonra “selen” yani bana ilk mami diyen varlık, blogcuyu
tanıttı .. ve ben orada “hasretsenfonileri” adıyla bir kapı açtım yaşamıma..
Dün gibi hatırlıyorum
yok yok pardon bugün gibi hatırlıyorum çünki 26 eylül' idi tarih!.. :)
Üç yıl
boyunca tanıdığıma hiç pişman olmadığım insanlarla sanalda dost olmanın farklı
ve garip heyecanını yaşadım.. Her yeni kapı açılışında ufkumda yüzlerce kapının
açıldığını farkettim.. Sonra.. her güzel giden düzenin bozulması şartmış gibi
blogcu basit yaklaşımlara prim vermeye başlayınca oradan ayrılıp, daha önce
blogcuda olup blogspota geçen dostların çağrısına uyarak buraya taşındım.
Yani
o kapıyı isteyerek kapattım ve tedirgin bir duygu ile tanımadığım bir boşluğa
adım attım.. Yurt dışına çıkanlarınız bilir.. hani bir türk gördüğünüzde
boynuna atlayasınız gelir ya, (benim Stockholm’de, henüz Türkiye'de bilinmeyen MC Donalds denen ve ilk defa görüp tattığım
ürünü getirenin Türk olduğunu anlayınca boynuna sarılışım gibi) blogspotta da beni
karşılayanların, ben aramadan beni bulanların samimi sevinçleri, unutalı
çok uzun yıllar olan duyguları yeniden hatırlattı bana..
Bu nedenle bazılarınızı gerçekten mamisiymişim gibi... bazılarınızı sanki ben okutmuşum gibi.. bazılarına kırgın, bazılarına kızgın olsam da; pek çoğunuza hiç tanımadan hayran olup saygı duyduğum, tanıdıklarımı özlediğim.. sanki bir ailenin bireyleri gibi.. sanki bir öğretmenler odasında oturan öğretmenler ve öğrencilerim gibi düşündüm hepinizi.
Bu nedenle bazılarınızı gerçekten mamisiymişim gibi... bazılarınızı sanki ben okutmuşum gibi.. bazılarına kırgın, bazılarına kızgın olsam da; pek çoğunuza hiç tanımadan hayran olup saygı duyduğum, tanıdıklarımı özlediğim.. sanki bir ailenin bireyleri gibi.. sanki bir öğretmenler odasında oturan öğretmenler ve öğrencilerim gibi düşündüm hepinizi.
Bazen bir tesadüf olur.. ömre bedeldir..
bazen bir tesadüf, ölümden beterdir.
Yani güzeldi demek istiyorum.. her şeye rağmen.. sizleri
tanımak.. 6 yıldır..

25 yorum:
Ne güzel bir yazı. İyi ki varsınız. Sevgiyle kalın. Saygılar sunuyorum.
Blogspota geçmemiz aynı tarihlere rastlıyor unutmuyorum ;-)
"Yalnızlık...Zaten herkes yalnız değil mi ki Kocayüreklim?" diye ukalaca bir cümle kurmayı düşünmedim değil ama samimi olmayacaktı, "yalnızlık" yalnızca çekene mahsus ve kişiye göre semptomları da değişen, kimselerin başına gelsin istemediğim bir insan hali. Yıllardır yapayalnız yaşıyorum gurbet köşelerinde, sussam anlatamam, bağırsam duyuramam dedirten, boğaza yumruk gibi oturmuş bir ayva tadında. Ondan sebep; boş söze gerek yok. Söz güzel olmalı, ait olduğu kişiye söylenmeli, mutlu etmeli, mutlu olmalı öyle değil mi?
"Sizin hep yaptığınız gibi" yani...
Evet sevgili hocam okudum, hemde sindire sindire, hissederek, her aşamayı gözlerimin önünden geçirerek okudum..
Burada yaşananları, ekrandan el uzatanları, hatta cana can katanları bilenler bilir..
Sözü uzatmayacağım sizi tanımak gerçekten güzel bir duygu..
Saygılar sevgiler..
