16 Nisan 2015 Perşembe

eskimeyen bir haber..


Acaba hiç yazmamak mı en iyisi? Yani ne kendi sinirini bozacaksın ne de okuyanı kızdıracaksın.. Elimde değil galiba. Ben  ne kadar uzak durmak istesem de, beni kendine çeken olayları ve haberleri görmezden gelemiyorum..
Ve şükrediyorum durmadan, bu devirde öğretmen olarak çalışmadığım için.. Çünki, bir yılım bile dolmadan meslekten ihraç edilmem kaçınılmaz olurdu. Dilim susmadığı, elim durmadığı (yazı olarak) için, Dan! diye bir dangalağın emri ile 'işe yaramaz' veya 'sakıncalı' ilân ediliverirdim.

Sükût ‘altın’ olabilir. Doğru olduğu ispatlanmış olaylar zinciri vardır ve atasözlerinin doğruluğundan endişe edilmemesi gerekir.
Ama ‘söz’ ün olmadığı yerde sükût altın olsa ne fayda?  diye düşünmekteyim..   Fikri olmayan ve hep susan (bir anlamda hep kafa sallayan da olabilir, ) bir kişi olarak altın üstün ‘altın’ olsa neye yarar?

Yazmak istemediğim halde klâvyenin başına geçmeme sebep olan konu ise bir gazetecinin yaptığı yanlış!! “hata” diyemem zira eline kalem almamış pek çok kişinin,  mikrofon aldığında kendisini “gazeteci” zannettiği bu devirde, eğer bir spiker de, okuduğu ve milyonların dinlediği bir haberde, “İnkılâp” yerine “İnkilap” diyorsa, ve aradaki korkunç farkın farkında bile değilse,  o zaman gazeteci kimliği taşımasına izin verilen o kimliksizlere de fazla yüklenmemek gerektiği düşünülebilir. Ancak bu durumda,, okuma alışkanlığı olmayan ve yazmayı bile beceremeyen bir kişinin de,  dinlediğini doğru algılayıp haber yapması beklenemez..

Ege Üniversitesi Madde bağımlılığı Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hakan Coşkunal, Meclis Araştırma Komisyonuna bilgi verme mahiyetinde bir konuşma yaparken, kendilerine tedavi amaçlı  baş vurabilecek  pilot ve sürücü gibi dikkat gerektiren meslek sahipleri hakkında ne yapmaları konusunda bir mevzuatın olmadığını anlatıp ilgilileri uyarmış. Yani, “pilot” kelimesini madde kullanımı çok ciddi risk oluşturacak meslek grubuna bir örnek olarak verip, yasal düzenlemelerle eksik mevzuatın tamamlanması gerektiğini belirtmiş..

Bu söyleşiyi dinleyen bir  aslan gasteci(!) söylenenleri yanlış anlayarak üstelik yorumlayarak, “uyuşturucu bağımlısı pilotlar” olduğu konulu bir haber yapmış!

           THY alarma geçmiş.. Bir hafta uyuşturucu bağımlısı pilot/lar olup olmadığı araştırılmış.... Hallaç pamuğu gibi atılmış özel hayatlar.... vesaireler!!! Ege Üniversitesi ve Pilotlar derneğinden bilgi istenmiş.... Millet birbirine girmiş... ve sonunda, THY Basın Müşavirliği de, olayın bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını belirtmiş ve bugüne kadar hiç bir pilotta uyuşturucu kullanımıyla ilgili bir bulguya rastlanmadığı vurgulanmış...

(Apronda şükür namazları kılınıp kılınmadığı ve deve kesilip kesilmediği konusunda bir bilgi verilmemiş!!)    

Eeee sonra?..

Sonrası yok!

Yani o gazeteci bulunmuş mu?... Bulunup dövülmüş mü?... Ya da,  Öpülmüş mü?!!.... Meslekten ihraç mı edilmiş, ne olmuş?

Bilinmiyor!

Paparazzi denilen,
görevi manken kıçının fotoğrafını çekmek olan ve eline aldığı şeyi sallaya sallaya insanların peşinde koşup taciz etmeyi gazetecilik zannedenle, bu tür ciddi konuları yazmak ve haber yapmak için görevlendirilenlerin bir farkının olması gerekir diye düşünüyorum. Tıpkı Hayvanat bahçesi bakıcısı iken çok ciddi bir müessesenin başına Genel Müdür veya başkan olunmaması gerektiği gibi.. Yok mudur gazeteciler cemiyeti falan? Vardır da, orada da çuha kaplı masalar mı vardır sadece?

