Bundan yıllar yıllar önce.. derste edebiyat öğretmenimizin söylediği bir cümleye kafam takıldığı için o ay gelen harçlığımın neredeyse yarısını o anlattığı daha doğrusu anlatamadığını düşündüğüm o kitaba verip aldım.. Kitapçı yüzüme biraz dikkatli bakıp kim için aldığımı sordu.. Ben de "sakıncalı mıdır bunu okumak" diye sorusuna soru ile yanıt verince, "yooo sadece sen ne anlarsın bu kitaptan diye sormuştum" dedi..
Kitap okumak onu sindirmek.. farklı kurgulamak.. aradan birkaç ay geçince yeniden okuyup daha farklı bir kapıdan geçip değerlendirebilmek, benim en masum doyuma ulaşmamdı.. Yaşım 15-16 idi .. O yaz annem yaş günümde bana, kapağına “genç kızlığa adım attığın bu gün hep kendinle gururlanacağın bir gençlik yaşamanı diliyorum güzel kızım” diye yazdığı “Genç kızlar” adlı romanı hediye etmişti. Romanın konusu yatılı okulda bir öğretmene aşık olan üç genç kızın birbirleri ile gizli yarışı ve aşkları idi.. Annemin, böyle bir konunun bizzat yaşanabileceği hatta yaşandığı bir ortamda oluşumu hiç hesaba katmamış olmasına şaşırmış ve bunu bana olan güvenine vermiştim.. ve bana yolladığı bu gizli mesajın çok etkisinde kalmıştım.
Yatılı okulun son yılının ilk günü!.. tatilden dönen kızların birbirlerine yarısı uyduruk hayal mahsulü tatil aşklarını anlattığı curcunadan çıkıp, ilk dersimize adım attığımız gün.. Edebiyat dersinde, yaz tatilinde okumamız istenen 3 kitaptan istediğimiz birisini seçip kısaca anlatmamız istenmişti. İsteğe göre parmak kaldıranlara söz hakkı verip oturdukları yerde kitabı özetlemeleri isteniyordu.. Kıkır kıkır… fıkır fıkır… kızlar… okudukları romanları anlatırken, hocamız büyük bir ciddiyetle defterine notlar yazıyordu.. Zaman zaman kafasını kaldırıp sınıfı izliyor, arkadaşların anlatacağı bittiğinde “şimdi kim?” diye soruyor ve hemen akabinde parmağıyla işaretleyip “sen “ diyerek sıra veriyordu parmak kaldıranlara. Son anlatanın söyleyecekleri de bitince kafasını not aldığı defterden kaldırmadan “gülsen anlat bakalım” dedi..
Biraz ukala bir hava içinde, “herkes anladığım kadarıyla aşk romanı okumuş hocam” dedim.. Hiç fikir belirtmeden kısaca ve biraz sert, “okuduğun kitabın adı?”.. diye sordu.. “Dar kapı” dedim.. Çok ama çok şaşırdığını gördüm.. Hafif alaylı bir ses tonuyla “anladın mı bari?” diye sordu bu sefer.. Kızlar çok mutlu olup kıkırdadılar.. ama ben son derece masum, “anlayamadığım yerleri size soracağım hocam” dedim.. Kaşlarını çatıp sertçe “dinliyoruz” diye eliyle başlamamı işaret etti ve daha ben başlamadan hemen ekledi. “Andre Gide oldukça zor anlaşılabilen eserler yazmıştır.. ağır eserlerdir ve henüz bunları çözebilecek gelişmeyi tamamladığınızı zannetmiyorum” Sonra not almayı bıraktı arkasına yaslandı ve beni dinlemeye başladı.
".. aşk fedakârlık istiyormuş.. aslında aşkı değil insan varlığına ait sorgulamayı öğrenmemiz gerekiyormuş.. Bu nedenle biz bir aşk romanını okurken aslında, insan varlığına ilişkin sorgulamayı okumuş oluyormuşuz..
