Sayfamı açtığımda, aklımdan geçen, bugünün önemini, değerini, unutulmaya yüz tutması mümkün olmayan ama unutulması için var güçleri ile çalışanlara her saat bela okuduğum özel bir gün olan 23 Nisan çocuk bayramını anlatmaktı.. Çocukluğumda aklımda kalış şekli ile..
Ama bugün, etkisinden hâlâ kurtulamadığım çok enteresan bir olay yaşadım. Gerçekten beni tedirgin edecek kadar duygulandıran bir olay. Ve.. sizlere onu anlatmaya karar verdim.
Bundan 6 yıl kadar önce sizlerle paylaştığım bir yazımda bahsi geçen o akordeon sesini duydum sanki yine uzaklardan bu sabah. Önce kendimi payladım içimden "saçmalama" diye.. Ama, yine Strauss vals çalıyordu biri.. sanki iki akordeon beraber çalıyor gibiydi... Birden irkilip dimdik oldum oturduğum yerde!.. sonra gevşettim bedenimi "yok artık.. daha neler" diyerek ve az bir şey kendime hürmetler sunarak!! Ama o müziğin, hafızamı geçmişe götürmesine de engel olamadım..
Altta tekrar yayınladığım 6 yıl önceki yazımı hatırlamıştım.. Aynı kişi olması mümkün değildi.. olsa bile taşınalı yıllar olan bu evimi bilmesi bulması da mümkün değildi.. Kendimi rahatlatmama rağmen akordeon apartmanın bahçesinde çalmasına devam edince, kalkıp, saksıları uçuran rüzgâra aldırmadan balkona çıktım.
Biraz şişmanca bir genç adam ve yanında sıska bir erkek çocuk yukarılara bakarak akordeonlarını beraberce çalmaya devam ediyordu.. Acaba bozuk param var mı diye düşünürken... birden!... BİRDEN adamın üzerindeki monta takıldı gözüm... Evet oydu!.. 6 yıl önce verdiğim oğlumun sarı/lacivert montu hâlâ sırtındaydı. Oydu evet! ve bu defa çocuğu ile gelmişti ve beni bulmuştu yine.
Görmenizi isterdim, gerçekten görmenizi isterdim beni, baba oğul beni balkonda görünce ellerini birbirine "çak!" yapıp yeniden çalmaya başladıklarında..
Demek ki geçenlerde bir alış veriş merkezinde tesadüfen karşılaştığım eski taşındığım evdeki komşumun "seni yana yakıla efendice bir çingene sorup duruyor" dediği buydu.!!.
Bendeki bu çarpıcı etkiyi hoş görebilmeniz için, bu efendi çingene(!) ile tanışmamı hatırlamanızı istedim bu yüzden..
Huzurlu bir bayram dileklerimle..
****
Her akşam aynı saatte gelirdi.. Hava, insanın ancak bastığı yeri seçebileceği kadar aydınlık, kimsenin seni seçemeyeceği kadar karanlık olduğunda..
Başındaki fötr şapkası dikkatimi çekmişti.. Kazablanka filmindeki ricky (humprey bogard) gibi yana eğik, yüzünün neredeyse tamamını örten.. Uzun kalın paltosunun iç cebinden çıkarttığı bir torbadaki eldivenlerini takıp çöp konteynerinin kapağını açtığında, önce araştırma yapan, istatistikçi ya da görevi bu tip işler olan bir yetkili zannetmiştim. Hatta mikropları incelemekle görevli bir sağlık personeli olabileceğini bile düşünmüş “allahım ne beter meslekler var seve seve yapılan”.. diye aklımca ahkâm kesmiştim.. O gün, yine hiç durmadan havlayan köpeğin sesinden hem rahatsız olup hem de meraklanınca, balkona çıktığımda yine onu gördüm.. Koltuğunun altındaki, açılınca pazar çantası olan çantasını açtı, eldivenlerini giydi ve… çöplerin arasında bulup beğendiklerini o çantaya itina ile yerleştirmeye başladı!!.. Birden saklanma ihtiyacı hissettim beni görmemesi gerektiğini düşünüp.. Sonra fark ettim ki beni görmesi zaten mümkün değil…
O, etrafını yok kabul eden, kendi dışında bir dünyanın olabileceğini bile düşünmeyen bir insandı .. Hangisi daha temiz… hangisi yenebilir.. kullanılabilir.. götürmeye değer?? o anki aklının onu ve düşüncelerini yönlendirdiği tek şey bu olmalıydı..