Okuyanlardan beni affetmelerini rica ediyorum.. böyle yarım aklımla eksik etek pantolon vesairemle zaman zaman ciddiye alınması gerektiğine inandığım konulara değindiğim için..

Yoksa sadece basılmayan şiirler veya romanlar mı yazmalıyım?   

 

 

13 yorum:

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Ne yazık ki ülkemizde pek çok meslek fazla bilgi ve belge gerektirmeyen, dolayısı ile "ne iş olsa yaparım abi" diyenlerin eline geçmiş durumda. Her ne kadar basın mesleğine girenler az çok eğitimli ise de işe girerken çok dikkat edilmediği bir gerçek. Günümüzde basın yaptığı yayınlarla oldukça yara almış ve saygınlığını yitirmiş durumda. Geçenlerde Yeni Şafak gazetesinden İnönü'nün Atatürk'ü zehirlettiği haberini yapan gazetecinin İlber Ortaylı'dan aldığı ders gibi sizlerin de bu zihniyetleri sergilemeniz takdirle karşılanması gereken bir eylem. Kutluyorum.

ilhan dedi ki...

Bunlar bizim ülkemiz için önemli şeyler değil. Neremiz doğru ki? Bakın tv. deki yarışma programlarına, buradaki insan profilleri mi Türk insanını, çağdaş Türk gençlerini temsil ediyor? Bir moda programı var ben acıyorum orad jüride olanlara ve yarışan genç kızlarımıza. Bunlar mı bizim insanımız? Ama bayıla bayıla izliyoruz.Surviver da TTurabi birisinin kafasını kırsa diye bekliyoruz. Onun için pilota uyuşturucu testi yapılmış, yapılmamış o kadar önemli değil, çünkü burası Türkiye. Burada daha önemli olaylar oluyor. Kabataş'ta zincirli, ağızlarından salyalar akan zombiler türbanlı bacımıza saldırıyor, gençler camii de alkol duvarını aşıyor, Gezi'de anarşstler eylem yapıyor falan. :))))

gülsen VAROL dedi ki...

Gerek tenkit gerekse takdir, fikrine değer verdiğim bir insandan gelirse, beni sevindirir. Birinde eksik tarafımı görene saygımdan onu tamamlamaya uğraşırım.. diğerinde, beğenilmenin ehil bir kişiden gelmesi ile mutlu olur hak ettiğime inanırım. Yazdıklarımı ciddiye aldığınız için teşekkür ederim sevgili Mehmet Bilgehan.

Makbule Abalı dedi ki...

Uygun ve yerinde söylenmiş her "söz"ün gümüş değil de altın olduğu günlere ulaşabilsek keşke...
Son yıllarda o kadar çok iletişim Fakültesi ve Gazetecilik bölümleri açıldı ki uygulamalar sanırım yetersiz kalıyor.
Amaçlar, çıkarlar doğrultusunda belirleniyor, kalemler de ona göre çalışıyor.
Gazetelerde yanlışları uyaran belli birimler vardı eskiden. O kontrol de zayıflamış olmalı.
Her meslekte ama özellikle gazetecilikte anlama, yorumlama ve dürüstlük ne kadar önemli...

gülsen VAROL dedi ki...

Bu, bir sinsile şeklinde birbirini tetikleyen bir eğitim.. Valiyi eğitenden tut da gazeteciyi eğitene kadar.. Netice: eğitilemedikleri!
Yoksa, Siyasal Bilgiler gibi "önce Türkiye sonra Mülkiye" sloganını beyinlere kazıyan bir öğretim kurumu ne "gavat" kelimesine yer verir eğitiminde, ne de mesleğini icra halindeki bir eğitimciyle alay etmeyi öğretir.. Fıtratı bozuk olanın kendi aşağılık komplekslerinin tezahürüdür bu hatalar. Gazetecilik ise, saygı duyulurken, beddua edilen ve iğrenilen bir meslek haline geldi maalesef sevgili Makbule.
Eğitimsiz insanın öğretimi tam olsa da bir işe yaramıyor bu nedenle sevgili meslektaşım...

deeptone dedi ki...

merhaba nasılsınıız :) hatırladınız mı beni. sizin bir konsol ve çekmeceleri yazınızı çok sevmiştim. sonra da albümdekileri okumak istedim ama tükenmişti. ama buldum ve soluk soluğa okudum. şimdi yazdım blogumda.

ayrıca, gülse bursayı kazandığında ve madam ilonka piyanosunu tekrar gördüğünde ağladım o sayfalarda, kitabın ikinci bölümünde yani.

