20 Kasım 2011 Pazar

Prova..

            Görme özürlüydü.. Ve körler okulunun müdürüydü . Türkiyede “6nokta” körler derneğinin kurucusuydu.. Muhteşem bir gönül gözüne ve her şeyi hisleriyle görme yeteneğine sahipti. 
           Şaşkınlık – hayranlık – merhamet – korku gibi,  birbiri ile pek tanışıklığı olmayan duygular içinde ağzımız açık dinlerdik amfide anlattıklarını..
Bir tek onun dersinde üniversitenin o büyük amfisi hıncahınç dolardı.


            Yurt dışında gördüğü hukuk eğitimi süresinde gözlerinde beliren rahatsızlık sonucu görme duyusunu kaybedince, meslek branşını psikoloji dalına yönlendirip bitirdikten sonra yurda dönerek eğitim fakültelerinde ve meslek okullarında psikoloji ve ruh bilim okutan hocam Mithat Enç, Gazi Üniversitesindeki derslerinde bizlere “prova yapın” derdi!!..

            Ve içimize işleyen o tok sesi ile anlatırdı..

“Prova yapın. Zaten bir sahnedeyiz ve hepimiz bize verilen süre içinde bize verilen görevleri yerine getiriyoruz..O zaman rollerimizin hakkını verelim.. Güzel, hatasız ve eksiksiz yaşayabilmek için prova yapalım." der ve devam ederdi..

"Aklınızdan,  kendi yazdığınız bir senaryoyu kurgulayıp, neler yapmanız, ya da neleri yapmamanız gerektiğinin provasını yaparsanız;  yaşamınızdaki “bir anlık” diye isimlendirilen o çok tehlikeli süreç için önlem almış olursunuz..
Kendinize bir sahne yaratın ve o “bir anlık" duyguları galeyana getirenlerden herhangi birisini, felâket haline gelmeden seçin. O anı, en tehlikeli, en çirkin ve en acı şekli ile yaşayın. Başınıza gelebilecek bütün kötülükleri cömertçe sıraya koyun. Sonra nelerin hangisine sebep olduğunu bulun.. Yani tetikleyici olanı bulun. Ve Tetikleyici olanı yok edin!.. 
Bu hayâl provasındaki olayların gerçeğe dönüşme ihtimali belirdiğinde, akıl dağarcığınızın “tedbir” denen doğru kararlarla dolu olduğunu göreceksiniz.. Böylece,  üstleneceğiniz tüm rollerde, başarılı olacaksınız”  
diye anlatır dururdu.. 


               Yaradılış olarak öfkesine mağlûp bir insan olduğumdan ve ardımda telâfisi zor kırık kalpler bıraktığımdan, yaşam duvarımdaki yıkıntılar hiç ama hiç onarılamadığı için ve hangisinin hangisine sebep olan tetikleyici olduğunu daha hâlâ anlayamadığım için, en kötü senaryoları yazdığım halde bunca yıl tedbir almayı öğrenemediğim için, İNANMA duygumu yüreğimin tanrılarına (!)cömertçe sunup, sonra doğanın tanrısından af dilediğim için ve hocamın anlattıklarının zamanında bir kulağımdan girip öbüründen çıkmasına engel olamadığım için..   mahcûp  olarak ve rahmet dileyerek, müstesna insan hocam Mithat Enç'i saygı ile anıyorum..




         Dilerim sizler yapacağınız provalarınızda, o "bir anlık" süreç içinde, tetikleyici olanı bulur ve durdurursunuz .. ya da yok edersiniz!.
Ya da,
  ..?



14 yorum:

rakiip dedi ki...

Hocanızı belkide ondan daha değerli bir kalemde yaşatıyorsunuz.!!Her yer katillerle
doluyken tetiği kimin çektiğini bulmak zor,kurşun ciğerimizi deldikten sonra çok da büyük bir önemi yok.Sağlıklı kalmaya çalışın sevgili hasret senfonileri,senfoni vaz geçemeyeceğim müzik türüdür.!

gülsen VAROL dedi ki...

Doğru tesbitler yazdıkların sevgili Ustacım.. ciğeri deldikten sonra o kurşun.. neye yarar parmağını dayadığın tetik?
O nedenle tetikte olmalı kahpelerin kahpe kurşununa hedef olmamak için..
Seni yine sayfamda görmek sevindirdi beni.. hele de vazgeçemediklerin arasında senfoni olduğunu öğrenmek..
Müzik, türlerine göre tercih edilebilir süphesiz, ama bir türkü dinleyen, senfoni dinlemeyi tercih edene, ne dereceye kadar tercih edilir bilemem??? :)

Akgül Çubukçu dedi ki...

