Önce şiiri okudum sindire sindire, sonra şarkıyı dinledim. Ne zaman kendimi yorgun hissetsem, uzaklara gitme ihtiyacı duysam bu şarkıyı dinlerim zaten. Ve sonra 3 Haziran tarihini düşündüm yeniden, yeniden...
Ama en çok neye takıldım biliyor musunuz? O uzaklara dalmış olan, kendisi burada ama ruhu çok daha derinlerde olan sizin resminize.. Bu benim Mamy'im olamaz dedim içimden, olmamalı, hem bunca yorgun hem de bu kadar uzaklarda ve dalgın... Hüzün gördüm gözlerinizde, üzüldüm. Vedaları kim sever ki? Ama katılmıyorum sevmeyi becerememenize, yoksa siz de kürek mahkumu gibi sevenlerden misiniz?
Eğer sen de sevmeyi beceremeyenlerdensen;VAY ki o SEVGİ nin semtini bilmeyenlerin haline! Kendi "inşaallah, maaşallah" olanlar gibi sen de kendin SEVGİ olmuşsun güzel Gülsen'im.Aşkla sevgiyle seni kucaklarım tontini.
Ben, hatalıyım evet.. Sevmeyi değil, o duygunun kime sunulması ve nasıl yönlendirilmesi gerektiğini beceremedim ve artık hiç umurumda değil sevgili Sufim.. Dileğim.. Zeynebim.. (tontiniye nedense pek kanım kaynamadı!!! :)..)
Öncelikle büyük ustaya rahmet olsun... Her şiirinde hayat var, aşk var, inanılmaz bir enerji var. O şiirlerinde yaşıyor.
Şiirinizi okuduğumda içimi derin bir hüzün kapladı. Diyecek söz bulamadım.
Yorgunluğunuza gelince; En kötüsü beden yorgunluğu değil. O geçici. En kötüsü ruh yorgunluğu, beyin yorgunluğu. Kırık bir gönlün yorgunluğu. Bunların çaresi bulunmuş mu bugüne kadar? Ne diyebilirim ki size? Kelin merhemi olsa, kendi başına sürermiş... Keşke elimde bir sihirli değnek olsaydı. :(
Aslında bir dağı kucaklamak senin ellerin. Lal rüzgarın esmer kayığı, Ve Yitirilen renge can katan bir mavi gibi sözlerin... Bu,resme baktığımda içimden geçen sözlerdi... (Ezgi) Ömrümüz,kenarda durup alkışları biriktirmekle geçiyor sanki. Kimse onlar gibi olamıyor...
Nazım Hikmet nur içinde yatsın! Şiirleri eşsiz hakikaten. Diğerleri gibi; şu şiiri de çok güzeldir:
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum: Toprağın - yüzü güneşli bir ana gibi - en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR...
Pek bilinmeyen demeyeyim de dillere pelesenk olmamış şiiridir Nazım Hikmet'in.. ve benim en sevdiğim diyemem en sevmediğim(!)..şiiridir, kilometrelerce derin ve kilometrelerce dümdüz, çıldırasıya sevilmediğim için olsa gerek sevgili antipatik (olmadığını düşündüğüm) yazar!!
Bana söylensin ya da söylenmesin.. benim için düşünülsün veya düşünülmesin; içinden geçen sözler çok güzel ve beni derinlere indirip orada bırakmakta sevgili ezgilimelodi..
Yağmur çiseliyor, korkarak yavaş sesle bir ihanet konuşması gibi. Yağmur çiseliyor, beyaz ve çıplak mürted ayaklarının ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi. Yağmur çiseliyor, Serezin esnaf çarşısında, bir bakırcı dükkânının karşısında Bedreddinim bir ağaca asılı. Yağmur çiseliyor. Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir. Ve yağmurda ıslanan yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir. Yağmur çiseliyor. Serez çarşısı dilsiz, Serez çarşısı kör. havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü. Yağmur çiseliyor.
Nazım'ın sesli şiirlerini dinledim biraz önce. İyi geldi...
16 yorum:
Nazım Hikmet!...
