Yani, büyüdüğümü zannettim.
Çünki annem bana bir roman hediye etmişti 15. yaş günümde!!
Adı “Genç kızlar” idi .
Konusu.. Yatılı bir kız okulunda, edebiyat hocalarına aşık üç genç kızın inanılmaz mücadelesi idi!
Yani.. bir annenin, ve özellikle annemin o inanılmaz 6.hissini keşfedişim idi..
Her şeyi ve en çok da kendimi yeniden keşfeden bir mucit gibiydim aslında o yıllarda.. aynaya her bakışımda yeniden, yeni gelişen bedenimin bir bölümünü keşfetmekteydim.. Daha iki hafta önce alınan bir bluzun göğüs kısmı dar gelmeye düğmeler zor kapanmaya başlamıştı!..
Büyümüştüm ben! Artık annemle ablalarım okudukları bir roman hakkında yaptıkları eleştirileri benim yanımda benden gizlemeden konuşup fikir yürütmeye başlamışlardı.. Konuşulanları devamlı kayda almakla meşguldü beynim çünki biliyordum ki lâfa karışacak olsam veya bilir bilmez fikir beyan etmeye kalksam bir daha bu konuşmaların tartışmaların içinde olamazdım.
İşte yine böyle bir sömestri tatil süreci içinde, evin balkon dediğimiz terasında yerlerdeki puf puf minderlere oturup konuşmaları dinlemeye hazırlandığım bir gün, annem hepimize tek tek bakıp 'her biriniz eğer bir roman yazsaydı adı ne olurdu o romanın?' diye bir soru yöneltti.. En büyük ablamın, o boğuk kahkahasını atıp "Boş mısır tarlası" dediğini hatırlıyorum.. Diğer ablam, uzun süredir yenilenmeyen makasına bakıp, sanki bir mesaj verir gibi
"Paslı makas" demişti.. diğerlerini hatırlayamadım..
Sonra hayale daldım.. Okuduğum yatılı okulda öğretmendim hayalimde, ve bahçesindeki sarmaşıkların sardığı kameriyede yazdığım kitabı tanıtıyordum.. büyümüştüm'' !
Birden annemin sesiyle irkildim.. "sen?" diye sordu.. "senin romanın adı ne?".. "Büyümüşüm ben" deyiverdim.. O güzel ve çok ender duyulan kahkahası ile güldü.. "sahiden büyüdün be kızım.." dedi ve devam etti " biliyorsunuz bir hafta sonra Gülsen'in doğum günü.. Ona ilk hediyesini ben vermek istedim. Düşündüm de belki sayfalar arasında kendisi ile benzerlikler bulabilir.." .. meraktan deli gibi atladım annemin kucağına , hadi ver ver ver… diye bozuk plâk gibi tekrarlarken, annem sol el işaret parmağını havaya dikti.. bu, bizim ailede “kes” emri anlamına gelirdi ve dinlemeyen kesilebilirdi!! :)) “ yaş gününde” dedi kesin ses tonu ile ve devam etti.. “sizler de bir yıl içinde sadece iki ay aramızda kalan kardeşiniz için onun işine yarabilecek hediyelerinizi hazırlayın” dedi.. Bu, çok net bir ikaz idi hediye alacaklar için..
Göz açıp kapayıncaya kadar değil.. milyon kere kapatıp açtığım halde geçmek bilmeyen o hafta nihayet geçti ve bizim girmemize pek izin olmayan büyük salonda, konu-komşu.. akraba-tanıdık ve hane halkı toplandı.. yedik içtik.. konuştuk konuşulanları dinledik.. aramızda kıkırdadık.. mumları yanan ablamın pişirip süslediği o muazzam pastanın mumlarını üflerken dilek tut diye bağıranların sözünü dinleyip, “sınıf birincisi olayım” gibi enayi bir dilekte bulundum..
Sonra sıra verilen hediyeleri açmaya geldi..
