17 Haziran 2012 Pazar

bugün .. DİNLENMENİZ ve HUZUR BULMANIZ İÇİN ..


En sevilen,
en mükemmel 30 klâsik müzik eserini,
 anımsatacak kadar kısalıkta dinlemeye sunmuşlar..
Sizi tatil moduna hazırlamak istedim bugün.
Babalar,  baba hayâller kursun diye! ..
Hayâllerinize fon müziği yapmanız için..  



Ben bugün İstanbul'un ve Avrupa'nın en yüksek binasından İstanbul'u seyrettim.. 52. katta ve 236 metre yükseklikteki terastan!!
İstanbul'un, Avrupa ve Asya yakalarının aynı anda 360 derece açıyla gürüleceği farklı bir deneyim yaşatan Sapphire  (Safir AVM)'deydik...  Çektiğim/iz fotoğraflarla izlenimlerimi de yine sizlerle paylaşacağım. 
:)





9 Haziran 2012 Cumartesi

ADALARRR!!!..


GÜZEL BİR GÜN YAŞAMAK VE BUNU SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM
  vee...
 
VER ELİNİ ADALAR .. DEDİM!


BÜYÜKADA..ilk durak

İskelenin bakımsızlığı ile rıhtımın ihtişamı
korkunç bir tezat teşkil etmekte..

Noelde milletin akın akın gelip önünde uzun kuyruklar oluşturduğu
mumlar yakıp adaklar dilediği AYAYORGİ kilisesi..
Faytonların çıkamadığı bu dik yokuşu yürüyerek çıkarken,
 bedeniniz, yola 45 derecelik bir eğimle ancak çıkabiliyorsunuz.


5 yıldızlı otele dönüştürüleceği söylenen Rum Yetimhanesi..

Aşırı kalabalık ve aklın alamayacağı kadar kozmopolit bir yerleşim alanı.. Günübirlik gelişin bile (bir defaya mahsus olması haricinde) insana huzur vermesinin mümkün olmadığını düşündüğüm bir göstermelik ada!!

***

Sonraki durak  HEYBELİ ADA..

Hiçbir uyarı levhası veya ses olmadığı halde, insanı temiz olmaya ve temiz kalmaya davet eden bir görüntü.. Böyle vakur görüntülerle karşılıyor gidenleri Heybeliada..
1723 yılında kurulan DENİZ LİSESİ 



Heybeliada'nın asırlık iskelesi..
"neler gördün kimbilir" dedim usulca..
"sırlarım pas tuttu" dedi!!

Rıhtımdaki kalabalıkta bile saygılı bir bekleyiş dikkat çekiyor..
Hiç kimsenin yere en ufak bir çöp atmadığına şahit oldum..
Evler hem görüntü hem temizlik olarak muhteşem..
sadece bu görüntü yürek burkuyor..


köpekler sahibine, kediler evlerine sadıktır bilirsiniz..
sahibinin dönmesini ve
"evi"nin kapısını açmasını bekleyen kedilerle dolu Heybeliada..
Ben hiç bir yerde bu kadar sözden anlayan
ve insana yanaşmayan kedi görmedim..


Sevgililer gününde yer bulunmazmış...
"neden?"  diye sormadım..
İnsanların hayâl güçlerine saygılı olduğumdan.. :)


ve... ve..
son durak BURGAZ ADA!!!!

yol arkadaşlarım!! beni hiç yalnız bırakmadılar :)


İlk defa görüyorum Burgaz adasını..
Önyargılı bir insan hiç olmadım..
daima sezgilerimi, gördüklerimle harmanlayıp bir karara vardım..
Buraya gelirken de sıradan ve son derece sade
basit bir ada göreceğimi düşündüm..
Buraya beni sevk eden tek isim "Sait Faik ABASIYANIK" idi..



ve iskeleden geçip adaya adım attığım an gördüm onu..

 Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak,
bütün adetlerden uzak
yaşamak için.
Yağmurlu güvertedeki türküm
Sana yaklaşmaya vesiledir..

Senden sonra ancak anlaşılır
İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
Senden sonra anlaşılır ancak
boşluğu herşeyin.
Seninle beraberdir dolu kadehler
ve Şaraplar seninle aziz!

Senden bahis açılmadıkça susmak isteyişim
Senden bahis açılmasına vesiledir.

S.F.Abasıyanık


Adalarda motorlu taşıt yasak biliyorsunuz..
Yani isterseniz Mercedes'in kralı olun
arabanızı adaya getiremiyorsunuz..
Burada Faytoncuların borusu ötüyor.. :))  
o zaman atladık sıradaki faytona uzun tur istedik..

Burası da Ayayorgi kilisesi ve manastırı imiş..
Ne kadar bakımlı diyecek oldum,
konuşmak için fırsat kollayan faytoncu başladı anlatmaya..
İyi de oldu..
Bu suretle ada halkının %80 nini azınlıkların oluşturduğunu,
sessizliğin, temizliğin, her konudaki bakımın,
ve de asayişin sağlanmasında
onların katkısı olduğunu öğrendik.. 
O zaman yemek yediğimiz o sade tertemiz
rıhtım kenarındaki restorantta ve
eczanesinden manavına,  pastaneden balıkçısına kadar
her yerde neden klâsik müzik yayını yapıldığını anladık.. 
manastırdan bir görüntü. 
Burgaz'dan komşu adaların görüntüsü..
yerli turistlerin manto kazak vesair giydikleri gün,
henüz açılmamış pilajlarda
güneşin ve tertemiz denizin tadını çıkartan ada halkını seyrettik..
Karşımda devamlı yüksek sesle dua okuyan kadına
hafif(!) tertip görününce sustu!
Burası da eski Rum yetimhanesi imiş..
Ve burası da 5 yıldızlı Otel yapılacakmış ..
tapusunu mapunu halletmiş bizimkiler!!!
Demek ki hiç Türk yetim yok!
Sokak çocuklarının kurtuluşu için mekan var
ama o mekânı YUVA yapacak (akıl değil) YÜREK yok..
ve milyonda bir olacak (faytoncunun dediğine göre)
bir olayla karşılaşıyoruz.. YANGIN!!
Meğerse adalarda sadece itfaiye ve cankurtaran olurmuş..
 Amma velakin sokaklar fayton için bile dar..
 itfaiye bir de çan çan çan çanını çala çala gelince yokuştan yukarı... 
olan oldu!!!  atlar şaha kalktı... gemini alan azdı gitti.. tehlikeli bir andı.. ciyak ciyak bağıran kadını dövesim geldi..




Bu da yanımızdan geçen,
içindeki müşterileri baygın bir başka fayton...
Ben o an bu asırlık tahta evin
  kale gibi taştan yapılan bahçe kapısının duvarlarını
 ilginç bulup görüntülüyordum..
Eminim faytondaki iki kişilik yer kaplayan da
beni dövmek istemiştir içinden.. :)) ruhsuz.. dedi bana! 

Benim derdim Sait Faik Abasıyanık'ın evini görmek..
Müze haline getirilen..
Hani bir ara (göz diken mi göz koyan mı bilemem)
birileri  tarafından sorun haline getirilen..


işte burası...


ama kapalı maalesef.. Tadilât varmış!!!
devam etmeme gerek olduğunu hiç sanmıyorum..



ve artık dönme zamanı..



gemi burnundaki cama yansıyan Burgaz adasını
bir de böyle görüntülemek istedim sizler için..



BOSTANCI....


