Kahpenin
gücü.. mü?
Zavallı
usta.. mı?
ya da
NE?
Bilinen bir gerçektir hiçbir şeyin ve de hiç kimsenin, zamanın yaptığı tahribatı yapamadığı.. Sadece eşyalara bedenlere hatta doğaya da değil, en başta ve maalesef en acımasızca duygulara!!
Bunu anlayabilmek için filozof olmaya da gerek yok.. ya da ne işe yaradığını hiç bilemediğim kuantum gibi (bana göre) fasaryalara inanmaya da gerek yok.. yaşamak yeterli.. tabii insan gibi!
Heykellere bakıyorum… taştan oyulanlar zamanın kamçısı ile yer yer kırılmış.. hatta bazı kısımları un ufak olmuş yer yer yosun tutmuş.. Ve bana göre daha da güzel olmuş. Verdiği, vermesi istenen ve düşünülen mesajın çok çok ötesinde mesajlar iletmekte insanlara.. tabii anlayanlara! Yoksa, bu sanatın içine tüküren, tükrüğümü bile kıyamadıklarım için geçerli değil bu düşüncem.
Uzun zamandır boş zamanlarımda, (bu demektir ki bir bütün gün) dolap çekmece gardrop boşaltmakla meşgulüm.. rutin bir yaşama şeklidir benim için bu.. Ancak bu sefer dikkat ettiğim şey, artık lâzım olursa parantezi açmadan boşaltmak oldu hepsini.. 24 yıl önce yurt dışından alınan ne varsa .. onlar da dahil.. baktım, zamanında muhteşem güzel giysilermiş ama zaman geçince.. hepsinin modası da geçmiş!..
Evimde, artık kendime rakip olmasını istemediğimden, ne kadar antika eşya varsa.. bazılarını meraklılarına verdim, bazılarını hâlâ para edişlerine şaşarak sattım!.. Bazılarını ise, zamanın hükmünü icra ederek yeniyi eskimiş yapışına örnek teşkil edenleri, üstüne para vererek taşıttırıp attım evden.
Böylece, heykelden eşyaya, insandan doğaya.. Yani, demem o ki, doğayı bile tahrip eden yıkan onaran eksilten çoğaltan ve bazen yok eden "Zaman" dan geriye, tahribatı inkâr edilemeyecek kadar çok ve bugüne kadar o tahribatları saklama gereği duymayan ve hâlâ o zamana meydan okuyan BEN kaldım evimde!..
Ama benim bu yazıyı kaleme alma nedenim bunların hiç birisi değil.. “Zaman” bu! Kahpedir kendileri malûmunuz
yapacak gayet tabii görevini!!.. Benim yazamamaktan, daha doğrusu, doğru olarak ifade edememekten korktuğum, onun duygulardaki tahribatı! Zamanın duygulara nasıl olup da bu kadar hükmediyor olabilmesi.. sözünü geçirebilmesi.. o derin o vazgeçilmez zannedilen duyguları rüzgarının tersi ile silip yok edebilmesi .. en acısından en yürek yakanına kadar… en yaşanmamış kabul edilenden, bir daha yaşanmasının mümkün olamayacağı düşünülen ne varsa..
İnsan denen yaratık, yüreğinde enkazlar taşıyarak yaşlanıyor. Gerek akılda gerekse yürekte saklananların da kimi kendiliğinden fark bile edilmeden zamanın yok edişi ile kayboluyor.. kimi de, 'HİÇ' veya 'ASLA' gibi açılan parantezlerin içinden kayıp giderek yok oluyor..
Yani dolap çekmece boşaltırken hatta yazdığın ve yayınlamadığın yığınla yazıyı okuyup silerken yorulduğun kadar bile yorulmuyorsun.. Hatta o boşalışı fark bile etmiyorsun. Silerken o yer bile tutmasını istemediğin sayfalarca yazıları, oradaki yaşananları (gerçekten) unuttuğunu fark edip hayrete düşüyorsun.. Ve böylece.. duygularının da yontulduğu incelip yer yer koptuğu solduğu ve tahrip edip tanınmaz hale soktuğu bir yürek sunuyor sonunda sana ZAMAN..
