çalıştığım “albümdekiler” romanımı okuyan olduysa, beni az-çok tanıyor demektir. (Beni şahıs olarak tanıyanları bağrıma bastıklarımı ayrı tutuyorum) .. Şimdi temcit pilavı gibi düşünülse de ailemle ilgili bir girizgâh yapmam gerekiyor ki, yazacaklarımın şiddeti azalabilsin!!
Babam bazı geceler bize
masal gibi okurdu İslâm ansiklopedisini. Hatta zaman zaman o kelimelerle
ilgili masallar uydurduğunu çok sonraları fark edebildiğim DOĞRU bir din dersi
verme çabaları İçindeydi hep. Haca gittiği halde sokak kapısını yeşile boyatmamıştı. Yaşadığımız şehirde yaptırdığı camiye kesinlikle adını vermemişti.. Hemen onun
arkasındaki boş arsanın sahibi olduğu için eşitlik bozulmasın diye orayı da
ilkokul yapılması için milli eğitime bağışlamıştı. Namaz kılmayı öğretmişti bize ama kılınması
için ısrarcı olmamıştı.. Çünki, günahın
ne OLMADIĞINI öğretmişti evlatlarına sevabın ne olduğundan önce. Büyüğe saygıyı küçüğe sevgiyi ve doğayı
korumayı öğrendik babamızdan böylece..
Böyle
olduğu halde bir tek karede bile babamı sakallı görmemiz mümkün olmadı. Şalvara
benzer giysiler giymedi. Fötr şapkası ve takım elbisesi içinde bir beyefendi
hacı olarak her Cuma, namaz için camiye gitti.
Şimdi
bakıyorum etrafta neredeyse sakalsız ERKEK kalmadı.. Genci yaşlısı hatta yeni
bitme delikanlısı ile hepsi, insanda ter kokusunu çağrıştıran, temizlikten
nasibini almamış kusma duygusunu tetikleyen bir SAKAL bırakma modası içinde. Hürmetlerimi
sunduğum bu moda için, tembelliğin, yediği her türlü herzenin iktidar yanlısı
olduğu hakkında beyanat gibi kabul edenlerin sakalına değil tepkim.. Bunu sanki
şartmış gibi görevmiş gibi algılayan gençlerin zevkine!.. Televizyonlardaki pogram
sunucularından tutun da sanatın her dalı ile uğraşanlara kadar.. VE.. sporculara kadar!!
Oysa, eskiden değil,
yani kısa bir zaman dilimi öncesi, sakalı zevkli bir tasarım şeklinde bırakırdı
erkekler. Zarif bir bıyık olurdu çenede sakalla birleşen .. ya da kirli sakal
denen genç erkeğe karizmatik bir hava veren sakal bırakırlardı.. Ama günümüzde,
insanda kusma hissi uyandıran, ve inanılmayacak ölçüde SAKİL bir görüntü yaratan SAKAL lıları gördükçe, artık genç olmadığıma
şükrediyorum.
GV.
GV.

19 yorum:
İsmet İnönü, kendisiyle bir haftalık sakallı halde konuşan gazeteciye" biz savaşta, çadırda bile traş olurduk" diyor.
Bana bir keresinde babanızın dinin temelinde neler olduğuna dair size söylediklerini anlatmıştınız. Uzun uzun düşünmüştüm anlattıklarınızı ve çok etkilenmiştim. Bu nedenle bana göre gerçek bir müslüman olan ve dine bakış açısına inanılmaz saygı duyduğum babanızla ilgili bunları okuyunca o gün aklıma geldi.
Günümüzde tarafını belli etmenin simgelerinden nefret eder oldum. Sakal da bunlardan biri, tarafını seç dercesine, hani estetik olsa, dediğiniz gibi, kirli sakal, top sakal olsa anlayacağım.. Ama bu türlüsü hem çirkin hem de şekilsel... Yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum.
Evet Alizafer çok güzel bir gerçeği hatırlatmışsın.. Bu, kişinin moralinin yüksek olduğu ve karşısındakine saygı duyduğu anlamına da gelir aynı zamanda.
Doğrularla yanlışlar ne güzel vurgulanmış.Aile içinde kurallar "yasaklar" gibi verilmediğinde, zorunluluk gibi dayatmalar olmadığında çocuklar da bilgileri sindirerek öğreniyorlar.
