Çünki hâlâ orada gibiyim :))
Üç katlı bir ev, eski rum kilisesinden bozma. Terasın iki yanında eskiden kilise çanlarının asılı olduğu ama artık çanların bulunmadığı dört beton direk var. Duvarlarının kalınlığı 90 cm. Tavanlar tam 5 metre yükseklikte.. Bir halı futbol sahası büyüklüğündeki ön bahçenin (bir de arka bahçe var daha büyük ama biraz korkunç. Salıncakların kurulu olduğu çok yüksek çınar ağaçları ve erguvanlarla dolu olan) yüksek bahçe duvarlarının ortasında yer yer boyaları dökülmüş koyu lacivert boyalı bir demir kapıdan evin iç giriş kapısına kadar uzanan beton bir yol var.
Müştemilat, uzun beton yolun sağında, bahçenin dip tarafında küçük kiremit damlı. Odun kömür ve bahçe edevatı kazma kürek bel tırpan hortum kova vs. konan. Dolu. Çocukların girmesi yasak.. Çünki içinde danaburnu, akrep çiyan gibi zehirli haşereleri öldürmeye yarayan (ddt) denen bir zehir var. Ona bitişik yer kümes. Bahçe boyunca uzanan duvara oluklu kiremitten dam yapılmış ve bahçeden tel örgüyle ayrılmış. Köşesinde kapalı bölümleri var gece tünemeleri ve folluğa yumurtlamaları için. 20-30 civarı tavuk ve sadece 1 tane horoz.. Zaten o yüzden hep horozlanıp vakitli vakitsiz ötüyor. Adı güneş. Tavukların da isimleri var ama en çok yumurtlayan kâmile!. Hem günde iki kere yumurtluyor hem de iki ayda bir kuluçkaya yatıp civciv çıkartıyor. Çıkan sarı ve bazıları kara olan sevimli civcivler için telle ayrı bir bölme yapılmış.
Evin 6 kedisi var. Hepsi her sabah telin önünde yere pusu kurup kıçlarını sallaya sallaya civcivlere çene oynatıp atlama talimleri yapıyorlar. Kâmile kanatlarını yere yapıştırıp kedilerin üstüne doğru uçma numarası yapınca, bitişik telden onları seyreden güneş daha fazla hırslanıp avaz avaz, öğlen-ikindi- akşam demeden ötmeye başlıyor!..
Bu iki müştemilatın önünden beton yola kadar sebze ekili. Domates, salatalık sırık fasulye, mısır, yeşil soğan nane maydanoz biber sarımsak... Bahçenin diğer yanı, yani beton yolun sol tarafı ise tamamen çiçeklik ve oradaki duvar boyunca meyve ağaçları sıralı.. şeftali dut elma armut ayva vişne kiraz.. diplerinde de çilek..
Büyük demir bahçe kapısı açılıp bu beton yola girildiğinde sağ ve sol tarafta görülebilecek manzara bu. 24 adım sonra, birine hanımelinin diğerine yasemenin sarıldığı, daha çok teras görünümündeki üst kat balkonuna birleşen çok kalın beton kolonlara ulaşılıyor. Hanımeli sarılı olan tarafta bahçe içine doğru bir kameriye yapılmış. Çardakta siyah kokulu üzüm veren asma sarılı. Bu gizli küçük bahçede tahta masa ve tahta banklar var.
Beton yolun bitiminde, cam bölmelerine içerden dantel perde takılmış olan büyük bir tahta kapıya geliniyor. Cebe sığmayacak kadar büyük anahtarları olan bu kapılardan geçip içeri giren herkesi hayretler içinde bırakan bir hareket ve ses cümbüşü başlıyor.
Bahçedeki demir kapı kolunun, kapının açıldığını haber veren o madenî sesi duyulduğunda, evde soluklar tutulup herkes kulak kesiliyor. Eğer, o kacaman ağır kapı olanca hızıyla çarpılarak kapatılırsa, kediler dahil evde herkes çil yavrusu gibi dağılıp, gözden ırak olma yarışı başlıyor.. Yok eğer demir kapı, açıldıktan sonra hafif bir “klik” sesi ile kapanırsa, evin içindeki curcuna iki katına çıkıyor ve kendiliğinden oluşan bir karşılama töreni hazırlığı başlıyor.. Ben hemen terliklerini kapıp kapı önünde karşılıyorum babamı. Çünki çömelerek yere koyduğumda terliklerini, elini tam başımın üstüne koyup Pat-pat yapıyor babam başıma, ‘aferin’ niyetine.. Sevmesi böyle.. Bu kadar!.. Anneme bakıyorum, kenardan sahneyi seyreden yönetmen edası ile vakur, baba etrafındaki pervanelerine gülüyor..