Sildiğim otuza yakın yazının içinde bir tanesi rekor kırmak üzere.. 7 kez silmek istemiş ve o niyetle kesin olarak sayfayı silmek üzere iken biraz daha yazıp yine saklamışım.. "saatli bomba" adını vermişim bir de üstelik yazıma.. Her okuyuşumda gülerek birazını daha silip eklemeler yaptığım için yazılma sebebini unutmuş gitmişim.. Sanki zamanı düelloya çağırışım gibi geliyor bana o yayınlanmayacak yazı.. Zamana kafa tutuşum gibi!.. Oysa bahse konu olanların ve hatta konunun bile unutulduğu .. "Kim'di - neydi" diye merak edilmeyen, ve hatta "ne zamandı" diye de düşünülmeyen..
Aslında kafa tutup efelendiğimi zannettiğim ustanın, o acımasız "zaman"ın öyle bir tahribatı ki bu, onu, o hale getiren usta bile o tahribatı onaramıyor.


22 yorum:
Var olmanın dayanılmaz hatırası.
zamanın insana öğrettikleri, zamanın insandan götürdükler ve maruz bıraktığı o başkalaşımlar hiç bitmiyor..
zamanın tahribatı mı desek..
sevgilerimle..
"o acımasız "zaman"ın öyle bir tahribatı ki bu, onu, o hale getiren usta bile o tahribatı onaramıyor."
Bunun üstüne söz söylemek aşar beni...
Ben uzun bir süredir "Hayat bir gün,o da bu gün..." diyerek yaşamaya alıştırmaya çalışıyorum kendimi.Bazen başaramasam da genellikle başarılıyım. Onun için de kanser falan olmadım mı? demeli :)
AYNI SPOR DALININ FARKLI KULVARLARINDA KOŞAN SPORCULAR GİBİYİZ NALAN.. İNSAN, SADECE BULUNDUĞU KULVARDAKİ TECRÜBELERİ İLE SORULARA CEVAP VEREBİLİR. BİR DE GENEL ANLAMDA, ADINA YAŞAM DENEN TÜM MÜCADELELERİ İÇİNE ALAN BİR FELSEFE VAR.. ORADAKİ YORUMLARIN DA HİÇ BİRİSİ DİĞERİNE BENZEMEZ NE YAZIK Kİ.. AMA DEDİĞİN GİBİ "HAYAT BİR GÜN .. O DA BUGÜN" HERKESİN FELSEFESİ OLMALI. ASLINDA SORUNUN CEVABI SORUNUN İÇİNDE.
şiirlerime başlık koymuyorum. Artık her yazı başlıksız daha özgür geliyor bana.
Sizin 7 kez silip silip düzenlediğiniz yazı da özgür.
Düşündümde attıklarınız ve sattıklarınız içinde kimbilir ne kıyılamayan, paha biçilemeyen bir maneviyat vardı.
Keşke hepsini fotoğraflayıp "sa-tı-yo-rum" deyip benim merakımı giderseydiniz
O güzel gülüsünüze yakıyaşan Gülsenvari esvapları vs bi görseydim.
Şimdi birikecek ne kaldı zamanda!
Sevgiler
Her üç kitabımda da şiirlerimde başlık yoktur NEWBAHAR..Hatta bu, jürideki Prof. Sadık Tural tarafından eleştiri konusu olmuş ve kitabıma yazdığı önsözde bana bunun nedeni ile ilgili soru sormuştu.. "herkesin, kendi dünyasında yorumlayacağı
şiirlerime, kendi başlıklarını koyması için" .. demiştim.