Giysiler, sakal, bıyık, saç biçimi bir sembole dönüştüğünde karşılıklı sıkıntılar başlıyor. Kendini kabul ettirmek, bir gruba bağlı olmak fikirle, düşünceyle olmalı. Sadece görüntüyle değil.Ön yargılardan arınmak da ne kadar önemli.
Ayrıca "moda" kadın veya erkek için kendine yakışandır diye düşünüyorum.
"Albümdekiler"i hala okuyamamanın sıkıntısını yaşıyorum.
Selam-saygılar...
Ne güzel bir baba ve ne mutlu o babanın yetiştirdiği bir evlat... Babanız yaşıyorsa ellerinden öpüyorum, ölmüşse Allah'tan rahmet diliyorum Gülsen Hanım. Maalesef insanımızda din algısı sadece şekilde kaldı. Sakal, sarık, şalvar, tesbih... Kimimizin gözünde dindar olmak için bunlar yeter. Oysa olay bunlardan tamamen uzak. Sakal konusu benim de tasvip etmediğim kiminde ise itici bile bulduğum bir durumda... Hal böyle iken zevki diyoruz karşı fikir bile ileri sunamıyoruz.
Emeğinize sağlık güzeldi yazınız.
Sevgiyle, mutlu kalın.
Bursa Öğretmen Okulunda yatılı okuduğum yıllarda, Okul idaresi ile hep ters düşerdim hep ceza alırdım bu "Yasak" kelimesi yüzünden sevgili Makbule.. Çünki nedenini sorardım hem öğrenmek hem de ikna olmak için. Mesela uludağın eteklerinde kurulu okul binalarının yaslandığı bu dağ yamacına tırmanmak yasak denmişti. Ben de "yasaklanmasının nedenini söylemezseniz merak ederiz" dediğim için ceza almıştım. Ve hem ailemin ve hatta milli eğitim müdürlüğünün dahil olduğu uzun bir olaylar zincirine sebep olmuştum. Yasak arzu doğurur sözünü çok severim bu yüzden.
Sakalın ise, sadece zevksizlerin kabullendiği bir moda olarak, ya da bir yalakalığın itirafı olarak kısa bir süre daha gözlerin zevkini bozmaya devam eder diye umuyorum.
Sevgili Hanife, duyguların dolup dolup taştığı sayfalarında YARENlik ettim duygularına az önce.. Seni can-ı gönülden kutladığımı söylemeliyim ilk kitabın "Düş Kırıkları" için..
İmrenilecek bir aile terbiyesi ile büyümüş olmamın şansını yitirmemeye çalıştım bunca sene. Gidenlere rahmet dileyerek.. Ama tüm örf ve adetlerimizin inançlarımızın ve vatanımızın sadece sakallı insanın dindar olacağını söyleyen dinci yobazlar tarafından dejenere edilmesine isyan etmeden de duramıyorum.
Tıraş ın ı harfini atlamışım özür dilerim. Sonradan düzeltemedim.
Mükemmeli bulmanın artık imkansız olduğu bu zaman diliminde, fark etmeden de olsa yaptığı hatayı kendisine yakıştıramayan eğitimciyi alkışlıyorum.
baban roman kahramanı gibi işte. hayalimde canlandırabiliyorum :)
Atatürk'ün getirdiği "kılık kıyafeti" benimsemeyip "sakal "bırakmayı marifet sayanların ve bunu bir ideolojinin uzantısı gibi gösterenlerin durumu ilginç. Yazdıklarınıza katılıyorum. Babanızın davranışı örnek teşkil etmeli. Saygılar.
O devirde olması gereken BABA figürü bu idi sevgili Deeptone.. Ama şimdilerdeki devlet babalarını gördükçe.. çok şanslı olduğumu düşünmeden edemiyorum..
Sevgili Hüseyin hocam Atatürk'ün hiç dayatmadan getirdiği tüm devrimlerin tüm yeniliklerin can-ı gönülden kabul edildiğini görerek şahit olarak büyüdüm ben. Hani erken gelmişim dünyaya denir ya zaman zaman, ben tam tersi, tam zamanında gelmişim ve gidiyorum diyorum..