“tamam ..” diye kesti yarım yamalak anlatışımı ve munis bir ses tonu ile devam etti.. “bu kitap henüz anlamını kavrayamayacağınız kadar ağır sizler için o nedenle sen bize kısaca kitap hakkında kendi fikrini söylemek istesen ne söylersin?” diye sordu.. Biraz düşündüm ve anlatmak istediklerimin hepsinden vaz geçip, “Dar kapı” denen yer tanrıya gidilen dar bir yolmuş ve o yolu herkes tek başına yürüyecekmiş.. iki kişinin yürüyebileceği ve geçebileceği kadar geniş değilmiş ne yol ne de kapı” dedim..
**
Zor geçen son yılın son gecesi, mezuniyet töreninde herkese ayrı ayrı okul idaresinin verdiği hediyeleri deli gibi kapışırken bana verilen kitabın “pastoral senfoni ” adlı roman olduğunu ve yazarının da Andre Gide olduğunu görünce, Dağcılık kulübünde verilen veda gecesinin cümbüşü içinde hocama yaklaştım ve “şimdi sizce ben artık bunu anlayabilecek kadar büyüdüm mü hocam?” diye sordum.. Sarı ve çarpık dişlerini gösteren gülüşüyle “Bilemem” dedikten sonra , "ama o okuyacağın kitaptaki bir cümleyi ömrün olduğu süre hatırlayacağına ve unutmayacağına eminim" dedi ve masadaki öğretmenlerden izin isteyip veda partisinden ayrıldı..
**
Bir süre Edebiyat hocam Sıtkı beyin arkasından bakıp, sonra kızların çaça yaptığı bu sevimsiz cümbüşün içinde yavaşça kitabın ilk sayfasını araladım..
“Gülsen, aklını ve tercihlerini güzel ve doğru yerlerde kullanmanı dilerim” yazıyordu.. İkinci sayfada da romana giriş cümlesi yazılmıştı iri puntolarla..
“göz görmeden sevilen yüz, görünür hale geldiğinde, düşlediğin başka bir yüz olabilir.”
**
Ertesi sabah herkes bavulu elinde ailesine kavuşmanın sevinci içinde birer ikişer vedalaşıp ayrıldı okuldan.. Ben Mudanya yolu ile İstanbul'a gidiyorum.. Oradan beni karşılayan ablamla hasret gidereceğiz ve o beni gece tophaneden kalkacak vapurla Samsun’a uğurlayacak.. Ve ben o gece kamaramda veya güvertede sıkı sıkı göğsüme basılı tuttuğum romanımı, “pastoral senfoni” yi okuyup bitireceğim..
**
Hiç uyumadan biten gecenin sonunda, çok uzaktan Samsun’un sahili göründüğünde ben, günün doğuşunu güvertede izliyor ve tek tek yırttığım pastoral senfoninin yapraklarını denize savuruyordum..
Üç kısık düdükle selamlar yolcu vapuru limanına yaklaştığı şehri.. İskelede annemler beni bekliyordu.. ağladığımı anlamamaları gerekirdi en iyisi vapur salladı uyuyamadım demek.. Son yaprağı da yırtıp rüzgarla savurduktan sonra sıra romanın kapağına geldi.. Onu yırtmadım. Onu içi boş olarak kitaplarımın içinde saklamak istedim, hediye olduğu için!..
--
Romandaki tatsız hikâye, bir papazın ölmek üzere olan 14-15 yaşlarındaki bir kızı alıp kiliseye getirmesi ile başlıyor.. Ve onun kör olduğunu da anlayınca alıp evine getiriyor ve tüm bakımı ve eğitimi ile ilgilenip oğlundan daha fazla severek hayata tutunmasını sağlıyor..
Kıza Gertrude adını veriyor, ( körler alfabesiyle) okuma yazma öğretiyor ve görmeyen kıza dünyayı ve renkleri seslerle anlatmaya çalışıyor. Sonunda papaz ile Gertrude arasında duygusal bir yakınlaşma başlıyor. Bu arada rahibin oğlu Jacques de Gertrude’ e aşık oluyor. Yıllar sonra rahibin çabaları ile Gertrude’ ün gözleri bir ameliyatla açılıyor Ve Gertrude, görmeden aşık olduğu sesin sahibinin jackques olmasını çünki rahibin oğlunu sevdiğini anlıyor.. Ve kendisini ziyarete gelen papaza, “Jacques’i gördüğüm zaman birden sizi değil, onu sevdiğimi anladım.Sizin yüzünüzü taşıyordu, daha doğrusu sizinmiş gibi düşlediğim yüz onun yüzüymüş …” diyor ve ertesi gün kendisini nehre atıp intihar ediyor.