Şimdi ... ne mi kaldı bitirecek zamanda?? .. Ömür!
TEŞEKKÜR EDERİM ASORTİK KREPİM.. GÜZELDEN ÖTE BİR YAZI BAŞLIĞI BU..
MAVİİZİM.. TAM, "ZAMANIN İNSANA ÖĞRETTİKLERİ"..İŞTE BU DİYE YAZACAKKEN DURDUM.. VE "ZAMANIN İNSANDAN GÖTÜRDÜKLERİ" ' NDE TAKILI KALDIM..
Bu yazının başlığı, ne olmalı?
Bazen isimsiz diye, alıntılar olur ya..
Buna da BAŞLIKSIZ adını söylemek geldi içimden.
Fakat Gülsen Varol Hanım en iyisini bilecektir.
Bizimle fikir jimnastiği yaptıktan sonra.. İçinde ZAMAN olan bir başlık atacaktır.
"Zamanımızı Bozuk Para Gibi Harcadık."
Önerdiğim başlık olsun.
İyiki varsınız.
Teşekkür ederim yorumunuz için Hasan bey.
Gün geliyor, yaşamın içinde kendimizle hesaplaşmaya girdiğimiz zamanlar oluyor. Bazen "bir avuç suda fırtına koparmak " gibi, bazen "çölde bir tek ağaç" gibi. Ama sanırım hayat akıp giderken bizim hızımız kesiliyor, duraksıyoruz.
"artık eski ben değilim" dediğimiz anlarda dönüşümlü olarak hayal kırıklıkları, alınganlıklar, isyanlar sürüyor.
Kendinizi eleştirebilmeniz öyle güzel ki. Zamanın tahribatlarına baş kaldırdığımızda "zamansız günler-yıllar" başlıyor belki de.
Dilerim çölleriniz hep vahaya dönüşsün.
Çok beğeniyorum yorumlarını Makbule.. Beni beğendiğin ya da övdüğün için değil.. Senin sade ve derin ifadeni beğeniyorum. Safsataya kaçmayan övgülerin hoşuma gidiyor. Sayfandaki yazılar fazlası ile dikkatimi çekiyor.. "ben de olsaydım böyle yazardım" dediğim çok ender insanlar içindesin.
Fikirlerini yansıttığın yorumlarınla iştirak ettiğin her bir sayfam için teşekkür ederim..
Gardrop düzeltirken ya da ne bileyim albümdeki eski resimlere bakarken benzer duygularla dolarım. Sanırım bu kaçınılmaz.
Geçen zamanın acımasızlığı hüzünle doldurur insanı. Neresinden irdeleyeceğini şaşırtır. Ömür denen bir süreçtir. Mümkün olduğunca iyi değerlendirmeli ''USTA''yı..
Bir de ''Zaman her şeyin ilacıdır'' derler ya. Oradaki ''her şey'' doğru değil bence. Kime göre neye göre bir ilaç..?
Zaman denince karmakarışık duygularla dolar insan Hocam. Yazınızdan sonra benim de böyle bir ruh haline girdiğim yorumumdan belli zaten..
Zaman; hızla harcanıp tüketilmemesi gereken. Geçip gittiğinde bir saniyesine olsun geriye dönülemeyen. Bazı anlar durmasını istediğimiz...
Ah zaman...
Ellerinize sağlık.
Sevgiler...
Bekliyordum bu yazıyı... Zaman tahrip ettiği kadar onarıcı da olabiliyor. Kendi içerisinde bile çelişki yaşatıyor bizlere. Duyguları tahrip ediyor, eskitiyor ama bir yandan da eskimenin verdiği yeni güzellikleri de taşıyor yüreğe ya da iyileşmez denilen yaralara merhem olabiliyor.