ESEN KALIN .. SEVGİLERİMLE.  




mini not:
Her yazdıklarına hayran olduğum, doyurucu gerçek bilgileri,
bir fotoğraf sanatçısı olarak çektikleri fotoğraflarla bizlere aktaran
 sevgili ESİN (İzler ve yansımalar) ve sevgili GÜVEN (Güvenin yeri ) 
 tarafından hoş görülmeyi umuyorum. :)




3 Haziran 2012 Pazar

"baş"...



"Her işin  baş'ı" ... diye başlar genelde hafif öğüt kokan cümleler.. devamındaki önemi vurgulamak için!


Sonra, “baş”a gelen çekilir diyerek kaderci bir salak profili çizilir nedense .. “Baş”ımı alıp gitsem... nasıl bir dip istektir ki, şeytana atılır suç. . Sanki başka yerini bırakman mümkünmüş gibi.. ya da gittiğin veya gitmeyi düşündüğün yere o başın içindekiler olmadan gitmek mümkünmüş gibi..
"Şeytan diyor ki al “baş”ını git".. dendiğinde şeytanın en masum olduğu andır bu halbuki....  ve bilinmez.. :)

Adamın anasını ağlatıp feleğini şaşırttığı ağrı "baş" ağrısı var bir de.. mecaz olarak da kullanılır üstelik .. baş'a kakılamayan pek çok şey için can simitidir yatakta ayrıca!!  Sonra, ne başağrısı adam denir bazıları için.. hatta daha kızınca ne  başbelâsı yaa.. diye katmerlendirilir kızgınlık.. daha olmadı "baş" parmakla duygular daha belirginleştirilir!.. 

 
Balığın “baş” tan koktuğu, ayakların "baş" olduğu, "baş” göz etmenin marifet zannedildiği, “baş”a dert olanın “baş”lık parası olduğu, sevginin derecesini “baş” tâcı etmek olarak, veya “baş”ımı hiç yere eğmedim diyerek insanın kendisiyle gururlanışını anlattığı her yerde ve her cümle içinde “baş” var...


Şimdi benim, şu an, “baş”ımı dinlemek için “baş”ımı alıp gideceğim bir yer olmasa da, “baş”a gelenin her zaman çekilmediğini ispatlamam için “baş” kaldırmam gerekiyor bazı gerçeklere.. Hatta, baş'tan savma olmasın diye, ortadan kaldırdıklarımı sergilemem gerekiyor.. 
Böylece hayatınızda önlenemeyen bazı şeylerin,  başalınamamak yüzünden olduğunu unutmazsınız belki. Belki  başbaşa kalınan saniyelik anların kıymeti bilinmediğinde, hayatınızdaki önemsediğiniz her şeyin başaşağı gideceğini de unutmazsınız.. Ve dilerim yoluna başkoyacak kadar sevdiğiniz, başınızın üstünde yeri olan insanın sizi yanlış tanımasına sebep olabilecek olumsuz davranışlar başınızın altından çıkmaz!..  

Çünki birebir katılıp hak verdiğim Dalai Lama bana istemesem de yol gösteriyor.. diyor ki:

"Düşüncelerine dikkat et, çünki onlar "SÖZ" olur..
 Sözlerine dikkat et, çünki onlar "DAVRANIŞ" olur..
 Davranılarına dikkat et, onlar "ALIŞKANLIKLARIN" olur..
 Alışkanlıklarına dikkat et, çünki onlar "KARAKTERİNİ" oluşturur!.
 Sonra da, Karakterin "KADERİN",  
 Kaderin ise, senin "YAŞANTIN"  olur. "

Uzunca bir zaman, başka bir frekansta sessizlik istiyor “başım” ..
bir başkasının kaderini yaşar gibi..!!!.


Hani, “vah dertli başım”... deriz ya genelde sanki dertli başka organ olmazmış gibi! Azıcık aş olunca, kaygısız “baş” olmayacağını da hâlâ anlayamadığımız gibi..


Nedir bu "baş"ımıza gelenler, diyen olduysa içinizde okurken, ve “baş”ınızı ağrıttıysam affola!