Sanki bir masal dinler gibi okudum yazdıklarınızı, kapıları aralıyarak... Geçmişle içiçe yaşamak veya tarihleri unutamamak sadece bana özgü değil bunu çok iyi biliyorum. Blogcu ile başlayan ve blogspotta devam eden tüm paylaşımlarınız birer birer canlandı gözümde. Hatta sizi ilk tanıyışım, blogunuzu ilk keşfedişim... Ne kadar iyi yapmışsınız yalnızlıkla tek başınalık arasında bu güzel seçimi yaptığınız için. Paylaşıldıkça çoğalıyor sevgiler, paylaşıldıkça gerçekten azalıyor üzüntüler. İyisiyle kötüsüyle bloglar iyi ki var, iyi ki bu sayede sizi tanıdım. Kaç yıl olmuş? Tam beş yıldır siz hiç yalnız olmadınız Mamyciğim.
Sizin için "iyi ki var" olduğumu bilmek, varlığıma değer kattı sevgili Mehmet Bilgehan. Siz de iyi ki dost sandalımdasınız..
Seni, görerek tanımakla görmeden tanımak arasında bir fark olmaması senin kişiliğinin güçlü ve de güzel olmasından kaynaklanıyor sevgili Eceleriminecesi..
Şimdi bizleri tanımayanlar bu yorum ve cevapları okuduğunda karşılıklı iltifatlar olarak düşünebilir. Benim en çekindiğim ve de en yapmadığım bir tercih şekli olsa da.. Ama şu an söylemem gerek ki seni tanımak da çok güzel Tufan.. "Dost" luğun ne olduğunu daha iyi anlamama sebep olduğu için..
Nihanım... sanki adını virgül ile ayırıp da yazarsam ım hecesini, benden uzaklaşacaksın diye düşünüp birleşik yazıyorum..Herkes biliyor ki sen çok özelsin benim için.. blogcudan en son ayrılan olsan da!!! :))) İnsanın tahammül gücü, her neye olursa olsun, ancak gerçek bir dostla mümkün.. sen bunu ispatlayansın.
Yine kelimelerimin kapıdan geçemediği, kapı önünde tıkandığı an...
Bence sanal da olsa, gerçek dostluklardan ne farkı var doğru insanlar birbirini bulduktan sonra?
Yıl dönümünü kutlarım sevgi ve saygılarımla...
Sevgili Mehmet, sana bir itirafım var.. Seni sanki çok çok eskilerden tanıdığım ama şu anki kimliğinle bağdaştıramadığım bir dost olarak düşündüm hep.. Hatta "kim olabilir" diye kafa yorduğum bile oldu!! :))) Sonra anladım ki "dostluk" denen çok az insanın kavrayabildiği anlamı sen çok dürüstçe temsil etmekte ve taşımaktasın. Seninle bu bağlamda buluştuğuma memnunum.
Ben bu yazıyı okurken o güzel evinin kapısında buldum yine kendimi. Çok mutluyum seni hem buradan hem de gerçekte tanıyabildiğim için. İyi ki varsın.
İstanbul'gelebilmeyi öyle istiyorum ki.
İyi ki varsın,hep "Varol"e mi?
Biliyor musun Nalân sen bana 15 kasım 2009 tarihinde ilk yazıma yorum yapan yedi kişi içindeydin.. Ve benim de blogspotda sayfasını ziyaret ettiğim ilk üç kişi içinde idin.. Muhabbetin ağır basması ondan!!!
Sevgili Gülsen hocam
hayatımda farklı kararlar aldığım dönemdeyim. Bu yüzden ah daha önce sizi bulsaydım keşke o zamandan takip etseydim demek yerine
iyiki size rastlamışım iyiki kapınızın önündeyim. O kapı her aralanışta kıyıdan köşeden içeriye bakıyorum.
Umarım girmek nasip olur:)
Hoş ben kapı önünde de olmaktan mutluyum. Yeterki o kapıyı açmamazlık yapmayın.
Bilginizle, sevginizle , güzel öğretilerinizle bize yol göstereceğiniz nice güzel yıllara birlikteliklere diyorum.....
Not:
Yaşasın yarın CUMAAAAAAA:))))
Bilmiyordum,şimdi daha da sevindim.
:))
Beni güldürdün sevgili Nazlı'm... Hem gerçekten, hem de mecaz anlamda!! Biliyorsun ama adının hakkını vermektesin nazlı gülüm o kapının hiç kapılı olmadığı konusunda.. da, sen adresi bulamadın bir türlü!! :))
not: Cuma, gece saatler 00.01 olduğunda başlıyor haberin olsun..
Gülsen hocam, o kadar özelsiniz ki benim için, tahmin bile edemezsiniz. Yazınızı okurken, her zamanki gibi anlattığınız her olay, yaşadığınız her duygu, gözümün önünde canlandı. Harika bir sanal ortama giriş hikayesi.
