Müzik bölümünde okuduğum yıllarda kulak eğitimi derslerimize giren Fuat Koray, bize bir müzik dinletir ve bu melodinin bize neler hatırlattığını yazdırırdı.. Sonra da kompozitörün o müziği hangi duygularla bestelemiş olduğunu anlatıp, hangimizin gerçeğine en yaklaşık bir yorum yaptığımıza bakıp not verirdi. Böylece müziğin ruhuna vakıf olabilip olamayacağımızı ve buna kulaklarımızın duyum olarak yeterli olup olmadığını öğrenmeye çalışırdı..
Meselâ Rus kompozitör Rimsky Korsakov’un "arıların dansı" adlı bestesini sınıfa dinlettiği gün, ben o müziğin, sivrisineklerin hücumuna uğrayıp kaçışan insanların pat pat onları öldürme savaşı içine girdiklerine benzettiğimi yazmıştım .. ve bu benzetişim epeyce alay konusu olmuştu ama iyi bir derece almamı sağlamıştı..
Bir süre sonra sene sonlarına doğru haftada iki gün devamlı dinlediğimiz ve hakkında olur olmaz şeyler yazıp tahminler yürüttüğümüz dersin sonlarında hocamız bu defa “en çok etkilendiğiniz müzik hangisi oldu” diye sormuştu.. Bu soruya herkes kendi yorumunda en yaklaştığı müziği seçmişti haklı olarak. Doğrusu da buydu zaten. Ama ben “schubert’in bitmeyen senfonisi” diye cevap vermiştim.. Üstelik besteyi şimdi bile dinlesem tek bir mezürünü hatırlamam mümkün değil.. Tabii hepimiz “neden?” sorusunun sorulacağını da bildiğimizden, verdiğimiz cevabın bir de “neden”ine cevap hazırlamıştık!!
Hocam verdiğim cevabı okuyunca çok şaşırmıştı çünki iki defa neredeyse tam isabet tutturduğum beste yorumlarım olmuştu.. “Neden ?...” dedi hafif kızgın bir sesle gözlüklerinin üstünden bakıp… "Çünki içlerinde en akıllısı schubert’miş hocam" dedim.. "Bunca yıl geçmiş beste hâlâ bitmemiş!!!" Nasıl bir kahkaha tufanı koptuysa sınıfta, sınıf kapısı açılıp kapandı .. açılıp kapandı .. açılıp…. Zuckmayer içeri girdi ! yüzünde sahte bir gülümseme ile elleri arkasında birleşmiş olarak.. “şan tekniklerine mi çalıştırıyorsunuz sınıfı Fuat bey” diye sordu.
Hocamız olayı kısaca özetleyince, gözler bana döndü.. “neden bitmeyen senfoni” diye tekrarlanan soruyu soran Zuckmayer’e, "Schubert, bana bitmeyen bir aşkı bestelemiş gibi geldi hocam.. belki bunu kendisi bile bilmiyordu.. öldüğü için beste yarım kalıp adı "bitmemiş senfoni" olmuş ama aşk da bu nedenle bitmemiş.. Bitmeyen aşkların olabileceğine inanan bir kız olarak da bu besteyi seçtim." dedim.. hafif ... çe .. kırıtarak!!! :))
Hocamın bunca yıl kendime bile veremediğim cevapsız kalan sorusu ise hâlâ kulaklarımda yankılanmakta..
"Sence tercih ettiğin bu beste, bitmemesi için şart olan gerekçesine mi, yoksa şartsız bitmeyeceğine inandığın için mi ? "

16 yorum:
Pekii cevabınız bugün olsa ne olurdu Hocam... Desem haddim olmayarak, cevap verir miydiniz:)
Sevgiler
Verirdim sevgili Çınar.. hem de iki cevabım olurdu. Birincisi 'had'din ne olduğunu ÇOK İYİ bilen bir dostum olduğun için onu yok saydığım..
İkinci cevap iseee... :))
Dünyaya bin kere gelsem, inanmak isteyeceğim tek olgunun "bitmeyen aşk " olacağını biliyorum..
Yine o bin kere gelişte, hislerin gücüne dayanamayıp, insanı insanlıktan çıkartan o duygunun bitmeyeceğini zannetme hatasına düşeceğimi de biliyorum..
Ancak, kendisini duygu gölünün ortasında bir ada olarak kabul eden bir aptal kadın olarak, bu sorunun gerçek cevabının ne olduğunu da biliyorum sevgili Çınar..
AŞKI ÖLÜMSÜZ KILAN, ÖLÜMDÜR!
AŞK OLSUN be Hocam... Sonu ölüm de olsa:)
Sanırım tam olarak anlayabilmem için birkaç kez daha okumam gerekecek. Zira ben bu çelişkinin içinden pek çıkamadım; ölümsüz aşk, bitmeyen aşk var ama ancak ölüm olduğunda mı sıfatı ölümsüz olabiliyor? Aslında evet, yaşarken bitmeyecek olan aşk yoktur bana göre.
