17 Nisan 2011 Pazar

......... Aklımdaki sivilce!..

Genç kızlığa adım attığım yıllarda, benden izinsiz yüzüme misafir olan fazlalıklar olurdu.. Nice pazarlarıma tam anlamı ile limon sıkan!!  :))
Sabah bir uyanır bakardım ki burnumun ucunda koca bir tümsek!! Ya da çenemin ucunda dokunsam feryat edecek kadar acı veren bir volkanik dağ!! Deli olurdum üzüntüden.. Tam da güzel görünme çabaları içinde olduğum tatil günlerine denk gelirdi ne hikmetse!! :)
Alırdım elime aynayı bir de ucunu yaktığım bir iğne….
Gerisi malûm.. anneme yakalanmamaya özellikle dikkat ederdim. “yapma kızım yapma… izi kalıııırrrr” demesin diye.. ezberlemiştim zira ne zaman suratımın orasını burasını mıncıklayıp sıkmaya başlasam, annem kurulmuş otomatik plâk gibi “çok pişman olacaksın sonra ama iş işten geçecek” .. diye başlayıp devam ederdi konuşmasına..

Bir gün canıma tak etmişti.. baktım sorsam da anlatıyor uzun uzun sormasam da! … en azından sordum da anlattı diye kalsın aklımda demiş ve sormuştum: “izini kapatmak mümkün değil mi anne?”

           Cevabı bilinemeyen bu soruyu, yıllar sonra kendime soracağımı bilmeden!!.. Hey gidi günler… ne günü ?? hey gidi yıllar… hatta anasını sattığım asır!! İçi cerahatli olan yaralar, sivilceler sıkılıp cerahati akıtıldığında,  mikrobun kana karışmaması için bir tıbbi müdahale yapılmazsa eğer, enfeksiyon tehlikesi baş gösterir bunu bilmeyen yoktur.
           Ve bunu öğrenmek için aradan yarım asrın geçmesine de gerek yoktur!.. Ama içinde cerahati ile bırakılan yaraların da kendi kendine kuruması ve iyileşmesi mümkün değildir ne yazık ki. Yani mutlaka bir müdahale şart! Dıştan ya da içten!  İzi kalır diye korkmadan!!.. Öyle çok kozmatik niyetine ıvır zıvır var ki piyasada, biri olmazsa diğeri ile kapatılır geçici de olsa yaranın izi, diye düşünülebilir .. veya limon sıkarak!..  
-c- vitamini .. iyi gelir diye !!


        Oysa... Keşke mail box larda olduğu gibi insanların beyninde de junk box olsa ne muhteşem bir netice olur!

Yani bilgisayarın "pılı pırtı" kabul ettiği … hani, lüzumsuz gördüğün… daha açık bir ifade ile senin adres listende bile yer vermediğin için, kapını çalmasına da izin verilmeyen, beklediğini
bile göremediğin!!
Yani demem o ki, keşke beyinlerimizin de Junk E.mail. odası olsa.. Junk memory!!  Gereksiz- değersiz-bilinmeyen- reddedilen anıların tıkılacağı bir oda! Ve beyin bir süre sonra "süresi doldu" diye silip yollasa uzayın boşluklarına.. odadakileri... pılısını pırtısını toplayıp!..

        Ancak, akılda izi kalan, yürekte iz bırakan bir gölgenin izini silebilecek bir buluş yok henüz..bulunamadı!  "Zaman" denen bir süreç olduğu söylenmekte sadece.. izlerin silinmesini sağladığı düşünülen!



Rivayet muhtelif :))


          “Zaman” çok değerli..  İzinin silinmesi istenilen ne varsa, izinin kalabileceği riskini göze alıp, akıldaki sivilceyi patlatmak gerek!






33 yorum:

Yaşamın kıyısında dedi ki...

"Zaman" da izleri silmiyor arkadaşım, sadece depoya yüklüyor ve hatta gününü, dakikasını unutmadan.
O tümsekler oluştuğunda içindeki cerahati yüreğe akıtıp izini beyne depoya gönderiyor:(

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Bir solukta okuduğum yazının üzerine ahkam kesmek abesle iştigal olacağından kısa keseyim sevgili Gülsen hocam; şimdiki gençlerin sık kullandığı "delete" tuşu gibi bir icatla, ileride izleri bellekten silmek olanağı üzerine bilimsel çalışma yapmak üzere
hazırlıklara başladım, önemle bilgilerinizi rica ederim.:) Sevgilerimle..

ayferbilici dedi ki...

Düşünce ve duygularımızla içselleştirdiğimiz soruların çözümünü zamana bırakmak, kaçak dövüşmek gibi geliyor bana. Öyleyse evet..hiç bekletmeden, hemen temizlemenli sivilce.

