MİLATTAN ÖNCEKİ GENÇLİĞİN
GECE EĞLENCELERİNE HOŞGELDİNİZ!!
:)
Pek çoğunuzun bilmediği, bazılarınızın da kenarından köşesinden
görüp hatırlayacağı bir zaman dilimine götürmek istiyorum sizi bugün..
Şöyle
arkanıza yaslanın… ve düşünün..
Ve bu arada mümkün olursa şayet bugünün
teknolojik aleminden sıyrılın!! Tabii düşünce olarak!.. yoksa o nimetin has’ı
olmasa şu an, ben bunları size nasıl iletebilirim?
Yani,Televizyonun evlerde henüz olmadığı… olanların da parmakla
gösterildiği günlerde.. Zafer Celâsun
her akşam hafif gülüşü ile “iyi akşamlar” dediğinde, “size de efendim” diyen
teyzelerin pek çoğunun ekrandakilerin de kendilerini gördüklerini düşündüklerinden,
televizyon üstüne çarşaf serip haberleri dinledikleri bir dönem!..
Tabii bizim gibi tıfıl öğretmenlerin televizyon alacak değil
aldığını rüyasında bile görecek lüksü olmadığından..cep telefonunun ne
olduğundan dünya ülkeleri ile beraber haberdar bile olunmadığı o dönemlerde,
Yazı yazmanın daktilo ile yapıldığı, hesap işlemlerinin facit denen makinelerde
el ile kolunu ileri geri çevirerek
yaptıkları günlerde … "bilgisayar" kelimesini bile telâffuz edemediğimiz zira ne
olduğundan haberdar olmadığımız o yıllarda… sinemalarda bazen haftada bir bazen 15 günde bir değişen filmlerin
haricinde eğlence olmadığı o MUTLU
yıllarda!!! .. Yakın veya uzak her yere yürüyerek gidildiği ve verilen randevulara nasıl saatinde hiç aksatmadan yetişildiğini hâlâ çözemediğim o yıllarda..
Biz, yani o zamanki biz deli gençlik(!) kendi aramızda bir eğlence/yarışma tertip etmiştik. Herkes, öğretmen arkadaşlar ve ailelerinden isteyenlerin de katılacağı kanı kaynayan gençlik(!) ayda bir, bir gece düzenleyecek.. bir fantezi yaratacak.. ve bunu kendi evinde yapıp.. sunacak!!. İster tek başına, isterse grup kurarak.. ve herkes analı babalı neneli dedeli bu eğlenceyi seyredecek.. Böylece doğal bir jüri oluşacak ve kazanacak grup ya da kişi o ay sinema ve eğlence (!) paralarını ödemeyecek..
Sıra bize geldiğinde, yani bizim grubun hiç durmadan “ne yapacağız
Gülsen???…yaa ne zaman belli olacak" diye beni sıkıştırdıkları günlerde ben, hem
biriken yazılıları okumakla meşguldüm, hem de idareci olmanın ekstra işleri ile
uğraşıyordum.. Ve aklıma hiç ama hiçbir şey gelmiyordu iyi mi?

Az daha arşimet gibi "buldummm" diye bağıracaktım sokağın ortasında.. Hemen rotamı değiştirip,
en uzaktakinden yakındakine doğru grubumdaki 6 öğretmen arkadaşın evine uğrayıp,
(ah!!!! bırak cebi, evlerde bile telefon yoktu yaaa!!…)
ne yapacağımızı anlattım… Herkes birbirine bile söylemeden ve tanınmayacak hale
girerek kıyafet balosuna gider gibi değiştirecek tüm görüntüsünü ve mini bir oyun sunacaktık…Tanınmazsak eğer, bu,
jürinin bizi birinci ilân edeceği anlamına gelir diye düşünüyordum...
Yol üstünde önünden geçerken de, ünlü fotoğrafçı Foto Paris’e uğrayıp cumartesi gecesi için saat 8 de benim evde çekim yapmasını istediğimi söyledim.. Hem kızlarının öğretmeni idim hem de babamın çok aziz ahpabı idi.. “tabii hocanım tam sekizde sizde olurum” dedi..
