Ya, ilâhi bir gücün elinde oyuncak olduğunu düşünür, ya da o ilâhi gücün kendisine bir armağan sunduğunu..
Eğer .. daha sen konuşmadan ruhlar konuşmaya, ve eğer sen, daha ne itirafların ne de inkârların gölgesine saklanmadan; Leylâ ve Kays misali, görmeye, tanışmaya, dokunmaya gerek duymadan, ruhlar gönül eşiklerine ilişip anlaşmaya başlamışsa... BU, tanrının bir cezası değil olsa olsa bir lûtfudur.
Ben şiirlerimde bazen tek cümle ile de anlattığımı düşünürüm duygularımı.. Ve genelde çok uzun olmaz şiire dönüşenler.. “ne güzel şey seni hatırlamak” başlığı ile sunduğum, İlk ve belki de son, en uzun şiirimin bir yerinde demişim ki,
“Bazen bir evlâtsın anaç yüreğimde
meme uçlarımı sızlatan..
Bazen,
gölgesinden bile güç aldığım...
Vatanım gibisin sınırlarını çizdiğim,
uğruna can feda! ..”
Şiir, ne için kim için ne zaman yazılırsa yazılsın, değişmeyen ve sana ihanet etmeyen sevme duygusunun itiraf edilişidir. Yaşam boyunca defalarca ve değişik isim ve cisimlere, yerlere ve duygulara ithaf edilişidir.. Aslında, o duygulara lâyık olduğunu düşündüklerine sunduğun yüreğindir şiir.
Bu nedenle diyorum ki, bence, ruhun sahip olduğu sanattır sevmeyi bilmek.. sevebilmek!
Bunun ille de karşı cinsler arasında olması da gerekmez.. İnsanın insanı sevmesi, insanın insan gibi sevmesidir önemli olan ve ZOR olan..
Ve Tanrı bu zor’u başarmayı, sadece sevdiği kullarına nasip etmiştir.
Yıllar önce yaşadığım bir ameliyat sonrası, İstanbul Taksim Fransız hastanesindeki odamda ayıldığım zaman, karşımdaki yatakta yatan, ben yaşlarda bir bayanın da aynı ameliyatı bir gün önce olduğunu öğrenmiştim. Yattığı yatağın ucuna ilişmiş bir adam, ellerini tutmuş, hiç konuşmadan arada o elleri öperek ve ip gibi ağlayarak yatakta yatan kadını seyrediyordu.
Ameliyat öncesi, hastane yetkilisi bir kişinin, gelebilecek ziyaretçilerimin isimlerini sorduğunda “hiç kimse” dediğimi hatırlamıştım.. Ailem bu şehirde yaşamıyordu ve bu şehirde yaşayan tanıdıklarımın hiç birisinin, Tanrının hediyesi o “sanat” a sahip olduğunu sanmıyordum.
Adının Deniz olduğunu öğrendiğim oda arkadaşımın gerçekten deniz rengi gözlerine hayran olmuştum.. O gece ne zaman kendi çığlığımın sesine uyansam, Deniz’i, çağırdığı nöbetçi hemşire ile baş ucumda görmüştüm.
Sonrasındaki 7 gün içinde, her gün hatta her saat yanında olan eşi ile ve ziyaretine gelen gerçek bir hanımefendi annesi Yasemin hanımla inanılmaz bir güç ve sevgi ile birbirimize bağlanmıştık. Hatta benim hemen yaşadığım kente dönmemi doğru bulmamışlar ve son pansumanın yapılacağı güne kadar kendilerinde kalmamı teklif etmişlerdi. İkinci ya da üçüncü gün, Deniz’in odadan çıkmakta olan eşine seslenişini duymuştum.. “Onnik bir dakika bekle canım?” diyordu!
Ve o zaman onların Ermeni olduklarını anlamıştım.
Ve... o günden sonra, o güne kadar sevme duygusunun tanımlanması ile anlatılanların yanlış olduğunu anlamıştım.