İz kalması ihtimalini düşününce ondan kurtulmanın yolunu bulma ihtimali takılıyor aklıma. Ve daha önce takılanlara karışıyor orada..
*
'Unutmalıyım artık' deyişimin ve nasıl sorusunun cevabını sonraya bırakarak rafa kaldırışımın üzerinden sadece saatler geçti. Bir kaç saat sonra bu yaprağı okurken nasılına ulaştım sorumun. İz'den nasıl kurtulurum'a ulaştım. Bundan uzun olmasın:) uzunca bir yorum yazdım önce..Sonra baktım maksadı aşmış yazdıklarım, içimi döker olmuşum burada..vazgeçtim aldım, dosyaya sakladım. Hani belki sonra yayınlarım..

Bu muazzam konu ve bu eşsiz ifadeler sayesinde..iki özel soruya cevap buldum.

Teşekkür ve sevgilerimle,

gülsen VAROL dedi ki...

Benim bir lâfım vardır sevgili yaşamın kıyısında, "herşey hatırlanmak şartı ile unutulmaya mahkûmdur." derim..
Hepsi olmasa da pek çoğu, "kötü ve yaralayıcı anı" olmaktan arınıp, "etkisi az bir anı" haline dönüşüyor..
Demek ki, "zaman"ın hükmü de bu kadar beyne karşı!!

gülsen VAROL dedi ki...

Güzel bir tesellinin salıncağında sana güzel rüyalar dilerim sevgili Jivago!! :))

gülsen VAROL dedi ki...

Yazdığın yoruma sevindim sevgili Lodoscum.. yol gösterici olmuş yol arayan!!
Dilerim ulaşılması istenen mesajlar da yolunu kaybetmişe fayda sağlar.

Adsız dedi ki...

Güzel kadınn merhaba:)
İnsan bir şeyi arıyorsa, o şey de arayan kişiyi arıyordur.
Yazını okuyunca elim istem dışı yanağıma gitti, aradı bişeyler ve buldu!
Ergenlik dönemim ve sonrasında sivilcelerle hiç sorun yaşamadım, görmedim ki hiç!
Bir sabah uyandığımda elim yanağımdaki acı veren sivilceye dokundu, hafifce okşayarak.
Nefret etmedim, sıkmak istemedim, içindekiler çıksın da rahatlayım istemedim;izin verdim yanağımda büyümesine.
Yaşarken, sürekli zihinlerimizi yatıştırmaya çalışıyoruz.Kötülüklerin, bencilliklerin, mutsuzlukların, acıların her şeyin kaynağı neyse onun kalıntılarını, izlerini yok etmeye çalışıyoruz.
Çevremizde neyin iyi, neyin kötü olduğunu, nelerin bizi rahatsız ettiğini, mutsuz ettiğini düşünerek kafa yoruyoruz, ruhlarımızı tüketiyoruz.
Sivilcemi sevmeyi öğrendiğim gibi arka bahçeme attığım çöpleri de sevmeyi öğrendim Güzel Kadın!:)
Güzel olsun her anın.

gülsen VAROL dedi ki...

Bu kadar basit değil konu.. yani derin duygular içeren konuları, kelimelerin yer değiştirmesi ile basite indirgemek, o konunun derinliğini satıh yapamaz sevgili sıradan balık.. Sonra şöyle bir soru gelebilir akıllara... o zaman neden mutluluğu bu kadar arayan varken mutluluk delip onları bulmaz???
Yani mörfi miydi neydi o kanun her zaman doğru orantılı geçerlilik sunmamakta!!..

Esin Bozdemir dedi ki...

“Bazı kelimeleri sözlükte bulamazsınız. Daha doğrusu, sözlükte bulduklarınızla, sizin yorumunuz arasın da hiçbir benzerlik olmayabilir. Hatta bunun tam tersi bile mümkün. Gülse’ nin hafızasına takılan, hafızasından adı gibi hiç silinmeyen bazı sözcükler vardı… Zaman zaman hiç sebep yokken hatırlıyordu onları. “Unutmamak” kelimesi ile “Hatırlamak” kelimelerinin insanı aldatan benzerliği arasından, bazen ortaya çıkan telafisi zor hatalar geliyordu aklına…”Hiç unutmadım” demek yerine, “hep hatırlıyorum” demek daha doğru ve dürüstçe geliyordu ona! Çünkü her şeyin, hatırlanmak şartı ile unutulduğunu çok geç anlıyordu insan. Kabul etmek istemese de, kabul etmemek için mücadele etse de!...(S. 166)"Albumdekiler"

Gülsen Hocam yazınızı okurken; tarihe karşın izleri yok etmenin mümkün olup olmadığına verilecek en doğru sözlerin (kendi yaşadıklarımı da göz önünde tutup izleri düşünerek!) sizin o muhteşem kaleminizden dökülen ve hafızamdan hiç silinmeyecek olan "Albümdekiler" romanınızdan aldığım sözlerinizle yanıtlamak istedim.