Ders verici nitelikte bir paylaşımdı Gülsen öğretmenim. Yazılarınızdan daima kendime de bir pay çıkarma ve uygulayabilme çabasındayım. Ne derece başarabiliyorum, o da ayrı bir konu ya neyse.

Eğitim hayatında çok değerli hocalardan ders alabilmek büyük bir şans. Sizin gibi bir öğrenciye ders vermek ise onlar açısından gerçek bir şans. Aldığı dersleri bu derece içselleştiren, yıllar geçse de unutmayan bir öğrenci. Hocalarınızın emeklerini boşa çıkarmadığınızı, ruhlarını şâd ettiğinizi düşünüyorum. Onları yaşatıyorsunuz. Ne huzurludurlar kimbilir? Mekânları cennet olsun.

Yalnız bu yazınız neyin provasıydı diye düşünmeden de edemiyorum. Bir öfke patlamasını engelleme niyeti mi, bir uyarı mı? Yoksa sadece hocanız Mithat Enç'i anma amacı mı güdüyor? Acaba hangisi? Yoksa ben mi farklı algıladım bu yazınızı?
Sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Güzel bir soru sevgili Anjelika... Daha doğrusu DOĞRU bir soru !! :))
Radikal olsun olmasın bazı kararlar eşiğinde olmamdan ve de belki ilk defa prova yapmam gerektiğini düşünmemden kaynaklanmış olabilir..
Çooook çok geç de olsa belki hocamın ne demek istemiş olabileceğini anlamamın ve de hayata geçirmemin etkisi de olmuş olabilir..

Bir kısır döngüdür bu hatırlayışlar .. söylenenler hatırlandığında kişiyi, kişi anıldığında söylediklerini hatırlamak!! :))

Ecehan dedi ki...

Yüreğinin tanrısına kurban olurum.Ne kastettiğini hem de gayet iyi bildiğimi itiraf ederek.
Yine bir tuhaflık yaşadım aslında. Dün gece bir sosyal sorumluluk projesi üzerinde çalışıyordum, konusu; tüm insanların 1 saatliğine gözlerini bağlayıp, yaşamlarına devam etmelerini istemekle ilgili. Benzer zamanlarda benzer hisleri yaşamak; bu aramızda ilk defa olmuyor bilirsin mamim.
Mithat Enç'i, sayende bir anma vesilesi ile hatırlamaktan mutlu oldum, varol, var ol.
Prova konusuna gelince; benim bir terzim vardı. Ölçümü sadece bir kez aldı ve bana günlük kıyafetinden tut abiyeye kadar her elbiseyi ustalıkla ve eksiksiz dikti. Yaşamın üstadı gördüğüm senin, provaya ihtiyaç duyduğunu anlayamam.
sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Hiç dikkat ettin mi ki adım gibi eminim gözünden kaçmamıştır, yüzü güzel olanın huyu da güzeldir... çünki huyun güzelliği yüze aksedince o yüz, yüzlerce ışıkla bezenir.. tıpkı senin gibi ecem.. bunun ASLA bir iltifat olmadığını da biliyorsun..
Çünki, Denizhan'da Seni tanıdığım o ılık eylül akşamı her tür güzel kaftana lâyık olduğunu gördüm..

aramızdaki görünmeyen köprünün temeli sağlam eceleriminecesi.. Ama sen yine de her konuda prova yap!! :) :))))

Asortik Krep dedi ki...

Bundan sonra kesinlikle prova yapıyorum,bu benim sizin bakış açınıza biraz yaklaşmamı sağlayabilirse ne mutlu bana..Pek ders almadım bu konudan demenize rağmen, öğretmeniniz zaten muhteşem... :)

gülsen VAROL dedi ki...

Öğrenmenin yaşı yok!... bunu da zaten benden iyi bilen yok aranızda :)) Hâlâ bir deli sevdalı gibi, öğrenme bilgilenme dağarcığını doldurmakla meşgulüm.. Ancak, öğretme'nin de yaşı yokmuş bunu da sizlerden öğrendim... burada... mutluyum... ve SİZLERDEN DERS ALIYORUM sevgili asortik krep'im:)))

Esin Bozdemir dedi ki...