Herkes birbirinden habersiz büründüğü kıyafeti ile geldiğinde, kimse
birbirini bile tanıyamadı.. ve hele hele foto Sami bey gelip de kapıyı açtığımda, ve
deneme baaabından(!) “ne istediniz?” diye sorduğumda, “ sen hocanıma geldiğimi haber
ver! “ deyince anladım ki kimse benim de kim olduğumu tanıyamayacak…
Bakalım sizler tanıyabilecek misiniz???
Senaryomuz şöyle :
Evin çapkın oğlu, (kalpaklı olan) evin hizmetçisini (omuzundan tuttuğu) hamile bırakır ve evlenmeye kalkar.. çapkın delikanlının üçetekli saraylı anası da Paris'ten bir sokak yosması (elinde şampanya şişesi olan) getirip oğlunun aklını çelmeye çalışır.. Bu arada ailenin arap kalfası da, evin geri zekâlı oğlunun peşinden koşmaktadır..
Fakat
daha çoraplarını bile
doğru düzgün giymeyi beceremeyen
ve pantalonunun düğmelerini bile iliklemeyi unutan
bu geri zekâlı oğlan da hizmetçiye vurulunca
işler karışır..
VE..
Geri zekâlı, ileri zekâlıyı öldürmeye kalkınca da..
arap dadı devreye girer..
dadıdan çok korkan çocuk
sonunda tehditlere boyun eğer..
ve fakat.. kendisini içkiye verir!
DI end.
mini not: biz kazandık!! :)
ve gecenin en güzel yanı, kasıklarımız çatlayana kadar güldüğümüz olay, Foto Paris'in tüm bu fotoğrafları çektikten sonra, jürideki büyüklere, "hocanım yok mu?" diye sormasıydı..
mini not: biz kazandık!! :)
ve gecenin en güzel yanı, kasıklarımız çatlayana kadar güldüğümüz olay, Foto Paris'in tüm bu fotoğrafları çektikten sonra, jürideki büyüklere, "hocanım yok mu?" diye sormasıydı..

28 yorum:
Gülerken çok gerilere de gittik sayenizde sevgili hocam. Ne iyi ettiniz... Ne güzel günlermiş şimdi özlem ve sevgiyle andığımız...
Sevgi ve saygılarımla..
Babam, bir gün "ne güzel günlerdi o günler... " dediğinizde, bilin ki o günler sadece sizin için güzeldir ve bu cümle yaşlılığın besmelesidir" derdi.
Aman ne gülerdik bu söze sevgili Mehmet!!! Bunları yazarken de hiç durmadan her satırda besmele çektiğimi düşünüp!!! hem de acı acı düşünüp yine de güldüm...:))
Sevgili Gülsen Öğretmenim,
Ahh o daktilo için ne hayaller kurmuştum...
Nerelere nerelere götürdünüz...
İyi geceler.
Çok güzel günlere götürdünüz. Mehmet bey in yorumuna eklediğiniz sözleri de izninizle kopyaladım. Babanız ne güzel söylemiş:
"Bir gün 'ne güzel günlerdi o günler... ' dediğinizde, bilin ki o günler sadece sizin için güzeldir ve bu cümle yaşlılığın besmelesidir"
Bu gece yazını beklerken uyuyakalmışım,sabah hemen koşup okudum sevgili Gülsen Öğretmenim.
"Geçmişin güzelliği ,geçmiş olmasındandır"
diye bir cümle okumuştum yıllar önce.
Eğer bu günlere gelmeseydik seni tanıyamaz,anılarını paylaşamaz ve yorum yazan bunca güzel insanla tanışamazdık değil mi?
O halde geçmişin güzelliği bu günümüzü de güzelleştiriyor.
Laf aramızda,sevgili dostlarının yorumları ;obur bir iştahla cümleleri yutan,ruhumda bıraktığı esintiyle sarhoş olan uçarı beynime üstünde düşünmediğim anlamları dank ettiriyor:) eğitiyor.
Hepiniz VAROL'unuz efendim.Sizi seviyorum.
