15 Nisan 2016 Cuma

SUSMAK.. ya da.. DUYMAMAK

Büyük bir erdemdir SUSMAK!..
Ne demiş atalarımız?.. “söz gümüş ise sükût altındır”.. demiş!!
Yani o zaman, kapatıp çenesini mıh gibi oturanlar altın babası desenize!! Yani o zaman ben erdemsiz bir insan oluyorum susmayı bilemediğimden, öğrenemediğimden, ve de SEVMEDİĞİMDEN…

Üstelik ben susan insanı da sevmiyorum.. İnsan, hareket eden, düşünen, fikir üreten, duyguları ile aklı birleştirip davranış sergileyen bir canlı.. Hiç konuşmamak (yerine göre susmanın dışında), ya karşısındakini adam yerine koymamaktır, ya kendisinin adam yerine konmasına şaşmaktadır, ya da düşünce ve duygularını ifade edebilme yeteneğinden mahrumdur!..

Yoksa başka türlü niye susar bir insan? Tarz mıdır, tavır mıdır, ahlâk mıdır, koç, boğa ya da oğlak olduğundan mıdır ??? (çünki sadece bu üç tip burç insanı ve özellikle erkekleri bu tarife cuk oturmaktadır) Karşısındakini kırmamak adına bilinmeyen bir erdeme mi sahiptirler? Korkak mıdırlar?  Yoksa, üzüntülerini (var ise eğer) sineye çekip, canı yanmıyor pozunu verecek kadar mı ulaşılmazlardır ?

Yazık ama.. ben üzülüyorum bu tip insanlar için.. ya fazla duyarlı olamadıklarından rahatsız olmuyorlar.. ya da her şeyi aynı açıdan görüyorlar! Konuşmaya veya cevaplamaya kendilerince tenezzül etmedikleri konularla ilgilenmeyen ya da ilgilenmiyormuş zırhına bürünen, kendilerince duygusal olan bu insanların, duyarsızlıklarına tahammül edemiyorum.
Yapılan bir haksızlık  ya da hata var ise, kendisini korumak adına olmasa da , konunun insanî boyutlarındaki hatalarını gözler önüne sermek adına konuşmalı insan!..Yok eğer kişinin kendisi  bir hata yapmış ise, en azından bu hata yüzüne vurulup, varakaya dönüşmeden konuşmalı!..

Bakın isterseniz,..  nasıl susulacağını, susmanın ne kadar acı verdiğini ve o sessizliğin,  kulakların sesi duymayı reddetmesinden kaynaklandığı durumlarda, bir insanın neler yapabildiğine tanık olun..

Beethoven kulakları artık neredeyse hiç duyamaz hale geldiğinde çok uzun saatler süren doğa yürüyüşlerine çıkarmış.. doğada sesler duyduğuna inanır hatta duyduğunu iddia edermiş..
Beethoven'in 'sessizliği duyuş' ya da "silent" adlı bir eserini sundum sizlere dinlemek isterseniz.. Başından geçen bir olayı anlatıyor..




Bir gün, ormanda gezintiden dönerken yolunu kaybeder Beethoven.. Hava kararınca bir de fırtına ile yağmur başlayınca da panikler.. ve oldukça uzaktan seçebildiği bir dağ evine doğru koşmaya başlar.. saatler sonra perişan bir halde kapıya vardığında evin uşağı onu içeri almak istemez .. ona kendisinin Beethoven olduğunu ve kaybolduğunu söyler.. Uşak kapıyı aralık bırakarak içeri geçer.. Ortalık karanlıktır ve kulaklarındaki sessizlikle yarışan yağmur altında beklerken, aralık kapıdan ışık yanan salondaki kalabalık gözüne ilişir.. bu sırada evin uşağı, efendisine olayı anlatmaktadır ama bundan haberi olmayan Beethoven içeri girer ve salondaki kalabalığı ve piyano çalmakta olan kızı görür.. Ona doğru yürüdüğünde salondakiler, yerleri süpüren kabarık eteklerini telaşla toplayıp kaçışmaya başlarlar.. Ama o bunu da duymaz.. arkası dönük olduğu için görmez de.. ve kızın çaldığı etüddeki notaya baktığında kendisinin bir sonatını çalmakta olduğunu görür.. Yavaşça ilişir yanına ve tek elle eşlik etmeye başlar .. Bu arada uşak efendisine adamın kendisini Beethoven olarak tanıttığını söylemektedir..

