Bir masal gibi okunması gereken yaşanmış anılar vardır.. Öylesine çok ki beynimin kıvrımlarında saklı olan.. Ama size, belki tanıdık gelen farklı yaşanmışlıkları hatırlatacak olan bir masal anlatmak istiyorum..
Çok önceleri yayınladığım bazı yazılarımla anlatmaya çalışmıştım anılarımı.. Annemin hayvanlarla olan aşk bağını ve serüvenlerini okuyanlar belki hatırlarlar. Kargaya "ibiş" ismini taktığını, bahçeye çıkıp ibiiiiişşşş diye bağırdığında karganın geldiğini ve duvara konup verilecek mamayı beklediğini.. babam evden çıkmadan asla bahçe duvarına konmadığını.. evimizin üç katındaki ayrı ayrı kat sahibi olan kedilerimizi... bahçede beslenen kedinin eve asla giremediğini, döşemenin deliğinden beslediği fındık faresini, babamın bilâistisna hiç bir hayvana sempatik bakmadığını ama zarar da vermediğini, sadece fareye yaşam hakkı tanımadığını.. okuyanlar belki hatırlayacaklardır..
Yıllar yıllar sonra annem felç olup tekerlekli sandalyeye mahkum olunca, bu hayvan sevgisini sadece kuşlara yönlendirmişti.. Kanarya beslerdi kafesin kapısı açık olarak.. Kanarya karnı acıkınca çıkıp salon perdesinin oymalı demir kornişine konup, öter öter .. şakıması bitince gelip annemin omuzuna konar avucundaki yemi yer sonra yine gidip kafesine girerdi.. Salonumuzun devasa balkonunun kapısı açık olduğu aylarda da bu seremoni hep böyle devam edip giderdi bir kere olsun balkona çıkmazdı annemin kanaryası . Sonra serçelerle iletişim kurmuştu.. sandalyesi ile balkona çıktığında "özden" adını verdiği serçeyi çağırırdı.. ve mutlaka ama mutlaka o serçe gelip balkon demirinin uzak bir köşesinde atılacak yemi beklerdi..
Sonra .. annemi kaybettik bir aralık ayında.. Kanaryayı alt katta oturan ablam aldı. Şubat ayında, kar tipi ve dondurucu soğuğun hüküm sürdüğü o gün, aile arasında 52. gün tam mevlit okunurken, balkona bir serçe geldi ve balkon demirine yüzü salona dönük olarak kondu.. Atılan çığlıkları duydu ama kaçmadı.. hoca efendi istifini bozmadan okumaya devam etti.. babam, "tövbe estağfurullah" diyerek tespihini çekmeye başladı.. Biz.. beş kardeş avaz avaz ağlamaya başladık.. sonunda hoca efendi okumaya ara verdi ve ne oluyor der gibi babama baktı. Babam o vakur duruşunu bozmadan "evin annesi için gelen var" dedi.. sonra kalktı mutfağa gitti ekmek dilimlerini bir tabağa doğradı balkona yöneldi kapısını açtı.. "gel Melâhat" dedi ve tabağı balkona karların üzerine bıraktı.. Bu tür inanışlara asla pirim vermeyen ve inananlara aba altından sopa göstererek tekrarını engelleyen Hacı(!) babam, o kuşta annemin ruhu olduğuna inanmıştı..
Aradan otuz yıl geçti.. Birer birer bizi terk edenler çoğalıp, kalanlar azaldı. Sıralı gidişlerin normal olduğunu kabullenir olduk.
Yine bundan bir kaç yıl önce, sırasız giden can için, rahibelerle gönül bağlantısı kurduğum ve hiç uyumadan kendimce ibadetimi yaptığım gecenin sabahında, sızıp kaldığım yatağımda bir kuş sesi ile irkilerek uyandım.
Yatak odamın pencere demirine konmuştu ve alabildiğine şakıyordu. Aylardan yine Mart idi!
Kalkıp pencereye yaklaştım tülü kaldırıp baktım.. kaçmadı! fotoğrafını çekerken de susmadı devam etti şakımaya.. ekmek koydum bir tabağa ve metal bir kaseye de su. Gidip şakıdığı pencerenin kanadını araladım yavaşça, uçup gitti.. Döneceğinden emin olarak elimdekileri pencere içine bırakıp camı kapattım. Geldi!
İnanın hiç bir güç ve kişi, beni o kuş kadar teselli edemedi.


14 yorum:
Bu gerçeğin kendisi Gülsen hocam.
Gidenler ışık içinde olsunlar....
Masaldan öte olan masalı sevdim.Yaşadığım anlara dokundu,yüreğimin gözyaşına sevgi,özlem karıştı.Tebessüm ettim,sustum,sessizliğe düşen seslerde annemin babamın sesini dinledim.Teşekkürler,Gülsen öğretmenim...
