3 Nisan 2011 Pazar

Küllenmiş anılar... ve chopin!


1935-37 yılları arasında, Türkiye'de Konservatuvarın kurulması ve müzik sorunları ile ilgilenmesi için, ATATÜRK tarafından çağırılan ünlü kompozitör Prof. Paul Hindemîth, bu okulun, bir yabancı uzman gözetiminde eğitime bağlanmasını önerdi. Binası yapılıp gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra, 1938-39 eğitim yılında Müzik Bölümü eğitime G.E.E'de başladı. Bölümün başına, Hindemith'in tavsiyesi ile Hitler Almanya’sını terk edip gelen Prof. Eduard Zuckmayer getirildi.

O zamanki adı ile Gazi "Orta/Lise Öğretmen" ve Terbiye Enstitüsü olan okulun Müzik Şubesi açılmış oldu.

Öğretim Kadrosu şöyle oluşturuldu:

Bölüm şefi: Eduard Zuckmayer

Bernhard Klein, Eva Klein Franke, Bedri Zavaç, Fuat Koray, Ahmed Adnan Saygun, Halil Bedii Yönetken,Cevat Memduh Altar, Nurullah Şevket Taşkıran, Ekrem Zeki Ün, Hayri Akay, Saip Egüz, Veysel Arseven, Halil Bedii Yönetken, Necil Kâzım Akses, Ferhunde Erkin, Ulvi Cemal Erkin, Mesut Cemil, Necdet Remzi Atak, Leyla Atak, Azize Işık (Duru), Cezmi Erinç. Halil Onayman, Bülent Arel, Aziz Gürerk, Saadet İkesus, Enver Kapelman, Mahmut Ragıp Gazimihal, Gültekin Oransay

(öğrencileri olduğum için ne kadar şanslı olduğumu çok sonraları anlayabildiğim değerli hocalarımdan  burada adını görebildiklerimin  isimlerini belirttim.) 



*****

Gazi Eğitim Enstitüsünde okuduğum yıllarda, (henüz "üniversite" adı ile anılmıyordu…) müzik bölümü ana binadan hayli uzak, tamamı ile çam ormanlarının içinde, erguvan ağaçlarının arasında, adı sonraları "Zuckmayer Binası" na dönüştürelecek olan uzunca bir L harfi görünümünde iki katlı, 4 salon ve 45 odası olan bir bina idi..
"L" harfinin kısa olan bölümünün alt katında büyük olmayan, mini bir amfi şeklinde salon vardı sahnesinde kuyruklu bir steinway piyano dururdu..


Salonun karşısında ise profesör Eduard Zuckmayer'in odası vardı.. aslında evi demek daha doğru olurdu. Bahçe ile aynı hizada,  alabildiğine uzanan hafif meyilli çam ormanının seyredildiği, yerlere kadar tüm duvarları cam olan bu odaya bayılırdım.. Odanın ortasından, çekme kattaki tek odaya dönerek çıkılan bir merdiven vardı.. Fanus gibiydi benim için.. Fazla ışık almayan loş, ve her zaman hafif patates haşlaması kokan bu salona girme hakkına sahip tek kız öğrenciydim. Çünki bölüm şefimiz karşı cinsinden olanlardan pek hoşlanmayan hatta onları hırpalamaktan zevk alan bir sadist idi bize göre.. Adını Reşat Nuri Güntekin'in (*) "Bir Kadın Düşmanı" adlı romanındaki kahramandan esinlenerek "homongolos" koymuştuk!
Diğer erkek olan öğrencileri de yıldırmıştı ter koktukları için ve bulduğu pek çok sebepten!!.. Huysuzdu ve ödümüz kopardı.. Odasının çift tarafa açılan sürgülü kapısının o acaip açılma sesini duyduğumuzda kaçacak delik arardık..

Ben haftada 12 saatimi bu odada geçirirdim. Çünki benim piyano hocam Zuckmayer'di .. onun odasında onun izni ile piyano çalışmalarımı yapar, onun arkamda başıma dikilip yanlışlarımı düzeltmesini beklerdim.. Bana ilk öğrettiği parçalarda biri Chopin'in impromtusu idi.. 4 ay sürmüştü çalmayı öğrenişim.. deşifre edişime hayran olmuştu ama bu 4 ay boyunca canıma okumuştu.. andante.. piyano.. adagio… allegro allegretto… şşşşşş piyanoooo!! piyanosimo… diyerek!..


