28 Eylül 2012 Cuma

26 Eylül 2012 Çarşamba

KAPILAR'ın dili olsa!!..



Ne zaman otursam bilgisayarın başına.. ne zaman aklıma yazmak düşse, hep kapılarla ilgili bir yazı yazmak isterim.. hatta aklımda mecaz olarak kurgularım.. başlarım yazmaya.. ama gerisi gelmez bir türlü.. daha yazmadan ilk satırı silerim!! "Böyle olmaz" der içimdeki ukalâ!! .. “resimler nerde?? Sen olması öyle güç hatta mümkün olmayan şeyler anlatıyorsun ki inanılması mümkün değil.. kanıt gerekli!!"  der!..  Yani daha açamadan açmayı düşündüğüm kapıyı yüzüme kapayıverir..

Güzel insanlar.. benim sevgili Dostlarım.. 7 eylül 2003 de  oğlumu bir güzelin kolunda yolcu ettiğimde evimizden, yüreğimin damarı gidenin ayağına takılmış da, yerinden  kopacakmış gibi hissettiğim.. .. kulaklarımın içinde gittikçe büyüyen bir balonun sesleri duymamı engellediği.. dik duruşumu bozmamak için gözümdeki tuzlu suyun akmasını engellediğim ama yakmasını engelleyemediğim o gün, o hani "yalnızlık" ve "tek başınalık" farklı diye akılları sıra edebiyat parçalayan ne kadar insan varsa hepsini öldürebilirdim.
 
Amma uzun oldu cümle.. mutlaka bir hata vardır bir yerinde.. edebiyat hocam hep ikaz ederdi beni.. “uzun cümle konuyu dağıtır hataya davetiye çıkartır” diye.. Bugün böyle daldan dala atlayıp o kapı senin bu kapı benim dolaşmak istiyorum..

Birer birer kapılar yüzüme kapanalı.. ve ben, Ohh be tek başıma artık kimseye hesap vermeden veya hiç kimsenin kıçını toplamam gerekmeden HÜR ve de ÖZGÜR yaşayabilirim diye düşündüğümde baktım ki, açık zannettiğim yerde zaten kapı yokmuş! Ve açılacak zannettiğim başka kapıların kilidi paslanalı ne çok olmuş da haberim yokmuş!! 

Yine uzun oldu cümle  ama siz hatalı da olsa benim yazdığımı değil şu an sizlere ne yazmak istediğimi biliyorsunuz..  sohbet ettiğimi biliyorsunuz o nedenle varsa eğer, düşük cümleler hoş görülür umarım.. kelimelerimin anlattıkları “düşük” olmasın yeter ki..

Daha anlatmaya başlayamadığımın da farkındayım!:) 
O gün, yani benim tek başıma kalıp aynalardaki aksimin kafasını (!) kırdığım gün evdeki bilgisayar ilişti gözüme.. Oğlumun bir blogda sitesinin olduğunu ve yazılar yazdığını biliyordum.. Ne blogcudan haberim vardı ne de blog spottan!! Bir arkadaşının kurduğu ve yine gençlerin anlatmaya değer buldukları anılarını fikirlerini yazdığı bir siteydi..  inanın adını bile unuttum.. orada bir sayfa açtım kendime.. açana kadar canım çıktı ama becerdim.. önce okuduklarıma “mami” rumuzu ile yorumlar yaptım.. sonra kısacık “kapımı hiç çalan yok” diye yazdım..  ve çıktım..  
O zamanki e.mail adresim olan hotmaile gelen maillere forwardlara daldım.. ve unuttum gitti.. Aradan geçen uzunca bir zaman sonra hatırlayıp açtığımda, attığım çığlıktan kendim ürktüm.. çünki tam 11 tane  yorum vardı… Yani... aman allahım.. hiç tanımadığım, gerçek adlarını bile bilmediğim insanlar... “tık..tık..”  “heyyysss.. kimse yok mu”  "hu-huu mamiii”  “ kapı açık yahu!!” “aha da girdim!”   ve hatırlayamadığım daha pek çok yorumlar yazmışlardı..
Ve benim Burağın annesi olduğumu keşfedince de hepsinin mamisi olmuştum..