Ertesi gün evdeki her bedene uyabilecek bir yelek ve 2 süveteri iç içe iki naylon torbaya koyup ağzını da sıkıca düğümleyip onun geleceği saate yakın sokağa çıkıp çöp konteynerine bıraktım. Ve.. sonra adını ricky koyduğum adamı beklemeye başladım.. Geldi! Evet geldi.. O, kendisinden başka hiç kimse yokmuş gibi yürüyüşü ile .. kapağı açtı bazı torbaları parçalayıp içine bakıp attı bazılarından seçmeler yapıp çantasına koydu.. sonra benim torbayı buldu.. açtı ve eldiveninin tekini çıkartıp içindekini elledi.. ve çantamsı torbasına koyup hızlı adımlarla uzaklaştı.. A-aa.. daha 2 bu tarafta 2 de karşı tarafta olan çöpleri eşelemedi bu akşam.. hızlı hızlı kafası daha bir öne eğik uzaklaştı..
O günden sonra kitabımı alıp o saatlerde kapalı balkonumda okumaya başladım.. Tül perde kapalı, demli çayım yanımda!! Ertesi akşam yine geldi. Kapağı açtı karıştırdı karıştırdı.. sonra hiçbir şey almadan yanındaki çöpe yöneldi.. arıyordu!.. evet.. fark ettim.. taa diplerine kadar eşeledi, bulacağını umduğunu bulamayınca, yolun karşı tarafındaki konteynerlere yöneldiğinde, gözümden akana engel olamadım. Bir koşu gidip, kolundan tutup balkona getirip sıcacık çay veresim geldi.. hava nasıl soğuk.. nasıl keskin bir kırbaç gibi rüzgâr.. Ve o, o akşam küs çocuklar gibi hiç bir şey toplamadan gitti..
Hem ağlayarak, hem kafamı çalıştırıp nasıl yapılması gerektiğini düşünerek minik torbalar hazırlamaya başladım.. çorap torbaları.. atkılar.. kalın yün bereler.. kazaklar.. modası geçtiği için değil, çok şişmanladığından içine sığamadığı için oğlumun kullanamadığı şahane montlar…(allahım nasıl kirli çıkıyım bennnnnn!! her yengeç gibi çöpçü ruhu taşıdığım ve 'belki' lâzım olur diye her şeyi sakladığım için mi yakın hissettim ricky'iyi kendime acaba?? )
Ertesi günden itibaren, sırayla her akşam birer birer, tam hava kararmaya başlarken gidip çöp kutusunun en üstüne bırakmaya başladım torbaları.. Üçüncü gün, sıra kazak /mont torbasını bulmasına gelene kadar, sadece çenesini görebildiğim ricky o gün kazakları bulunca durdu ve aniden başını kaldırıp evlere doğru baktı.. kazakları sıkı sıkı göğsüne bastırmıştı. Boş bulundum ve birden geri çekildim.. o hamlem beni ele verdi.. bir selam verdi izci gibi, iki parmağını fötrünün yanına koyup sonra selamını benim balkonuma doğru gönderdi..
**
Bir Pazar, ki her Pazar olduğu gibi (nedense) erken kalkmanın yasak olduğu düşünülen bir zihniyetle, uykumu almış olduğum halde göz kapaklarımı nazlarken, sokaktan gelen bir akordeon sesi duydum.. nefis bir strauss vals çalıyordu biri!.. kim olabilir??? Düğün var herhalde komşu bahçelerde diye düşünüp çalınan valsleri daha net duyabilmek için buz gibi soğuğa aldırmadan camı açtım.. Baktım gençten bir çocuk… başı havada… tam benim balkonumun altında ve tam benim pencerelerime doğru bakarak çalıyor.. “hiç yanlış basmadı notaları hayret” diye düşünürken, birden sırtındaki montu gördüm!!! Dün akşam koyduğum poşetteki monttu!.. Aman allahım adam satıyor muydu yoksa topladıklarını diye düşünürken müzik sustu baktım delikanlı kapıyı açmamı işaret edip elindeki zarf gibi bir şeyi gösteriyor.. Açtım! (ne cesaret diye düşünmeyin, böyle durumlarda tehlikede olan, daima karşımdakidir ! :)) .. Yukarı çıktı ve tipik bir muhacir şivesi ile “anam selâm eder.. dua eder.. “ deyip elindeki gazeteye sarılı yassı bir şeyi uzattı.. "bu ne?" dedim almadan.. “anam yapar her Pazar baççede.. bu senin al” dedi.. alıp açtım! Sacda pişmiş küçük iki yufka idi..
Henüz soğumamıştı!.. Avuçlarıma, bir "insanın", bir annenin yüreğindeki sevginin sıcaklığını yayıyordu!..