Malikânenin sahibi olan Avurturya’lı Prens Carl Lichnowski kızının yanında oturup piyano çalan Beethoven’in yanına gider ona büyük bir samimiyet ve hayranlıkla “hoş geldiniz” diyerek kendisini tanıtır.. Ve uzun yıllar sarayında misafir ederek bestelerinin doğuşuna yardımcı olur.. 
Kapısının “tak-tak-tak” vuruluşunu duyduğu için, yeniden duyacağı ümidi ile bir senfoni besteler.. adı “5.senfoni-kaderin kapıya vuruşu”dur.. Alman şair Shillerin “neş’eye övgü” adındaki şiirine hayran olduğu için de 9. Senfonisini besteler ve ilk defa bir senfoniye koro ekler.. Yer yerinden oynar.. Eserinin çalındığı ilk gece, hiç duymamasına rağmen o muhteşem orkestrayı ve koroyu kendisi idare eder.. Duyamadığı alkışları gördüğünde sahneden ağlayarak ayrılır..


Yaaa… bakın neredeeen nereye …. Duymamaktan kaynaklanan susmak ile, duygusuzluktan kaynaklanan susmanın arasındaki uçurumu anlatmaya çalıştım sizlere.. acizane..





35 yorum:

nalan dedi ki...

Belki de cesaretleri yok hissettiklerini söylemeye.
Kimbilir.
Susmayı bilmediğimden fazla da fikir yürütemiyorum suskunlar üzerine.
Konuşmayı sevdiğim kadar,güzel konuşanı ya da yanlış söyledim,anlatmak istediğini güzel ifade edeni dinlemeye de bayılırım.
Bazı hallerde ki bu son zamanlarda fazla olmaya başladı çevremdekiler yüzünden. Sadece bakıp seyretmeyi tercih eder oldum.

gülsen VAROL dedi ki...

ANLATTIĞIN DURUMLARA AŞİNAYIM SEVGİLİ NALâN, HEM DE FAZLASIYLA..
İKİ ŞIK VAR ZATEN, YA SEYREDİP BEKLEYECEKSİN YA DA VAZGEÇİP GİDECEKSİN.

ali zafer sapci dedi ki...

Bloğunuzda okuduğum, öykü tadı veren en iyi yazılardan biriydi. Demek ki öykü kitaplarına birer müzik CD si eklense etkisi çok daha güçlü olacak. Teşekkürler.

gülsen VAROL dedi ki...

HANİ AKLIMDAN GEÇENİ OKUDUN DENİR YA SEVGİLİ ALİZAFER, SEN DE BENİM YÜREĞİMDEN GEÇENİ Mİ OKUDUN BİLEMEM :)) OLDUKÇA CİDDİ OLARAK BUNUN KURGUSU VE GÖRÜŞMELER PEŞİNDEYİM..
TEŞEKKÜRLER..

nalan dedi ki...

Elde olmayan nedenlerle ne çekip gidebiliyorum:) ne de...

nihansu dedi ki...

"Susmak iyi insanların öç alma biçimidir" diye bir cümle okumuştum bir yerlerde, başka bir yerde de "Susmak her durumda kayıtsız kalmak değildir ki" cümlesini... Ve sonra sizin de yazınızın başında belirttiğiniz gibi "Söz gümüşse sukut altındır" sözünü bilirim en çok.

Susmak, bana göre yerine ve zamanına göre iyi kullanılması gereken bir eylem/sizlik. Eğer kişi gerçekten duygularını özgürce ifade etme şansına sahipse kesinlikle susmamalı. Kaçak güreşen biri gibi, susmak ediminin arkasına saklanıyorsa eğer işte bu kabul edilemez.