Ben, duygularınızı böyle paylaşmanıza bayılıyorum. Benim başaramadığım, başlayıp da (kendimi, kendim engellediğimden) sonunu getiremediğim bir olay. Hani başlık atmıştınız ya; "Paylaşmak" bir ihtiyaç.. "Paylaşabilmek" bir sanattır.. ve.. yapabilmek, CESARET ister.." diye; işte bir gerçek böylesine net bir cümleyle açıklanabilir.
Ben sizin yazılarınızı zaman zaman büyük bir keyifle, zaman zaman da derin bir hüzne kapılarak okudum. Benim için örnek alınacak, çok değerli, inanılmaz renkli bir kişiliğiniz var. Bu açıdan kendimi öğrencinizmişim gibi hissediyorum. Öğretmen vasfınız benim için çok özel, çok önemli. O yüzden "hocam" "öğretmenim" gibi hitaplarımdan vazgeçemiyorum.
Aynı şekilde, burada sizin varlığınızı hissetmek de benim için vazgeçilmez. İyi ki blog dünyasında varsınız, iyi ki paylaşıyorsunuz, iyi ki sizi tanımışım. Blog dünyasına adım atışınızın yıldönümü kutlu olsun. Daha nice nice yazılarınızı ve yorumlarınızı okumak dileklerimle.
Saygı ve sevgilerimle... :))
Sen de benim "Özel" bölümümde ikamet etmektesin sevgili Anjelika'm..:)
Beni sevdiğini biliyorum... benden hafifçe ürktüğünü de!!! hani "böh" desem, tası tarağı toplamadan kaçacakmış gibisin :))) o nedenle ben de seni yaramaz olduğu halde masum pozlarda uslu bir öğrencim gibi görüyorum.. VE SENİ ÇOK SEVİYORUM.
İyi ki blog dünyasında bir kapı aralamışsınız ve ben de süzülüvermişim aralıktan içeri.
Açtığınız her kapı yeni umutlara aralanır umarım. İyi ki varsınız burdasınız ve ben iyi ki tanıdım sizi.
Sevgiler
ÇINAR'IM benim.. zaman zaman gözlerden ırak olan dostum.. bu yaşıma kadar hiç ama HİÇ kimseye lâf olsun diye sevgi sözcükleri kullanmadım.. Seni ilk yazında sevdim.. beğendim.. yokluğunu hissettiklerimin içinde olduğunu biliyorsun..
Gülsen hocam, yorum sayfasının karşılıklı yazışma ortamına çevrilmesini hoş karşılamadığınızı bildiğimden, benim için o harika, çok mutluluk verici yorumlarınıza karşılık verip teşekkür edemiyorum genellikle. Ama bu kez kendimi daha fazla tutamayıp yaramazlık(!) yapacağım. :))
Gerçek bir insan sarrafısınız mı desem, yoksa insan ruhunu okuyabilme yeteneğine sahip olduğunuzu mu belirtsem, bilemiyorum. Ama beni tam anlamıyla çözdüğünüzü itiraf etmeliyim doğrusu. :)))) Beni yorumladığınız tanımlar gerçekten doğru. Hepsine katılıyorum; en son cümleniz ise beni nasıl mutlu etti hissettiklerimi anlatmam zor. Çok çok teşekkür ediyorum.
"Bazen bir tesadüf olur.. ömre bedeldir.. bazen bir tesadüf, ölümden beterdir."
“Kızgın güneşinden denizinden tattık / Engindeki sessizliğe rüzgâr kattık / En sonra bu yalnızlığa isyân ederek / Gergin yayımızdan göğe ok fırlattık.” (*)
Beni sizinle buluşturan o hoş tesadüfe "ve günahlar var ya"(*) sonsuz teşekkür ederek hep tebessümle, saygıyla, şükranla anacağım Gülsen Hocam..
Her insan tek geliyor bu dünyaya! Ve ‘YALNIZLIK’ sadece ulaşılamayan, görünmeyen tek Allah’a mı mahsustur!.. hepimiz bazen -kimimiz daha sıklıkla belki!- zaman zaman da olsa bu duygunun girdabında oluruz!.. paylaştıkça yalnız olmadığımızı biliriz ve benzer duyguları taşıyor olduğumuzu bilmek, bize bir nebze de olsa güç verir, hele ki hayatın çetrefilli yollarında varacağımız menzile ve nihai noktaya doğru uzanırken eğer ki bir misyon taşıyorsak bu bize yaşamı daha bir anlamlı kılar! Herkes iş hayatı içinde bazen severek bazen de istemeyerek ama koşullar gereği bir işe sahiptir! Oysa insanın gönülden sahiplendiği bir misyonunun olması çok başka bir duygudur!.