Birçok okura ulaşmasını istediğim bir yazı. İnsanca duyguları beslemesi için...
Çok ilginç ve etkileyici buldum. İnsan bazı şeyleri çözemiyor.
Yaşamayanların inanmadığı ,anlayamadığı gerçeğin masalı...Serçe ve kumru bize ne kadar yakın ,sizin gibi yaşayanlar bilir Sevgili Öğretmenim...Gidenlerinizi saygı ile anıyorum ,mekanları nurlarla dolsun...
Benzer hikayeleri farklı zamanlarda biz de yaşadık. Kuşların insanlarla başka bir bağlantısı var.Öyle duygusal ve insana yakın canlılar ki. Bazen kırılıp küsüyorlar, bazen yakınlıklarını coşkuyla dile getiriyorlar. "Kuş beyinli" deyişi bana öylesine yanlış gelir ki...
"Geriye Kalan" adlı kitabımda da söz etmiştim, Cankuş adlı bir muhabbet kuşumuz vardı. 45-50 sözcüğü söylerdi. Annemin ölümünde evin içinde canhıraş çığlıklarla çıldırmış gibi uçmasını hatırlıyorum. Bir yakınımıza bırakıp kısa süreli bir seyahate çıkışımızdan birkaç gün sonra kaybettik. Şimdilerde bile balkonumuzdan küçük kuşlar eksilmez, gider gelirler.
Kuşların insanı rahatlatma yeteneğine ben de inanıyorum.
Canım May'im, uzun uzun sizinle dertleşir gibi mektup tadında yazmak istiyorum içimdekileri... Sizi tanıdığımda sizinle birlikte geçmişinizi de o muhteşem ailenizi de tanımıştım. Annenizi sizden dinledikçe satırlarınızda okudukça daha da hayran olmuştum. Yazdıklarınızın çoğunu biliyordum da masal tadı olan kısmı eksikti onu da siz tamamladınız bu sabah... Tekrar tekrar okudum dedim ya boğazım düğümlendi, tesadüfe selam söyledim bir çok kez, anlıyorum dedim, bu başka bir şey açıklanamaz ancak hissedilir dedirten türden. Ve ben bu gece ve bugün tüm gidenler için dua ettim, sizin deyiminizle dağın öbür tarafı için, tüm sevgilerimi göndermeye... Tesellisi olmayan acıların sözcüklerle de ifadesi yok sadece masalları var. Biz hep masal tadında kalalım... Sizi çok seviyorum benim biricik masal kahramanım...
İlk okuduğumda yazacak kudret bulamadığımdan ikinciye geldim sayfaya, masalsı değilde gerçek hem de en içinden en derininden... Çok etkilendim.Kuşları çok severim,severdim, daha çok sevdim.
Nurlar içinde olsunlar, sayenizde bizde tanıyoruz sevdiklerinizi..Seviyoruz, anıyoruz,her cümlede size daha bir dokunuyoruz,buna bizim için izin verdiğiniz için teşekkürler..
Murathan Mungan'ın bir sözü vardır. "Hatıra nimettir." der. Yazdıklarınızı okuyunca, bu sözün doğruluğunu bir kez daha kabul ettim.
Devamı da vardır bu cümlenin. Durun onu da yazayım isterseniz:
"Hatıra nimettir. Çocukluk bize emanet."
Gülsen hocam, bu pazartesi, yani 16 Mart'ta annemi kaybettim. 17'sinde defnettik. O günden beri gözüm bir şey görmüyor diyebilirim. Sizin yazınızı da yeni okudum. Duygusal yönden çok zayıf olduğum bir durumdayken, öylesine çarptı ki yazınız beni... Şu an gözyaşları içinde çok zor yazıyorum. Bütün kaybettiğimiz sevdiklerimiz nurlar içinde uyusunlar. Onlar bizleri görüyor, onları çok sevdiğimizi, çok özlediğimizi biliyorlar... Huzur içinde uyusunlar. Allah size de sabır versin Gülsen hocam. Sevgilerimle...