Hep söylüyorum ben bu dünyaya çok geç gelmişim, o yıllarda yaşamalıymışım. O yıllara bunca özlem duyuşum teknolojinin bizi bu kadar sarıp sarmalamasından ve herşeyin daha kalıcı yaşanmasından kaynaklı olabilir. Ya da ilişkilerin, arkadaşlıkların bu denli dejenere olmayışından, komşuluğun gerçekten komşuluk gibi dostluğun da dosdoğru olduğu ve yaşandığı o yıllardan dolayı...
Evet malesef ben o yılları yakalayamadım, belki çocukluğum bu samimiyetin sonlarına denk geldi ama gerek okuduklarım, gerek dinlediklerim gerekse izlediklerim yaşamamış da olsam o yıllara özlemimi çoğaltıyor.
Ve siz sevgili Mamy'im, her zaman olduğu gibi yaratıcılığınız, dinmek bilmeyen, yaşamla dalga geçen bu enerjiniz ile hangi dönemde yaşamış olursanız olun farklılığınız hep farkedilecek zaten.
Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim; son bir haftadır "Albümdekiler" kitabınızın bir kez daha farklı kalemler ile dile getirilişi (www.nurmer.blogspot.com ve www.dr-jivago.blogspot.com ) ve ardından gelen inanılmaz yorumlarla dostluk klübünün bu sanal hali öylesine güzeldi ki geçmişi aratmadı ya da Milattan önceyi :) İşte o yıllarda yaşanan dostluklara, bu zamanda, belki sanal ama böylesi coşku ve sevgi dolu bir karşılık olabilirdi ancak.
Hocanım'ın kim olduğu ile ilgili de yüzde doksandokuz emin olsam da yanılma payımı da düşünerek tahmin yapmıyorum şimdilik :))
Pazar'ıma gerçekten çok güzel bir renk, bir tat kattınız.
Mutlu Pazarlar...
O zamanlar daktilo kiralanırdı sevgili Aysema.. Ve ben, "singer" ve "philips" in -spesifications- şartnamelerini tercüme ettiğimden, ve de sayfa başına ücret aldığımdan aylık olarak ücret ödeyip daktiloyu kiralamıştım..
Nalân'ın yazdığı ne kadar doğru..
"Geçmiş", geçmiş olduğu için güzel!
Bu yazdıklarım sadece YAZI olmaktan, yorumlar sayesinde kurtuluyor zaten sevgili Alizafer.. Daha farklı anlam katıyor içine yorumlarınız.. Tuzu ve baharatı tam olan ve damak taamına cuk oturan yiyeceklere benzetiyorum o zaman yazdıklarımı.. :)
Nalân'ım.. sevgili öğretmenim...nasıl kaptım yazdığın cümleyi gördün mü??? ben onu daha çoooook kullanırım. kendimi kandırmak için... dibini bulamadığım duygularıma fren yapmak için.... kafasını kırmak istediklerime TAŞ olarak...:)))
Ne güzel saptamaların var.. bu yorumlar aslında her okuyan için bir ders!..
Bir gün gelecek, gelecek de geçmiş olacak Nihanım.. o zaman senin yazdıklarını da (yazacağına inandıklarımı) kendileri için geçmişten yüzlerine tutulan bir ayna olarak kabul edecek ne çok insan olacak bir düşün..
Ben bu bloğu sayfamı yani postumu (nedense bu kelimeden iğreniyorum:))).. ) benim sarışın afetime İmge'me bırakacağım bir hatıra defteri olarak düşünüyorum.. Ve bu düşüncemin fikir anası olarak Asortik Krep'e de buradan teşekkür ediyorum..
Yazdığın ve duyurduğun linkler için de sana teşekkür ederim Nihan.. DOSTLUK ne bulunmaz, ne paha biçilmez bir mücevher!
