7 Nisan 2011 Perşembe

rum kilisesinden bozma ev

(Bugün bir kaza yaşadım.. şofben patladı.. kendime geldiğimde Rum kilisesinden bozma evdeydim.. ben öyle zannetmişim.. meğerse.. o sıra gitmekle meşgulmüşüm!!! :)) sonra baktım herhalde, yol uzun.. döndüm!.. Normal halime ve mekânıma döndüğümde.. Yani demem o ki, bu yazıyı tekrar yayınlamamın sebebi bu!
Çünki hâlâ orada gibiyim :))



Üç katlı bir ev, eski rum kilisesinden bozma. Terasın iki yanında eskiden kilise çanlarının asılı olduğu ama artık çanların bulunmadığı dört beton direk var. Duvarlarının kalınlığı 90 cm. Tavanlar tam 5 metre yükseklikte.. Bir halı futbol sahası büyüklüğündeki ön bahçenin (bir de arka bahçe var daha büyük ama biraz korkunç. Salıncakların kurulu olduğu çok yüksek çınar ağaçları ve erguvanlarla dolu olan) yüksek bahçe duvarlarının ortasında yer yer boyaları dökülmüş koyu lacivert boyalı bir demir kapıdan evin iç giriş kapısına kadar uzanan beton bir yol var.


Müştemilat, uzun beton yolun sağında, bahçenin dip tarafında küçük kiremit damlı. Odun kömür ve bahçe edevatı kazma kürek bel tırpan hortum kova vs. konan. Dolu. Çocukların girmesi yasak.. Çünki içinde danaburnu, akrep çiyan gibi zehirli haşereleri öldürmeye yarayan (ddt) denen bir zehir var. Ona bitişik yer kümes. Bahçe boyunca uzanan duvara oluklu kiremitten dam yapılmış ve bahçeden tel örgüyle ayrılmış. Köşesinde kapalı bölümleri var gece tünemeleri ve folluğa yumurtlamaları için. 20-30 civarı tavuk ve sadece 1 tane horoz.. Zaten o  yüzden hep horozlanıp vakitli vakitsiz ötüyor. Adı güneş. Tavukların da isimleri var ama en çok yumurtlayan kâmile!. Hem günde iki kere yumurtluyor hem de iki ayda bir kuluçkaya yatıp civciv çıkartıyor. Çıkan sarı ve bazıları kara olan sevimli civcivler için telle ayrı bir bölme yapılmış.


Evin 6 kedisi var. Hepsi her sabah telin önünde yere pusu kurup kıçlarını sallaya sallaya civcivlere çene oynatıp atlama talimleri yapıyorlar. Kâmile kanatlarını yere yapıştırıp kedilerin üstüne doğru uçma numarası yapınca, bitişik telden onları seyreden güneş daha fazla hırslanıp avaz avaz, öğlen-ikindi- akşam demeden ötmeye başlıyor!..


Bu iki müştemilatın önünden beton yola kadar sebze ekili. Domates, salatalık sırık fasulye, mısır, yeşil soğan nane maydanoz biber sarımsak... Bahçenin diğer yanı, yani beton yolun sol tarafı ise tamamen çiçeklik ve oradaki duvar boyunca meyve ağaçları sıralı.. şeftali dut elma armut ayva vişne kiraz.. diplerinde de çilek..

Büyük demir bahçe kapısı açılıp bu beton yola girildiğinde sağ ve sol tarafta görülebilecek manzara bu. 24 adım sonra, birine hanımelinin diğerine yasemenin sarıldığı, daha çok teras görünümündeki üst kat balkonuna birleşen çok kalın beton kolonlara ulaşılıyor. Hanımeli sarılı olan tarafta bahçe içine doğru bir kameriye yapılmış. Çardakta siyah kokulu üzüm veren asma sarılı. Bu gizli küçük bahçede tahta masa ve tahta banklar var.
Beton yolun bitiminde, cam bölmelerine içerden dantel perde takılmış olan büyük bir tahta kapıya geliniyor. Cebe sığmayacak kadar büyük anahtarları olan bu kapılardan geçip içeri giren herkesi hayretler içinde bırakan bir hareket ve ses cümbüşü başlıyor.

