4 Kasım 2011 Cuma

Kurban bayramı

Şeker bayramındaki, bayramı ve bütün aileyi perişan eden o olayın bir daha yaşanmaması için, ("ah.. ne güzeldir bayramlar" başlıklı yazımda anlattığım) tüm şekerler ve çikolatalar kurban bayramında ortada bırakılmıştı.. Adı üstünde, bayramın adı kurban!. Ve bunu bahçede çayırda falan aramaya gerek yok. Çünki bu evde gönüllü bir kurban mevcut zaten!..



Bundan neredeyse bir asır önce babam, (burada hep bir ağızdan aaaa.. daha neler hocam diye bağırılacak)  :) .. bugün bile yeni yeni tatbik edilmeye başlanan bir olayın yaratıcısı idi. Hatta şehrin ileri gelenleri de onu örnek almaya başlamışlardı.. Eve alınan kurbanlık, henüz kuzu halindeyken eve getirilir dizlerimize kadar uzanan arka bahçedeki çimenlere bırakılırdı.. (İnanın neredeyse herkesin evinin bahçesi vardı..) Ön bahçenin köşesindeki müştemilatta da yatacak samanlı bir yatak hazırlanır ve beslenirdi... Tam iki ay boyunca kuzu bize o kadar alışırdı ki, elimizle vermezsek mamasını yemez, suyunu bile biberonla vermezsek içmezdi.. Koşturan her insanın peşinden koşup, poposuna, olmayan boynuzuyla tos vurmayı öğretirdi ağabeyim.. En üst kata kadar koşanın peşinden, merdivenleri üçer beşer tırmanır mutlaka koşanın poposuna tos vururdu.. Onun için bir oyundu bu ve mükâfat olarak verdiğimiz şekeri – leblebiyi – marulu vs. yi afiyetle yiyip çimenlerine geri dönerdi.. Ama bu arada koşarken merdivenlere bıraktığı ikramları(!) ağabeyime temizletmeye başlayınca annem, oyun bozulurdu.. Zaten bu süre içinde kuzu da büyür koyun olurdu!..


Hatırladığım kadarıyla, hemen her arife günü babam kuzuyu alıp giderdi.. Çok üzülür ağlardım. Büyük fedakârlık yaparak yemediğim ve kuzum için biriktirdiğim şekerleri bile belki geri gelir diye yemezdim!.. Babama sorduğumda, “köyüne geri götürdüm annesini özlemiş” derdi. O zaman akan sular dururdu!.. Zaten minicik kuzuyken eve kucakta getirildiğinde de “annesinin sütü yokmuş bize verdiler bakmamız için” demişti.. Onu hatırlayıp razı olurdum.. Ertesi gün bayram sabahı babam namaza gider, dönüşte kasabın çırağıyla elleri kolları dolu gelirlerdi.. Beni zeki buldukları ve “cin gibi” diye tarif ettikleri halde, o yılki bayram gününe kadar, bir kere bile o afiyetle yediğimiz etlerin, besleyip büyüttüğümüz kuzu olduğunu anlayamamıştım..

Ama o gün kasabın, “postunu ne yapalım?” diye sormasından işkillendim.. Koşa koşa anneme sormak için mutfağa girdiğimde, annemle ağabeyimin konuşmalarını duydum, “bi daha bu son” diyordu annem ağlamaklı, “yaa evet” diyordu ağabeyim de.. “besle büyüt kes ye.. ne barbarız be”!!!


Böylece anlamıştım kuzumun başına gelenleri.. Yavaşça yukarı kata çıktım. Annemim büyük salon duvarına astığı, 5 yaşında "maarrif müdürlüğünce" açılan imtihanı kazanarak ilkokul 2.sınıf öğrencisi olduğum belgeyi duvardan indirip yırttım.. Nedenini bugün bile hâlâ psikolojik olarak tanımlayamadığım bir tepkidir bu.. Kendimi aptal kabul edip o yaşta o sınıfta okumayı hak etmediğimi düşündüğüm için mi, bana yalan söyleyen ailemin beni hak etmediğini düşündüğüm için mi ??  

Sonra, hani beni eğitmek için artık saklamayıp ortada bıraktıkları onlarca kutu kutu şeker ve kutular dolusu çikolatalar vardı ya, işte onların hepsini kutuları ile alıp terasa çıktım. Ön tarafı bahçemize yan tarafı geniş bir sokağa bakan terasın ucuna kadar gidip o küçücük avuçlarımla avuç avuç, daha sonra kutularıyla beraber bütün şekerleri ve çikolataları sokağa fırlattım..


Karşı komşumuzun haber vermesi ile olay öğrenildi. Annemden eşşek sudan gelene kadar dayak yedim... Babam ağzını açıp tek kelime söylemedi... Ağabeyim usulca başımı okşayıp sordu, “iyi de, niye yaptın be kızım?” Burnumu çeke çeke ağabeyime dedim ki:


“kuzular yesin diye”...



12 yorum:

Yaşamın kıyısında dedi ki...

