Bir gün, aklım sıra çaktırmadan anneme sormuştum, “anne vicdanın azabı nasıl bi şey?” diye..
Mutfağın bitişiğindeki odadaydık.. yere peşkir(!) sermiş üstüne yer sofrasını koymuştuk yaprak dolması sarmayı öğreniyordum.. yere koyduğumuz minderlere oturmuş çalışıyorduk ana kız..
10 yaşındaydım.

Temcit pilavı gibi anlatır dururum okuyanlar bilir evdeki görev makinesi nasıl çalışır… bir tek ben tam olarak uymazdım o çalışma sistemimizdeki görev listesinde yazanlara.. Haftada bir gün nöbet değişimi vardı oysa.. yani bu hafta yatakları toplayan ve yatak odalarını temizleyen, ertesi hafta bahçe sular çiçek ve sebzelerin bakımını üstlenirdi.. bunun gibi..
Ağabeyim, elinden pek gelmese de evin tamir işleri ile
uğraşırdı.. mesela bahçedeki muazzam kümesi o yapmıştı.. oda oda ayırmıştı kümesi. Tavuklar yumurtladıkları samanlı odaya bir daha girmezlerdi.. oraya sadece annem ve ağabeyim girip yumurtaları alırdı. Eğer tavuk yumurtladığı yumurtanın üstünden kalkmazsa, diğer minik kuluçka odasına alırdı annem altına da o günki yumurtaları koyardı.. civcivler 20 gün sonra çıkmaya başladığında da sık telli minik bahçesi olan üçüncü bölüme alınırdı..
Annem pratik zekalı bir kadındı.. çok çabuk karar verir verdiği kararı hemen tatbik ederdi. Becerikliydi. Hayvanlarla inanılmaz iletişimi vardı.. Mesela tavuklara isim koymuştu ve o tavuk ismini bilirdi.. civcivler en önce tele yanaştıklarında, annem “kamile.. geh geh” dediğinde onca tavuğun içinde adı kamile olan gelir telin ardından uzatılan yemi yerdi.. Bunu ben görmemiş ve bizzat yaşamamış olsam, ve bir yerde tanımadığım bir kişinin anlattıkları gibi okusam.. inanmakta güçlük çekerim.
Yine dağıttım hatıraları.. nereden nereye geldim.. oysa vicdan azabını sormuştum anneme ve hâlâ vermediği cevabını bekliyordum.. suskunluğu pek hayra alamet değildi zira.. yoksa anlamış mıydı??
**
O gün yatakları toplama sırası bendeydi.. ikinci ve üçüncü kattaki dört odada mevcut 8 yatak odası toplanacaktı.. Yastık altındaki tabancadan korktuğum için (ablalarıma göre bahane ettiğim için) yatak odalarını toplamaya dayak yeme pahasına da olsa yanaşmadığımdan, o tabanca kitli dolaba kaldırılınca, artık yatak odalarının temizlenmesi görevi çok sık olarak bana veriliyordu.
Önce annemlerin yatak odasından başlanırdı.. yine öyle oldu.. yastıkları düzeltmek için kaldırdığımda babamın yastığının altında görmüştüm o kapalı zarfı.. o küçük aklımla annemle babamın dargın olduklarını anlamıştım.. bir oyun oynadıklarını düşünürdüm çocuk aklımla.. kimbilir belki de bilmece soruyorlardır bilemezse anneme ayakkabı falan alacaktır!!! Ya da babama onu ne kadar sevdiğini anlatamıyordur bunca kalabalık içinde de onu yazmıştır uzun uzun.. O gün düzelttiğim yastıkların altına zarfı tam konulan yere yerleştiriyordum ki… zarfın yapışkanının tutmamış olduğunu fark ettim hani dokunsan açılacakmış gibi.. ve dokundum!!
Allah allahhh… bu ne yaaa… şaka gibi… ben ne umdum ne buldum?? İki satır! “bir gün bu vicdan azabı seni öldürebilir” yazıyordu..
