sahne ışıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahne ışıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2015 Cuma

Hatırlamak mı, hatırlanmak mı güzel??

Yayınlanma tarihi... 8 Eylül 2013 olan, ve "GÜLE-GÜLE" başlığı ile yayınladığım yazımı, geçmiş günlerin coşkusunu ve gizli hüzünlerini bir kere daha yaşayabilmek ve yaşatabilmek için, veya tekrar okurken ve de farklı müzikleri dinlerken, belki içinizden benim gibi düşünenlerin olabileceğini.. ya da ilk kez görenlerin, okumak - dinlemek isteyebileceklerini düşünerek, önce başlığı bile değiştirmeden tarihi mahfuz kılıp bir kere daha yayınladım ama sonra.. hatırlanmanın güzelliğine kapılıp, hatırlamak istediklerinize doğru bir yolculuk yapmanızı istedim..

ÇÜNKİ BENCE,  
Hatırlamak da, Hatırlanmak da güzeldir...
 
 ETERNALY..

Tchaikovsky' nin en sevdiğim Piyano Konçertosu. (No.1,Op.23)
Piyanist Pletnev tarafından seslendirilmiş..
Melânkolinin esiri olan bestecisi Tchaikovsky,
"Bunu kim dinlerse, kulaklarında sonsuza kadar
sevdiğinin yakarışı olarak kalacak" demiş!.
Okuyanların hatırlayacağını düşünüyorum. "Albümdekiler" in son sayfasını yazarken de, bunu dinlediğimi paylaşmıştım sizlerle..

**
Ve..  ah! mı, yoksa yüce bir sanatın tepesinden inen dileğin kabulü mü bilinmez; bu 1890 yılında bestelenen ve "dinleyen herkesin kulağında ebedîyen sevdiğini hatırlatan bir melodiye dönüşecek" denen eserin ana teması, "eternaly" adı ile, ya da hepimizin bildiği "sahne ışıkları" ile 1952 yılında neredeyse bir asır sonra yeniden kulaklara ve ruhlara seslendi..
Farklı versiyonları ile ana dörtlüğün üzerinde dönüp durarak yeniden ruhlara sunuldu..
 
Ve dedi ki...
"seni gerçek bir aşkla

sonsuza kadar seveceğim..
Ebedîyen!.. "

I'll be loving you eternally 
**


Bilirsiniz, çocuklar, küçüklüklerinde "güle-güle" ile "allahaısmarladık" kelimelerini karıştırırlar..
Onlar için hepsi "güle güle" dir!!
Aslında ne kadar doğru.. ve ne kadar güzel.. ve nasıl gerçek bir dilek, gidenin, kalana güle güle demesi..
Veda etmenin zorluğunu, yolcu ediş olarak kolaylaştırarak!..
Yazıma "güle güle" diye başlarken, daha net fark ettim bunun arı su kadar temiz bir dilek olduğunu.
Çünki aslında, o başlığı okurken, sizler bana "güle güle" demiş oldunuz!
Ve ben,
Yorulduğunuzda..
Sinirlendiğinizde..
Hislenip duygularınıza yenik düştüğünüzde..
Her geri vitese taktığınızda anılarınızın kolunu..

burada.. bu sayfada vereceğiniz molaların arka fonunda,  sizlere "bir ses" olayım istedim.

Ve.. buraya her gelişinizde, o an, aynı ya da farklı duygularınızı her seferinde yorum olarak benimle paylaşın istedim.

Benimle sohbet eder gibi!


itirafım..


nihavent saz semaisi... 

tuna dalgaları..

copellia


suzidil peşrev

Herkes, alaturka müzikten hoşlanmaz..
Bazıları da klâsik müzikten rahatsız olur..
Ben yine de sizin duygularınıza fon olarak benim seslendirdiklerimden daha çok,
 Schuman'ın müziği yakışacak diye düşünüyorum,
 hatta, eminim!.


Bir de, her dinlediğimde,
beni uçsuz bucaksız bir bozkırda bırakan bu müzik,
bu "la paloma" var.. 
Bu muhteşem müziğin aslında

bir cenaze marşı olduğunu,
ama hep gemici ağıtı olarak hatırlandığını

biliyor muydunuz? 


Diyor ki,
pencerene bir güvercin konarsa bir gün,
ona sevgiyle bak.
Çünki O, ben'im! 
 