(buyurun cenaze namazına...!!)
**
Daha sonraları... oldukça sık düşündüm bana neden bu tuzağın kurulduğunu.. Sonra, tıpkı bir bilmece çözer gibi, o yaştaki bir genç kız için hazmedip anlayabilmesi oldukça zor hatta imkansız olan bir kitabı okumanın çok büyük bir hata olduğunu anlamamı, yaparak ve yaşayarak öğrenmemi sağlayan öğretmenime bir kere daha hayran oldum.

Kitap okumak onu sindirmek.. farklı kurgulamak.. aradan birkaç ay geçince yeniden okuyup daha farklı bir kapıdan geçip değerlendirebilmek, benim en masum doyuma ulaşmamdı.. Yaşım 15-16 idi .. O yaz annem yaş günümde bana, kapağına “genç kızlığa adım attığın bu gün hep kendinle gururlanacağın bir gençlik yaşamanı diliyorum güzel kızım” diye yazdığı “Genç kızlar” adlı romanı hediye etmişti. Romanın konusu yatılı okulda bir öğretmene aşık olan üç genç kızın birbirleri ile gizli yarışı ve aşkları idi.. Annemin, böyle bir konunun bizzat yaşanabileceği hatta yaşandığı bir ortamda oluşumu hiç hesaba katmamış olmasına şaşırmış ve bunu bana olan güvenine vermiştim.. ve bana yolladığı bu gizli mesajın çok etkisinde kalmıştım.
Yatılı okulun son yılının ilk günü!.. tatilden dönen kızların birbirlerine yarısı uyduruk hayal mahsulü tatil aşklarını anlattığı curcunadan çıkıp, ilk dersimize adım attığımız gün.. Edebiyat dersinde, yaz tatilinde okumamız istenen 3 kitaptan istediğimiz birisini seçip kısaca anlatmamız istenmişti. İsteğe göre parmak kaldıranlara söz hakkı verip oturdukları yerde kitabı özetlemeleri isteniyordu.. Kıkır kıkır… fıkır fıkır… kızlar… okudukları romanları anlatırken, hocamız büyük bir ciddiyetle defterine notlar yazıyordu.. Zaman zaman kafasını kaldırıp sınıfı izliyor, arkadaşların anlatacağı bittiğinde “şimdi kim?” diye soruyor ve hemen akabinde parmağıyla işaretleyip “sen “ diyerek sıra veriyordu parmak kaldıranlara. Son anlatanın söyleyecekleri de bitince kafasını not aldığı defterden kaldırmadan “gülsen anlat bakalım” dedi..
Biraz ukala bir hava içinde, “herkes anladığım kadarıyla aşk romanı okumuş hocam” dedim.. Hiç fikir belirtmeden kısaca ve biraz sert, “okuduğun kitabın adı?”.. diye sordu.. “Dar kapı” dedim.. Çok ama çok şaşırdığını gördüm.. Hafif alaylı bir ses tonuyla “anladın mı bari?” diye sordu bu sefer.. Kızlar çok mutlu olup kıkırdadılar.. ama ben son derece masum, “anlayamadığım yerleri size soracağım hocam” dedim.. Kaşlarını çatıp sertçe “dinliyoruz” diye eliyle başlamamı işaret etti ve daha ben başlamadan hemen ekledi. “Andre Gide oldukça zor anlaşılabilen eserler yazmıştır.. ağır eserlerdir ve henüz bunları çözebilecek gelişmeyi tamamladığınızı zannetmiyorum” Sonra not almayı bıraktı arkasına yaslandı ve beni dinlemeye başladı.
".. aşk fedakârlık istiyormuş.. aslında aşkı değil insan varlığına ait sorgulamayı öğrenmemiz gerekiyormuş.. Bu nedenle biz bir aşk romanını okurken aslında, insan varlığına ilişkin sorgulamayı okumuş oluyormuşuz..
