Herkesin yazıp göndermediği hatta aklından geçirip dile getirmediği, dile getirdiklerini kalemle akıtmadığı mektupları vardır eminim.. Ben 13 yaşımda “gönderilmemiş mektuplar” diye bir roman okurken yakalanmıştım anneme.. Tam, esas oğlan, masasının üstündeki vazoya bakıp boş olduğunu fark ettiği an!. Bir hışımla, Orta Atlasın arasına gizleyip okuduğum romanı almış, ve “bunlar senin yaşın için gereksiz bilgiler kızım.. Söz! sen de 17 yaşına gel.. ben alıp hediye edeceğim sana “ demişti..
Yarım kalan romandaki kadın mektubunda diyordu ki, “ Bu posta paketinde bugüne kadar sana yazdığım ama göndermediğim mektuplar var.. eğer bir gün senin yaş gününde vazonda beyaz güller yoksa, bil ki artık ben de yokum.. bu demektir ki okunmamış mektupları artık okuyabilirsin” ..
Esas oğlan da, bir kucağında duran kutudaki yığınla mektuplara bir de boş vazoya bakıyordu.. Yıllardır kimin yolladığını bilmeden hatta merak bile etmeden, yaşgününde gelen beyaz gülleri vazosuna yerleştirip çalışma masasına koyduğunu,.. ve o nedenle dün yaşgünü olduğunu unuttuğunu hatırlıyordu o boş vazoya bakarken..
***
Benim de içimde sanki bir görevi tamamlamışım gibi bir duygu, göğüslenecek ipin göründüğü hissi, gün geçtikçe büyümekte ve beni yönlendirmekte.. Bu çok farklı bir duygu… bazı zavallı sapık ruhların kumandasında olanlar gibi yalan bir ölüm ilân etmekle yakından uzaktan bir ilgisi yok..
Hani, bedenlerin yakıldığı gibi bir krematoryumun, anılar için geçerli olanı olsa diye kurgular yapmaktayım....
İnsanlar yaşama veda ettiklerinde, en yakınlarından, en uzaktakilere kadar bilinmeyen ve öyle kalması gereken, söylenmemiş ve gönderilmemiş anılarını yazdıklarını; vasiyet edip o krematoryumda yaktırabilseler.. Hiç açılmamak üzere.. küllerini bile savurmaya gerek kalmadan. Ne güzel bir karar.. ve bunu bu güne dek düşünen bir akıllı neden olmamış, olduysa neden hayata geçirmemiş bu düşünceyi ?..
Böyle bir dostu olmalı insanın dosttan öte!!… Kendisi ile beraber anılarını sırlarını hatalarını suçlarını sevaplarını sonsuzluğa uğurlayabilecek.. Bir özel konserve kutusu içinde, bir sobada, hatta bir çöp bidonunda Yakabilecek!..
Merak denen iblise yenik düşmeden.
Prova yapıyorum .. bilmem anlatabildim mi??
Hayatımda ilk defa prova yapıyorum.
Belki ... diye düşünüyorum sonra ..
belki de en güzeli ot gelip saman gitmek!


16 yorum:
Bazen provalar asıl oyundan çok daha iyi oynanabilir usta.
Tıpkı sayfalara sığacak kadar çoğaltılabilecek senin şu yorumun gibi Ustacım..
En çok provası yapılan düşünceler bizi en çok ikilemde bırakan düşünceler olsa gerek. Belki bu sebeple her gün senaryosu biraz daha değiştirilip yeniden prova ediliyor. Bu yazınızda bir ikilem okudum, kendimce yorumladım, doğru yorumladığımı umut ederek... Dosttan öte dost? Ben adayım buna...
Zaten bu mümkün değil Nihansum... yani zihinlerdeki provanın sabit kalması!! aradaki ÇAĞ farkıdır seni ikilemde bırakan.. Uzaklardaki en yakın olan, bunu hissedendir bitanem.
Senin haberin yok herhalde Gülsen...Maalesef seneryonun provasını yapamayacaksın...
Şair...romancı...öğretmen..duygu insanı olmak gibi bir ayrıcalığın olduğu için.. Bu nedenle Prova niyetini derhal iptal edip, tetikçisinin teşhis edilip, bir an önce zararsız hale getirilmesi seni sevenler tarafından şiddetle talep edilmekte..
Güzel dost ve sevgili meslekdaş Leyâl'im... Mektubundaki dedenin torununa söylediği, her yaş grubu için geçerli biliyorsun..
Pekiii.. Senin düşüncelerinin benim için ne kadar değerli olduğunu biliyor musun?
O konserve kutusu ben de olsa ne yapardım diye düşündüm.
İçimdeki iblise yenik düşer miydim, diye düşündüm.
Düşmezdim.
