Bazı kelimeleri eski söylenişi ile kullanmayı daha çok seviyorum. Her ne kadar çağımızın en şanssız nesli olarak kabul ettiğim 40-50 yaş arasında olanlar, yeni türkçeyi yaygınlaştırmak ve arapça-farsça olarak dilimize yerleşen kelimelerin kullanılmasını engellemek için, yasaklanan kelimeleri kullanandan ceza olarak müşterek kumbaraya para atılmasını adet edinmiş olsalar da(!).. artık günümüzde bunun neredeyse tam tersi rağbet görmekte!.. Ama ben o inşallah/maşallah ile başlayan konuşmaların içinde yer alan kelime ve terimlerden bahsetmiyorum..
Bazı yeni kelimeler sanki o içinde olması gereken yoğun ifadeyi biraz yok ediyor gibi geliyor bana.. Aslında (kulak-dil-el) üçgeni son derece uyumlu çalışmakta. Kulak duya duya alışınca, dil konuşmasının arasında kullanıveriyor; ondan sonra da bakmışsınız ki kalem yazıvermiş..
Hepsi için söyleyemem ama bazılarını kabul edemiyor benim bu üçgenim!! “Hasret” de onlardan biri. Yerine geçen “Özlem” de güzel, hele de ismi özlem olanlar için!! Ama bu kelimenin (yenisinin ya da eskisinin) yüklendiği anlam kötü.. Yani hasret çeke çeke yaşamanın neresi güzel olabilir? Bu duygu, ister bir kişiye ister bir mekâna duyulsun fark etmiyor. Neticesinde insanın yüreğini acıtan, zaman içinde önem verdiği değer yargılarını değiştiren hatta yok eden bir sızı olduğu kesin...
Her şeyin unutulmaya mahkûm olduğu söylenir. Bilemem. Belki, “hatırlanmak şartı ile unutulan” anılar vardır.. Ben, ne unutmak ne de unutmamak için özel bir çaba sarf ediyorum. Bu işi beynimle yüreğim koordineli bir şekilde bana hiç sormadan yerine getiriyorlar. Yani, beynim kıvrımlarının içinde, yüreğim de özel bölmelerinde sakladığı kişileri, anıları ve mekânları silmiyor ve bana unutturmuyor.
Doğup büyüdüğüm, okuduğum, mutlu olduğum, acı çektiğim şehre yıllar yıllar sonra gittiğimde hiç bir şeyi yerinde bulamadım. Elimle koymuş gibi bulacağımdan emin olduğum okulumun sokağına girdiğimde, karşıma çok katlı bir otopark çıktı. Orada öylece durup bakarken, sanki bir cam kırılmasının şangırtısını duyar gibi olup başımı kaldırdığımda, okul müdürümüz sıfırcı Kâmil’i odasının penceresinden bakar buldum!. Biraz sonra aşağı inecek ve tarih dersinden en iyi notları alan sevgili öğrencisine “kim yaptı 251 söyle kızım?” diyecek.. Hafif sağ omuzuma meyilli başımla ve en ikna edici sesimle “inanın görmedim efendim” diyeceğim. İkinci kattaki odasına giren topa vurduğumu asla söyleyemem!. Zira babam hâlâ mahallemizdeki evlerin kırdığım cam paralarını ödemekte.. şimdi bir de okul camları.... !!! ... “birisini mi bekliyorsunuz baayan?” ağzında dişine sıkıştırdığı kürdanıyla, epey uzun süre seyretmiş olmalı beni otopark görevlisi. Böyle kafası havada ağzı açık, ağladığını bile fark etmeden katlı otoparkın en üst katına bakıp duran bir kadını her zaman görmesi mümkün değil tabii !
Acele etmeliyim. Daha sırada doğduğum büyüdüğüm evlendiğim ev var gidip bulmaya çalışacağım..
Sonra... sonra ziyaretlerin en acısı, en dayanılmazı, en alışılamayanı var, her gittiğimde yanlarına uzanıp kalkmak istemediğim!! ..
18 yorum:
Neden hep hasret çektiğimiz yapıların yerinde otoparklar bitmiş buluruz?
Zamanın bize garezi olsa gerek aklımıza hapsolan anıların görselliğini bozmak ister.
Gözünüz açık, otoparkı seyre daldığınızda, aynı anda anılarınızda gözünüzün önünde yerini aldı değil mi? Gözün ve aklın birleşip iki farklı sahneyi, aynı tuvale resmetmesi gibi.