“tamam ..” diye kesti yarım yamalak anlatışımı ve munis bir ses tonu ile devam etti.. “bu kitap henüz anlamını kavrayamayacağınız kadar ağır sizler için o nedenle sen bize kısaca kitap hakkında kendi fikrini söylemek istesen ne söylersin?” diye sordu.. Biraz düşündüm ve anlatmak istediklerimin hepsinden vaz geçip, “Dar kapı” denen yer tanrıya gidilen dar bir yolmuş ve o yolu herkes tek başına yürüyecekmiş.. iki kişinin yürüyebileceği ve geçebileceği kadar geniş değilmiş ne yol ne de kapı” dedim..
**
Zor geçen son yılın son gecesi, mezuniyet töreninde herkese ayrı ayrı okul idaresinin verdiği hediyeleri deli gibi kapışırken bana verilen kitabın “pastoral senfoni ” adlı roman olduğunu ve yazarının da Andre Gide olduğunu görünce, Dağcılık kulübünde verilen veda gecesinin cümbüşü içinde hocama yaklaştım ve “şimdi sizce ben artık bunu anlayabilecek kadar büyüdüm mü hocam?” diye sordum.. Sarı ve çarpık dişlerini gösteren gülüşüyle “Bilemem” dedikten sonra , "ama o okuyacağın kitaptaki bir cümleyi ömrün olduğu süre hatırlayacağına ve unutmayacağına eminim" dedi ve masadaki öğretmenlerden izin isteyip veda partisinden ayrıldı..**
Bir süre Edebiyat hocam Sıtkı beyin arkasından bakıp, sonra kızların çaça yaptığı bu sevimsiz cümbüşün içinde yavaşça kitabın ilk sayfasını araladım..
“Gülsen, aklını ve tercihlerini güzel ve doğru yerlerde kullanmanı dilerim” yazıyordu.. İkinci sayfada da romana giriş cümlesi yazılmıştı iri puntolarla..
“göz görmeden sevilen yüz, görünür hale geldiğinde, düşlediğin başka bir yüz olabilir.”
**
Ertesi sabah herkes bavulu elinde ailesine kavuşmanın sevinci içinde birer ikişer vedalaşıp ayrıldı okuldan.. Ben Mudanya yolu ile İstanbul'a gidiyorum.. Oradan beni karşılayan ablamla hasret gidereceğiz ve o beni gece tophaneden kalkacak vapurla Samsun’a uğurlayacak.. Ve ben o gece kamaramda veya güvertede sıkı sıkı göğsüme basılı tuttuğum romanımı, “pastoral senfoni” yi okuyup bitireceğim..
**
Hiç uyumadan biten gecenin sonunda, çok uzaktan Samsun’un sahili göründüğünde ben, günün doğuşunu güvertede izliyor ve tek tek yırttığım pastoral senfoninin yapraklarını denize savuruyordum..
Üç kısık düdükle selamlar yolcu vapuru limanına yaklaştığı şehri.. İskelede annemler beni bekliyordu.. ağladığımı anlamamaları gerekirdi en iyisi vapur salladı uyuyamadım demek.. Son yaprağı da yırtıp rüzgarla savurduktan sonra sıra romanın kapağına geldi.. Onu yırtmadım. Onu içi boş olarak kitaplarımın içinde saklamak istedim, hediye olduğu için!..
--
Romandaki tatsız hikâye, bir papazın ölmek üzere olan 14-15 yaşlarındaki bir kızı alıp kiliseye getirmesi ile başlıyor.. Ve onun kör olduğunu da anlayınca alıp evine getiriyor ve tüm bakımı ve eğitimi ile ilgilenip oğlundan daha fazla severek hayata tutunmasını sağlıyor..