 
Bu da, tıpkı, bir zamanlar maziye bak der gibi..
Bir zamanlar
çaldığıma inanamadığımı
dinleyenlere haykırmak isteyişim gibi..

O, ben' im!

Sonbaharı, takvimlerde yer alan 3 adet ay veya doğadaki dört mevsimden biri olarak algılayan ve gerek yaşamlarında gerekse sayfalarında olsun, dökülen sarı yapraklara yer verenlere bakıp sevecen duygularla gülüyorum..  Benim de bu blogda yazdığım ilk yazı “sonbahar” la ilgili bir şiirim idi.. 

“İster başında -ilk- olsun,
isterse -son-..
Yaşayana göre değişir bahar !”
diye başlayan.. 


 Ama sonra, tüm mevsimler sonbahar gibi olunca, hani filim biter, “dıend” (!)yazar .. ama bir sürü isimler mekânlar, gerekli gereksiz yazılar kayarak akmaya devam eder ya perdeden aşağıya… işte aynı öyle geçmeye, aynı o şekilde kaymaya başlar günler SON/bahar geldiğinde.. Okumakta zorlanırsın sayısını .. zaten saymana gerek olmadığını bildiğinden, bırakırsın aksın bitsin diye.. ve IŞIĞIN yanmasını beklersin çıkıp gitmek için sinema salonundan!

Bir gün.. etrafında gözgöze gelebileceğin bir tek kişi bile bulamadığında .. aynaya bakarsan, orada tıpkı beyaz perdedeki gibi akıp giden ve okunmayan yazıları değil, işte orada sonbahar yaprakları gibi düşen uçup giden yılların tarihlerini görürsün.. Günlerden neydi bugün diye geçer aklından.. aslında hiç ama hiç önemi yoktur Salı ya da Pazar oluşunun birbirlerinden zerre kadar farkı olmayan o günlerin.. ama yine de bazen takılır aklına bugün günlerden… Pazar mıydı yoksa diye!..

Bir gece önce karar vermişsindir ertesi gün dışarı çıkmaya.. en azından az ilerideki markete gitmeye.. alacaklarını unutmamak için yaptığın listeyi evde unutmadan! Sonra yarın olduğunda, ya yağmur yağacak-mış gibi gelir sana.. ya hava gerçekten soğuktur.. ne gerek vardır çıkmanın şart mı?? diye içindeki susturamadığın negatif güç konuşmaya başlar..


Ve yine gir gün, dolaplarını yerleştirmek fikri bir dürtü halinde beynini rahatsız edince açarsın kapaklarını dolapların çekersin çekmecelerini… Dolapların altına sürülmüş bavulları koca koca sapı ya da tekeri kopmuş çantaları.. dökersin içinde ne varsa… iki yılı aşkın yoksa üç mü giymediğin hatta varlığını bile unuttuğun ama artık içine girmene imkan olmayan giysilerini ayırırsın belki giyen biri.. mmm.. kim olabilir diye düşünürsün kimse gelmez aklına “kim bulursa” diye kapı önüne koyarsın..

Sonra tam o sırada..  aa-aa bak bunu nasıl aramıştım bu yün kazak batıp kaşındırmıyordu beni iyi ki buldum diye sevinirken güvelerin senden daha önce sevindiğini anlarsın delik deşik olmuş kollarını görünce.. onu da .. bir an düşünüp toz bezi .. mi.. yer bezi…!! sonra kendine kızıp hatta hafiften küfredip fırlatıp atarsın kapının önündekilerin üstüne..

Eskiden olsa ağlardım diye düşünürsün ve çok uzun süredir artık ağlamadığını hatırlarsın. Canım istemiyor demek ki diye düşünürken niye canı istesin insanın ağlamayı.. o kendiliğinden oluşan bir tepki.. ne saçma düşünmeye başladım son zamanlarda diye geçirirsin bu defa aklından…

Ve o “son zamanların” bir hayli eskilere dayanmaya başladığını hatırlar.. sonra arkana yaslanıp sonbaharını seyre dalarsın.

***
Ve ... VE.. tam "yayınla" düğmesine basarken, ilk yayınlanma tarihi ile yazımın son cümlesinin aşağıdaki resimle uyum sağladığını, ama bu yaz gününe bu fotoğrafın pek uymadığını düşünerek acaba değiştirsem mi diye düşünürken..  temmuz ayında da sonbaharın  yaşanabildiğini hatırladım!!.. ve "bırak kalsın.. yakıştı"  dedim!