18 Ocak 2015 Pazar

"Yaşlı, Gençten daha avantajlıdır".. Neden mi?

             
        


Zaman zaman, herkesin aklına gelen bu konu ile yazdıklarını okurum.. Gençlikle ve tabii yaşlılıkla ilgili bir sürü ıvır zıvır..
Her kalemi eline alan ahkâm keser. Kütük (yaş) durumlarına bakarım, sözüm ona kendilerini ağır abi/abla pozunda yaşlı sanmaktalar ama bu düşüncelerinin onları sadece komik duruma düşürdüğünü fark edemeyecek kadar gençler!!.. Gülüp geçerim..

Aradan bir süre geçtikten sonra bir de bakarım, bu sefer gençlik sırları diye ahkâm kesenler var.. Kendilerini hâlâ genç sanan bu üç otuzluklara bu defa kızıp hürmetlerimi sessizce iletip geçerim!..

Ata sözüdür, doğrusu yanlışı tartışılmaz. Denir ki, '50 yaş, gençliğin ihtiyarlığı, ihtiyarlığın gençliğidir!'   Yok efendim, bırakın sızlanmayı... teknolojiymiş, tıpmış, kozmetikmiş, estetikmiş, cerrahiymiş.. Söylemek istediğim, 50 yaşında ölen bir kişi için “ne kadar genç gitti” denirken, 50 küsur yaşında mini giyip ortalarda cilve yapana “çüş” denmesi bu yüzden!..

Orson Welles,  şu an dinlemekte olduğunuz şarkıya dönüşen “I know what is to be young” şiirinde ne güzel söylemiş. "Yaşlı, gençten daha avantajlıdır çünki o, gençliğin ne olduğunu bilir!" diye.. 

Genç olanlar ise, yaşlılığı, ilk zamanlar saçların beyazlaşacağı şeklinde algılar. Belki şarkı da söylemiştir saçları ağarmış olanlara bakıp 
"titrerim mücrim gibi” diye başlayan.. Ama yine de yaşlılığın ne olduğunu anlayabilmesi mümkün değildir. Bilemez. Çünki kişi, gençliğin bile ne olduğunu yaşlandıkça öğrenirken, gençken yaşlılığın ne olduğunu nasıl bilsin? Belki de bu düşünce içinde yaşlananlar saçlarını boyattıkları için yaşlanmadığını düşünmekte!!..

Ama size bir sır vermek isterim.. Her insan, yeni şeyler öğrenmeye ve öğrendikleri karşısında hayrete düşüp heyecan duymaya devam ettiği sürece yaşlanmasını geciktireceğini bilmeli.. Böylece, bu güzel ve kaliteli heyecanlar, zaten hiç yaşlanmayan ruhun, dinç kalmasını sağlayacağınız bedenle daha uyumlu olmasını sağlar...

Fakat, unutmamalı ki, eğer 70 yaşında biri, 20 yaşındayken yaptıklarının aynısını yapabildiğini söylüyorsa, bilin ki  "o", 20 yaşındayken de pek bir şey yapamamıştır!!

Güzel olan, insanın yaşlandıkça kusurlarından kurtulmasıdır.
Çünki artık,kayda değer bir amaca hizmet etmemektedir.

Denir ki, hayatın üç evresi vardır:

- Noel babaya inandığın yıllar...

- Noel babanın olmadığını anladığın yıllar..

- Noel babaya benzediğin yıllar..



 




12 yorum:

NzlGl dedi ki...

Gülsen hocam

Tam pazar akşamı havasına girmiş tv karşısına geçecekken okuduğum yazınızla beraber kafama indiğini düşündüğüm 'DONK' diye ses veren cümleler karşısında tutuldum:(

Yok şimdi 50 yaşına bir kala gençmiyim , yaşlımıyım, neyin gerisinde ya da ilersindeyim hatta
ufacık bir çocukken bile noel babaya hiç inanmadığmı düşününce üstelik genetiğimi seveyim !!!!!!ilkokuldayken saçlarım arasındaki beyazlara sahip olduğum aklıma gelmişken Yaşlılığı kabul ediyorum.
Tek tesellim yazınızda verdiğiniz ipucuyla yeni hayatımda yeni şeyler öğrenmek için geç kalmadığımı düşünmem.
Kocaman sevgiler

Akgül Çubukçu dedi ki...