Aslında düşündüğümüzde ne çok yerde susmak zorunda kalıyoruz, istediğimizden değil, susmak zorunda kalışımızdan. Mesela ben işyerinde sinirimi bozanlara ağzıma ne gelirse söylemek istiyorum ancak susuyorum, canımı sıkan her insana içimden ne gelirse sıralamak istiyorum ancak yine susuyorum. Bazen şartlar ve içinde bulunduğumuz durum bizi susmaya zorlar, bu bir erdem olarak kabul edilmemeli, olması gerektiği için susuluyordur. Ancak bu sınırlamaların olmadığı durumlarda susmak ise kişiyi ancak güçsüz hale getirir. Konuşmalı, paylaşmalı, kendini ifade etmelidir insan. Düşünen ve konuşan bir varlık olarak bizi diğer varlıklardan ayıran bu en temel özelliğini kullanmalı insan.
Ben genellikle susan bir asiyim. Sanırım benim koşullarım daha çok susmamı gerektirdiğinden. Kişinin koşulları susmayı gerektirmiyorsa
"Duymamaktan kaynaklanan susmak ile, duygusuzluktan kaynaklanan susmanın arasındaki uçurumu" kendince çok iyi analiz edebilmeli.

Tüm bunlar bir yana yazınızın gidişatı ile son kısımda anlattığınız hikaye öylesine etkileyiciydi ki.. Bilmediğim ne çok şey varmış dedim yine kendime. Konu ile böylesine güzel bütünleştirilen harika bir Pazar yazısı.

Sizden susmamayı öğrendiğim gün kendimi başarmış sayacağım :))
Mutlu Pazarlar...

gülsen VAROL dedi ki...

Çok güzel ve doğru ifade ettiğin duygularını beğensem de, sol kaşım havada okudum!!!! taaa... ki, son cümleni okuyana kadar :))) Hah haaay dedim ve meşhur kahkahalarımı salıverdim.. işte dedim mamisinin kızı!
Sen farkında değilsin ama zaten öğrenmeye başladın o dediğini benim sevgili Nihan'ım.. dozu az henüz.. buna da şükür!
Demek ki ben ÖÇ almayı hiç beceremeyen bir insanım susmayı bilemediğimden.. Ya da doğru orantılı ele alınırsa ben iyi bir insan da değilim..
Ama şöyle düşündüğümde.. aslında susmanın hasını ben yapmaktayım.. Bu, yani bunun doğruluğu, sadece bir kişiye değil, kişilerin sahip olduğu her şeye ve çevresine de saygı duyuyor olmamdan kaynaklanmakta..
Yoksa bu yazılanlar anlatılanlar opera başlamadan çalınan ve açılış müziği denen uvertür bile değil!!..

ayferbilici dedi ki...

Ortalama ağırlığı sükûtta olan bir insan olarak düşündüm yazdıklarınızı.Ve duymamayı/duyarsızlığı idrak edemeyen bir insan olarak.

İnsan niye sükût eder?
Doğrusu yazdığınız olasılıklar dışında fazla bir şey gelmedi aklıma..Üstelik düşünemediğimi de bu yazıda bulup, böylesi de mi varmış bile dedim. Bir tek şey var aklıma gelen…sizin tespit ettiğiniz korkular genel başlığı altına girer bu konu biliyorum ama, sanki ayrı bir yerde de tutulabilir gibi geldiği için vurgulama ihtiyacı duydum hocam. Bazen bazı hassas konularda..zaafiyetlerini paylaşmak istemeyebilir insan..gurur vardır arada..kendini kırmamak adına. Haksızlık söz konusu değilse hakkını teslim etmeli diye düşündüğüm bir durum bu. Ama -hangi taraf için olursa olsun- haksızlık varsa ortada, susmak ayıptır bana göre. Ötesi günahtır belki de. Sükutun altınlığından dem vurup, bu sözü burada bitiriyorum. Ama gerektiği zaman, gerektiği yerde gurura, kaprise, korkuya pabuç bırakmadan iletişim kuralları dahilinde konuşmanın güzelliğine inandığımı söylemek isterim..Denge meselesi bu da galiba..bazen sükûtun eşsiz, benzersiz derinliğinde kendimizi bulurken aynı zamanda yerinde, dopdolu ve hoş sözler edebilen insanları dinlemeyi, gelip gidip yazdıklarını hayranlıkla okumayı tercih edebiliyoruz. Böylelikle değerli insanların duygu ve düşüncelerimizi besleyen ifadelerinden faydalanıp, yerinde ve hoş söz etmenin, faziletini öğreniyoruz. Bu durumda ifade etmenin değeri tartışılamaz oluyor...