Kıza Gertrude adını veriyor, ( körler alfabesiyle) okuma yazma öğretiyor ve görmeyen kıza dünyayı ve renkleri seslerle anlatmaya çalışıyor. Sonunda papaz ile Gertrude arasında duygusal bir yakınlaşma başlıyor. Bu arada rahibin oğlu Jacques de Gertrude’ e aşık oluyor. Yıllar sonra rahibin çabaları ile Gertrude’ ün gözleri bir ameliyatla açılıyor Ve Gertrude, görmeden aşık olduğu sesin sahibinin jackques olmasını çünki rahibin oğlunu sevdiğini anlıyor.. Ve kendisini ziyarete gelen papaza, “Jacques’i gördüğüm zaman birden sizi değil, onu sevdiğimi anladım.Sizin yüzünüzü taşıyordu, daha doğrusu sizinmiş gibi düşlediğim yüz onun yüzüymüş …” diyor ve ertesi gün kendisini nehre atıp intihar ediyor.
(buyurun cenaze namazına...!!)
**
Daha sonraları... oldukça sık düşündüm bana neden bu tuzağın kurulduğunu.. Sonra, tıpkı bir bilmece çözer gibi, o yaştaki bir genç kız için hazmedip anlayabilmesi oldukça zor hatta imkansız olan bir kitabı okumanın çok büyük bir hata olduğunu anlamamı, yaparak ve yaşayarak öğrenmemi sağlayan öğretmenime bir kere daha hayran oldum.


12 yorum:
Sanki daha önce okumuştum ya da belki bir bölümünü... Ne fark eder güne güzel ve duygu dolu başladım bu muhteşem yazınızla... Sabah erkenden okumuştum ancak gecenin bir yarısı yorumlayabiliyorum. Okunup da üzerinde düşünülen öylesine bir seyler yazılmayan türden bir yazı bu. O essiz anılarınızla ve etkileyici anlatımınızla harmanlanmış bir gerçek var yazıda.
O zamanlardaki ifadesi farklı da olsa şimdilerde "sanal" bunun adı, olduğu sanılan ancak gercekte hiç o sanılan olamayan o derin ve büyük yanılgı...
Hep üzerinde düşünürüm bu konunun ama vapurdaki o sayfalar kısmı... Çok etkilendim, zaten etkileyici bir konunun uzerine böyle bir anlatımla...
Ve görüyorum ki Zaman da geçse iletişim de değişse bu gerçek hiç değişmiyor.
Hafızana hayranım Nihan.. Evet galiba beş yıl önce yazmıştım bunu da... ama Pastoral Senfoni bölümü yoktu.. Vardı da .. yayınlamamıştım o bölümünü. Anıları tazelemek iyi gelir beyne denir.. toz almak gibi.. kirliye atılan çamaşırları yıkamak gibi.. işte onun gibi bir şey benim de yaptığım zaman zaman..
Aynı zamanda geçmişle hesaplaşma!! alenen olmasa da!
Maziden sende kalanları özlemle okumak, bana o yıllardan kalan anıları, o mekan ve kişileri yeniden yaşatıyor. Edebiyat bağlantısı ile sen, kurgunda bazı unutulanları da okurlara düzgün bir anlatımla sunuyorsun.
Sana olan artan taktirimi tekrarlıyorum sevdiğim Gülsen arkadaşım.
O taptaze gençlik yıllarımızdaki okuma yetinin ve anlatımının bendekı etkisi, unutmadığım bir önemli anımdır.. O yılların popüler romanı olan ve senin yazına konu "Genç Kızlar" romanını Bursa öğretmen okulunda bahçedeki kamelya altında bir gurup sınıftan arkadaşlarımıza anlatışın bende okumaya olan ilgimin başlangıcıdır dersem ınan bana Gülsen. Romandaki baş karakter 'Gabriel Samson' anımda hala aynı yerinde duruyor.
Yazındaki 'Dar Kapı' , sana verilen ödül, annenin senin yetişmendeki özel hassasiyeti bahse değerin üstündeki konular. Yazımı daha da uzatmadan Rahmetle andığımız Sıtkı Mutman hocamızı da saygıyla anıyorum. Sana da yazım dunyasındaki katkından dolayı tebriklerimi yeniliyorum kadim dostum.
Güzel arkadaşım.. sınıf arkadaşım.. sıra arkadaşım.. kardeşten ileri dostum teşekkür ederim bu güzel ve beni çok duygulandıran yorumun için..