Bahçedeki demir kapı kolunun, kapının açıldığını haber veren o madenî sesi duyulduğunda, evde soluklar tutulup herkes kulak kesiliyor. Eğer, o kacaman ağır kapı olanca hızıyla çarpılarak kapatılırsa, kediler dahil evde herkes çil yavrusu gibi dağılıp, gözden ırak olma yarışı başlıyor.. Yok eğer demir kapı, açıldıktan sonra hafif bir “klik” sesi ile kapanırsa, evin içindeki curcuna iki katına çıkıyor ve kendiliğinden oluşan bir karşılama töreni hazırlığı başlıyor.. Ben hemen terliklerini kapıp kapı önünde karşılıyorum babamı. Çünki çömelerek yere koyduğumda terliklerini, elini tam başımın üstüne koyup Pat-pat yapıyor babam başıma, ‘aferin’ niyetine.. Sevmesi böyle.. Bu kadar!.. Anneme bakıyorum, kenardan sahneyi seyreden yönetmen edası ile vakur, baba etrafındaki pervanelerine gülüyor..


 Evde 11 nüfus var. 6 çocuk. Anne, baba.. anneanne, nene, mürebbiye ve hizmetkâr.. Eve girilen yer büyük bir mozaik çini süslü ayakkabı taşlığı. İki basamakla sofa adı verilen 25-30 metrekarelik ince uzun bir mekân başlıyor. Burada sadece Piyano var.. Yerde şal desenli gerçek acem halılar serili. Sofaya 6 kapı açılıyor bir de yukarı kata çıkan ceviz tahta kaplı merdiven bulunmakta.. Kapıların biri mutfak kapısı. İçinde anlatılması zor bir ocak sistemi var. Kokunun eve dağılmaması için asansörlü bir cam davlumbaz var , yemek pişerken koku eve yayılmasın diye ocağın yanındaki demir kol yukarı itilince, kalın cam fanus ocağın üzerine indiriliyor.. Dolap kapısı gibi bir bölmeden ofise benzeyen ayrı bir yere geçiliyor mutfağın içinden ve bütün gıdalar buralarda istif edilip saklanıyor. Kelvinatör marka kocaman buzdolabı da burada. Dört köşesinden iple tavana asılı duran büyük tahtanın bir tarafında yufkalar dizilmiş üst üste diğer tarafında tekerlek kaşar peynirleri ile pestiller.. Ayrıca, çok büyük kovaya benzer armut biçiminde içi oyuk bir granit taşın içine su konup, damıtılması sağlanıyor.. Gülek denen kocaman bir tahta fıçıda da memleketten gelen tereyağ var.


Sofanın aynı hizadaki üç kapısı oturma odaları. Hepsinin dışarıya açılan kapıları var ama bir de hepsi iç kısımdan birbirine açılan sürgülü kapılarla bağlı. İki sürgü kapı açıldığında üç oda birleşip muhteşem büyüklükte bir salona dönüşüyor. Adına bulgar kuzinesi denilen kocaman yosun yeşili emayeli kuzinenin içine gizli olarak monte edilmiş, dış kısımda musluğu olan kazanda ısınan suyla devamlı sıcak su sağlanıyor. Fırınında daima kabuğu ile bütün bütün kızartılmış papatesler, börekler, ev ekmeği, et vs. pişirilip, üzerinde de çay demleniyor ve kestane kızartılıyor.. Ev büyük, tavanlar yüksek ama evde üşüyen hiç yok. Sofadaki kapıların sonuncusu banyo ve tuvalet kapıları.. içindeki ayrı bir bölümde de çamaşırhane var.


Yatak odaları üst katta... Dört oda var. Sofa yine aşağı kattakiyle aynı uzunlukta, duvarlarına kocaman kocaman gardroplar dayanmış. Ceviz ağacından yapılmış kenarları oymalı kapaklarında kristal boy aynaları var ve sadece birinin kapağı yarı açık. Yukarı kata çıkıldığında, sofanın sonunda tam karşındaki balkon kapısı açıldığında koca koca saksılardaki muhteşem çiçeklerin ve bitkilerin arasından elini uzatsan değecekmişsin gibi yakın deniz görünüyor. Bu katta da yine banyo ve tuvalet mevcut.


En üst 3. kat ise bir çekme kat gibi. Yani sadece iki oda küçük bir mutfak banyo ve tuvalet. Ve olabildiğince büyük bir teras.. Bir uçtan bir uca deniz ve şehir .. Odanın bir tanesinin duvarı tamamen yere kadar cam. Diğer duvarında da sedef kakmalı bir ud asılı..


