Çok çok eskiden...
“bir varmıııış....” diye başlamadığıma bakmayın, ama tıpkı masala benzediği için anlatacaklarım, o niyetle okuyabilirsiniz..
Çok eski günlerde, henüz 4-5 yaşlarımdayken bir 23 Nisan günü.. babam sabah işe giderken "bayramı seyredip eve dönün size bir bayram hediyem var eve getirecekler" dedi..
Öğleden sonra evimize kocaman kocaman adamlar geldi. Ellerinde kalın siyah uzun uzun tekerlek gibi omuzlarına astıkları kordonlar vardı. Sokağımızın köşesindeki kalın odundan elektrik direğinin tepesine çıkıp bir ucunu bağladılar, diğer ucunu da o büyük bahçe içindeki evimizin duvarına çaktılar.. Sonra, evimizin üst katındaki sofada duran konsolun üstüne o güne kadar hiç kimsenin görmediği kara bir alet bırakıp gittiler..
Ertesi gün tellal, (sahi siz tellalı da bilmezsiniz.. Tellal, kırsal kesimdeki yerleşim bölgelerinde, şehirlerde, kasabalarda veya mahallelerde oturan halkın bilmesi veya duyması gereken haberleri avaz avaz, bağıra bağıra, sokak sokak gezerek haber veren, veya elindeki yazıyı okuyan kişidir.. Kim evlenmiş, kimin çocuğu olmuş, kim ölmüş!!. Nerede sirk çadırı kurulmuş, hangi arsa veya ev satılık, nerede yangın çıkmış.! ). ( Çok sonraları, Demokrat parti seçimleri kazanıp iktidara gelince, belediye caddelerdeki direklere hoparlör bağlatıp haberler oradan duyurulmaya başlamıştı. Söylenenlerin yarısını bile parazitten anlayamayan büyüklerimiz, yine de “ah! Medeniyetin gözünü seveyim” demişlerdi !!.).. Pardon.. ne diyordum ?.. Hah! Ertesi gün tellal “postaneye gidin telefon veriliyor” diye bar bar bağırıp, "Azmi beyler aldııı" diye bir de azizlik yapınca, herkes postaneye gitmeden önce “ne menem şeymiş o?” diye görmek için akın akın bizim eve gelmişti..
Ben pek uslu bir çocuk sayılmazdım. Muzur olmasam da (ki öyle olduğum söylenirdi!) çok hareketli, çok hayâlperest ve ilgi antenleri açık bir çocuktum.
Bugün bayram yerinde konuşan herkes bugünün çocuk bayramı olduğunu söylemişti.. Çocuklar kırmızı grapon kâğıdından yapılmış elbiseler içinde ellerindeki bayrakları sallaya sallaya şarkı söyleyip geçmişlerdi öğretmenlerinin ellerinden eteklerinden tutup.. Babam da bize bayram hediyesi aldığını söylemişti.. Bugün çocuk bayramı olduğuna göre düzmantıkla bu hediye de bana alınmış olmalıydı!..
O nedenle konsol üstüne konan, kenarında borazan gibi bir şeyin asılı durduğu nesneyi keşfetmek istemiştim.. Sandalyeyi konsolun yanına taşıyıp üstüne çıktım ve ayak uçlarımda yükselip, uzanarak o takılı duran kordonlu nesneyi aldım. Evirip çevirip hiç bir yerinde düğme falan bulamayınca takıldığı yere tekrar tekrar asmayı denerken o huni gibi şeyin içindeki biri bana “aluu buyruuun “ dedi!