Son bir söz..burada dinlediğim Chopin..Mozart..özellikle bu yazınıza eşlik eden Beethoven..beni benden alıyor, bilesiniz:) Özel bilgileri de hayranlıkla okuyorum o da ayrı.

gülsen VAROL dedi ki...

Benim narin nazlı derin duygulu dostum Lodoscum... İltifat edeni sevmem.. biraz kişiliksiz bulurum edeni.. hele hele bahse konu olan, sarfedilen kelimeleri hak etmiyorsa..
Ama, lâkin... ve fakat :)) ben acze düşmekte isem duygularımı ifadede, demek ki o kişi gerçek anlamda sevilmeye ve takdire lâyıktır.. Uzun bir girizgâh oldu.. neden?

Sayfamın güzelliği buradan geliyor işte.. yani ben güzel yazıyor veya meramımı herkes adına güzel ifade edebiliyor olabilirim ama ya yorumlar?? işte bu nedenle seviyorum sayfamı.. diğer, neredeyse tüm bloglardaki yorumlar, "geldim okudum" niteliği taşımakta.. şu senin yaptığın yorum zaten başlı başına bir post yazısı Lodoscum.. ve benim tüm dostlarım böyle.. iki satır yazanların da yazdıkları çoğaltılacak kadar derin anlamlar taşımakta.. Bu nedenle bilâistisna herkes sayfalarımdaki yazılar kadar yorumları da okumayı seviyor işte..
Bi de benden son söz.. "gurur, şeytanın oltasıdır" :)))

Esin Bozdemir dedi ki...

Her insanın kendisini ifade ediş biçimi çok farklı!. Susan ve konuşmayan insanı tanımakta ne kadar güçlük çekiyorsa(k)!.. çok konuşan insan hakkında da yanılgılar yaşanmayacak demek olmuyor!..

İnsan anlaşılması güç ve değişebilirliği muhtemel olan karmaşık bir varlık!.Bir de buna farklı karakterlerdeki insan tipleri eklenince!..insanın insanı anlaması güç! bir de 'önyargılar'(ımız) var!.

Yerine göre konuşmak ve yeri geldiğinde susabilmek önemli sanırım!..hele ki sakin ve kontrollü olabilmek hepsinden mühim! Dengeler karşılıklı hoşgörü ile sağlanıyor!.İyi niyet önemli!..sevgi, saygı ve hoşgörü her şeyin ilacı:))

Ve yine sizin kaleminizden okuduğum kıssadan hisse çıkarılacak, çok önemli bir yazıydı Gülsen Hocam,'öykü tadında' ve müzikle birlikte çok güzeldi...

İyi haftalar dilerim
Teşekkürler, sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Ben de bazen yapılan yorumlar içinden yazılarıma alt yapı oluşturacak fikirler bulur ifadelerimi zenginleştiririm..
"sakin ve kontrollü olabilmek" konusunda tanrıya şikâyetlerim oluyor sık sık!! :)
Ancak altı çizilecek ve kafaya kazınacak olan, "dengelerin hoşgörü ile sağlanması".. her zaman sınırsız hoşgörüsü olan bir insan olduğum halde, denge konusundaki cimriliği de şikâyet listeme eklemeyi unutmamam lazım!!! :))
Sana ve güzel ailene de güzel haftalar sarışınım..

tufan dedi ki...

Kocaman bir teşekkür bıraksam bu sayfaya böylesi güzel bir yazı için sanırım beni anlarsınız sevgili hocam..

Ben şimdi "Bir konuşursam yer yerinden oynar" diyenlere cevap vermeye gidiyorum!

Saygılar sevgiler...

ayferbilici dedi ki...

Her kime, ne için yazılıyorsa yazılsın yapılan yorumların niteliği her şeyden önce onlara ilham olan yazıya bağlıdır. Bakın burada öncelikle her hangi bir olumlu ifade kullanmadığıma dikkatinizi çekmek isterim. Yani ben bir şey yapmadım:) Bazen söylemediğim oldu ama söylemişsem, içimden geleni, inandığımı söyledim hep..amacım sessizce benim için gerçek olanı ifade etmektir.