Bu Pazar böyle limon sıkasım geldi pazarınıza!.. az sonra benim akordeon konserim başlamadan, kibrit kutusuna koyup balkondan attığım, harçlığı hazırlamam lâzım..


24 yorum:
Bu gece ağlayasım yoktu!
Ne kadar güzel bir davranış ve ne güzel bir teşekkür... İçim burkuldu bir an; ama sonra bir küçük tebessüm gelip konuverdi dudak kıvrımlarıma. Gönlünüze sağlık.
Ülkeyi, dünyayı bu duruma getirenlerin utanılası manzaralarından sadece biri sizin güzel kaleminizde işte böyle yansımış sevgili Gülsen hocam.
Bir insanın yüreğinden sevgi sıcaklığı yayması ne güzel; siz de çok zarif ve güzelsiniz, ancak kişisel yardımlar ne kadar yeterli olabilir...bunun bir çözümü olsa gerek hocam?
Zengin yüreğinize iyi bir pazar günü dilerim.
Sevgi ve saygılarımla...
Beni de ağlattın arkadaşım. Oluşturduğun dostluk ne kadar değerli ve o dostluktaki gerçeklik.
Ben o çop toplayan tüm elemanların hayranıyım. Çok ciddi iş yaparlar herbiri. Seyrederim çoğu zaman, bazen sohbet ederim sokakta rastlarsam. Biriktirdiğim dönüşüm atıklarını özenle dizer poşetleri onların geleceği saatlerde kendim koyarım çöpe, çöp arabası gelmeden alabilsinler diye.
Hepsi benim gözümde meslek sahibidirler, öyle özenle yaparlar ki işlerini.
Ve tabi ki ülkemizin çok acı bir gerçeği.
Sevgiyle...
İçimi insan sıcaklığı ile dolduran bir paylaşım, teşekkürler.
BÖYLE LİMON SIKMAYA CAN KURBAN HOCAM..NASIL MUTLULUK UMUT VE HUZUR DOLDU İÇİM:)
Nasıl içten, nasıl sıcacık... İnanın Pazar'ıma çok farklı bir anlam kattınız, çok duygulandım. Sizin çok güzel bir yüreğiniz var, sevgi dolu, kocaman, eşsiz...
arada görürüm onları,ya onları görmeyenler varlıklarını hiçe sayanlara ne demeli..
çok yüce gönüllü bir davranış sizin yaptığınız..incitmeden..
Daha geçen gün beyaz poşetin içinde verilmişti bana sıcak ekmek..
Öğle yemeğini bile yemeden,ekmekleri soğutmadan getirmişti...
"Anam bir de yağladı örtmeniiiim"diye ekleyerek..
Ben iyiliğin dalga dalga yayıldığını düşünenlerdenim..
Onların dışarıyı seyredebilecekleri bir balkonları olsun,yürekleri siz kadar güzel olsun diye çabalıyorum..Çevrelerine iyilik dalgaları yaysınlar istiyorum...
Dilerim başarırım...
Nasıl duygulandım ve nasıl ağladım bilemezsiniz Gülsen Hocam...Az bulunur İNSANın İNSANa dokunuşu bu olsa gerek!..İnsan olmanın yaşı,cinsiyeti, dili, dini ve ırkı yok!..Yüreğinizden yayılan sevgi ve şefkat çok başka..
Bu da gösteriyor ki ülkemiz çok ciddi bir durumla karşı karşıya..Vasıflı-vasıfsız işsizler diz boyu!.Sizin gibi hem duygusal hemde duyarlı bir insanın yaşadığı bir durum yine sizin o güzel anlatımızla bambaşka bir boyuta ulaşmış.Kaleminize ve o kendine münhasır İNSAN yüreğinize sağlık Gülsen Hocam...
Diliyorum ki, ciddi politikalar ve gerekli önlemlerle toplumu sarsan işsizlik durumuna bir an önce çözüm getirilir...
Bizleri düşünmeye ve hayatı sorgulamamıza yarayan bu anlamlı na-hoş limonunuzla pazarımıza bambaşka anlamlar kattınız yine...İyi ki varsınız Gülsen Hocam..
Size çok teşekkür ediyor ve güzel bir hafta diliyorum Sevgilerimle..
Ağlattınız beni Gülsen öğretmenim. İçim nasıl kabardı, coştu anlatamam. O güzel yüreğinizin önünde saygıyla eğiliyorum. İyi ki varsınız.