Mahalle sakinleri, evimizin çapraz köşesindeki evde oturan ailenin İstanbul’dan gelen baytar damadını hiç sevmemiş nedense.. Annem anlatırdı, başı-kıçı ağrıyan herkes bedava doktor diye başına üşüşünce, adam kendisinin hayvan doktoru olduğunu, kendilerini muayene etmesinin mümkün olamayacağını hatta bunun onlar için bir hakaret olabileceğini söyleyip kibarca hepsini sepetlemiş.. Annem, evimizdeki bilumum hayvanatla ilgilenmesini rica ettikten sonra da evimizden çıkmaz olmuş.. O gün de annem avaz avaz yetişin diye bağırdığında da ilk gelen baytar olmuş.. Adam yine kedilerden birini akrep-çiyan falan soktu zannedip alet edevat çantasını kapıp geldiğinde, beni yere çuval gibi yapışık görünce çok şaşırmış, sonra gözlerime ışık tutup bakmış ve “ya başını vurmuş ya da çok korkmuş, şokta bu” demiş.. Neden sonra ben koklatılan çok pis bir kokuyla kendime gelip ağlayarak ve korkuyla “içinde biri var ... bu... konuşuyo!..” diye konsol üstünü gösterince de işin aslı anlaşılmış ki, ben medeniyetle tanışmışım!! :))
“19” telefon numarası ile evine telefon takılan 19. aileydik.. Ahizeyi yerinden alıp, takılan kolu tık-tık oynatınca postahanedeki santral, hattı açıp kiminle veya hangi numara ile görüşmek istediğini sorup bağlıyordu telefonu.. Yaa işte böyle.. gel de medeniyetin gözünü sevme!
Şimdi bunları yazarken odamda karşımda duran o antika konsola bakıyorum.. daha neler geliyor aklıma ve daha neler geçiyor aklımdan bir bilseniz!

15 yorum:
23 Nisan'da devamlı aklımıza düşen nostaljik anılardan sadece birini dinledik sevgili Gülsen hocam. O konsolun içinde kim bilir daha neler var...Kendi adıma sabırla ve öğrenmek üzere! bekleyeceğim. İyi pazarlar..
Çok güzel çağrışımlar yaratan bir paylaşım. Ben de ilk Aygaz ile buzdolabı için benzer şeyler hatırlıyorum.
23 Nisan Bayramı ve anımsattıklarına dair paylaşımınız olan anılarınız ve o anılardaki objelerin antika değerindeki önemleri ve anlamı unutulacak gibi değil gerçekten!.. bende o konsolun sessiz tanıklıklarını merak ettim doğrusu!kimbilir ne çok şeylere şahit oldu!:))
Gülsen hocam, nostaljik yolculuklarınızın vagonunda sizinle birlikte yolculuk yapmak inanın bizler için çok keyifli bir pazar alışkanlığı oldu..:)
iyi pazarlar ve güzel bir hafta dilerim...
Gülsencim, öyle güzel anlatmışsın ki gözümde canlandı senin o halşn :) Ben de büfenin üzerinde duran koca radyonun içindeki adamları bulmak için arka kapağını sökmeye çalışrken yakalanıp ceza yemiştim babamdan :)
Minik Gülsen'i meraklandıran ve korkudan şoka sokan medeniyetin sesini bizler yıllar sonra işte böyle tatlı tatlı okuyoruz.
Nedense 'yaa işte böyle' ile biten anlatımlara bayılıyorum ben.
Bir de bakmışım 'daha yok mu?' diyen sesim ve mütebessim ifademle başbaşa kalıvermişim.
Geceniz verdiğiniz bu huzur ve tebessümümü kat kat geri versin size.
Beni nerelere götürdün öğretmenim bir bilsen. Gözünü seveyim medeniyetin tüm yeniliklerini sanırım bizim kuşak yaşadı. Şimdiki teknoloji şaşırtmıyor kimseyi.
Konsolu ara ara karıştır arkadaşım, çok güzel oluyor.
Sevgiyle...
O konsolun içinde eminim ki çok güzel anılar var.
Ananemin kırmızı, çevirmeli bir telefonu vardı.