Bu, daha önce hiç yaşamamış olanların belki masal olarak düşünebileceği, oysa yaşayanlarca hiç de öyle hayali olmayan bir durumdur. Ben de benzer bir durumu rahmetli anneannemi kaybettiğimde yaşadım. Yaz tatili dönemiydi, herkes bir yerlerde idi. Anneannemin 'hastalandı' haberini duyar duymaz, soluğu yanında almıştım. Ama ne yazık ki, kalp yetmezliği vardı ve onu kurtaramamıştık. Bir haziran ayında henüz tan yeri dahi ağarmamış iken, anneannemi kaybettiğimizde, başında bir ben (o zamanlar 16 yaşlarındayım) ve bir de annemden başka hiç kimse yoktu. Sonrasında ev dolmuştu elbette ama ölmeden önce ne yazık ki diğer dört çocuğu yanında değildi. Son nefesine kadar onların gelmesini beklemişti. Gözlerinin feri çekilmiş. Ecel terleri dökmeye başlamıştı. Ve en sonunda tükenmiş, ruhunu teslim etmişti. Ardından yer yatağına yatırılmış, ilk etapta mahalleden duyan 5-10 kişi ve bir iki hoca gelmiş, kadınlar dua etmeye başlamıştı.. gece ağır, gözyaşlı ve alabildiğine hüzünlü yaşanırken bir ara 'tık' 'tık' bir ses olmuştu, herkes önce kapı çalıyor sanmıştı, ama ses devam etmeye ve farklı bir tonda gelmeye başlayınca...sanki daha bir yakın gibi!. bu defa herkes daha bir dikkat kesilmiş ve başını aynı yöne çevirmişti. O an bahçe içindeki müstakil evin, sofa tarafındaki camına beyaz bir güvercin konmuş ve başı ile cama nasıl vuruyor!.. bu olaya tanık olan herkes, henüz tan yeri ağarmamış, yarı karanlık yarı aydınlık gecenin ortasında, cama konan bu beyaz güvercini, sanki bir nur gibi!.. hipnotize olmuşcasına izlemişti!.. güvercin belki dakikalarca gagası ile cama vurdu! vurdu!!! Ve daha sonra sesi kesildi ama uzunca bir müddet o camın kenarından ayrılmadı. Yıkama işlemleri de evin bahçesinde yapılmıştı. Ve bu işlemler yapılırken de o beyaz güvercin mevtanın etrafını tavaf etti adeta!. (anneannemin ruhuydu gelen sanki, evinden ayrılamıyordu...ve sanki o hala gelmeyen çocuklarını bekliyordu!!!)
Hayatta yaşarken çocuklar, ebeveynlerini üzmemeliler, onları anlamaya çalışmalılar ve asla küs kalmamalılar..Çünkü hiç bir anne- baba evlatlarının kötülüğünü istemez. Hayat, hepimiz için bir dizi derslerle dolu..ve başlı-başına bir okul gibi..
Aramızdan ayrılan bütün sevdiklerimiz ışıklar içinde uysunlar. Her birini sevgiyle,saygıyla, rahmetle anıyorum. Onlar aramızdan ayrılsalar dahi bizi, bazılarımız da onları bir şekilde görüyor ve hissediyoruz.Bu anınızı bizlerle paylaştığınız için teşekkürler Gülsen Hoca'm.
Bazen, bir şey yazmadan önce, neler yazabilirim diye aklımdan geçirdiklerimi yazıya dökemediğimi fark ettim. Nedeni ne olabilir diye düşündüğümde ilk aklıma gelen, içimdekilerin bende kalmasını istediğim oldu. Bir taraftan da onları karşımdakinin bilmesini istedim ki onu düşündüğümü, onu SEVDİĞİMİ ve acısını paylaşmaya çalıştığımı bilsin.
Sonra aklıma geldi; birbirini seven ve anlayan insanlar (ve YENGEÇ’ ler) birbirlerinin düşündüklerini az çok bilirler.
Zaman zaman içindekilerini okurlar. Ve o SİYAH gün için (aslında hiç fark ettirmesem de her zaman) acıyı paylaşmaya çalışırlar.
Ama bilirim ki sözün bittiği yerdir. Acının yanışını hiç bir şey söndüremeyecektir.
İyi ya da değil geriye kalan en güzel şey Anılar...
Ve; nefes sayısı bitene kadar yapılması gerekenin , giden kadar değerli burada olanın yanında olmak, gönle dokunmayı başaranlarla birlikte olmak, anıları çoğaltmak olmalı diye düşünüyorum benim canım Gülsen hocam..
Nazlı Gül Orbay
ÇEKİLEN VE UNUTULMASI MÜMKÜN OLMAYAN ACILARIN TEK GÜZEL YANI, İNSANIN DOST NEFESLERİNİ YANIBAŞINDA HİSSETMESİ.
BİLİYOR MUSUNUZ, "İLGİ" İLAÇTIR VE YARAYA KABUK BAĞLATAN MERHEMDİR.
İLGİLERİNİ ÇOK GÖRMEYEN VE ANLATAMAYACAĞIM ÖLÇÜDE YALNIZLIĞIMI PAYLAŞAN DOSTLARIMA TEŞEKKÜR EDERİM.
Okuduğum bir kitaptan zihnimde hala izler taşıyorum Gülser Öğretmenim.
Kitabı tamamlayalı epey oldu. Bugün köşemde aktarmaya çalıştım.
Uçun Kuşlara bir uğrayın lütfen.
Yorum Gönder