Düşündüren ve pazarımıza anlamlı limonlar sıkan.)bu güzel yazı için teşekkür ederim...
Güzel bir hafta dilerim...Sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Teşekkür senin hakkın sevgili Esin, beni kendimle tenakuza düşmekten yine kendi sözlerimle kurtardığın için.. Ama bazen düşünüyorum acaba beni ben yapan aslında bu gel-gitlerim mi??

Unknown dedi ki...

siyah noktaları sıkmak daha iyidir, iz bırakmaz :) yazınız çok hoştu, sevgiler...

gülsen VAROL dedi ki...

ama onlar "nokta" !!

Newbahar dedi ki...

Kalemimin İncisi;
O 73 sayfadaki şiiri gönderirken dedim ki kendi kendime ''Gülsen Hocamın sevdiği şiir, mutlaka bu olmalı''

Hani etiketleme vardır ya facede, onuda ben size etiketledim, hemde çoktaaannn...

Sivilcesiz bir yorum oldu, burdayken hemen yazmak istedim:)

Sizi seviyorum

gülsen VAROL dedi ki...

olsun..:) sivilcesiz günlere uyanmanı diliyorum sevgili newbahar.. nice 73 sayfaların tamamına..

Ecehan dedi ki...

Sivilvelerimiz hergün yeniden oluşmaya devam edecek gibi görünüyor.
Lakin bence iyi bir dost lazım tam bu anda.Öyle bir dostlukta bulunacak ki; kana mikrobu bulaştırmayacak, sen farkında bile olmadan seni başka diyarlara götürüp temizleyecek, arındıracak.
Mesela sen...
İyi ki varsın dostum.

gülsen VAROL dedi ki...

belki de izin kalmamasına ya da kalan izlerin hoş bir anı olduğuna inanılmasına yardımcıdır o dostlar sevgili ecelerimin ecesi..

Sedencik dedi ki...

e yok artık ne asırı...
sevgili Hasretsenfonileri ruh yaşınızla/yaşımızla varız veya yokuz :)
iz kalmışsa bizde...
zaman da silmemişse eğer,şanslıyız belkide...
mutluluktan kalan bir izse..
hatırladıkça mutlu olmak için...
-ama yazınıza konu olan bu değil sanırım-
acıdan hüzünden bir izse unutmamak ve kendi payımız olan kısmını bir daha tekrarlamamak/karşıdakine tekrarlatmamak için...
mutluluktan hüzne dönüşte kalan bir iz ise bu...
zaten hayat gibi değil mi sevgili Hasretsenfonileri...
döngü...
tiyatro maskını bilirsiniz bir yüzü güler diğeri ağlar...
yüreğinize sağlık...
sevgiyle...

gülsen VAROL dedi ki...

gerçekçi olursa insan, ki çoğu zaman acı/d/t/ır, o zaman o gerçeği kabulleniş mümkün olabiliyor sevgili, Seden..
Yoksa ruh yaşı safsatasına inanıp yoluna devam ederse, o zaman o asırlık sivilcelerle baş etmek ne mümkün?

Akgül Çubukçu dedi ki...

Gülsen öğretmenim merhaba;
Bu ikinci yazacağım yorum. Umarım bunu iletirim. Ama bu kez göndermeden önce kopyalayacağım. Her olumsuz olay, bir ders veriyor insana, görüyor musunuz? O kadar zaman sonra, o hasretle yazdığım uzuun yorumumu bile yutup yok etti ya blogspot, ben ne diyeyim artık?

Blogspot kapandığından beri, uzak kaldım yazılarınızdan, paylaşımlarınızdan. Facebook'u da kapattım ben biliyorsunuz. Siz DNS ayarlarını değiştirip, girdiğinizi belirtmeseydiniz, benim daha uzun süre haberim olmayacaktı yazmaya başladığınızdan. Epey çok şey kaçırmışım. Bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Önceki yorumumda yazdıklarımı nasıl toparlasam bilemiyorum ama sizin yazılarınızın, benim kendi içime dönme, duygu ve düşüncelerimi analiz etme gibi etkileri oluyor üzerimde.

Örneğin; O "akıldaki sivilceleri" hatırladım. Ben de zamanında sivilcelerimle çok uğraşmıştım. Ama o içtekileri patlatmak mümkün değildi. Onlar orada öylece kalmışlar sanırım. Üstünü örtmek, yok varsaymak da, yok olmalarını sağlamıyor ne yazık ki.