Bir süre sonra, kendimle barışmaya, tek başına yaşamak başka yalnızlık başka diyenleri artık öldürmeyi düşünmediğim kıvama geldiğimde; o bloğun sahibi askere gitti ve bloğu kapatıverdi. Uzunca bir süre tekbaşıma olduğumu bile farketmeden "Albümdekiler"i bitirdim.. Sonra “selen” yani bana ilk mami diyen varlık, blogcuyu tanıttı .. ve ben orada “hasretsenfonileri” adıyla bir kapı açtım yaşamıma..


Dün gibi hatırlıyorum   yok yok pardon bugün gibi hatırlıyorum çünki 26 eylül' idi tarih!.. :)
 
Üç yıl boyunca tanıdığıma hiç pişman olmadığım insanlarla sanalda dost olmanın farklı ve garip heyecanını yaşadım.. Her yeni kapı açılışında ufkumda yüzlerce kapının açıldığını farkettim.. Sonra.. her güzel giden düzenin bozulması şartmış gibi blogcu basit yaklaşımlara prim vermeye başlayınca oradan ayrılıp, daha önce blogcuda olup blogspota geçen dostların çağrısına uyarak buraya taşındım.
Yani o kapıyı isteyerek kapattım ve tedirgin bir duygu ile tanımadığım bir boşluğa adım attım.. Yurt dışına çıkanlarınız bilir.. hani bir türk gördüğünüzde boynuna atlayasınız gelir ya, (benim Stockholm’de,  henüz Türkiye'de bilinmeyen MC Donalds denen ve ilk defa görüp tattığım ürünü getirenin Türk olduğunu anlayınca  boynuna sarılışım gibi) blogspotta da beni karşılayanların, ben aramadan beni bulanların samimi sevinçleri, unutalı çok uzun yıllar olan duyguları yeniden hatırlattı bana..

Bu nedenle bazılarınızı gerçekten mamisiymişim gibi... bazılarınızı sanki ben okutmuşum gibi.. bazılarına kırgın, bazılarına kızgın olsam da; pek çoğunuza hiç tanımadan hayran olup saygı duyduğum, tanıdıklarımı özlediğim.. sanki bir ailenin bireyleri gibi.. sanki bir öğretmenler odasında oturan öğretmenler ve öğrencilerim gibi düşündüm hepinizi.


Bazen bir tesadüf olur.. ömre bedeldir..
bazen bir tesadüf, ölümden beterdir.

Yani güzeldi demek istiyorum.. her şeye rağmen.. sizleri tanımak.. 6 yıldır..

 
 

21 Eylül 2012 Cuma

14 Eylül 2012 Cuma

... (6. Bölüm)

Gülsen Varol
***

Cehennem Deresi  (bölümVI)



 

***                                                                ./..


7 Eylül 2012 Cuma

... (5. Bölüm)

Gülsen Varol
***

Cehennem deresi..   (bölüm V)



****

                                                                 ./..

31 Ağustos 2012 Cuma

... (4.Bölüm)

Gülsen Varol
***
Cehennem Deresi.. (bölüm IV)

 
                                         ******
./..



 

24 Ağustos 2012 Cuma

... (3. Bölüm)

Gülsen Varol.
*****

Cehennem Deresi.. (bölüm III)


                                                            ./..

19 Ağustos 2012 Pazar

BAYRAM ŞEKERİ YERİNE..


Bugün canım klâsik müzik dinle(t)mek istemedi..
Bu şarkıyla ve  bu muhteşem yorumla 
kutlamak istedim Şeker Bayramınızı..

Bayram şekeri niyetine, 
Sunduğum bu şarkıyı,
 isterseniz
açıp
dinleyebilirsiniz!
"gelmişine geçmişine."  diye
hürmetler sunacağınız
bayramlık anılarınız varsa eğer!..

Ayıpsa ayıp!!



Uzanıp Kanlıca'nın orta yerinde bir taşa
Gözümün yaşını yüzdürürüm hisara doğru

Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer-gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı

Ah İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder

Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik
Yapacak hiç bişey yok gönül bu sevdi
Yeni bir ten yeni bir heyecan, bilirim üstelik
Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer-gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp

          Bir hikâyesi olmalı bu şarkının diye düşündüm.. aslında herkes bir hikâye yazmalı bu şarkıyı dinlerken.. kendi hikâyesini.. sanki yaşamış gibi..  Yaşanmış gibi!
Aslında yaşanmış olması da gerekmiyor.. Çünki, zaman aşımına uğrayan nice yaşananların yaşanıp yaşanmadığı konusunda çelişkiye düşebiliyor insan..