Evde 11 nüfus var. 6 çocuk. Anne, baba.. anneanne, nene, mürebbiye ve hizmetkâr.. Eve girilen yer büyük bir mozaik çini süslü ayakkabı taşlığı. İki basamakla sofa adı verilen 25-30 metrekarelik ince uzun bir mekân başlıyor. Burada sadece Piyano var.. Yerde şal desenli gerçek acem halılar serili. Sofaya 6 kapı açılıyor bir de yukarı kata çıkan ceviz tahta kaplı merdiven bulunmakta.. Kapıların biri mutfak kapısı. İçinde anlatılması zor bir ocak sistemi var. Kokunun eve dağılmaması için asansörlü bir cam davlumbaz var , yemek pişerken koku eve yayılmasın diye ocağın yanındaki demir kol yukarı itilince, kalın cam fanus ocağın üzerine indiriliyor.. Dolap kapısı gibi bir bölmeden ofise benzeyen ayrı bir yere geçiliyor mutfağın içinden ve bütün gıdalar buralarda istif edilip saklanıyor. Kelvinatör marka kocaman buzdolabı da burada. Dört köşesinden iple tavana asılı duran büyük tahtanın bir tarafında yufkalar dizilmiş üst üste diğer tarafında tekerlek kaşar peynirleri ile pestiller.. Ayrıca, çok büyük kovaya benzer armut biçiminde içi oyuk bir granit taşın içine su konup, damıtılması sağlanıyor.. Gülek denen kocaman bir tahta fıçıda da memleketten gelen tereyağ var.
Sofanın aynı hizadaki üç kapısı oturma odaları. Hepsinin dışarıya açılan kapıları var ama bir de hepsi iç kısımdan birbirine açılan sürgülü kapılarla bağlı. İki sürgü kapı açıldığında üç oda birleşip muhteşem büyüklükte bir salona dönüşüyor. Adına bulgar kuzinesi denilen kocaman yosun yeşili emayeli kuzinenin içine gizli olarak monte edilmiş, dış kısımda musluğu olan kazanda ısınan suyla devamlı sıcak su sağlanıyor. Fırınında daima kabuğu ile bütün bütün kızartılmış papatesler, börekler, ev ekmeği, et vs. pişirilip, üzerinde de çay demleniyor ve kestane kızartılıyor.. Ev büyük, tavanlar yüksek ama evde üşüyen hiç yok. Sofadaki kapıların sonuncusu banyo ve tuvalet kapıları.. içindeki ayrı bir bölümde de çamaşırhane var.
Yatak odaları üst katta... Dört oda var. Sofa yine aşağı kattakiyle aynı uzunlukta, duvarlarına kocaman kocaman gardroplar dayanmış. Ceviz ağacından yapılmış kenarları oymalı kapaklarında kristal boy aynaları var ve sadece birinin kapağı yarı açık. Yukarı kata çıkıldığında, sofanın sonunda tam karşındaki balkon kapısı açıldığında koca koca saksılardaki muhteşem çiçeklerin ve bitkilerin arasından elini uzatsan değecekmişsin gibi yakın deniz görünüyor. Bu katta da yine banyo ve tuvalet mevcut.
En üst 3. kat ise bir çekme kat gibi. Yani sadece iki oda küçük bir mutfak banyo ve tuvalet. Ve olabildiğince büyük bir teras.. Bir uçtan bir uca deniz ve şehir .. Odanın bir tanesinin duvarı tamamen yere kadar cam. Diğer duvarında da sedef kakmalı bir ud asılı..
Burası, benim doğup büyüdüğüm ev. İnanılması güç güzellikte bir çocukluk yaşadığım muhteşem ev, okuyana hayal ürünü gelir diye korktum. Burada yaşadıklarımdan ziyade burada bana anlatılan hikâyeleri sizlere anlatsam gerçek olduğuna sizleri nasıl inandırabilirim diye düşündüm. Bu evde yaşananlar ve bu evde yaşayanların başlarından geçen olayları, bayramları, harpleri, karartma gecelerini, depremleri, yaşanmış aşkları, acıları, kavuşmasız ayrılıkları yazsam mı acaba diye geçirdim aklımdan.
***
Tekrarını paylaşmaktan çekinmediğim bu yazımı(pek çok arkadaşımın hatırlayacağını zannediyorum) baktım da, üç yıl önce blogcuda yazmışım. .
Bana bu evde anlatılan hikâyelerle, bu evde dinlediklerimle "albümdekiler" oluşmuştu.Umarım sıkılmadınız..