Aslında çok acı ama bizde aynı yoldan geçtik, bizimkiler bir hafta önceden gelir (ve haklısın, herkesin bahçesi vardı) bahçede beslenir,sevilir,alışılırdı sonrasında ne olduğunu aklımız erene kadar bilmedik. Aklımız erince de bodrumda saklamaya başladılar.
Bayramını en içten dileklerimle kutlar güzel yanaklarından öperim....

ali zafer sapci dedi ki...

Yazınız bana Adile Naşit'in "KUZUCUKLAR" sözünü hatırlattı. Ne kadar içten söylüyordu değil mi! Ayni sizin 'kuzular yesin diye' sözü gibi. Güzel günler dilerim.

Asortik Krep dedi ki...

Bu güzel yazının üstüne ne yazsam bilemedim,en iyisi mi kurban bayramınızı kutlayıp gidiyorum.

"Kuzular yesin diye" savrulan şekerler, çikolatalar fikrine ise bayıldım :)

Esin Bozdemir dedi ki...

Öperim o zeki, duygulu ve yürekli küçük kızın yüreğinden! ve bu anlamlı anıyı bizimle paylaşan, her zaman ki gibi düşündüren ve kalemini ustaca konuşturan ellerinizden..

kimse kimseyi keşke kurban etmese!bunun yerine, sevgiyle dolu yüreklerinden gelen en güzel hediyeyi verebilse keşke!..('sarılsa, kucaklasa, değer bilse, sevgisini esirgemese!')

çiçek kokularını ve şeker tadını serperek...bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle birlikte huzur ve esenlik dolu nice güzel bayramlar ve bayram tadında günler dilerim Gülsen Hocam...

Sevgi ve saygılarımla...

Akgül Çubukçu dedi ki...

İçim acıdı! O küçük kızın bütün isyanını, acısını, öfkesini yüreğimin derinlerinde, tüm canlılığı ve yakıcılığıyla hissettim. :(

Ben Kurban bayramını hiç sevmem. Kabullenemiyorum, bir canlının yaşama hakkını elinden alıp da bayram yapmayı... Yine de geleneklerin dayatmasına uyup, bayramınızı usulen kutlayayım Gülsen öğretmenim.

Her zamanki gibi harika ve içten anlatımınızla paylaştığınız bu çok özel çocukluk anınız için teşekkür ediyorum.

Saygı ve sevgilerimle.
Sevdiklerinizle birlikte mutlu bayramlar...

nihansu dedi ki...

Ne kadar içime dokundu bu anı...
Kalakaldım ne yazacağımı bilemeden.
En iyisi usulca tüm sevgilerimi göndererek bayramınızı şimdiden kutlayayım Mamyciğim...

tufan dedi ki...

Kavurma Bayramı,bence böyle oldu adı artık,maneviyatını unuttuk ve kavurma bayramına çevirdik bu kutsal değeride..

"Kuzular yesin" Çocuk yüreğimizin masumiyetiyle böyle düşündük ama kuzuları hep kurban ettik, paylaşmaksa Bayramın amacı, yardımlaşmaksa, bunca telefin ne gereği var, kabeye gidenler bir milyon üçyüz bin adet kurban kesiyor ve bu kurbanların bir milyonu saklayacak imkan olmadığı için arap çöllerine gömülüyor, yazıktır günahtır, ibadetse amaç yardım et,oda ibadettir,bunca telef niye..

Sevgili Hocam,sizin ve tüm dostların bayramını en içten dileklerimle kutlarım ve o muhterem ellerinizden öperim,mutlu bayramlar sağlık ve sevgiyle kalın..

Saygılar sevgiler..

ayferbilici dedi ki...

Masal tadında başlayan buruk
bir hikâye imiş yaşanan..
Kıyamam...

düşünce bahçesi dedi ki...

sevgili gülsen hanım,bayramınız ve gelecek günler mutlu ve sağlıkla geçsin..
kuzuların hikayesini bir çocuğun kalbinden şefkatle okudum..

sufi dedi ki...

"Kuzular yesin" diye ha?
Ah benim güzel Gülsen'im, yine ağlattın beni isyanınla, ele-avuca sığmayan yapınla...Bir bayram yazısı ancak bu kadar etkili olabilirdi benim için ben de kafama çekilmiş yorgan altında geçirdiğim çoğu kurban bayramını benim gibi isyanlarda geçirenlerle birlikte olmaktan mutluluk duydum şu anda. Seni kocaman kucakladım gözyaşlarımla, güzel dostum sevgiler benden sana.

nalan dedi ki...

Canımsın yaaa,şimdi okudum yazını ve o küçücük Gülseni bağrıma bastım. Hakikaten ne büyük travma ve ne güzel bir yanıt.
'kuzular yesin diye'
Seni bunun için seviyor herkes...
Ben de

gülsen VAROL dedi ki...

BAYRAMIMI KUTLAYAN SEVGİLİ 11(ONBİR) DOSTUMA TEŞEKKÜR EDİYORUM..

NANKÖR OLARAK HATIRLANMAKTAN KORKARIM, O NEDENLE YAZILARIMI OKUYAN AMA YORUM YAZMAYI SEVMEYEN VEYA GEREKSİZ BULAN ARKADAŞLARIMA DA TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM..

NİCE GÜZEL, KURBANSIZ BAYRAMLARA!!