Ayrıca mail olarak yazıp sorduğuna cevabım "evet"!! Hiç kimsenin bu konuda tek satır yazmamış olmasını da şaşkınlıkla takip etmekteyim.. Deemek ki hiç kimse beni tanıyamadı!!! elimdekine bakıp.. ya da kafamdakine.. veya... neyse bu kadar kopye yeter :)))
Ben bu besmeleyi çook uzun zamandır çekiyorum Gülsen hocam
teknolojiden uzak ama gerçekten çok güzel günlerdi o günler
geçenlerde çocuklarım bana 'anne bilgisayar olmadan nasıl zaman geçiriyordun ?' diye sordular
cevabım 'inanın sizinkinden çok daha güzel, eğlenceli ve gerçekti' dedim:)
o günleri özlüyorum ve yazdıklarınızla biraz olsun bu özlemim gidiyor
kaleminize ve yüreğinize sağlık olsun
sevgilerimle
İlahi hocam, bunca işin arasında beni gerilere götürüp, geçmişin filmini yeniden seyrettirmenin ne alemi vardı..
Şu'an hala eve gelen televizyonla tanışma anını geriye sarıp sarıp seyrediyorum zihnimde..
Teşekkürler ediyorum sevgili hocam, yine güzel günlere dönüp, temiz duygularla başbaşa kalmamızı sağladığınız için..
Saygılar sevgiler..
Oyunun en renkli karakteri bence evin geri zekalı oğlu. Siz bugün olduğu gibi eminim ki gençliğinizde de çok renkli bir karakterdiniz, yani bu nedenle bence o sizsiniz.:) (Çok merak ediyorum, tahminim doğru mu:)))
Televizyonun ülkemize girdiği ilk yıl, evimizin yanındaki ortaokula bir siyah beyaz tv konmuş, akşamları mahallelinin izlemesi için de sinema gibi sandalyeler dizilmişti karşısına. Tv nin açılış saatinden yarım saat önce çocuklar okula koşar yer kapardı önlerden:)
Daktilo ve kollu facit ise iş hayatımda yakından haşır neşir olduğum aletlerdendi.
Fotoğraftaki telefonun çok benzeri antremi süslemekte antika olarak ve hala çalışıyor.
En çok da, sahi; randevulaşırken nasıl haberleşir ve tam da saatinde buluşmayı nasıl başarırdı insanlar. Gerçi bazı durumlarda çocuklar ulaklık yapardı. Mesela; "akşam müsaitseniz annemler oturmaya gelecek" diye.
Ama emin olduğum birşey varsa; sohbetler daha koyu, dostluklar daha sıkıydı, televizyonun, misafirliklerde bile baş konuk olmadığı o yıllarda.
Yine de bizi buluşturan, eskisine göre çok farklı da olsa dostluklar oluşturmamızda etken teknolojiye haksızlık etmemeliyiz.
Sevgili nihansu'nun da dediği gibi sanal da olsa, yazılarımız ve yorumlarımızla, ( Kitabınız ALBÜMDEKİLER'e yapılan yorumlarda olduğu gibi) birbirimizi görmesek de birçoklarımız, aramızda fikir alışverişi ve coşkulu bir sevgi ortamı oluşturduk teknoloji sayesinde.
Bizi geçmişe götüren bu güzel anı yazısı için teşekkürler Gülsen Hoca'm.
Sevgiler
Sevgili Nazlı inan aynı soruyu bana da soranlar var ailemde.. Ne kadar cahiller diye düşündüğüm... boş kafa olarak üzüldüğüm :))) Ellerindeki AYYY!!pot/K/ tan gözlerini ayırmadan ve devamlı telefonu parmaklayarak seni dinler gibi yapan GENÇLİK!!!!
Neyse... en azından hepsinin karınlarının doyduğu mâbadlarının hacminden belli oluyor.. bu da onlara yetiyor :))
Eğlencemiz hakkında fikir beyan etmemişsin Tufan???? Daha doğrusu iki kişi haricinde ilgisini çekmemiş kimsenin anlaşılan bizim kıyafet balosu!!... tebdil edenler hakkında fikir yürüten de yok!! KÜSERİM bak !!!
Sevgili Çınar, "gençlik" diye bahsedilen o zaman dilimine, henüz yirmili yaşlar olduğu için, ben o devire "çocukluk" diyorum nedense.. Çünki "gençlik" yakıştırması, yaptıklarımı/zı/ hatırladığımda bana olgunlukmuş gibi geliyor..