Burası, benim doğup büyüdüğüm ev. İnanılması güç güzellikte bir çocukluk yaşadığım muhteşem ev, okuyana hayal ürünü gelir diye korktum. Burada yaşadıklarımdan ziyade burada bana anlatılan hikâyeleri sizlere anlatsam gerçek olduğuna sizleri nasıl inandırabilirim diye düşündüm. Bu evde yaşananlar ve bu evde yaşayanların başlarından geçen olayları, bayramları, harpleri, karartma gecelerini, depremleri, yaşanmış aşkları, acıları, kavuşmasız ayrılıkları yazsam mı acaba diye geçirdim aklımdan.


***
Tekrarını paylaşmaktan çekinmediğim bu yazımı(pek çok arkadaşımın hatırlayacağını zannediyorum)  baktım da, üç yıl önce blogcuda yazmışım. .  
Bana bu evde anlatılan hikâyelerle, bu evde dinlediklerimle  "albümdekiler" oluşmuştu.Umarım sıkılmadınız..


34 yorum:

Ecehan dedi ki...

Geçmiş olsun, okurken kalbim sıkıştı ama sonra anladım ki şimdi iyisin.-Umarım doğru anlamışımdır-
sevgiler

Adsız dedi ki...

Geçmişler olsun güzel kadın..Şofben patlamasından yazına dikkatimi veremedim.
şimdi nasılsın?

gülsen VAROL dedi ki...

Betül Mardin, hiç unutamadığım ve geçmişte yayınladığım bir yazıma da konu ettiğim anlatısında,
"GÖZLERİNİ YUMDUĞUNDA GİTTİĞİN YER, EN MUTLU OLDUĞUN YERDİR" demişti..
Doğru anlamışız eceleriminecesi, O, HAKLIYMIŞ! ..
Ben, şimdi iyiyim!! :)

gülsen VAROL dedi ki...

Bu yorum başlığını okuyup da, kendisini "İYİ" hissetmeyecek bir kadın düşünemiyorum sevgili sıradan bir balık!! sağol.. :))

nihansu dedi ki...

Nasıl hatırlamam, nasıl hatırlanmaz... Benim sizi blogcuda ilk tanıdığım yazınızdı bu yazı. Bugün sayfanızı açıp baktığımda benim için ne hoş bir sürpriz oldu bu yazıyla yeniden karşılaşmak. Tam da sizin o zamanlardaki ifadeniz ile "Kan çekti" dedirten, benim de çocukluğumun geçtiği aynı şehrin başka bir dönemini okudum yeniden satır satır.
Çocukluk, çocukluğumuz anayurdumuz gibi, hele de böyle unutulmaz anılarla dolu iken ve mutlu da geçmişse, gözlerinizi kapattığınızda hala orada gibi hissetmenizin sebebine çok da şaşırmamalı.
Tekrar çok büyük geçmiş olsun.
Sevgilerimle...

gülsen VAROL dedi ki...

Tanışmamızın şerefine Nihansu'm!!
İyi ki çekmiş o kan! :))

A-H dedi ki...

Buyuk gecmis olsun.

Sedencik dedi ki...

işte bunun için güzel an'lar anılar biriktirmeli insan...
tehlikede veya öfkeli,mutsuz,hüzünlü zamanlarda sığınmak için...
çok çok geçmişler olsun...
biraz dikkat lütfen belki ısıtma sistemi değişmeli...
sevgi ve saygıyla..

gül dedi ki...

çok geçmiş olsun.çok hoşsunuz.ALLAH'a emanet olun.

gülsen VAROL dedi ki...

teşekkür ederim sevgili A-H.. Anladım ki dost yüreklerinde, yaşadığım olayın çirkinliği, mutlu olduğum yerin güzelliğini gölgelemiş..

gülsen VAROL dedi ki...

Değişmesi gereken bendeki bu şans sevgili Seden!! Yukardaki de "geldin gidiyorsun uğraşamam" diyordur tahminim :)) Oğluma kalsa aksi insanın işi aksi gidermiş!!
Henüz 6 aydır kullanılan bir aletteki yanma, gelen elemanları bile şaşırttı..
Neyse ki, sığındığım limanlar sağlam..

gülsen VAROL dedi ki...

Hoşgeldin sevgili GÜL.. Anladığım kadarıyla sen de çocukluk anılarındaki duru saflığın özlemi içindesin.. Gördüm sayfanı.. tekrar geleceğim..

beenmaya dedi ki...