Hiç duymadığım ve bana yaz bu konuda diyen bir film repliğini hatırlatan şu son sözünüz...Size hak veriyorum demekten kendimi alamıyorum, evet gurur şeytanın oltasıdır:) Ama bu defa hakkınızı teslim etmeyip, dağarcığıma yaptığınız eklentiden söz etmeyeceğim:)

gülsen VAROL dedi ki...

Sen o "yer yerinden oynar" diyenleri yerinden oynatırsın sevgili Tufan ama o tiplerin hem yerleri sağlamdır hem de arkaları kalabalık..:))
Seni yürekten anladığımı bil. Teşekkürün içimi ısıttı sağol..

gülsen VAROL dedi ki...

İŞTE BU!!! YANİ OLMASINI İSTEDİĞİM ORTAM!!
BİR AÇIK OTURUM GİBİ, FİKİRLERİN PAYLAŞILDIĞI YA DA ÇÜRÜTÜLDÜĞÜ KONUŞMALAR.. DUYGU ALIŞVERİŞİ OLABİLECEĞİ GİBİ TENKİTLERDEN DE DERS ALINACAĞI BİR ORTAM... SANA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM SEVGİLİ LODOSCUM.. BU TÜR BİR ORTAM SUNDUĞUN İÇİN..
KARŞILIKLI SOHBETİN CİNSİ VE KALİTESİ HAKKINDA GÜZEL BİR ÖRNEK SUNDUĞUN İÇİN..
NE KADAR İSTERİM KEŞKE ZAMAN ZAMAN VERDİĞİM YORUM CEVAPLARINA BÖYLE FİKİRLER ÜRETEBİLEN CEVAPLAR VERİLSE..

GÜVEN SERİN dedi ki...

Bazen susmalı insan! Susmanın sırası gelince. Sanırım, çok ince bir çizgide, insan denen canlının öğretilerle beslediği ruhunda gizlidir; susmak ve konuşmak...

Harika resitalin güzel alkışları altında bende bir başka ustadan Arthur Schopenhauer'in kaleminde konuşacağım;

"Deha çifte akla sahip bir kimsedir. Biri kendisi için ve iradesinin hizmedinde, diğeri safi nesnel bir tavırla kavradığından ötürü aynası haline geldiği dünya için."

gülsen VAROL dedi ki...

Dostlarım, beni anladığı, ruhumu doyurduğu ve eksiklerimi tamamladığı için çok şanslıyım ..

Bu yazıda bahse konu susmak/konuşmak içeriğinde, susana kızan, şaşıran isyan eden taraf gibi görünmeme rağmen, (ki bu da doğru) esas susan ben olduğum içindir susmalara isyanım sevgili Güven..

Adsız dedi ki...

Bazen susmalı etrafı dinlemeli
bazen durmalı seyretmeli olanı biteni
bazen gitmeli vakti geldiyse
ama son sözü söyledikten sonra
hiç bir şey sonsuza kadar içinde kalmamalı insanın
uzun vadeli susuşlar
bitmek bilmeyen kinler bırakıyor içimizde
sonra sıralı intikam almalar başlıyor
sanırım ne zaman sussak birileri fena kaybediyor.

gülsen VAROL dedi ki...

Konuşmaktan insana zarar gelmediğini savunanlardanım..Ama, bu tarz, günümüz siyasi anlayışından dolayı geçerliliğini ve doğruluğunu kaybetti gözümde.. Baktım ağzı olan da konuşuyor k.çı olan da.. Zaten son sürat temelli susmalara doğru dört nala giderken, boşuna çenemi ve kafamı ağrıtmamaya karar verdim sevgili ruhgezginim.. Hep doğru orantılı olmaz karşılıklı kararlar bazen de ters teper.. bakmışsın sen susunca, suskunun dili çözülüvermiş.
Ancak tespitin çok doğru biri biri mutlaka kaybeder!!

Akgül Çubukçu dedi ki...