EWWET.. bir tek nihanın ve senin konuyla ilgilenip fikir yürütmeniz de çok enteresan.. Herkes neden es geçti kıyafet balomuzu onu da anlayabilmiş değilim..
Ben her fırsatta ve ömrümün her çağında 7/70 ilişkisini doğrulayan bir canlı olarak yaşadım ve yaşıyorum.. Bunun ispatı olarak da ileri geri zekâlı olduğumu ispat etmek istedim..:))
Sevgili hocam biz bu anıları okurken eski eğlencelerin sohbetine bir dalmışız ki sormayın, yorum cevabını görünce farkına vardım..
Geri zekalı rolü herkesin altından kalkacağı bir rol değil bence, o rolün hakkını iyi sanatçı ve iyi gözlemciler verir umarım yanılmıyorumdur..
Diye yazıyordum ki sizin yeni yorumunuz düştü sayfaya..
Ben şimdi ilk defa bakıyorum ama inanın tanıyamadım :))
Oysa sen o geri zekalı ile tanıştın asortik krepim..
Bugün oğlum kızına sordu bunların hangisi babaannen diye... baktı baktı... "hiçbirisi" dedi.. olur mu kızım diye ısrar edince babası "ama baba bunların hepsi çok çirkin " dedi... ah!!! iltifat böyle masum olunca hangi yürek inanmaz??.. sonra bakıp bakıp... Elinde şampanya şişesi olan fransız yosmada karar kıldı :))))
şakaydı Tufan!!! :))) ben sana küsebilir miyim??? Annem halime bakıp, saatlerce gülüp, .. "bu halini görseler taliplerin çok olur bilesin erkekler akıllıdan korkarlar.." demişti..
O gün bugün... neyse... devamı konumuz dışı!!! :)
Çok güzel, bayıldım doğrusu. Harikasınız
Siz de dedikten sonra... bir daha okudum yazdıklarımı.. baktım, harika olmuş!!! :)))
Sağolun sevgili Mehmet Bilgehan.
Gülsen hocam, geçmişi ne kadar güzel yâdediyorsunuz. Müthiş yaratıcılığınız ise o zamanlarda bile tavan yapmış. Bu grubun kazanmaması düşünülemez bile. Gerçekten kıyafet değiştirmeler inanılmaz başarılı. Sadece bu yüzden bile ayrı bir ödül verilmesi lazımdı bu gruba. Neyse, tahmin yürütmem gerekirse eğer, evin geri zekâlı oğluna sizin hayat verdiğinizi düşünmekteyim. Yanılıyor da olabilirim. Ama o yüzdeki ifadeyi verebilmek, gerçek bir yeteneğin işi gibi geldi bana. Bilemediysem de üzülmem, gerçekten çok ama çok başarılısınız hepiniz.
Yıllar öncesinde de kalmış olsa, sizi ve o muhteşem grubunuzu kutluyor, bu günkü size sevgilerimi gönderiyorum. :))
Eminim yorumları okuduktan sonra tahmininde yanılmadığını anlamışsındır sevgili Anjelika.. Her evin bir enayisi vardır sözünün canlı bir temsilcisi olarak!!! :))
Yaşamla bir anlamda alay edebilmek eğlenebilmek, yaşamın iyi/kötü.. tatlı/acı yanları ile boğuşmayı kolaylaştırıyor bana göre..
Pek çok konularda babama benzetirim kendimi ama, espri yeteneği ile sanatsal ağırlıktaki kabiliyetler annemin mirası.. :)) Tek kelime ile MUHTEŞEM bir kadındı.. Onu her hatırlayışımın ona, Nur..Işık...Rahmet... yağdırdığına inanıyorum..
Teşekkürlerimle..
Sevgili Gülsenciğim
Her pazar olduğu gibi bu pazar da sohbetini büyük bir zevkle okudum..'Gençlik Eğlenceleri' sadece Gülsen'in yaratıcı gücünün tetiklediği kabına sığmayan enerjisi ile ortaya koyduğu sevimli okurken okuyanın yüzünde ruhunu aydınlatan tebessümlerin gezindiği bir gençlik anısını içeriyor..'... diyemiyeceğim...
eğlendirirken düşündüren..
düşündürürken de hüzünlendiren bir sohbetti benim için....