Ben o salon büyüklüğündeki loş odasında, kuyruklu piyanoya geçtiğimde, o da sallanan ceviz koltuğuna oturur yüzünü ormana sırtını bana dönerek çaldığım parçaları tempo tutarak dinlerdi.. yanlış bastığım her notanın adını ve değerini arkası dönük oturduğu yerden söyleyerek beni büyülerdi..
... "kelebek" derdi bana!!.. şubenin helezonvari üst kat merdiveninden aşağı kadar merdiven trabzanından kayarak indiğim için.. :)  
Üç yıl boyunca onun odasının eksilmeyen öğrencisi oldum.. derse başlamadan çalınacak veya deşifre edilecek parça her ne olursa olsun önce chopin'i çalmamı isterdi.. İlk olarak İmpromptu!.. ve o, ormanı seyre dalıp gittiğinde, ben chopin'in,  pek çoğunda vatanının istilâsına duyduğu isyanını dile getirdiğini öğrendiğim  bestelerini seslendirmeye çalışırdım..


Bir karlı kış sabahı odasındaki yere kadar inen o muhteşem  camın yarısına kadar gelmiş karları seyrederken birden, “tıpkı böyle bir gündü” diye anlatmaya başladı.. çalmayı bırakınca hırçınlaştı almanca bağırdı.. "oh my dullibegot".. devam et devam..." dedi.. O zaman o anlatmaya başladığını bana değil kendisine anlattığını anladım.. Ve o zaman onun neden bu parçayla bu kadar kederlendiğini anladım. Onu bir başkasını tercih ederek terk eden karısını unutamayışına tüm ruhumla üzüldüm..  Nasıl çaldıysam o gün, o anlattığı süre içinde  içimden neler geçtiyse, o gencecik, o saf, o el değmemiş yüreğimden… Çalmam bittiğinde kalktı gelip elimi elleri arasına aldı sonra serçe parmağımı hafifçe öpüp “aferin kelebek chopin'i hep böyle çal” dedi..



Başıma gelen ve zaman zaman sağ kolumun, kafasına göre asi takılıp sözümü dinlemez olmasına sebep olan o kazadan sonra.. artık klâsik müziği icra edemediğim için,  sadece dinleyerek hâtıraları saygı ile anar oldum..
Ve özellikle Chopin'i!..


Belki sizler de bu pazar, Pazarınıza limon sıkıldığını düşünmeden o parçayı dinlemek istersiniz!! ..  




 (*)  =  Burada daha önce yanlış yazdığım yazar adını düzeltmemi sağlayan Seden'e teşekkür ediyorum.



20 yorum:

ayferbilici dedi ki...

O piyano başındaki fotoğraf işimi kolaylaştırdı..Hocanıza aitti yanılmıyorsam siyah beyaz fotoğraf.
Duydum sizi. Dinlettiğiniz eseri öğrenci olduğunuz o yıllardaki siz çalıyordunuz.

ali zafer sapci dedi ki...

Pazar sabahımı, çağrışım rüzgarları estiren bu güzel müzikle doldurduğunuz için teşekkür ederim.

gülsen VAROL dedi ki...

Gözlerin kapalı dinlersen..mümkün! sevgili Lodoscum:))

gülsen VAROL dedi ki...

Okuyan ve de dinleyen herkes için geçerli olmasını dilerim bu beğenişin sevgili Alizafer..

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Pırıl pırıl bir bahar sabahı chopin
ve anılar..başka ne denilebilir
Sevgili Gülsen hocam...

Tekrar müzik dinlemeye giderken iyi
pazarlarlar sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Güzel bir Pazar sabahı, 14. katta seni chopin'le başbaşa bıraktığım için memnununm sevgili Jivago.. denize nâzır!!! :))

Esin Bozdemir dedi ki...

Pazar sabahıma ayrı bir anlam katan çok etkileyici bir yazıydı okuduğum Gülsen Hocam...Yazının içine öylesine daldım ki!bir an kartoffel kokusu burnuma kadar geldi!benimde çocukluğumu geçirdiğim Almanya'da (klise'nin bir bölümünün kindergarten olarak kullanıldığı) avlusunda oynarken burnuma gelen patates kokuları, o uzun orktan çıkan sesler...yankılandı kulaklarımda!..gittim geldim her iki anılar içinden geçerek anılara!..

ve Chopin'i dinlerken gözlerimi kapattım sizdiniz çalan o anlarda!..

küllenen anılarınızın gizleri arasında dolaşmak hüzünlü ama bir o kadar da güzel bir pazar paylaşımıydı Hocam...