O çöpleri karıştırıp toplayanların çok önemli bir iş yaptıklarına inanıyorum ben. Çöplerimi yıllardır ayrıştırırım. Şişeler cam şişe kumbaralarına gider. Ambalajları ayrı, organik çöplerı ayrı poşetlere koyardım yıllardır. Ama konteyner'lara birlikte atılınca, onlar gelip toplayıncaya kadar üstüne bir sürü pis çop yığılırdı, ziyan oluyorlar diye üzülürdüm.
Belediyemizden talepte bulundum, geri dönüşümlü atıklar için kumbara koydurdum apartmanımızın önüne. Şimdi oraya gönderiyorum. Komşularımın kaçta kaçı bu ayrıştırma olayına dikkat ediyor bilemiyorum. Onlar da toplayıcılar tarafından toplanıyor işte. Ancak sizin gördüğünüz zat kadar farklı bir kişiye rastlamadım bizim çevrede. Buralardakiler hep belli toplayıcılar. Çöp toplayıcınız bile özel sizin. Yazınız çok duygusal, çok içten ve çok güzeldi, paylaşımınız için kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalınız.
Gülsen hocam, nasıl bir yazıydı bu? O kadar duygulandım ki, farketmeden yaşlar süzülüvermeye başladı gözlerimden.
Çöp toplayıcıları ben de izlerim hep, genellikle roman vatandaşlarımızın bu işlerle uğraşanları topluyorlar sanırım. Tabi böylesi farklı kişilere de rastlamak mümkün. Üzüldüm çok, kimbilir nasıl bir yaşamı vardı o kişinin, nasıl böyle bir işe muhtaç oldu? Ne diyeceğimi bilemedim gerçekten. Sevgilerimi gönderiyorum size, sağlıcakla kalınız.
MERHABA GÜZEL İNSANLAR..
@ - benim sulu gözlü Newbaharım gözüne mi kaçtı limon??? :)
@ - Tebessüm, dudaklarından hiç eksikolmasın sevgili Şirvan..
@ - Gerçek anlamdaki yoksulluğun, gururlu yüreklerde zenginliğe dönüşmesidir bu sevgili Jivago..
@ - Bakış açın çok önemli sevgili yaşamın kıyısında.. bunlar artık bir sektör oluşturmakta.. bir meslek oluşturmaktalar..
@ - O sıcaklığı hissedilmek önemli zaten sevgili Alizafer..
@ - sevgili Aylin içindeki huzurda payımın olmasına sevindim..
@ - Evet nihansu'm... gerçekten yürekleriyle konuşan insanlarız biz belki o nedenle o görünmeyen sevgi teli hiç kopmuyor.
@ - O şapka kenarından yollanan selâmı bu yüzden ölene kadar unutmam mümkün değil sevgili Bilge..
@ - Evet haklısın, iyilik dalga dalga yayılan bir güç sevgili Ezgi..
@ - Yüreğimden yayılan sevgiye, zaman zaman istedim ama hiç engel olamadım sevgili Esin.. Doğru yere gidiyor o güç.. ve beni hiç yanıltmıyor.
@ - sayfanı bulamadım ama sayfanın başındaki müzik butonu saatlerdir beni bir başka dünyada gezdirmekte sevgili mutsuz amazon.. oradan aldıklarımı taşıdım bir başka sayfama.. teşekkür ederim.
@ - Bu da, nasıl doğal bir yorum sevgili Anjelika.. gerçekleri dile getirip kaleme aktardım kimseleri üzmek istememiştim.. Limon fazla gelmiş anladım!!
Böyle güzel bir hikayeyi ancak sen yaşar ve okuyanlara yaşatabilirdin sevgili Gülsen Öğretmenim.
Buluşmamızdan sonra iki kez geçebildim senin alt sokağından.İkisinde de selamlarımı,sevgilerimi doldurduğum bir bulut yolladım pencerene.Gülümsemeni , sevgi dolu ve muzip bakışını gördüm otobüsün camında.
SENİ SEVİYORUM
gözü gören gönlü " ben ne yapabilirim ki " demeyen insanlardan olmanız ne güzel..
Sevgili Gülsen hocam
bu limonlar insanın göğsünü ferahlatan cinsten... Ne güzel bir yüreğiniz var...
(Ayrıca aynı burçtan olup aynı şeyleri yapmamız ayrı bir mutluluk benim için....)
İşte yürek işi bu olsa gerek
sevgilerimle
@ - Teşekkürler sevgili Nalan.. içtenliğine, dostluğuna ve vefana..
@ - Bu dediğini anlayabilen de aynı gönül gözüne sahiptir sevgili Atalet hatta fazlası ile..
@ - "yürek işi" nin ne olduğunu anlayabilen ender burçlardan biridir burcumuz sevgili Nazlım..