Ancak bilirsiniz, masallara konu olabilecek kadar güzel ve doyumsuz da olsa yaşanan bir olay, genelde kahramanlarının akıllarının ucundan bile geçmez  ne aşkın ne de nefretin kahramanı olmak ..

Akşamdan kalma sabah yıldızı, akşamdan kalanın üstüne düştüğünde, kendine yenik olmanın acısı ile perdeyi kapayanın şarkısıdır bu bence..
Roman olması mümkün değil.... hikâye de olamaz..
Olsa olsa bir kısa bayramlık masal olabilir diye düşündüm.. elde horoz şekeri!!!

Siz en iyisi dinleyin şarkıyı öyle karar verin.. Anlayacağınız.. deliye her gün bayram!!


17 Ağustos 2012 Cuma

... (2. Bölüm)

 Gülsen Varol

Cehennem Deresi.. (bölüm ıı)

***
 
****

                                                                                 ./..

10 Ağustos 2012 Cuma

... (1. Bölüm)



Gülsen Varol
***
Cehennem Deresi
(Türkiye-Suriye sınırı yakınlarında bir tepe..)

 ***
                                                                                   ./..

5 Ağustos 2012 Pazar

Pazarlar sizin olsun !!

Yıllar öncesiyle, dün'ü harmanladığımda, suyun üstüne çıkanlar var.. Tek cümleyle de olsa bazı ifade edilen duygular,  solmadan yaşayan köksüz nilüferler gibi suyun üstünde yaşıyor ..

“Sizinle konuşmak hayattan ders almaya benziyor ve bunun için size minnettarım” diyor bir genç dostum.. ve hiç aklına gelmiyor,  “kendine bu dersleri verdin mi?” diye sormak!.. Ama yine de okudukça anlatılamaz ölçüde mutlu ediyor beni.. Tıpkı, yıllar önce “sizi tanımanın zenginiyim sıcak insan” diyen, bir meslekdaşımın da mutlu edişi gibi!..

Bana “okyanus yüreklim” diyen..  “kalemimin incisi” diye seslenen.. bazı sevenlenler için “mami” oluşum, pek çoklarının “hocam” veya  “öğretmenim” olarak seslendiği  sayısız dostlarım.. 
Ses ver/e/mediğim anlarda,  yolunu bulan su gibi, benden haber almayı bilen ve o yolu ..su'da bulan dostlarım.. gri saçlarımın kahkahalarındaki yaşları gören dostlarım.. Beni her gün, her gün  bıkmadan arayan.. aramasalar da düşündüklerine emin olduklarım!   
 Yorumlarına inanılmaz ölçüde değer verdiklerim.. iki satırla da olsa, fikirlerinden beni yoksun bıraktıkları için kırıldıklarım!..

İster inanın ister inanmayın, ister sizi sarıp sarmalasın, isterse rahatsız edici boyuta ulaşsın,
SİZLERİ SEVİYORUM..

Bir geleni görünce uzaktan,
            gidenler geliyor aklıma..
Bir geçen olsa cam önünden hızla,
              can evimden vuran
                        kaçıyor sanıyorum..
Hayâller karışıyor anlayacağınız,
Sapıtıyorum!

          “Geri tepmesidir anıların”
diyor doktor..
          "normaldir" .. dedikten sonra
          "Eşşek tepmesinden beterdir ama"
diye ekliyor!
Sonra,
tepkisizliğime bakıp, 2 ilaç daha ilâve ediyor!..
 
suskunluğuma sebep,
Anılarla eşeklerin eşleşmesi..
bilmiyor!
 
Güzel insanlar,
Bilgisayarıma yollanan virüsün yok edici gücü neticesinde, yazdığım tüm yazılarımın silindiğini yok olduğunu söylediğimde, silinenler içinde biri bitmiş diğeri bitmek üzere olan iki kitabımın da olduğundan söz ettim mi sizlere bilmiyorum. 