İyi pazarlar dilerim...
Sevgilerimle Gülsen Hocam...

gülsen VAROL dedi ki...

Hakkında çok az şey bildiğim halde, seni neden bu kadar çok sevmiş olmamın soru kapısında oluşan hafif aralanmadan, seni seyrettim ben de bu pazar sevgili Esin..
Seni gözümde farklı kılan pek çok unsurdan ufak bir parçaydı görüntü!!
Ve... gözünü kapatıp "zannederek" dinlediğin, gözün açık hissederek dinlediğinle örtüştü mü???

nihansu dedi ki...

Nasıl özel ve farklı anılar bunlar... Bir yandan dinlerken diğer taraftan kendimi o yıllarda hissettim yazdıklarınızı okurken. Çok güzel, sımsıcak bir pazar yazısıydı. Anılarınıza böylesine sahip çıkışınız ve masal tadında dile getirişiniz beni çok etkiliyor. Ne dinlemeye ne de okumaya doyamıyorum.

gülsen VAROL dedi ki...

İnsan genelde unutulası anılarına sahip çıkmaz Nihan.. Tersi, biraz da doğasına aykırı olduğundan belki.. Gerçekten anılmaya değer bulunmayan anıların da aslında kaleme alınması gerektiğini düşünüyorum. Ders baabında!! :)

Nehire dedi ki...

Her yazınızda yüreğimi ısıtacak öylesine güzel anlamlar kazanıyorum,iyi ki varsınız Gülsen Hanım,teşekürler.Sevgiyle kalın...

gülsen VAROL dedi ki...

Anlattıklarımın beğenilerek okunması güzel, ama okuyana anlam kazandırması çok çok farklı..
Aynı frekansta olanlara özgü olmalı.. Teşekkürler sevgili Nehir..

didem dedi ki...

Ne guzel anilar. Zevkle okudum. Benim anneannem klasik muzige cok meraklidir. Kucuklugumden beri kulagim asina oldugu icin benden de bizimkilere aktarmak zor olmadi. Berk bu sene biyografi odevi icin Mozart'i secti. Bebekliginden beri ikisi de klasik muzikle uyuyorlar onun etkisi mi bilmem.

Sedencik dedi ki...

önce sizin kelimelerinizin melodisiyle okudum...
sonra dinlerken okudum hayranlıkla...
an'lar ve anılarla çoğalıyor insan...
siz ve hocanız gibi bazı insanlarsa bu çoğalmayla yetinmeyip çoğaltıyor bayrağı ileri taşıyarak...
tebrikler...
sevgiyle...

gülsen VAROL dedi ki...

Gen'lerle bırakılan mirasa, ana rahminde dinletilen müzik, olsa olsa rötuş olur sevgili Didem..
Mezarı bilinmeyen ve sembolik bir anıtın mezar kabul edildiği bir dahidir Mozart.. ve ölüm yatağında bestelediği ölüm marşı ruquiem, ilk olarak kendisinin öldüğünün kabul edildiği anma gününde çalınmıştır.
Yakışıklı Berk'e sevgilerimi ilet lütfen..

gülsen VAROL dedi ki...

Her zaman söylüyorum,İnsanın en büyük hazinesi, ailesinin KÖKLERİNİN, nesiller boyu sürecek ve bitmeyecek GEN mirası..
Ben de senin ifade yeteneğindeki güce hayranım sevgili Seden.. Tabii bilemediğim diğer yeteneklerine de selamlarımı sunarak!!.. ;))

Sedencik dedi ki...

rica ederim sevgili Hasretsenfonileri...
bu güzel anılarınızı paylaştığınız için ben teşekkür ederim...
sevgi ve sağlıkla...

didem dedi ki...

Iletmez miyim hic, butun guzel sozlerinizi Berk'e soyluyorum. Cok hosuna gidiyor. Cok tesekkurler

Akgül Çubukçu dedi ki...

Çok etkilendim, çok. Anılarınızı okumak büyülüyor sanki beni. Gözlerimi kapatıp, hocanıza çaldığınız o gün yanınızdaymışım gibi hayranlıkla dinledim o muhteşem müziği. Eğitim aldığınız dönem konusunda çok şanslı olduğunuzu düşünüyorum. Eğitim eskiden miydi Gülsen öğretmenim? :((

gülsen VAROL dedi ki...

ne güzel bir soru sormuşsun ..
ne kadar yerinde ve doğru!
Evet sevgili anjelika eskiden Milli eğitim ve öğretim olarak anılırdı kurumumuz.. Çünki eğitim olmadan öğretim sadece cehaleti alıyor!!