Bazen defalarca prova yapar rolüne de çok iyi çalışır/sın… tedbiri elden bırakmadan olası kötü senaryolara bile hazırsındır!.. ama hayatın öylesine sürprizleri olur ki o en kötü senaryolar karşısında tetikleyici olanı önceden yok etme şansınız dahi olamadan bir başka ‘doğuştan usta’ oyuncu gelir ve sizin bütün ezberlerinizi bozar!.. şaşırır kalırsınız!..

yine bazen, siz üzerinize düşen her şeyi yaparsınız! provalar, roller, tedbirler alınmış, her şey hazırdır size göre!.. ama o role sahne uygun değildir aslında! ne rolünüzü tam istediğiniz gibi oynayabilirsiniz ne de size biçilen elbisenin içine sığabilirsiniz!.. çünki alışkınsınızdır yalnızca kendi biçtiğiniz kıyafeti giymeye! ne rol yapabilirsiniz ne de tetikleyici olanı yok edebilirsiniz vaktinde!.. çünki siz gönül gözünüzle bakar, hisseder ve yaşarsınız !..prova da ne ki dersiniz!..

Asıl sorunumuz gönül gözünün çok az insan da olması! O gönülden bakan gözlerle ‘hep’ karşılaşabilmeniz dileklerimle…

bu arada sizin eğitiminizde katkıları olan; hislerini, tecrübeleri ve engin bilgileriyle yaşama uyarlayabilmiş değerli hocanız Mithat Enç'in de ruhu şad olsun Gülsen Hocam… Güzel bir paylaşımdı…

Sevgilerimle…

gülsen VAROL dedi ki...

NE KADAR DOĞRU ... AH!! NE KADAR DOĞRU ESİN.. YAPMADIM DEDİKLERİMİ, OLMADI ZANNETTİKLERİMİ, YAPTIM DİYE DÜŞÜNDÜKLERİMİ, SERGİLEYİVERDİN...
BEN DE, GERÇEKTEN PROVA YAP/a/MADIM DİYE ÜZÜLÜP DURURDUM...
(keşke sadece biçtiğim giysileri arasaydım... bir de biçtiğim kaftanlara olmayan uymayan LAR var.. ki... sorma gitsin!! :))

nihansu dedi ki...

Çoğunlukla denir ya hani; "Yaşam bir tiyatro sahnesidir ve bizler, bize uygun düşen ya da verilen rolleri sergileriz" diye...Çoğunlukla bize verilmiş olan o rolleri değiştirme şansımız olsa da, bazen de "tesadüflerin" esiri oluruz hiç bilmeden hatta hiç çaktırılmadan. Dolayısıyla çok prova yapılsa da, tedbir alınsa da bazı şeyler için malesef tüm ezberler bozulabiliyor. Ne kendinize ne de ben kendime haksızlık etmeyeyim bu doğrultuda. Sadece hazırlıklı olmak gerekse bu kısmı tamam ama yok neden engel olamadım provalara rağmen diye kendimize sorarsak, işte bu noktada itiraz ederim. Bence siz hiç provasız yaşayın, içinizden geldiği gibi, hissettiğiniz gibi, provasız o haliniz öylesine doğal ve güzel ki... Sizi tanıyanlar sizin bu doğallığınıza hayranlar zaten.
Bu vesile ile çok saygıdeğer Hocanızı da anmış olmanız çok güzel. Hala öğreneceğim, sizin aktardıklarınızla tanıyacağım daha kaç muhteşem insan var Mamyciğim?

Yazınızı çok iyi anlamak ve özümsemek için defalarca okudum, dilerim doğru anlayabilmişimdir.

gülsen VAROL dedi ki...

Hiç şüphem yok sevgili Nihansum.. doğru anladığından adım kadar eminim. Hatta daha farklı ve gerçek doğruları bana anlatabilecek kadar!!
Muhteşem bir ikileme parmak basmışsın.. Prova yapmadan hataları da öğrenerek ve ders alarak mı yaşamalı, yoksa prova yaparak ve yaptığının prova olduğunu bile farketmeden hatalar zinciri kurup ders alarak mı???

Sen yine de, hocanın (bu ister maminin ister yüreğinin sesi olsun) dediğini yap yaptığını yapma orkidem..

tufan dedi ki...

Benim için çok geç okunmuş bir yazı bu sevgili hocam, provasız ne çok fırtınalarda kaldım..

Teşekkür ediyorum,bende saygı ve rahmetle anıyorum..

Saygılar sevgiler...

gülsen VAROL dedi ki...

her fırtınayı az zararla atlatmanı diliyorum sevgili Tufan.. prova yap ya da yapma :))