çoraplar.. bluzlar.. kazak.. albüm.. defter kalem seti.. kolonya.. ve ağabeyimin hediyesi hayatımda ilk kez kullanacağım bir parfüm.. Annemin paketli hediyesini kolumun altına sıkıştırmıştım.. ve kesin açmamaya kararlıydım. O, özeldi ve ben onu tek başıma açmalıydım.. Ama olmadı! Annemin bu sefer sol kaşı havaya kalkınca!! Kitabı paketinden çıkarttım ve göğsüme dayayıp gösterdim herkese.. “Genç kızlar” idi romanın adı.
Ve babam sabah namazına kalktığında… romanın son sayfalarını okuyordum hıçkıra hıçkıra..
12 yorum:
Ne güzel!
Teşekkür ederim Alizafer..
Gül-sen hocam hemen hemen ayni yaşlarda bana da hediye alinmişti o kitap. Kac kere okudugumu hatırlamıyorum bile....
Nazlım..Bir de o kitabı okurken aynı ortamda ve benzer duygularla dolu olduğunu düşün!!
Ne kadar güzel... Ne hoş anılar... O kadar keyifle okudum ki kah gülümsedim kah gözlerim doldu. Genç kız halinizi çok sevdim. Devamı da gelecek değil mi?
Harika bir yazı ...
Uzun zamandır gelemiyordum. Özlemişim seni okumayı..
Umarım ve dilerim meşguliyetinin oluşundandır gecikmen.. Ben de takdirlerini özlemiştim Elif.
Son virajı döndüm gibi hissediyorum Nihanım. gidiş yaklaşınca, gidenlerle anılarında olsun irtibat kurma isteği artıyor.. sanki!!
Devamı gelir mi bilemem.. gelir belki.. belki tarihler yaklaştıkça... ve tarihler konusunda hasta bir yengeç olarak (ki bunu çok iyi bilirsin sen) hatırladıklarım dökülüverir yine kalemden..
Lisede sinif arkadaslarimi bu romanin kahramanlarina benzeten biri vadi. Hepimiz o kitabi aldik, okuduk ve tipki sizin gibi agladik.
Sonra birine verdigim kitabim geri gelmedi. Yillar sonra sahaflarda gordum. Eski bir dosta rastlamis gibi sevindim.
Bir kitabin farkli zamanlarda, farkli hayatlara dokunmasi ve onun da bir hayatinin olmasi ne guzel.
Merhaba sevgili Tülin.. Hoş geldin sayfama.. İfadenin sadeliği ve derinliği etkiledi beni.. Anlattığın olayın aynısı benim de başıma geldi ve kitabımı alan geri vermedi.. ve aynı kitabı bir daha hiç bir yerde bulamadım..
"Albümdekiler" ve "Cehennem deresi" adındaki romanlarımı okumuş olduğunu veya okuyacağını düşünüyorum..
Keşke benim de dikiş yüksüğüm olsaydı ve sana iletebilseydim :)))
O yaşlarda okunan, böylesi duygu yoğunluğu olan romanlar çok derin, acıtıcı izler bırakıyorlar insanda Gülsen hocam. Her duyguya açık, el değmemiş, taze bir yürekte, bir tarlanın, sürüldükten sonraki hali gibi derin izler. Unutulmuyor ve kalıcı oluyor. Ama yıllar sonra tekrar okunduğunda o etkiyi bulmak da mümkün olmayabiliyor, şartlar ve yaşanmışlıklar değiştiriyor insanı ne yazık ki.
Zevklerin ve renklerin münakaşa kabul etmeyecek tek seçim olduğunu söylediğinde edebiyat hocamız, inanmamış ve biraz da ne demek istediğini anlamamıştık Akgül.. Yıllar, insanı hem tepe takla ediyor hem de zevklerini karıştırıp üfürüyor.. Ben de daha bir iki ay önce beni her anlamda çarpan bir romana göz gezdirdim.. baktım bana hiç bir şey ifade etmiyor, daha ciddi okumak için yeniden başladım.. ve gördüm ki o devrin etkisi uçup gitmiş.. İnsanın beğenisinin sevgisinin değişmediği tek ODAK evladına olan hisleri.. O bile anneden anneye farklı olduktan sonra!! Yani dediğin gibi kalıcı olan nice izler yıllar sonra aynı etkiden çok uzak maalesef.
Yorum Gönder