Şimdi, zamanında, yazdığım bölümlerin çıktısını alıp dosyaladığım için, elimde kalan tek şey olan, "Cehennem Deresi "  adındaki kitapçığımın, bu kalan tüm  bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum..
Yine her Cuma,  'devamı var'  olarak!!
Yazılanlar bitene kadar! Ondan sonra devamı olur mu olmaz mı, inanın ben de bilmiyorum.. Tıpkı, bunların da sizin için bir anlamı var mı, yok mu,..  onu da bilmediğim gibi..

Sözün özü,

Pazarlarınızı, her pazar beni hatırlayın diye size bırakıyorum..



1 Ağustos 2012 Çarşamba

MÜZİKLE EĞİTİM..

eğer bir beddua, 
şiir gibi,  müzikle ve böyle vasiyet gibi sunulursa..


boğazında düğümlenen hıçkırık olayım
unutma beni, unutama beni! ..
Gözünden damlayamayan göz yaşın olayım
Unutma beni, unutama beni ..
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım

Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni!

cevabı bu olmalı!   (bence !!!)


Öyle sarhoş olsam ki
Bir an seni unutsam
Öyle sarhoş olsam ki
Bir daha ayılmasam
Herşey bir rüya olsa

unutarak uyansam..
Bir başka dünya bulsam,
içinde sen olmasan!



(sizce??? )

15 Temmuz 2012 Pazar

..EN MUTLU OLDUĞUN YER.


'en mutlu olduğun yer,
uyumadan önce gittiğin yerdir..'




Kuyrukta sıra beklerken, Tanrı’ya ne söyleyeceğini düşünüyordu..
Af mı dilemeliydi? Yalvarmalı mıydı kendisini affetmesi için? Yoksa sağında solunda sırasını bekleyenler gibi yere oturup dizlerini mi dövmeliydi kanatıncaya kadar?? Önündeki kadın sağ elini yumruk yapmış sol göğsüne vura vura ağıt yakmaktaydı.. herkes ağlıyordu..
Günahkârlar kuyruğunda hiç kimse birbiriyle konuşmuyor hatta etrafına bile bakmıyordu.. Bir tek o sakindi.. içeri girdiğinde neler söyleyeceğini düşünmekten de vaz geçmişti..

O sırada tıpkı filimlerdeki gibi bulutların üstünde duran devasa kapı açıldı ve bir görevli gelip önünde durdu.. eliyle kapıyı istikametledi "yürü" der gibi, konuşmuyordu!.... Sıra çok uzundu oysa.. sıra kendisinde değildi.. ama adamın arkasına takılıp geçti bulutları ve kapıdan girdi!!

İçeride sadece ışık vardı .. farklı yönlerden akseden, birbiriyle kesişen, parlayan, göz kamaştıran ışıklar .. milyonlarca! … başka hiçbir şey görünmüyordu..
Ve hiç kimse!.

Sonra, birden beyninden kulaklarına inen o sesi duydu… “anlat" dedi.. "neden burdasın?” İtiraf bekliyordu Tanrı, günahları için.. ki, cezasını kesebilsin.. hafifçe güldü 'sanki neden burada olduğumu bilmiyormuş gibi' , diye geçirdi içinden.. ve…………. beynindeki uğultu sese dönüşüp, içinden geçeni söylemeden konuşmaya başladı…

"Sen söyle neden burada olduğumu tanrım" diye başladı.. "O iyi ve kötü huylarımı,  o değerli ve değersiz duygularımı içime yerleştiren sensin.. İnsanları sev dedin.. ben de sevdim tanrım!.. ihanet günahtır diye buyurduğun söylendi ihanetin alâsını yapanlar tarafından, ama ben zaten hiç kimseye ihanet etmedim.. hiç kimsenin ihanet etmesine de sebep olmadım.. Şimdi buradaysam ve suçumu itiraf etmem bekleniyorsa, önce neden bu duygularla beni bezediğini, doğaya, hayvanlara, insanlara neden aşık olmama izin verdiğini anlat bana.. Bu mu suçum? Evet hatalar yaptım.. hata olduğunu bilmeden.. Hata yapan kullarına yardım etmezsen nerde kaldı senin gücün? İçimdeki o çocuğu al, utandırıyor beni diye yalvardım sana yıllarca, sen tuttun canımdan can verdiğimin canını aldın. O zaman sen söyle tanrım BEN neden günahkârlar kuyruğundayım?
Ve neden hâlâ affedilmeyi beklemekteyim??? "

Ceryan kesilmiş gibi birden tüm ışıklar söndü.. biri arkasından itti sanki.. ne kapı ne bulutlar ne de kuyrukta bekleyenler kalmıştı çevresinde.. "Tanrım ne olur cevap ver.. cevap ver banaaaaa" diye bağırırken, birden boşluktan aşağı düşmeye başladı.. başını vurmuş olmalıydı.. acıyla bağırınca, bir el usul usul saçlarını okşamaya başladı..

konuşanlar vardı!!