Hep korkmuşumdur, bıraktıklarımı yerinde bulamamaktan.
Sanırım bu aralar anılarınızla, bugün arasında epey bi mekik dokuyacaksınız. Size kolay gelsin.
Sevgiler
Zaten o kadar uzun süredir mekik dokuyorum ki geçmişle gün arasında sevgili newbahar.. şöyle bir uzanıp dinlenesim var ki sorma!!
Nice anılarımızı betonlara gömdüler,mazisinden bi haber adamlar diktiler başına,insanın içi acıyor sevgili hocam.
Daha acılarını yaşayacağız,ebedi mekanların üzerinde dozer sesleri duyacak kulaklarımız ve geçmişi yok edecekler birer birer,ama ne uğruna?
Umarım arzu ettiğiniz gibi bulursunuz,umarım.
Saygılar sevgiler.
hasretlerini çekeceğimiz değerlilerimizin olması ne güzel ben hasret kelimesini seviyorum.bıraktıklarımı bulamasamda beynimin kıvrımlarında kalan halleriyle hasretlik duyarak onları anarak yaşamaktan memnunum.hasretlikleri olmayanların esas işi zor...sevgiler
Bazı yaşananları, olayları biz ne kadar istersek isteyelim beynimiz ya da kalbimiz bize hiçbir şekilde unutturmuyor. Bu olumsuz anlamda değil sadece, mutluluk anları da kahkahalar da unutulmuyor.
Yazıda bahsettiğiniz yerlerden biri benim de doğup büyüdüğüm şehir, ben de ne zaman gitsem hala bazı yerlerde eskiye ait birşeyler arıyorum. Sokaklarda yürüdüğümde selam verecek birini arıyor gözlerim ama yok. Sadece biz değiliz değişen, herşey değişiyor ve bazen bu değişimin hızını aklım almıyor. Yazının sonundaki diğer gidilmesi gereken yerler içimi çok acıttı.
Hiç unutmazsan geride bıraktıklarını, (andığında, veya gittiğinde) hepsini bıraktığın yerde buluyorsun sevgili Tufan.. Betonların altında kalmış olsalar bile.. Acı olan başımızdaki betonlar!!
Gözden kaçan nüanslara parmak basışını seviyorum sevgili Bilge.. Ne kadar güzel ifade etmişsin işleri zor olanları!..
Hep geride bıraktığımız yerlerin değiştiğini düşünürken ne büyük bir haksızlık yaptığımızı çoğu kez farkedemiyoruz sevgili Nihan'ım.. Acaba oraları veya O'nu bıraktığımız gibi bulsaydık!!... AYNI bıraktığımız gibi bulduğumuzu düşünebilir miydik??
Hiç unutmam "içinde at koştur" diye tabir edilerek büyüklüğü anlatılmaya çalışan eski evimizin salonunu yıllar sonra gördüğümde, sadece benim kullanmakta olduğum yatak odam kadar olduğunu hayretle görünce, kırık paramparça duygular içinde dönmüştüm geri..
Aslında hep aynı kalan, içimizi acıtan o yerlerde bıraktıklarımız sevgili Nihan!!!
Nostalji bu... Geçmişe özlem duyuyorsunuz. Hangimiz duymuyoruz ki?.. Bir yaştan sonra insan, geçmişte yaşadığı yerlere gitmek, bakmak, orada geçmişinin izleriyle yüzleşmek istiyor nedense. Son zamanlarda ben de yoğun olarak yaşıyorum bunu. Şubat'ın başında İstanbul'a, içinde çocukluk anılarımı barındıran sokağı, evi görmeye gittim. Ayaklarım çekti, götürdü sanki beni oraya. Ev hala aynen duruyor ama birşeyler eksikti yine de. Aradığımı bulamadım yani. "Ben buraya ait değilim" duygusuyla doldu içim. Ev aynı, yerinde otopark falan yok, sokak kısmen aynı ama olmadı işte...
Bu arada; İzmir dedim, Samsun dedim, Adana, İstanbul dedim. Hayat hikayem biraz karışık:)) İzmir-İstanbul meleziyim de:) Buna biraz Adana, biraz da Samsun katalım... Herneyse, sonuçta İzmir'e aitim; orası kesinleşti, hele de bu son İstanbul ziyaretimden sonra:)) Sevgiler...