Son derece kibarca, gurur kirmadan, goze sokmadan yapilmis ince bir hareket. Sizden de boyle birsey beklerdim. Harikasiniz!
Elbette yazının 6 yıl kadar önceki bölümü de vurucu,şahane.. ama beni bugün, ön yazınız daha çok vurdu. Kaç kere okudum bilmiyorum, bi yandan da imlasına dikkat kesilmişim, bir kaç şey daha kaparsam âlâydı:)) Kaptım da. Fakat anlatımın bıraktığı duyguyu, anı görmenin lezzetini anlatamam. Akordeon sesi güzeldir, nerede çalsa mutlak içime işler, sahneler yazar; hüzünleri daha az, neşesi daha yukarı tatlar bırakır bende. İyi bir hikaye anlatıcısı olduğunu düşünürüm. Hüzün çalarken bile sıcak bir gülümsemem olur yüzümde. Bu kez akordeon mu bir hikaye yazdı, yoksa ben bir hikayenin içinde mi müziği duydum bilmiyorum. Ama.. kesinlikle yaşadığımdan eminim. Kesinlikle! Daha önce de şahanesiniz demiş miydim:))
Bir de yapılan yorumların bende bıraktığı etkileri anlatabilsem keşke sevgili buraneros.. Sadece tetikleyici olmadıklarını, bazen ruhumu okşayan, bazen ellerimi öpen ve çoğu kez öğrenmenin yaşının olmadığını bana güzel ifadeler ile tekrar hatırlatan yorumların!!
İltifatı hiç sevmem (içimden tıpkı senin gibi demek geldi).. O nedenle rahatlıkla yazılarındaki ve yorumlarındaki ifade gücünün, bir insana verilebilecek en güzel hediye olduğunu söyleyebilirim..
Ahh Mamim ahhh daha dun gibi aklimda bu muhtesem yazi... Dunyayi sevgi kurtaracak ve sanki bir insani sevmekle baslayacak hersey...
Hic sasirmiyorum sizi bulmalarina... Unutulacak gibi degil cunki.
Bazen düşünürüm orkidem.. Ben mi seçici olduğum için az insan var yöremde, yoksa etrafımda olanlar mı seçici oldukları için benim yanımdalar diye!.. Unutmadıklarımın beni unutmaması sanki yaşamın bana sunduğu madalya gibi..
Gülsen hocam, yıllar sonra okunduğunda bile aynı duygu yoğunluğunu, okuyana aktarabilen kaç yazı vardır acaba? Çünki o zamandan bu zamana yaş ilerler insan değişir, duygular, düşünceler değişir, yaşama şartları değişir, tecrübe kazanılır bakış açısı değişir.. Kısacası köprülerin altından çok sular akmıştır, herşey değişmiştir.
Ben yıllar önce çok etkilenerek okuduğum bir kitabı, bugün aynı duygularla okuyamıyorum mesela ama 2011 yılındaki bu yazınızı ve yeni olayınızı okuyunca aynı duygu yoğunluğuyla gözyaşlarımı tutamadım yine. Bu, şu demektir, yazılarınıza duyguları kelimelerle öylesine aktarıyorsunuz ki, ne zaman okunursa okunsun, kelimelerinizle ruha erişiyor, yüreğe dokunuyorsunuz. O derece etkili, o derece sıcak, o derece içten, anlamlı. İyi ki varsınız, hayatıma/hayatımıza girdiğiniz, kendi hayatınıza da bizi kabul ettiğiniz için çok şanslı olduğumuzu biliyorum yüce gönüllü insan, kucak dolusu sevgilerimizle...
Bilgisayarımdaki bozulan (virüs nedeniyle) düzeneği düzeltip tam yatarken aklıma yeni yayınladığım yazıya bakmak geldi.. ve o an senin yorumunu gördüm Akgül.. Oysa kahkahalarımızın tınısı hâlâ kulaklarımda az önce kapattık telefonu.. Yorumlarındaki doğal ve duygu dolu ifadeden çok etkileniyorum.. Bu, seni iyi tanıdıktan sonra daha fazlalaştı.. Çünki karakterini öğrendim.. Tipik oğlağım benim.. :)))) Beni yorumlar çok etkiler genelde.. Bazen kafam takılır bazı cümlelere.. bazen duygu derinliğine dalar çıkamam uzun süre senin yorumlarında olduğu gibi.. Ne mutlu bana.. GERÇEKTEN ne mutlu bana ki, lügatlerdeki tanıtımı gölgede bırakan dostlarım var senin gibi.
Yorum Gönder