Ayrıca bu nasıl muhteşem bir eğitimdir? Nasıl bu kadar harika bir öğretme biçimi olabilir? Ya Hocanızın verdiği yanıt.. Evet üzerinde defalarca düşünülmesi gerekiyor.
ilk okuyuşta anladığına eminim sevgili Nihansu'm.. belki de duygu dünyanın anlamak istemediği tarafıdır sana bunları yazdıran :)).. Evet tam anlamı ile hislerin çeliştisi... ya da beynin paradoksu!!
Aldığım Eğitim konusunda çok çok haklısın.. Şimdi orası Müze olmuş.. Yepyeni muazzam bir müzik binası yapılmış... ve adı sanı pek duyulmayan hocalar, beethoven'in eserleri için gavur müziği dediğinden; klasik müziğe pek rağbet etmiyorlarmış..
Ben, Cumhuriyet tarihimizin HER ANLAMDA mükemmel olan meyvelerini tatmış şanslı kullarındanım..
Gerçekten şanslısınız eğitim konusunda. Bir kez daha hayranlıkla okudum.
Aşk'a gelince; Ancak yaşanamadığında ölümsüz aşk olarak kalacağına inanıyorum.
Karadenizli bir arkadaşımız vardı sevdiği ama ölümüne sevdiği bir adamla el ele göz göze yaşarlardı yıllardır.. evli değillerdi.. nedenini sorduğumuzda, " oyle bir aptallik niye ediim, aşk evlenince intihar edii" demişti..
Evet sevgili Anjelika ya da böyle yaşanınca ölmüyor ??? :))
İnanıp inanmama arasında bocalamaktansa, ben eseri dinlemeyi tercih edeceğim, bakalım ne zaman çözerim ruhundaki gizemi..
Saygılar sevgiler..
Bir beethoven hayranı olduğu halde onu sadece tabutunu taşıyan arabanın arkasında meşale taşıyarak görebilmiş bir müzik devi Schubert sevgili Tufan.. Frengiden 31 yaşında ölen bir dev..
Onca muazzam eserlerinin içinde yarım kaldığı ve bitiremediği için "bitmemiş senfoni" diye adlandırılan eserle anılması çok enteresan..
İlgi odağı olmasının daha doğrusu akılda kalıcı olmasının sebebi BİTMEYİŞİ!!
Pazar sohbetin 'bitmeyen aşk' bana ışığın büyüsüne kapılıp pervane misali ölesiye etrafında dönen küçük kelebekleri anımsattı. Aşk'da tıpkı kelebekler gibi insanı sonsuz umut ve beklentilerle yanıp tutuşturan, deli divane eden,yaşamın en
başdöndürücü, en heyecanlı duygusu bundan hiç kuşkum yok.
Bu sihirli duygunun 'provasını' yaşamları boyunca hiç yapmamış kişiler olabileceğini de düşünemiyorum.
Shakespear,'Love is maddness' demiş, yürekten katılıyorum...
Çoğunlukla bağımlılığa dönüşen ancak takındığı 'aşk maskesi' ile gözümüzü kör eden bu duygunun yaşandığı an mucizevi niteliğini kaybettiğine inanıyorum.
Bitmiyen aşk'ı tahtından indirecek en değerli en kutsal duygunun da 'bitmeyen sevgi' olduğunu düşünüyorum.
Ancak 'Aşk'ın mucizevi niteliğini gözardı etmek de'aşkın gücüne' haksızlık olur.. Tanrının özel yetenekler bahşettiği,mesajlarını onların aracılığı ile insanlığa ilettiğine inandığım,ayrıcalıklı kişilere yaratıcı güçlerini ortaya çıkarmalarında onlara eşlik eden,ilham veren ''Aşk'',aynı zamanda ulvi bir enerji kaynağıdır.
Aşk çoşkusunun ürünü olan eserlerin üzerinden yüzyıllar geçse bile ışığının hiç sönmeyeceğine,renklerinin hiç solmayacağından,nesiller boyunca aynı çoşku ile duygu ve düşüncelerimize hitap edeceklerinden hiç kuşkum yok.
Bu da 'Aşk'ın Ölümsüzlüğünün ölüme meydan okumasıdır bence..
Sana sadece teşekkür edebilirim Sevgili Güzel kadın!! benim gerçekten hayran olduğum sevgili dostum meslekdaşım..
Muhteşem bir anlatım bu... Arkadaşlarımla paylaştığım için gururluyum.
Aşk çok kompleks düşünce ve duygular getirebilir.
Günümüzde en ufak bir dugunun bile kısa ömürlü olduğu düşünüldüğünde bitmeyen bir aşkın kıyısından bile döndüyseniz yaşamınızda ne mutlu size.
Dostça Kalın
Sonsuzluğunda başka sonsuzluğu ispat edilmişken ve ben ısınma turlarındayken merhaba hocam.
Sevgilerimle...
Evet haklısın .. Ne mutlu o kıyıdan geçenlere sevgili uygar..
Sen biraz üşümüşsün bu seferki turlarında zannederim sevgili Mehmet.. :))) Hoşgeldin..
En son yorum üzerine kitap yazılır.
Yorum Gönder