Aman allahımmmm babam hastaydı demek ki.. azap çektiğine göre!! Demek doktora da gitmediği için o vicdan her ne biçim bir hastalıksa babamı öldürebilecekti.. Zarfı yerine koydum. Ve babamın hastalığının ne olduğunu anneme sormaya karar verdim
**
"niye sordun ve neden sordun?" dedi annem uzunca bir sessizlikten sonra.. sesinde kızgınlık yoktu.. O an işte tam o an!! Annemin ÇOK üzgün olduğunu fark ettim.. ellerimin yağlı oluşunu düşünmeden anneme yanaşıp boynuna sarıldım ve “babamın hastalığı ne anne” diye sordum usulca .. birden irkilişine aldırmadan da devam ettim.. “anne babam doktora gitmediği için kızmışsın babama .. valla açmadım zarfı.. yastığın altına koyarken açıktı.. baktım .. açıktı anne.. valla ben açmadım.. açık olunca da okudum.. ölmesin babam anne ölmesin.. gitsin doktora abime söyle götürsün.. vicdan nasıl bir hastalık anne?? Bulaşıcı mı??? ”
Birden annemin kahkahası ile korkup ayağa fırladım.. üzüntü ne hale getirdi annemi ve biz bunu hiç fark edemedik.. diye düşünürken.. annemin gülmesi bitti ve gel otur dedi eliyle yerdeki mindere pat pat vurup.. Hiç kızmamıştı! Yağlı ellerini itina ile sildi önce sonra elleriyle saçlarımı okşayarak anlatmaya başladı. "Vicdan, bir insanın yüreğindeki terazidir kızım, hastalık adı değil korkma" dedi. "Ama vicdansız bir insan, iflah olmaz ölüme mahkum olması gereken bir hastadır" dedi peşinden. Hem vallaha hem billaha hiçbir şey anlamadım .. Ama dayak yemediğime ve hatta azarlanmadığıma hayret ettim ve aslında annemin bana çok önemli bir mesaj verdiğini anladım o meraklı çocuk aklımla..
Ne zaman dolma sarsam.. ne zaman bir lokma dolma atsam ağzıma, gözlerimden ip gibi inenleri hiç silmem bu yüzden..
Anlattıkları, o günden sonra yaşadığı süre içinde bana anlatacaklarının ön sözü gibiydi..
O GÜN, biz anne-kız olduk.



17 yorum:
O gün biz anne kız olduk.
SENİ ÖZLEMİŞİM ALİZAFER..
Anınızı okuyunca düşündüm de geçmişte bazı değerler çocukların adlarında da yaşardı. Vicdan,Adalet sıkça konan isimlerdi. Değerler yer değiştirdikçe çocukların da isimleri değişiyor sanırım sevgili Gülsen Hocam.
Tespitlerinde Çok haklısın Makbule..
Yazımı yayınlarken, yazımın başlığı ne olabilir diye düşünüp "anne- kız" yazmaya karar verdiğim an.. işte tam o an seni hatırladım..
Offf Mamim offf, ne güzel bir yazı bu, nasıl bir ifade ediştir, nasıl bir anıdır. Hep söylüyorum ya çocukluk anılarınıza hayranım, ailenize, o yıllardaki yaşanmışlıklara... bir de bunların üzerine böyle anılar eklenince...
Aslında hiç düşünmemiştim ne zaman nasıl ana-kız olunur? Ve olunması için böylesi değerli sözler mi gerekir? Vicdanı ne kadar güzel tanımlamış anneniz...
Çok beğendim, çok duygulandım...
Onu ve karakterini yalnızca Albümdekiler'i okumayla sevmiştim. Hele gözlerinin yeşil olduğunu söylediğiniz o satırdan sonra karakteristik yapısını da düşündüğüm de onu anneanneme benzetmiştim, o romandan aklımda kalan yegane kahraman olmuştur. Anneniz.
Hoş bir anı yukarıda paylaştığınız. Ama anılar, geçmişte kalanları özletiyor maalesef.
...
Yazılarınızı hep takip ettiğimi biliyorsunuz. Hatta e postama yazdığınız cevapta şeker bir sitem de var "yorumlarını keşke eksik etmesen" diye.
Bakın artık etmiyorum, etmeyeceğim.
Anonim yazıyorum bir kullanıcı hesabım olmadığı için ama siz kim olduğumu zaten biliyorsunuz.