“çok başarılı geçti ameliyat” diyordu biri diğerine..


 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Başıma gelenler...


Bütün bir gün, hem yapmayı hem yazmayı düşündüklerim, benden uzak, kendi kafalarına göre takılır.. Ne zaman yastığıma değse başım, işte o zaman bir hışırtıdır başlar..
Ben rüzgârda yaprak seslerini dinlemeyi çok severim.. her biri bilmediğim, unuttuğum veya unutmaya çalıştığım masallarımı hep bir ağızdan anlatır kafamı şişirirler.. bazen de o hışırtı cümbüşü içinde inanılmaz bir sükûn bulurum!..
İşte gecelerimin hışırtısı da aynı ona benzer!! Allahım ne güzel tanımlamalar, ne emsalsiz anlatımdır ... yazsam kalkıp diye geçer aklımdan.. ama o an, ya bu hayallerin anlattıkları biterse diye korkar vaz geçerim.. onlar zaman zaman tek olarak , kimisi kulağıma fısıldar gibi, kimi suratıma atılan bir tokata benzeyip konuşurlar... hışırtılar uykuma ninni olmaya başladığında, mutlaka bir yerde nokta koyar zihnim... bir parantezdir açılan, ki içine ömrümü sığdırsam boş yer kalır kapanması için!... o zaman vaz geçer gözlerim, kapalı dursa da uykudan.. ve koridordaki asma duvar saatinin her saat başı vurduğu gongların ritmiyle ve sayısıyla bir garip dansa başlar  hışırtısını arttıran parantezdekilerim..

Kulağım bir sonraki saatin gonglarındadır..  sayarım... gün ışımasına az kaldığını anladığımda uyuma zamanı için zaten çok geçtir.. Düşüncelerimin örtüsü gibidir yorganım.. üstümden attığımda  hepsi kaçışır..  

Sonra...  sonraki gongu duyamam!

Uykumun nazlı ve isteksiz uzaklaştığı anlarda, gece aklımdan geçenleri, geçemeyenleri..  yazmak istediğimde, tek bir hışırtı bile duyulmaması ne garip..

Ciddiyetini koruyan ve tekrarlayan bir sağlık sorunuma, bilgisayarımın tamamen çökmesini de eklersem, bilgisayar uzmanının,  çökmeye sebep olan 5 virüsün McAffe tarafından kırılıp temizlenemediğini, truva atı denen virüslerin bilgisayarımın  koruma duvarını kırdığını anlattığını ve gmail hesabım ile bloglarım haricinde her şeyin, tüm yazıp bitirdiğim kitaplar da dahil hepsinin, tüm dosyaladığım URL lerin, videolarımın kayıtlarımın... akla gelebilen her şeyin silindiğini söylersem..... VE.. bunun ikinci kez başıma geldiğini, sanki “tesadüf”ün benim silmekte zorlandığım kalıntıları virüs yardımı ile hallettiğini düşündüğümü... anlatamayacağım ölçüde acı çektiğimi ... ve pek önemli gibi görünmese de bütün bu olayın bana 2.500/3.000 tl. ye mal olduğunu   eklersem...  hışırtının yoğunluğunu ve gücünü anlatmış olurum diye düşündüm..

Yabancı olduğum  bir  sisteme ve içinde bana yardımcı olabilecek tek bir bilgi kırıntısı olmayan bu yeni ama bomboş bilgisayarıma, GERÇEKTEN bomboş gözlerle bakıyorum bir haftadır..

Sonra geceleri... yaprakların hışırtıları daha farklı bir boşluk içine itiyor beni.


5 Temmuz 2012 Perşembe

kır evim..



Bugün ve bundan sonra uzun bir süre bu evdeyim!!..
Kapım herkese açık değil!
Hatırlayanlara ve özleyenlere kapı kendiliğinden açılıyor..

Kapanması,  gitmek isteyenler için!!



HOŞGELDİNİZ !