İnsan nasıl bir tek kişiye ait hissediyorsa kendini, mekan olarak da öyle oluyor zannediyorum..
Bu sebeple söylenmiş olmalı, "insanın hatrı gölgesi gibidir" diye.. Yani gölgen olmadığında hatırın da yok!
Aynı şehirlerin farklı yıllarda da olsa havasını solumuş olmak belki seni gözümde iliginç kılmış olabilir sevgili sihirli yazılar... yani gerçekten sihirli yazılarının keyfini farketmeden önce!!
Samsun-İzmir-Adana- İstanbul... Yıllarca yaşadığım ve çalıştığım kentler.. Ne mutlu sana sen, artık içinde yaşadığın şehre ait olduğunu kabul etmenin huzuru içindesin..
Ben ise hâlâ ne zaman hatırlasam burnumun direğine kurulan şehre.. Ankara'ya ait hissederim kendimi.. Oraya beni bağlayan hiç bir kişi ve mekan olmamasına rağmen..
Geçmişi, geçmişimi seviyorum. Her nekadar özlemi yüreğimi yaksada.
Bıraktıklarımız, döndüğümüzde yerinde bulamadıklarımız, satırlarda yaşadıklarımız.
Bugün beton olan toprak ne çok şeyimizi aldı. Yüreğinize sağlık.
Sevgiler...
Sayfanın ismi ne güzel!. Yaşamın içinde olmaktansa kıyısında gezmek daha seyirli, daha risksiz ve daha az yorucu..
Ömrün böyle güzelliklerle dolu olsun sevgili yaşamın kıyısında..
Geçmişiyle barışık olmak, ve orada yaşananları değerli bulmak, insanın soyuna olan borcu bence..
Gerek ortaokul gerekse üniversite yıllarımda Öz Türkçe'ye çok meraklı hocalarım (onlar hoca dememi istemezdi) olsa da ben eski ve yeni kelimeleri bir arada kullanmaktan yanaydım. Belki de romanların eski çeviri baskıları beni etkiledi. Çok hızlı dil dönüşümünün kuşakları birbirine yabancı yaptığı kanısındayım.
Selamlar
Kuşakları birbirine yabancılaştırma hakkında aynen ben de öyle düşünüyorum sevgili uygar..
Dil'i düzgün konuşma ve ifadeyi doğru yapabilme konusunda çok çok titiz olduğum halde, bazı yeni türkçe kabul edilen kelimeleri hatalı kullanabiliyorum..Veya bana söylenen/yazılan bir cümleyi yanlış yorumlayabiliyorum.. Ve içlerinde hiç hiç alışamadığım, benimsememin de mümkün olmadığı kelimeler var..
ilginç bir şekilde beyin ayırıyor hakikaten...
özlemi kavuşma ihtimali ağır basan yerlerde kullanıyoruz genelde...
çocukluğumun yaz aylarının geçtiği yerle ilgili yıllar sonra müthiş hayalkırıklığı yaşamıştım...
çareyi gitmemekte buldum :)
iki farklı zaman arasında kuracağınız köprüde...
kolaylıklar diliyorum size...
sevgiyle...
Bazen o köprüleri isteyerek yıkıyorum sevgili seden.. sonra bakıyorum kendiliğinden tekrar kuruluvermiş..
O köprülerden her gidiş dönüşümde, o gittiğim yerlerde bir parçamı bıraktığımdan mıdır bilemem döndüğüm yerlerdekileri eksik buluyorum bu sefer!!
Babamın adı Hasret'tir.Hasret başlığını görünce kalakaldım.Ayrıca son cümleyle de adeta yapıştım.Zira "yanlarına uzanıp kalkmak istemeyeceğim"insanın mezarını bile göremedim daha.
Çok anlamlı bir yazı.Beni anlatmışsınız.
Gönlünüze sağlık.Sevgiler.
Çok enteresan .. rahmetle anılmasına sebep olduğunuz babanızın adı!! İlk defa duyduğumu söyleyebilirim.
Sevgili Ramazan,yanlarına uzanıp kalkmak istemediklerimizin zaten beynimizde her gün ve gece ziyaret edilen kabirleri mevcut! yeter ki anılan ya da gidilen, bizden sonra gelip bizden önce gitmesin!!!
Yorum Gönder