Mutluluk sizinle olsun
Muhtesem hikayelerden biri daha bayildimmm
Bundan önceki sayfaları da oku.. okudun belki bilemem .. ama gözlerimin önünde hep yere yüzükoyun uzanıp halıya koyduğun "albümdekiler"in el yazması halini okuyuşun geliyor.. seni öyle özledim ki Ayris'im bunu yazarken bile ağlamamak için kendimi zor tutuyorum..
Nihan acaip şeyler oluyor anlamam mümkün değil.. biri ya da birileri gözümün önünde blog sayfamda cirit atıyor. Burada, sana verdiğim o uzun cevap silindi.. tekrar yazdım yine silindi.. aklıma biri, bir pislik geliyor bilgisayarda cirit atan ama neden? aklıma yazdığım bir mesaj geldi hakkında yazdığım gerçek ama iğrenç şeylerin okunmuş olabileceği.. Sen buraya yazdığım cevabı okumuş muydun?
Selam blog fotonuza bayıldım. Sonbaharı ne güzel anlatıyor. Anne kız olmak ne güzel bir tanımlama .,Annenizin sizle sadece jestlerle bağırmadan otorite kurması.Benim çocuklar büyürken bazen onlara kızar hiç konuşmazdım. O zaman çok üzülürler gelir özür dilerlerdi.
Sevgiyle kalın.
Selam parıldayan çiçek hoş geldin.. İnsanlar çocuk olduklarını ve çocukluklarını unutmadan büyümeli.. ki, etkileri kalıcı olsun.
Sonra o anneanne bende torunu oldum, artik anlattığın evde degildi, yeni ev yeni mahalle, yeni komşular, komşulardan biride biraz deli.Bence de, deli olan komsunun oğlu ile ilkokul 1de aynı sınıftayım.
Ben senin gibi zarf bulmadım,kulaklarım anneannemin anneme anlattıklarina misafir oldu. (DELİ SERVET DİYORDU)
Ertesi gün büyük bir keyifle oğluna anneannem annene deli diyo dedim, dedim de eve dönünce camın kenarında beklemeye başladım, çokta beklemedim mantosunu omuzuna atmiş geldi ve 3 kata anneannemin yanina çıktı, ne konuştular hiç bilmedim, biraz sonra o evine gitti, bende somyanın atına.
Annemin FATOOOOOOOŞ anneannen çağrıyor sesi ve yukardayım.Gel dedi gel yanıma otur, sesinde hiç kızgınlık yoktu.SENDEN ÖZÜR DİLERİM, senin küçük olduğunu unuttum, büyüdün sandım yanında konuşmamam gereken şeyler konuştum....İşte bende o gün büyüdüm teyzem, bir daha da hiç küçük olmadım.Varsa CENNET DENİLEN YER MEKANI OLSUN.
Ah... benim FATOŞUM ağlattın beni benim ilk göz ağrım.. ilk çocuk sevgisi nedir tattığım.. kucağımdan indirmediğim.. Eminim seni de pek çok mükemmel yönünle hatırlayacaklar evlatların ve misssssssss gibi kokacak bebeleri..
Çok güzel bir yazı olmuş eline sağlık..
Acaba emekli olduktan sonra oğlum Burak hakkımda neleri kaleme alır yazmaya kalksa... diye düşünürken .. ben okuyamadıktan sonra .. diye düşünüp vazcaydım!!!:)))
Her zamanki gibi, baştan sona adeta içine girip, her cümlesini birebir görerek yaşadığım bir anı/yazıydı Gülsen hocam. Ama sonuna geldiğimde o kısacık cümle benim için öylesine çarpıcıydı ki, bakakaldım. O cümlenin kastettiği anlamı ve ağırlığını sindirebilmem zaman alacak gibi görünüyor. Ya da bırakayım böylece dağınık kalsın. Yoksa toparlayayım derken daha çok dağıtacağım. Söz sihirbazı olmak öyle bir şey işte, yüreğinize sağlık.
Senin ne demek istediğimi ve o anki hislerimi birebir anladığına adım kadar eminim Akgül.. Çünki seninle de zaman zaman aramızda söylenmeyen anlatılmayan pek çok duygunun ve olayların izahı gibi sanki.. :))
Yorum Gönder