Yazınızdan etkilenmemek mümkün değil. Müthiş bir hafıza ve öylesine muhteşem ki anlatımınız. Maziyi o kadar net ve bir film tadında aktarmışsınız ki Gülsen Hoca'm. Yazıyı okurken, 15-16 yaşlarındaki Gülsen, gözümün önündeydi adeta. Film tadında, roman içinde bir roman gibi!.
Zaman zaman ben de tıpkı sizin yaptığınız gibi, maziye uzanır, iz bırakan anları/anılarımı yeniden yaşarım. Dün 'geçmişte' yaşadığım, o günkü duygularımı, hissedişlerimi bugünkü bakış açımla bir kez daha muhasebe ederim.. Kimi duygularımda o toy yaşlarımda dahi hiç yanılmadığımı görür şaşırırım!. (çocuk yaşlarımda 9-10 yıl ailemden ayrı yaşadıklarımdan dolayı belki de ) erken olgunlaşmak mı? denir buna bilemiyorum... ama kimi duygularımda da ne kadar 'safmışım' dediğim de olur!.. insanın ömrü hayatı anlamakla, insanı anlamaya çalışmakla geçiyor!..ve sonra da en zor olan şeyin insanı anlamak olduğuna kanaat getiriyor!..
Ve, romandaki o cümle/yazınızın vurucu cümlesi; “göz görmeden sevilen yüz, görünür hale geldiğinde, düşlediğin başka bir yüz olabilir.” Dün mektup vardı, bugün tf. ve sosyal medya/sanal alem. İletişim araçları değişse de insanların beklentileri, yanılgıları, hayal kırıklıkları vs... hep aynı. Yani, insan hep aynı insan..Hiç değişmiyor!
Yazılarınızı okumak bizim için bir ayrıcalık... ve anılarınızın içindeki 'Gülsen'i tanımak ise başka bir duygu, son derece heyecan verici. Edebi hayatımızı zenginleştiren, bu anlam yüklü anı yazınız için çok teşekkür ederim Gülsen Hoca'm. İyi ki varsınız.
Sevgi ve saygılarımla...
Gülsen,sen benim can dostumsun,bunun yanı sıra kaleminden dökülen yazılarının tutkunu binlerce okur hayranın var. Daha ne demeli? Sağlıkla sevenlerinle hep böyle belleklerde yaşAmının devam etmesini diliyorum.
Bir yazının sahibi olan yazar için, okurlar daima mihenk taşı olmuştur sevgili Esin. Okuduğunu anlayan, değerlendiren, takdir edebilen.. Bir takdirin bin teşvik olduğunu bilen.. İyi ki sizler de varsınız.. Bu muhteşem yorumun için sonsuz teşekkürlerimle.
Çok yakın bir gelecekte, sevdiklerimin ve beni sevenlerin belleklerinde yaşamaya devam edeceğime inanıyorum eski dostum Sevim'im..
Bu sefer yazınızı okuduğumda yorum yapmaya cesaret edemedim. Benzer yaşlarda "Suyu Arayan Adama" "Sefiller" gibi kitapları okumuştum. Doğrusu hazmedebilmişmiydim, irdelemedim açıkçası. Ama onları okumak bana daha fazlasını okumak için cesaret verdi. Bu tür kitapları daha sonra tekrar tekrar okudum. Kesinlikle demesem de bir şekilde özümsemiş olduğumu hissediyorum. O yaşta elime aldığımı hatırlamam dahi beni etkilediklerini ortaya koyuyor.
Sevgi ve en derin saygılarımla.
Meslekler ayrı olsa da iç lisan aynı olunca, anlaşmak ve anlamak çok daha farklı oluyor sevgili Mehmet Bilgehan. Bilgisini hazmetmiş dostlarımın olmasıyla gururluyum.
Yine yeniden aynı heyecan ve hazla okuduğum bu geçmişten esintiler diye nitelendirdiğim kıymetli yazınız için teşekkür ediyor sevgi saygıyla esenlikler diliyorum.
"si sua mala nescient"
Evet sevgili Hikâyem.. "Si sua mala nescient" Kişioğlu kötülüğü bilmeseydi .. acaba gerçekten mutlu olabilir miydi? Ya da iyiliğin bir anlamı hatta tarifi olabilir miydi?
Sana geçmişten esintileri hatırlattığım için memnunum..
Yorum Gönder