Suskun karakterim konusunda mazeretim olduğunu düşünüyorum Gülsen hocam.
1) Ben bir Oğlak'ım. (Bu burcu en iyi siz değerlendirirsiniz bence.)
2) Yükselen burcum da %50 ihtimalle Boğa. Valla ben masumum, burçlarım böyle, alışmışım susmaya, elden ne gelir? :))

Çocukluğuma dönüp, "Öğrenilmiş suskunluk" gibi bir teşhis de koyabilirim belki kendime. Ama sonuç değişmiyor, konuşkan bir insan değilim. Ben böyleyim diye sevmeyecek misiniz şimdi beni? :((

gülsen VAROL dedi ki...

Benim kaderimde suskunlarla çevreli sevgili Anjelika'm.. Yani senin tabirinle masum suskunlarla, masum olmayan konuşkanlar :))) Keşke hepsi senin kadar meram anlatabilen olsa... en azından BİR soru sorabilseler.. ben de "ne mümkün seni sevmemek" diyebilsem!!! :))))

Akgül Çubukçu dedi ki...

Teşekkür ederim Gülsen hocam; Bugünün ödülünü aldım, işlere yeni bir şevkle girişebilirim. :))) Ben mutlu oldum da, sizin suskunlarla dolu kaderiniz için ne diyeceğimi bilemedim. Herşey gönlünüzce olsun. Sevgilerimle... :))

Arzu Sarıyer dedi ki...

Sevgili Öğretmenim muhteşem yazınız duygulandırdı ,düşündürdü yine...Konuşmayı ve susmayı öğreniyorum hala ,Sanıyorum son zamanlarda susmak ağır basıyor...Oysa benim karakterim konuşmaktır ,zamanla susmak da bir erdemdir der susarım...

Simla dedi ki...

İyi bilirim ben susmayı.. Ama içim konuşur hatta yer bitirir beni.. O zaman konuşmak daha da zorlaşır. Kırgınlığımdan susarım ben.. Hep birşeylere sabır göstermek zorunda olduğum için susarım ben.. Yoksa konuşmayı da bilirim ama susmak canımı daha az yakıyor sanırım..

Geldim ben.. Hatırlanma umudu ile.. (Gathering)

http://ictengelen29harf.blogspot.com/

gülsen VAROL dedi ki...

Sevgili Arzu, sen dengeyi muhafaza eden ender insanlar içindesin bana göre.. İfrat hiç bir yanı olmayan..

gülsen VAROL dedi ki...

"hatırlanmak umudu ile" cümlene üzüldüm biliyor musun Simlâ.. Hiç unutulmadığının ispatıdır "sanalken gerçek olanlar" yazısında adının geçişi.. Okumamışsın anlaşılan. :)
Kucaklayarak "hoşgeldin" dediklerim arasındasın sevgili Gathering'im.. ya da "içtengelen29harf" !!!

Simla dedi ki...

Aslında ''hatırlanmak umudu ile'' yazmamın sebebi ''benim'' Sevgili Hasret Senfonileri'm.. Mahçubum size karşı.. Uzun zamandır yokum.. Bundan dolayı kendime sitemimdir aslında ''hatırlanmak umudu'' yazmam.. Ama kendimi affettireceğim :-)

Okumamışım evet ama kesinlikle okuyacağım..

Çok teşekkür ederim, gerçekten.. Ve hoş buldum :-)
Birde, sizi çok özledim..

Sevgim ve tebessümümle :-)

Asortik Krep dedi ki...

Adamı korku susturur sadece :) Buna inanır, buna güvenirim.
Ben, ben hele de haklıysam sussam bile bakışlarım kusar iç sesimi,karşımda duramaz kimse.
Bilmem anlatabildim mi..? :)
Sevgiler sözcüklerin Kraliçesi,uzun bir Akdeniz gecesinden.Sizi çok özledim :)

gülsen VAROL dedi ki...

Benim vakur arkadaşım güzel Asortik Krepim bence de en gerçeğe yakın olanı senin tespitin.. Ve en önemlisi ve şu an için geçerli olan, BEN DE SENİ ÖZLEDİM .. :)))

buraneros dedi ki...