Gülsen hocam, yazınızı sonuna kadar Orson Wells'in o muhteşem şarkısı eşliğinde ciddi ciddi okudum, düşünceler içinde, ama sonundaki kırmızı harflerle yazılan o üç cümleye gelince ip koptu bende.. :) Belki başkalarına hüzün verebilir o cümleler ama bana müthiş esprili geldi, harika bir sonuç paragrafı. Ben çok keyif aldım yazınızdan, giriş ve gelişme bölümleri için başka yorum yapacak halim kalmadı... :) Teşekkürlerimle, kocamaann sevgiler... :)

ali zafer sapci dedi ki...

Noel Baba ya benzediğim yıllar...
Ama 3. evre son değil!

gülsen VAROL dedi ki...

O ipucunu yakalayabilen herkes, ve tabii değerlendirebilecek cesareti olan herkes.. benim yaşıma geldiğinde benim kadar yaşlı hisseder kendisini Nazlı'm. Bundan daha canlı bir moral veremem :)))

gülsen VAROL dedi ki...

Akgül'üm.. (ama içimden sana hep Anjelikam demek geliyor..) İnan bana yaşlılık öyle fazla ciddiye alınacak bir konu değil.. hele de kendisini yaşlı hissetmeyen bir insan için HİÇ önemli değil.. Sadece sağlığın kıymetini bilmek için ille de yaşlanmaya gerek yok bunu unutmamak en önemlisi..
Ve belki de ondan daha önemlisi gülmeyi unutmamak!..

gülsen VAROL dedi ki...

Sevgili Alizafer.. 3. evreye gelmene daha çok var.. :))

Asortik Krep dedi ki...

En sevdiğim şarkılardan biriyle en sevdiklerimden birini satırlarını okumak inanın en az yazı kadar güzeldi :))
Ben çok sevdiğim ve inandığım,onun gibi olmak istediğim yaşlı bir kadının ölürken bile ölüme meydan okuyabildiğini görünce bu tarz şeylere takmamaya karar verdim.Sizi seviyorum,yazdıklarınızı da..

nihansu dedi ki...

Ne hatırladım biliyor musunuz Mamim? Daha sizi yeni yeni tanımaya başladığım sıralarda bir yazı yazmıştım: "33'lük Bozuk Plak" isimli ve 33 yaşında biri olarak tam da sizin dediğiniz gibi ahkam kesmiştim. Ve haliyle sizin yorumunuz gecikmemişti :))) Yazının başlığını görünce iki şey hatırladım, yazımı ve sizin yorumunuzu, ve ikinci olarak bu şarkının sözlerini...
Yazınız, düşünceler çok tanıdık, bildik.. Ve kesinlikle yeni şeyler öğrendikçe ve bu öğrenmenin heyecanıyla yaşın, yaşların önemi kalmıyor. Tekrar ahkam kesmemek için de susuyorum :)) 50 yaşımda konuşabilirim.
Ve son olarak çok güzel dipnotlarla dolu harika bir yazı, hepsini özenle kaydettim.

gülsen VAROL dedi ki...

Yazılan bir yazının mükafatı, o yazıya yapılan yorumlar sevgili Asortik krepim.. Hele de, az ve öz ama oku oku bitiremediğim yorumlar olunca. Ben de seni seviyorum .. anlatabilsem, belki sen de oku oku bitiremezsin.

gülsen VAROL dedi ki...

Bu demektir ki Nihan'ım, 50 yaşına geldiğinde.. 5/6 temmuz gecesi, bir pencere önüne mum yakıp bitene kadar, gelen yaşını ve giden yaşlıları(!).. yâd edeceksin.. Ne mutlu bana! :))

Hüseyin Güzel dedi ki...

Her yaşın ayrı bir yaşanmışlığı vardır. Yaşlılık ise yaşanmışlıkların bilgeliğidir.

gülsen VAROL dedi ki...

ZATEN BU DA, YAŞLININ TEK TESELLİSİDİR SEVGİLİ HÜSEYİN HOCAM :))