Çünkü ne seni tanımak için, ne geçmişte neler yaşadığını öğrenmek için, ne meraktan onları açıp okuma gereği duymazdım.
Niye biliyor musun?
Şu profile koyduğun her resim,
Attığın imza,
Yazdığın cümleler,
Yazmadığın bazen de yazamadığın cümleler,
Kızdığın kişiler,
İsyan ettiğin kader,
Sevdiklerin, sarmaladıkların;
öyle yeterince iyi anlattı ki seni bana;
eminol senin o sır gibi sakladıklarına ihtiyacım olmazdı.
Kucak dolusu...
Bazan düşünüyorumda beyin kaldırabilecek mi bunca yükü, paylaşılmamış ne sırlar, yazılmamış ne mektuplarla dolu içi, hani bir başına kaldığımızda tekrar tekrar okuruz o satırları, sarıp sarmaladığımız sırları açarız havlandırırız kendimizce, küflenmesine izin vermeyizde toprağa karışmasına bir itirazımız olmaz nedense..
Göğüslenecek ipin göründüğü hissi bir terazi koyar önümüze bazan, neleri geride bırakıp,neleri yanımızda götüreceğimize dair tercihe zorlar bizi, belki de otları samanları ayırma zamanı bu bence, bu provayı hepimiz yaşayacağız ve o sahneye tek tek çıkacağız..
Belkide en güzeli kocaman bir (?) işareti bırakmak geride...
Saygılar sevgiler...
Yazınız derin bir hüzün kuyusuna düşürdü beni Gülsen öğretmenim. Öyle bir duygu ki, anlatılması zor. Zaten duygularını kolayca anlatabilen, anlatmayı isteyen ve de istesem de hakkını vererek başarabilen bir yapıda değilim.
Doğrusu, prova yaptığınız konu üzerinde düşünmek ve yorumlamak çok zor geldi bana. Üzüldüm. Bu kurguların sadece yazılarınızda kalması ve yeni kitaplara prova olması dileklerimle; Sağlıcakla kalınız.
Öylesine güzel ... mi demeliyim, yoksa öylesine seni olduğun gibi yansıtan mı demeliyim sevgili Eceleriminecesi?? Yorumunu okuyup da neyi/niye anlatmak istediğimi anlamayan bir kişi olamaz diye düşünüyorum..
Ne doğru demişsin sevgili Tufan... bir tek toprağa karışmasına itirazımız olmaz!!!
"Göğüslenecek ipin göründüğü hissi bir terazi koyar önümüze bazan, neleri geride bırakıp,neleri yanımızda götüreceğimize dair tercihe zorlar bizi..".. demişsin ya... ben yanımda hiç bir şey götürmek istemiyorum.. hani eğer mümkün olsaydı bile.. ama bir emri-hak vaki olsa da bana yanında recebi götür dense SEVE SEVE KUCAKLAYIP götürürüm... :))
Sen istediğin her şeyi son derece yeterli miktarda ve de ölçüde anlatabilen bir mahir kişisin sevgili Anjelika..
Bir kısır döngü olarak düşün, yazıların kurgusunu mu yapıyor aklım... yoksa aklımın oyunları mı bana yazdıklarımı kurgulattırıyor??
Ben bende birikenleri/kendime yazdıklarımı ateşe emanet etmeyi beceremem sanırım. Ama onları açık denizlere bırakabilirim, kendi ellerimle.
Neyse..şu prova fikrine hiç sıcak bakamıyorum ben hocam..
Yorumunu okuyunca dünyaca ünlü soprano Leylâ Gençer'i hatırladım rahmetle.. O da boğazın sularına emanet etmişti küllerini..
Sıcak bakamadığına soğuk bak o zaman sevgili Lodoscum.. :))
Anılarım , suçlarım, sevaplarımla beraber gitmek isterim. Onları ben yaşadıysam onlar benimdir kimseyle paylaşmak istemem Gülsen hocam....
Provayla ilgili düşünceleriniz birden soğuk dUş etkisi yapsada , düşündüğümde ben de ara ara yapıyorum o provayı.....
Ama kime ne zaman sıra geleceğini bilen tek varlık var....
Onun da işine karışmamak lazım:))))
İstesek de istemesek de nasıl olsa bir gün esas gösteriyi ! yapacağız en iyisi o güne kadar yanımızda götürmek üzere güzel şeyler biriktirmek.
(Lafı uzattım aslında içimden gelen
'lütfen böyle konuları yazmayın' dı)
SEVGİLER
hem hak veren hem isyan eden satırlarından hak verişi aldım kabul ettim sevgili Nazlım..:))
Kimi zaman değil, çoğu zaman doğru olan tartışmasız gerçekler, insanın kabul edemedikleri olur..
Yorum Gönder