Oysa ben daha önce okuduğum ve bu kez yorum yazmak için, halen de blogrolumda görünen Rüyalar için gelmiştim:)) Çok da iyi hazırlanmıştım açıkcası; her biri film tadında rüyalar gören biri olarak. Yalnız benimkiler çok fantastik, macera dolu, içlerinde mutlaka uçak var ama onlar bazen Afrika'nın toprak yollarına, bazen bir kumsala, bazen de eski Zafer Sinemasından parka doğru giden caddeye iniyorlar, yalnız bazıları düşüyor da; komikler ve de nereden gelip konuyorlar gecelerime bilmiyorum açıkcası:)) Bazen diyorum ki herhalde çok yetenekli bir yönetmen var ve o yerleştiriyor; daha önce görmediğim bilmediğim araçları, insanları, şehirleri geceme:)) Seviyorum aslında hepsini, içinde hüzünler bile olsa bir tazelenmişlik hissi alıyorum her uyandığımda:)) Bakın yine mektuba döndürmek üzereyim yorumu:)) Tabi ki rüyalar için gelip de bu yazınızla karşılaşmak şaşırtıcı ve hoş bir sürpriz oldu benim için. Toptancılığın ardına atıverdim kendimi yine:)) Şimdi bu yazıyı da okumuş biri olarak ne yazsam bilmiyorum:)) Koç burcundan bir erkek ve de burcunu seven biri bu kez de kendini kelimelerin altına mı saklasa acaba:)) Ama çok iyi bildiğim bir şey var ki siz şahanesiniz:)) Yine bir fikirle dönüyorum hayatıma, teşekkürler:)) Çenemin düşmesinin sebebi yazılarınızdaki birikimli lezzet ve Beethoven kesinlikle:)) Kendinize iyi bakın, Sevgili Öğretmenim:))

gülsen VAROL dedi ki...

Hani bir kitaba başlarsın sevgili buraneros.. içeriğini bilmediğin.. Artık pek ciddiye almadığın kitaplarla ilgili tavsiyelerin, hayâl kırıklıklarını çoğaltması nedeniyle, şöyle rastgele alıp okumaya başladığın bir kitap!.. Hani bilirsin, ilk satırlardaki ifadedir seni içine çekip saran veya üçüncü sayfadan sonra son sayfaya şöyle bir göz attıran !!
İfadenin güzelliğine hayranım ben.. ağdalı cümleler kuranlara.. özenti laflara değil. Senin yazıların gibi alıp sürükleyen .. yollara düşüren.. Zafer sinemasından aşağı bir koşu taa parka kadar uçuran yazılara.. :))
Sana bir SIR(!) vereyim :)).. "sen de şahanesin!"

Nihansu dedi ki...

Tam 4 yil once sizden susmayi ogrenecegim yazmisim... Ogrendim mi bilmiyorum ama hala susan ve bunu meziyet sanip da suskunluguyla birseyler anlatmaya calisanlara karsi dusuncelerim degismedi. Yaziniz kadar guzel ki kac yil gecerse gecsin uzerinden tekrar tekrar okunur.

gülsen VAROL dedi ki...

Sana hiç unutmamanı istediğim bir öğüdüm var Nihanım.. SAKIN SUSMA! Susan veya tırsan insanı zaten insan kategorisine sokmamak gerekmekte.. O nedenle öğrenmen, öğretmen veya durumun izah edilmesi gereken anlarda SAKIN SUSMA!! Kendini mükemmel zanneden HİÇ ler zaten sussan da bir b.k anlayamayacağı için bir kereye mahsus olmak üzere (asla üretmeden ve uzatmadan) o kişiye haddini bildirmek gerekir. Bu bir mami öğüdü.. al tak kulağına!! :))))))

Adsız dedi ki...

Merhabalar,ben eski bir blogcuyum,şimdi kapattım.O dönemde yazınızı okumuş beğenmiştim.Haliyle tecrübe konuşmuş:))
Canan

ps: NİHANSU arkadaşı uyarırsanız blogu spamlı devamlı güvenlik uyarısı veriyor.

gülsen VAROL dedi ki...

Hatırladım seni Canan.. şen şakrak olduğu gibi doğal halin geldi gözlerimin önüne.. eğer yanılmıyorsam :)) Kaybolmayan ilgin sevindirdi beni..