Her sokağa çıktığımda tanık olduğum ve artık içimin kaldıramadığı bu ‘sakallı’ güruha yönelik duygu ve düşüncelerinize aynen katılıyorum Gülsen Hoca’m. Hele ki pırıl pırıl ve modern görünüşlü gençlerin dahi bu akıma uymalarına, doğrusu söyleyecek bir söz bulamıyorum. İyi ki ‘Muhteşem Yüzyıl’ filmini izledi insanlarımız. O tarihi bir filmdi; gerçekliklerle örtüşmeyen ve eleştirmenlerce pek çok sapmanın olduğu bilinse de!. Peki ya 21. Yy. da yaşayan gençlerimize ne demeli şimdi! Sorgusuz sualsiz, düşünmenden, kafa yormadan biat eden bir kuşak var şimdi karşımızda. Birbirine benzemeye çalışan ve hatta bunu bir -düşünce akımına mensupmuş gibi bir algı yaratmak çabası içinde- prestij olarak görenleri anlamakta zorlanıyorum inanın.
Bugün toplumu yönetenlere ve yaşanılanlara bakıyorum, bir de Atatürk’e!. Atatürk, İslam dinini, evrensel bir çizgide ve hümanist değerlere göre ‘Allah ile kul arasında’ yaşanılmasının ve asla siyasete alet edilmemesinin altını çizmişti. Bugün ise “Maket Kabe” ve “Kutsal Pasta” ile metalaş(tırıl)an bir din var karşımızda!. Allah ile aldatanlar toplumu ne hale getirdiler. Kılığı kıyafeti; saçı-sakalı tuhaf, akılları bulanık sakil sürüler, cirit atıyor ortalıkta!. İşte bu yüzden, her geçen gün Atatürk’e ve Cumhuriyet'e olan özlemim(iz)daha da çoğalıyor.Temennimiz 'hiç' edilmek istenilen 'Cumhuriyet'in yeniden inşa edilmesi olacaktır.
Güncele dair çok önemli bir konuyu ele almışsınız. Emeğinize, kaleminize sağlık Gülsen Hoca’m.
Sevgi ve saygılarımla..
Bu iğrenç modaya hiç tahammül edemiyorum.
İster şekilsel ister bir simge olsun estetik olmayan her şeye karşıyım, sakal da bunlardan biri. Dediğiniz gibi top sakal, kirli sakal kabul edilebilir ancak bunca uzun ve hijyenik de olmayan görüntü bana çok itici geliyor.
Bir keresinde bana babanızın dine ait düşüncesini tek bir cümle ile özetlemiştiniz, o özetin üzerine o kadar çok düşündüm ki ve her aklıma geldiğinde babanızı rahmet ve saygıyla andım. Siz çok şanslısınız Mamyim böylesi bir ailede yaşadığınız için... Ve bizlere bu özel aileyi zaman zaman yansıttığınız için bizler de şanslıyız.
Yine sakala dönecek olursak yazdığınız her cümlenin altına naçizane imzamı atıyorum.
Hiç şaşırmadım desem sevgili Mehmet Bilgehan? Hatta aksini söyleseydiniz bile inanmayacağımı yazsam?
Çok doğru tespitlerinle ifade etmeye çalıştığım duygularıma güç vermişsin sevgili Esin'im. Maalesef çok farklı ve bir o kadar da duygudan ve sorumluluktan gün be gün uzaklaşan bir nesil yetişmekte.. Sakallı olmalarının çok ötesinde beyinsiz bir nesil.. Tıpkı ellerindeki zırt pırt her şeyi halledebildikleri telefonları gibi hayatı kolay zanneden. Tembel.. ve bir o kadar da rahatına düşkün. VE pis sakallı :))
Bir insan için en güzel hazine, ailesi ile ve yetiştiriliş şekli ile övünebilmesi Nihan.. Ailesinin zenginliği ile değil.. Makamı veya yaptırım gücü ile de değil.. Ben, evet haklısın ben bu konuda çok şanslı bir insanım.
Bu yazımı yazdıktan hatta yayınladıktan sonra, bir okur gözü ile tekrar okurken, tanıdıklarım içinde veya hayatımda iz bırakanlar arasında sakallı olanlara nasıl tahammül edebildim acaba diye düşündüm.. sonra didik didik ettim aklımı ve bir tek kişiye, kirli de olsa bir tek sakallı bir kişiye rastlamadım anılarımda.
Böylece.. bir insan 7 sinde neyse 70 inde de odur lafı CUK oturmuş oldu böylece!! :))))
Yorum Gönder