çok ama çok geçmiş olsun öncelikle. dilerim şu anda sağlığınız iyi ve her şey yolundadır...

biliyor musunuz hep böyle bir evde yaşamak istedim, isterdim. ve o ev içinde iyisiyle kötüsüyle kim bilir ne öyküler taşıyordur her bir köşesinde nasıl imrendim...

Esin Bozdemir dedi ki...

Çok geçmiş olsun Gülsen Hocam..Korkuttunuz beni!sanırım iyisiniz bir şeyiniz yok değil mi!..Ama çok şükür ki, korktuğunuz o anlarda yaşadığınız şok, sizi can yeleği gibi saran o mesut çocukluk anılarınıza doğru sürüklemiş.

Yazılarınızı oldukça akıcı ve çok ustalıkla kaleme aldığınız için, hiç zorlanmadan o çocukluk anılarınızın geçtiği mekanları film seyreder gibi gözümde canlandırdım Gülsen Hocam:) Nasıl güzeldi!.. tekrar tekrar okunur inanın!iyi ki paylaşmışsınız bizimle:)Sevgilerimle

Adsız dedi ki...

Merhaba güzel kadın.
İyi olmana öyle sevindim ki, bütün gün aklımdaydın.

Bu sıradan balık var ya, şuan gözleri dolu dolu bakıyor sana;gülüşünü görmek, bir nefes almak için geldim sana.
Hani insan bazen kendinden bile kaçar ya, o durumdayım.

Merak ettim seni;nasıl olduğunu, sağlığını.
İyi olduğunu gördüm ya,yeter.

Öpüldün güzel kadın.

gülsen VAROL dedi ki...

Eşya haricinde her şey yolunda sevgili Beenmaya.. teşekkür ederim ilgine.
Ne geldi aklıma biliyor musun, o zaman sen bu evde yaşayanların yaşadıklarını anlattığım romanım "Albümdekiler"i okumamışsın.. Yorumunu bıraktığın pencerede yazılı mail adresime vereceğin cevabı bekliyorum.

gülsen VAROL dedi ki...

Demek ki iyi yapmışım tekrar yayınlamakla bu yazımı sevgili Esin.. Blogta tanıdığım dostlar içinde okumayanların da beğenebileceği hesabı yapmadan.. gerçekten oralarda dolanırken bulunca kendimi.. İyiyim ben.. cam kırıkları can yakmadı çok şükür..

tufan dedi ki...

Öncelikle çok geçmiş olsun sevgili hocam,her ne kadar hiç sevmesemde bu gidip gelmeleri bazan hoş yolculuklar yaşattığını hatırlıyorum..
Ben bu yazınızı ilk defa okuyorum,bir an fetiyedeki kaya köy geldi gözlerimin önüne,orada ki boş kiliseyi gezerken ihtişamına bayılmıştım,doğduğunuz evi canlandırmaya çalıştım gözlerimde,hayal etmesi bile zor,dün bende kendi doğduğum anafartalar caddesine gittim,ne çekti beni bilmiyorum ama kimse benim gözümle göremez diye düşündüm,okuduğum Atatürk ilk okulunda ki bayrak direğine bakakaldım,başkan kenedi'nin vurulduğunda Bayrağımızın yarıya indirilişini hiç anlamamıştım.
Anılarınızı bu denli canlı tutmanız çok güzel bir duygu,bir çoğumuzun yapmadığı bir şey bu,ondan dolayı geçmişimizle bağlarımız pamuk ipliğine dönüşüyor ve gün geliyor kim olduğumuzu bile unutuyoruz,bazı değerleri bizlere yeniden hatırlattığınız için teşekkür ediyorum sevgili hocam,çok güzel bir yazı idi...

Saygılar sevgiler.

gülsen VAROL dedi ki...

İnsanı ne çeker geçmişe?? Dinlenen bir şarkı.. tabelâdaki bir isim..yediğin lokmadaki farklı bir lezzet.. yanından geçen bir kişinin parfümü.. bir teneffüz zili.. çekmece dolap diplerinde aranandan farklı olarak bulunan bir "hiç"!... ve daha yüzlerce şey insanı geçmişi sürükleyebiliyor sevgili Tufan.. Demek okumamıştın bu yazımı.. O zaman iyi ki patlamış şofben!! :)))
Senin okulunu ziyaretin için, senin bile farkında olmadığın, kimbilir gönlünde neler patladı!!

ali zafer sapci dedi ki...