Ve o gün, İNSAN olanın sevileceğini, sevmenin Tanrı tarafından sevdiği kullarına ihsan edilen en yüce armağan olduğunu anlamıştım.
İşte, o gün.. bugün..Tanrı’nın bana sunduğu bu tükenmeyen armağanına şükrederek yaşamaktayım.

9 yorum:
Evet Sevgili Gülsen Öğretmenim, "sevmeyi bilmek, sevebilmek"gerçekten bir sanattır. Ben de düşüncenize aynen katılıyorum. Sevginin olduğu yerde paylaşım, yardımlaşma, anlayış, merhamet, saygı da yer buluyor. Nefret, kin, öfke yalnız kalıyor.
Yıllar önce okuduğum Alain'in "Sevme Sanatı" isimli kitabını hatırlattınız bana.Saygılar-sevgiler...
Dün okudum ama G.mail hesabımı açamadığımdan yorumumu yollayamadım.
Bence sevmek doğuştan getirilen bir özellik sevgil Gülsen Öğretmenim. Sonradan belki daha gelişiyordur,dallanıp budaklanıyordur ama doğuştan getiremeyende haset çiçekleri açıyor her mevsim..
" Gül HARE düştü sîne-figâr oldu andelîb
Bir HARE bakdı bir güle zâr oldu andelîb"
Bülbülün güle olan sevgisi gibi sevebilmek,
Gül(sen )sevenleriniz bülbül,
Gülüşünüzle açılır binbir gül,
Yeltenmeye size mutsuzluk, hüzün,
Zar olur sizi seven binbir bülbül.
Dünyanın en güzel sözcüğü sevmek; öğretilemeyen en yüce duygu...Zor iş dediğiniz gibi Sevgili Öğretmenim.Sevgiler...
'Ve o gün, İNSAN olanın sevileceğini, sevmenin Tanrı tarafından sevdiği kullarına ihsan edilen en yüce armağan olduğunu anlamıştım.'
sevgili Gülsen hocam bu cumle herseyi ozetliyor. Tum kalbimle katiliyorum
Kürek mahkumu gibi sevenlerdenim ben ama hiç de yerinmiyorum neden böyle diye... Böyle sevebildiğim için daha bir insan sayıyorum kendimi ya da daha bir saygı duyuyorum. Her duyguyu ve özellikle sevgiyi de böylesine doya doya yaşamaktan mutluyum, sevilmeyi hak etmeseler de sevebilmiş olmaktan dolayı mutluyum.
Ve Mamyim ruhların birbirini sevmesi somutlaşmaya gerek kalmaksızın sevebilmesi en yüce sevgilerden biri. Yüce gönlünüzün önünde ve her bir dizesi sevgiyle yoğrulmuş şiirlerinizin önünde saygıyla eğilirim...
Sevmek, sevmekkkkkkkkkkkkkkkkkk
keske dünyada ki bütün insanlar bunu yapabilseler, kendilerinden farkli olani da sevebilseler - sevebilsek..
Dünya ne güzel bir yer olurdu...
Sevgili Gülsen Hocam, ziyaretime gelip de biraktiginiz o güzel yorum icin tsk.ediyorum. Ve sizin icin güzel bir fotograf biraktim son yazimda.....
Sevgiyle ve Dostca Kalin...
Her insan sevmesini beceremiyor sanırım. Ya da yüreğinde başka duygular varken, sevgiye yer kalmıyor... Yürekleri sevgiyle dolup taşan, herkese de dağıtabilen sevgi dolu insanlara selam olsun...
Yüreğinize sağlık Gülsen hocam... <3 :) <3
Blogcu arkadaşlar bloglarını ihmal etmeye başlayınca ben de etkilendim. Bunda bir ara blogger ın sonra facebook un ve twitter ın yasaklanmaları da etkili oldu sanırım. Ben sizi izlemeye severek devam ediyorum, yorum bırakamasam bile!
Yorum Gönder