Sonsuz rahmet ve saygılar büyük şaire
Önce şiiri okudum sindire sindire, sonra şarkıyı dinledim. Ne zaman kendimi yorgun hissetsem, uzaklara gitme ihtiyacı duysam bu şarkıyı dinlerim zaten. Ve sonra 3 Haziran tarihini düşündüm yeniden, yeniden...
Ama en çok neye takıldım biliyor musunuz? O uzaklara dalmış olan, kendisi burada ama ruhu çok daha derinlerde olan sizin resminize.. Bu benim Mamy'im olamaz dedim içimden, olmamalı, hem bunca yorgun hem de bu kadar uzaklarda ve dalgın... Hüzün gördüm gözlerinizde, üzüldüm. Vedaları kim sever ki? Ama katılmıyorum sevmeyi becerememenize, yoksa siz de kürek mahkumu gibi sevenlerden misiniz?
Hem 3 Haziran geçti artık değil mi?
İlk defa aynı lisanı konuşmadığımızı düşündüm sevgili nihansum.. mesaj ve yorum biraz karışmış sanki!!
duygularımı paylaştığın için teşekkürler sevgili newbahar.
Nazım hikmetin aklıma gelen her şiirinde bir kez daha anlarım bazı insanlar gerçekten ölümsüz...
teşekkürlerimiz rahmetle ulaşsın...
sevgiyle...
Zaten "ölümsüz"ü yaşatmak ne haddimize Seden'im..Öldükten sonra bile, anılarını öldürme yarışında olanlara atılan tokattır bu hatırlayışlarımız..
Eğer sen de sevmeyi beceremeyenlerdensen;VAY ki o SEVGİ nin semtini bilmeyenlerin haline!
Kendi "inşaallah, maaşallah" olanlar gibi sen de kendin SEVGİ olmuşsun güzel Gülsen'im.Aşkla sevgiyle seni kucaklarım tontini.
Ben, hatalıyım evet.. Sevmeyi değil, o duygunun kime sunulması ve nasıl yönlendirilmesi gerektiğini beceremedim ve artık hiç umurumda değil sevgili Sufim.. Dileğim.. Zeynebim.. (tontiniye nedense pek kanım kaynamadı!!! :)..)
Öncelikle büyük ustaya rahmet olsun... Her şiirinde hayat var, aşk var, inanılmaz bir enerji var. O şiirlerinde yaşıyor.
Şiirinizi okuduğumda içimi derin bir hüzün kapladı. Diyecek söz bulamadım.
Yorgunluğunuza gelince; En kötüsü beden yorgunluğu değil. O geçici. En kötüsü ruh yorgunluğu, beyin yorgunluğu. Kırık bir gönlün yorgunluğu. Bunların çaresi bulunmuş mu bugüne kadar? Ne diyebilirim ki size? Kelin merhemi olsa, kendi başına sürermiş... Keşke elimde bir sihirli değnek olsaydı. :(
inanıyorum ki sevgili Anjelika o sihirli değnek olsaydı elinde, ben yorgun olmazdım!!
Aslında bir dağı kucaklamak senin ellerin.
Lal rüzgarın esmer kayığı,
Ve
Yitirilen renge can katan bir mavi gibi sözlerin...
Bu,resme baktığımda içimden geçen sözlerdi...
(Ezgi)
Ömrümüz,kenarda durup alkışları biriktirmekle geçiyor sanki.
Kimse onlar gibi olamıyor...
Nazım Hikmet nur içinde yatsın!
Şiirleri eşsiz hakikaten.
Diğerleri gibi; şu şiiri de çok güzeldir:
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
Pek bilinmeyen demeyeyim de dillere pelesenk olmamış şiiridir Nazım Hikmet'in.. ve benim en sevdiğim diyemem en sevmediğim(!)..şiiridir, kilometrelerce derin ve kilometrelerce dümdüz, çıldırasıya sevilmediğim için olsa gerek sevgili antipatik (olmadığını düşündüğüm) yazar!!
Bana söylensin ya da söylenmesin.. benim için düşünülsün veya düşünülmesin; içinden geçen sözler çok güzel ve beni derinlere indirip orada bırakmakta sevgili ezgilimelodi..
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
Nazım'ın sesli şiirlerini dinledim biraz önce. İyi geldi...
Yorum Gönder