Öncelikle beni en çok etkileyen, heyecanlandıran bir o kadar da duygulandıran yazının sonlarına doğru , senaryo arayışı içindeyken , 1 Nisanda çeşitli kıyafetlerle dostlarına yaptığı şakalarla belleğinden silinmeyen ilham perin 'annenin' hemen ortaya çıkışıydı.. İşte dedim..Gülsen'in yaratıcı gücünün, ince zekasının, usta kaleminden dökülen kelimelerle yazılarına şiirlerine,
romanlarına yaydığı sihirli cazibenin, gerek kişiliği gerekse eserleri ile etrafına saçtığı büyülü,bazen buğulu auranın kaynağı bu "Muhteşem Anne" olmalı dedim....
İçimi tatlı bir hüznün eşlik ettiği bir gurur kapladı... bu duygular içinde eski gençlik yıllarıma Nazım'ın bu eşsiz dizesinin eşliğinde ufak bir yolculuğa çıktım...
" İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi zaman" diyordu usta şair....
Gerçekten bizim gençlik yıllarımız mis kokulu bahçelerin,mis kokulu sohbetlerin yapıldığı çevrelerde evlerde geçti... Mutluluğun farkında olmadan yaratılabilecek bir duygu olduğunu keşfetmiştik. Televizyonlar...teknik aygıtlar henüz daha bizleri esir almamışlardı...televizyonun evlerimize girişi üniversite yıllarıma denk gelir.. Benim teknoloji çağına adım atışımın 5-6 yıllık bir mazisi var biliyorsun girmemek için çok direndim ancak direncimi galiba sen kırdın.. Pişman değilim ve sana teşekkür borçluyum....
Leyâl
Güzel dostum.. Leyâl'im.. beni ne kadar duygulandırdığını bir bilsen.. Sana anlatamadım belki yeterince, yorumlarının beni nasıl kucakladığını, nasıl sarılıp alnımdan öptüğünü, beni gururlandırdığı ölçüde mahcup ettiğini.. o nedenle cevap vermekte zorlandığımı..
Öylesine bir sohbet havasında ve de doğal aynı zamanda buram buram kültür kokan yazılarla süslüyorsun ki bloğumu ne söylesem... "sanki eksik kalan bir şey var" !!
Yazmadan duramadım Leyal Hanım'ın yazdığı yorumunu okuyunca... Oysaki çok huyum değildir aslında yorumun üzerine yorum yazmak... Ancak öylesine güzel ve farklı bir pencereden yorumlanmış ki, okurken beni de fazlasıyla düşündürdü, hüzünlendirdi. Bazen sadece yorumcuların yazdıkları bile o blogun kalitesini ortaya koyabiliyor. Bu yorumlara teşvik eden de elbette sizin güzel yazılarınız.. Keşke ben de sizler gibi o mis kokulu yıllarda yaşayabilseydim, ne yapalım ben de ancak o güzel ve özel günleri dinlemekle yetinebilirim. Hem paylaştıklarınız için size hem de bu kadar özel bir dostunuzun yazdıklarına kendi adıma teşekkür etmeyi borç bildim, hepsi bu...
OLMA! benim güzel Nihan'ım... bu kadar duygusal olma! Biz yengeçlerin sırtının kamburu olsa da bu hassas yük, sen yine de gem vur! Seni sen yapan duygulardır hepsi bilirim.. ancak, bir götürdüklerine bak bi de getirdiklerine.. :))
Yani güzel orkidem, herkesin yaşadığı yıllar içinde mis kokulu olanlar mutlaka vardır.. önemli olan onların mis gibi koktuğunu ve kokacağını bilmek.. Ve senin özellikle bu konuda son derece hassas ve seçici olduğunu da bilirim ben.. :))
Yorum üstüne yorum değil bu..
BU, fikir üretmek!
Yorum Gönder