Bence yazının başlığı olmamalı. "Başlıksız Başlık" diye bir yazıyı kaleme almak üzereyken ve yazının içerisinde başlıkların önemini ve gücünü bunca düşünürken bu yazının başlıksız kalması en doğrusu sanırım. Kimse anlam veremiyor ki hem tahribata hem de iyileştirmeye... Bazen de iyi ki tahribata neden olmuş ve her şeyi eskitmiş bile diyebiliyoruz. Yeter ki yeni güzellikleri getirsin zaman.
Bence, başlık
"Heykeller Canlandı Ve Olmayan Tanrıları Öldürdü," olmalı.
Bilmiyorum, varoluş başka nasıl betimlenir?
Sevgilerimle
Gülsen hocam, yazınızı yine ilgiyle okudum. Kendinizi, yaşadıklarınızı, bu güne kadar hissettiklerinizi, geçmişi, velhasıl üstünde zamanın etkisi olan ne varsa hepsini bir masaya yatırıp üzerinde çalışmışsınız adeta. "O acımasız "zaman"ın öyle bir tahribatı ki bu, onu, o hale getiren usta bile o tahribatı onaramıyor." Bu ifadenin üstüne çıkılabilecek ne yazılabilir ki başka?
Düşündüğüm şey ise belki; Zaman adeta bir rende gibi, yavaş yavaş herşeyi rendeliyor. İnsanı da, duyguları da, gerçekleri de, kısacası herşeyi rendeleyip bir yaşam salatası çıkarıyor ortaya. Sanırım saçma oldu bu benzetmem ama, gerçekten böyle bir şey var sanki...
Sağlıcakla kalınız, sevgilerimle...
Seni, sayfanı, ifadeni, aklını zevkini ve tüm bunları bir bütün olarak sunuşunu çok beğeniyorum sevgili Zeugma.. Yazdıklarımın damarları olsa, yapılan yorumlar o damarların kanı olurdu. Öylesine hayat veriyor yazdıklarıma her biri.. Yani sözün özü, Rötuş muhteşem oluyor.. :)) Sen de sağol.
Yapılan tüm yorumlar, özellikle kişisel gibi görünen ama herkese malolmuş duyguları ortaya çıkartması açısından mutluluk verici Nihan'ım. Hem onardığı hem de tahrip ettiği bilinen "kahpe"nin geçip gitmemesi için bunca çaba ne kadar enteresan.. :)
Mehmet biliyor musun yazdığım yazılara yapılan yorumları hiç değiştirmeden ve isim zikretmeden birleştirip bütün halinde bir yazı yazsam diye düşündüm geçen gece.. Gerçekten muhteşem ifadeler ve buluşlar içeren satırları zaman zaman sindirerek tekrar tekrar okurum.. EĞER, bir gün bunu gerçekleştirirsem yazının başlığı, "heykeller canlandı ve olmayan tanrıları öldürdü" olacak..
"geldim selam bıraktım beklerim" dedikten sonra linkini yazıp giden insanların yorum zannettikleri ziyaret haricinde hiç bir yorumu saçma bulmam sevgili Anjelika'm.. Hele de senin yorumlarını.. Bu tip bir tipsiz bana "ego patlaması yaşadığın belli" diye cevap yazmıştı kendisine yorum yapma adabını hatırlattığımda..
Senin salata benzetmen cuk oturmuş aslında.. USTA, kimine limon sıkıyor bolca, kimininkine nane!
Merhaba Gülsen Hanım,
bloğunuzu Hüseyin Hocam'ın yazınızı facebookta paylaşması sonucu gördüm. İzlemeye aldım. Emeğinize yüreğinize sağlıklar diliyorum.
Sağlıcakla kalın.
Hoş geldiniz Hanife hanım. Ben de sizi, Hüseyin hocamın yazılarına yaptığınız değerli yorumlarınızdan ve düzgün ifadelerinizden tanıyorum. İzlemeye aldığınızı söylediğiniz yazılarıma da değerli yorumlarınızı bırakırsanız sevinirim.
Yorum Gönder