Bu arada benim "Delete" tuşu da iyi çalışıyor sanırım. Çoğunluk geçmişini çok iyi hatırlarken, benim belki de unutmaya çalıştığım olumsuzluklar yüzünden, iyi anılarımın da sisler arasında kaybolup gittiğini anlıyorum.

Yalnız zaman zaman, küçücük bir figür, bir ayrıntı, bir şimşek çakması gibi anlık geri dönüşler mi desem artık bilemiyorum, bazı silik, puslu anıların varlığını hissediyorum ama bu duygu da çabucak kaybolup gidiyor.

Tam tamına aynısı olmamakla birlikte fazlaca uzun oldu yorumum yine, bağışlayın. Çok güzel bir yazıydı paylaşımınız. Yine benim kapalı kutu ruhuma anahtar oldu... :))
Sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum.

gülsen VAROL dedi ki...

EVET... YAZILARIMI GERÇEKTEN ÖZLEMİŞSİN SEVGİLİ ANJELİKA.. :)

EKSİKLİĞİNİ HİSSETTİĞİM KADAR YOK MU??

tufan dedi ki...

"Hayal gücü bilgi gücünden önemlidir" demiş bir düşünür,hayallerimizle zenginleştirdiğimiz beynimiz unutmayı da önlüyor.Unutamadığımız,patlatıp cerehatini akıtamadığımız izi kalanlar bizim beynimizde simgeleştirip hafızamızın bir köşesine konuk ettiklerimiz değil mi?Esas olan ruhumuzdaki derin izlere aldırmadan yaşamın eteğine sarılmaktır,geride kalan toza dumana aldırmadan,gözümüzün tuzu her cerehati kurutmuştur diye düşünüyorum sevgili hocam..

Saygılar sevgiler.

gülsen VAROL dedi ki...

Muhteşem bir ifade.. "gözümüzün tuzu her cerahati kurutmuştur".. teşekkür ederim sevgili Tufan..

Asortik Krep dedi ki...

Bence de insan aklındaki sivilcelerden kurtulmalı,hatta ruhundaki.Bir aşama da etrafındakilar için olsa fena olmaz :)

gülsen VAROL dedi ki...

ruhta pek yerleşemiyor zaten o sivilce sevgili asortik krep...beslenemeyince sönüp gidiyor.. ama akıl... hele de akılsızsa o aklın sahibi!!!

rakiip dedi ki...

Blogerin açıldığını şimdi gördüm sizi ve tüm blog dostlarını özlemşim:)

gülsen VAROL dedi ki...

Esas özlenen sizsiniz sevgili ustam .. Bloglar da daha tam randumanlı kullanılacak şekilde açılmadı zannederim.. Yani DNS ayarlarını düzeltenler girebiliyor diye biliyorum..
Zaten gaye buydu! Muhabbette ve fikir paylaşımında kopukluğu sağlamak!!..

Sivil dedi ki...

Beynim sivilcenin kendisi. Çok sıkasım var.

gülsen VAROL dedi ki...

ÇOK İSABETLİ BİR KARAR!

nihansu dedi ki...

Yüzdeki sivilceyi oluşturan sebepleri bilemesem de aklımızdaki sivilceleri yaratan bizleriz. Hatta içinin dolup iyice cerahat halini almasına sebep de... Ehh zamanı gelince de patlatmak, sıkmak, içini boşaltmak da bizlere düşüyor; iz kalsın ya da kalmasın.

Herşey bir tarafa konuyu ele alış biçiminize, benzetmelerinize ve ifadelerinize hayran kaldım bir kez daha. Çok anlamlı ve çok güzel bir yazıydı. Evet çok haklısınız; "rivayet muhtelif"...

gülsen VAROL dedi ki...

Tecrübe, hataların çokluğundan değil, hataların tahribatını önlemeyi öğrenmekten ibaret sevgili Nihansu..
Aslında rivayetin gerçekle pek ilgisinin olmadığını ve.. her gerçeğin de bir gün rivayete dönüşebileceğini öğrendiği an insan, "İZ" kendini yok ediyor.

Ful yaprakları dedi ki...

çok güzel bir yazıydı, keyifle okudum,
ellerinize sağlık:))

gülsen VAROL dedi ki...

Hoşgeldin sevgili Ful yaprağı.. Kapın açıktı... girip dolaştım bir demet ful topladım bahçenden!! :))

didem dedi ki...

Oyle ivir zivirlari atacak bir
"cop kutusu" oyle lazim ki. Insan aklindan atti saniyor ama o oyle cabuk su yuzune cikiveriyor ki bilincaltindan o attigini sandiklarin, sasiveriyorsun...