Geçmiş olsun, e postamı adresinize bıraktım.

Nehire dedi ki...

Gidilen yer en sevdiğiniz yer olacaksa bile sağlıkla burada olmanız güzel,iyi olmanıza sevindim,geçmiş olsun,Gülsen Hanım...
Çocukluğunuzdaki evinizi okurken hiç yabancı gelmedi,üç katlı eski bir rum evinde doğdum,bende.Ve yüreğimde sevgi anları hiç yok olmayacak yaşamın anları yüklendi,çocukluğumun güzel evinde.Yüreğime sevgi tebessümleri doldurdu,cümleleriniz,teşekkürler.Sevgiyle kalın...

gülsen VAROL dedi ki...

Teşekkürler sevgili Alizafer hem ilgine hem bilgine! :)

gülsen VAROL dedi ki...

o zaman doğru omuzdasın sevgili Nehir!! :))

ayferbilici dedi ki...

Yanlış hatırlamıyorsam ilk, geçmiş sayfalara yaptığım ziyaretlerimden birinde okumuştum ev'inizi. Şu an zihnim ve bedenim ne kadar yorgun olursa olsun oraya gittim yine. Erguvan ve çınar ağaçlarıyla dolu olan ve anaç tavuğun hışmına maruz kalan pis:) pisilerin bahçesine. Salıncakları hala sallanan o bahçeye gittim ve sizleri izledim sessizce.
Öyle bir yerde kim sıkılabilir ki?

Ama siz oralara gitmek için oldukça tehlikeli bir yol bulmuşsunuz bu defa..
Büyük geçmiş olsun hocam!

gülsen VAROL dedi ki...

Senin yorumlarını okurken kendimi seyretmek hoşuma gidiyor sevgili Lodoscum.. O yolu da ben bulmadım, kendimi o yolda buldum.. ama dönüşüm muhteşem oldu:))))

UygarRadikal dedi ki...

Çok geçmiş olsun. Teyzemin de bir kaç kez başına gelmişti. Ne bela bir durum anlayabiliyorum.

Sağlıcakla kalın.

gülsen VAROL dedi ki...

Ne kadar anlat/a/masam da,.. damdan düşen anladı!!! :) teşekkürler sevgili Uygar.

Yaşamın kıyısında dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Yaşamın kıyısında dedi ki...

Çok geçmiş olsun arkadaşım,
haberim olduğu halde bu kadar ciddi algılamamıştım. Sadece tamirat kısmınla uğraşıyorsun sanmıştım.
Yazı ve çocukluğun geçtiği ev muhteşem, gözümde öyle canlandı ki!
içine düştüm çıkamıyorum.
Sevgiler...

gülsen VAROL dedi ki...

ne oldu anlamadım bir yazıldı bir silindi yorumun... Meraklanma Nur'um.. kötüye bişey olmaz!!! :))
Adresini tez elden yolla ki hâlâ okuyamadığını yollayabileyim!! Bakalım onu okuyunca içinden nasıl çıkacaksın??

didem dedi ki...

Cok gecmis olsun, korkuttunuz bizi.
Eskiyi guzel anilarla hatirlamaniz ne kadar guzel!

gülsen VAROL dedi ki...

Daha önceki blogda bundan 6 yıl önce yazdığım yazılar/anılar bunlar sevgili Didem.. Blogspota geçeli henüz 1,5 yıl oldu.. o nedenle bu tür bazı yazılarımı tekrarlamayı düşünüyorum..
masal tadında!! hoşça vakit geçirtmek için :))

Akgül Çubukçu dedi ki...

Çok üzüldüm, çok geçmiş olsun Gülsen öğretmenim. Yorumları ve cevaplarınızı okudum. Dualar korumuş sizi. Bir daha böyle kazalar göstermesin Allah. :((

Rum kilisesinden bozma evi yeniden hatırlamak çok güzeldi. Onu ilk okuduğum zamanki hayranlığımı hatırladım yeniden. Ama bu kez şu kaza haberinin gölgesinde kaldı ne yazık ki. Tekrar geçmiş olsun diyorum. Sağlıkla ve mutlulukla kalınız.

gülsen VAROL dedi ki...

tekrarında fayda varmış demek ki :)) geldi geçti bir görünmez kaza.. teşekkür ederim hassas anjelikam.