Yazları onun yanına gittiğimde, evde yalnız olduğum anlar da, çevirirdim ezbere numaraları ve kıkırdardım en arsızından:)
Medeniyet hakikaten sok yaratiyor! Ben simdilerde elektroniklerde o soku yasiyorum. Hergun yeni birsey cikiyor, birine adapte olurken haaydiii baska birsey. Kablolardan gecilmez oldu ortalik. Hele hele o kucuk yasta nasil sasirdiginizi tahmin edebiliyorum.
23 Nisan'i boyle guzel anilarla hatirlamaniz cok guzel. Daha nice cocuk bayramlarina. Biz Seattle'da cok guzel bir festivalle kutladik cocuk bayramini, okursunuz blogumda. Sevgiler
Konsolunuzdaki saklı anılarınız kimbilir ne çoktur,23 Nisan anınız yüzüme tebessüm oldu,teşekkürler,Gülsen Hanım,sevgiyle kalın...
Gülsen öğretmenim, hayranım size. Çocukluğunuzdan başlamak üzere ne çok ayrıntıyı ve olayı hatırlıyorsunuz. Maşallah diyorum. Ve anılarınızı o akıcı ve bana çok çok keyif veren üslubunuzdan okumak nasıl güzel bir duygu anlatamam. Her anı gözümün önünde canlandı. Paylaşabileceğiniz tüm anılarınızı okumayı o kadar çok istiyorum ki. Çok ama zok zevk alıyorum, o kadar da çabuk bitiyor ki, tadı damağımda kalıyor. Çok güzeldi gerçekten, kendi adıma teşekkürlerimi ve sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum... :))
Anılarını okumak güzel...
Ya yazmak? İşte orada duruyorum.
Ne çok perde aralanıyor gözünde her satırı yazarken kimbilir; tahmin ediyorum.
Kimbilir?...
Ne güzel bir anı sanırım bizim hiç böyle anılarımız olamayacak. Hatta yeni nesle daha da çok acıyorum. Biz hiç değilse çamurdan pasta, taştan kına, yapraktan para, mandaldan bebek yapıp oynayabildik. Yani hayal kurabildik. Şimdiki çocukların her şeyi hazır. Ağlayan, dans eden bebekler, trenler, uzaktan kumandalı arabalar, uçaklar ve daha neler neler...
Telefonun içinde insan vardı, radyonun içinde insan vardı!...
Yüzlerce anı ise eski komidinlere sığmayacak kadar dolu doluydu...
Siz bir tanesini anlatırken bizlerden de pek çok anı haykırıyor.
Anılarımı depreştiren Gülsen sesiydi yine.
Minik Gülsen'in teknolojiyle tanışması biraz can yakmış ama yıllar sonrası için ne hoş bir anı olarak kalmış.
Teknolojinin her yeni ürünüyle tanışmamız şaşkınlık yaratırdı eskiden bizlerde. Oysa şimdi öyle süratle gelişiyor ki herşey, biz şaşırsak ta yine, gençler her gelişmeyi son derece doğal hatta geç bile kalmış edasıyla karşılıyor.
Bana bir yorumunuzda "Tık tık tık!!! Geç gelen misafire kapı açık mı?" diye sormuştunuz. Şimdi de ben aynı soruyu soruyorum, geç geldim belki ama aslında hep yanınızdaydım ve hep de olacağımı umuyorum.
Sizin kaleminizden çıkan bu güzel anıları okumaya doyamıyorum hele de o akıcı üslubunuzla yazdığınızda... Buruk bir gülümseme yerleşti yüzüme bugün yeniden okuduğumda.. Ve aklıma ilk defa renkli televizyon ekranında futbol maçı izleyişim geldi. Babama "Aaaa çimler yeşil görünüyor" dediğimi hatırlıyorum da şimdi gülümsüyorum bu cümleye.
Hep derim ben bu dünyaya çok geç gelmişim, keşke medeniyetle tanışma zamanlarında doğmuş olsaydım ve şu anki medeniyeti hiç tatmamış olsaydım.
Yorum Gönder