Siz o tek başınıza olduğunuz süreçlerde öyle güzel bir eser ortaya koymuşsunuz ki! ”albümdekiler” hepimizin kalbinde ayrı bir taht kurdu diyebilirim!..
İnsan neden yazar ki, ya da nedir insanın derdi! bir düşünce uğruna, bir inanç uğruna… yaşamın, varlığımızın amacı nedir ki? Kitapların vermek istediği bir mesaj vardır!. Yazmaktaki amaç budur zaten, yazan kişinin -hayata dair bir derdi- anlatmak istediği bir şeyler mutlaka vardır! konusu her ne olursa olsun, okuyucu anlatılan hikayenin içinde buluyorsa kendisini, okuyucuyu düşündürebilmiş ise eğer yazılanlar, mesaj alınmış ve o yazılan eser menziline ulaşmış demektir… Ve siz o misyonu, yazılarınızla, üretip bizlerle paylaştıklarınızla çok güzel yerine getiriyorsunuz Gülsen Hocam… Bu az şey midir! Herkes bunu başaramaz!. Sizden, sizin birikimlerinizden inanın bizler çok şeyler öğreniyoruz. Ve birbirimizle paylaştıkça çoğalıyoruz… Siz çevrenize yaydığınız bu renkli sinerjiniz ile bizim ışığımızsınız…
Sizi seviyorum Gülsen Hocam, iyi ki varsınız …
Sevgi ve saygılarımla…
(*) Vedat Varol
(Not: Bu değerli yazınızı daha yayınladığınız an okumuştum ama özel işlerimiz dolayısı ile ancak yanıtlayabildim.. öylesine yorum yapmadığımı bilirsiniz alelacele yazmak istemedim Gülsen Hocam! )
Ben kolay kolay ağlamam biliyor musun Esin? Ya ağlamaya değer bulmam olanları, ya da ağlamaya üşenir bıkkın gözler.. Ama şu muhteşem yorumunu daha doğrusu sohbetini okurken zorlandım.. yutkundum durdum.. sonra koyverdim gitti.. Ağabeyimi hatırladım... seni tanımama vesile olduğu için o tesadüfe yeniden teeşekkür ettim..
Bilgili olmak başka, o bilgiyi sunabilmek başkadır bilirsin.. hem de çok iyi bilirsin.. Belki farklı misyonları yüklenmiş insanlar olduğumuzdan, zaman zaman kesişen kavşaklarımızda yüklerimizi boşaltıp birbirimizi ferahlatmamız bu yüzdendir..
Ben de seni seviyorum sarışınım.. hem de çok.. Ama ondan daha çok kültürüne ve tarzına her defasında daha çok hayran oluyorum.
ah..Gülsen Hocam..kiminin dağları hep karlıdır! yükleri ağırdır!.bir bilseniz ne çok duygusalımdır ben!hem yazarken hem yorumuma verdiğiniz yanıtta dahi gözlerimden yaşlar... bilmukabele diyorum sadece...
alternatifi çok olan yeni blog şablonu tasarım yüzünüzü daha çok beğendim..)sevgilerimle, iyi günler dilerim Gülsen Hocam..
Ben geldim Sevgili öğretmenim;geç de olsa geldim...Bazı nedenlerden uzun süre buralardan uzak kaldım ,özlemle geldim.Benimle dört dolu dolu yıl dostluk diyorum ve ben bundan çok mutluyum.İyi ki sizi tanımışım iyi ki,sağlığınıza duacıyım.Selam ve sevgiler...
Ben, farklı sebeplerle sessiz kaldığımda ve aradan uzun zaman geçtiğinde beni merak etmeyenleri merak ederim genelde... Tescilli aptallıktır bunun adı !!! Seni de merak ettim ama kızının yanına Avrupa'ya gitmiş olabileceğini düşünüp kendimi rahatlatmıştım sevgili Arzu.. Eksikliğinin hissedildiğini bilmek güzeldir umarım !! :))
Yorum Gönder