:)

gülsen VAROL dedi ki...

Gözlerim,uzun süre aradığı için sayfalarımda seni, rahatlıkla "unutulmadın" diyebilirim sevgili deeptone.. Uçuk kaçık kabul edilmesinden çekinmeden yazdığın o coşku dolu yazılarının bir hayranı olarak hatırlıyorum seni.. Ara verilen zamanı telafi etmeyi dilerim. "albümdekiler" i okumana ve BEĞENMENE çok memnun olduğumu da özellikle belirtmeliyim .. az sonra sayfalarında olacağım.

deeptone dedi ki...

hocam yaa dün gece albümdekiler ile ilgili tüm yorumları okudum bloglardaki, sizin alttaki videoyu da izledim. :)

sizin aileniz olduğu belliydi. ne aileymiş ama. sanemi çok sevdim ve çok üzüldüm ona. ama işte zamanın şartları demek ki. bir de taşra yaşamı tabii çok ilginç geldi bana. samsuna vapurla gidiş ve ordaki yaşam. ne derler. eşraftan :) ailenizin ekonomik durumu da iyiymiş.

gülse de sizsiniz belli. kapakta fotolar var. yaa ama keşke kitaba fotolar koysaydınız yaaa.

bişi dicem yaa bloga foto koysanız ya biraz. sanem ve diğerleri görsek yaa.

nefisti roman :)

nihansum dedi ki...

Ne zaman gazetecilik üzerine bir yazı okusam içim cız eder, mesleğimi yapamadığım için ya da hakkıyla yapan insan sayısının azaldığı için... Öyle güzel bir okulda öyle değerli hocalardan dersler aldım ki bu mesleğin hem etik ilkeleri hem de hakkıyla nasıl yapılacağına dair çok önemli bilgilerle donatıldık. Bu işin mekteplisi olarak hakkını veren alaylıları da ayakta alkışladım hep. Ancak maalesef zaman geçtikçe en azından ben mezun olduktan sonra ülkemdeki dejenerasyon gibi bu meslek de giderek bozulmaya başladı. Pop çağıyla kendine yer edinmeye çalışan televole haberciliği prim yapmaya başladı, az sonralarla uyuşturulan beyinler sorgulamadan kabullenmeye alıştı. Haber değeri olmayan haberler habercilik başarısı sayıldı, ne insan özel hayatına saygı kaldı ne de habercilik adı altında ilkeli değerler... Elbette sadece bu meslekte ve bu alanda değil bir çok meslekte bu durum böyle. Ama mesleğim olduğu için hep bir gazeteci olsam nasıl olurdum diye düşündüğüm için olsa gerek beni diğer mesleklerden daha fazla ilgilendiriyor.
Uzun lafın kısası öyle güzel bir konuya değinmiş ve öyle güzel dile getirmişsiniz ki mamim, biz zaten sizin her yazınızı büyük bir açlık ve keyifle okuyoruz. Yazdığınız her cümlenin altına imzamı atarım.

gülsen VAROL dedi ki...

Güldürdün beni sevgili deeptone.. O kadar içten ve öyle samimi ki duyguların, yüreğinden döküldüğü gibi.. sıcacık.. Hani duvarlarım diye bir yazı okumuştun.. çekmecelerime takılmıştın bir ara.. hatırladın mı??? hah.. işte o duvarlardaki resimlerin içindekiler Albümdekilerin içindekiler..!! :))
Senin sayfalarında cirit atıyorum ben oldukça sık.. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ve biliyorum şiir kitabının basıldığını.. Okuyabildiğim kadarı ile gerçekten beğendiğimi söyleyebilirim. Yüreğine sağlık.. Yine gel.. OK?

gülsen VAROL dedi ki...

Orkidem.. aklıma bir muzurluk geldi yorumunu bitirirken.. Hani altına imza atarım demişsin ya.. Son derece absürt bir konu içeren yazı yazıp "at altına imzanı" dediğimi düşündüm ve gecenin 01.inde beni güldürdün.
Sen aslında sana çok yakışan bir meslek dalı seçmiş ve başarı ile ulaşmışsın sonucuna.. Sana hiç söylemedim ama zaman zaman okuduğum bazı yazıları "nihan olsaydı nasıl yazardı acaba" diye düşünürüm.. Ya da "Ah! bu tam Nihanlık haber" dediğim çok olur..
Bir gün.. belki 20 yıl sonra.. seni hep birikimlerini kitap haline getirirken düşünüyorum.. adı "dağın ardındakiler" olan!!

Recep Altun dedi ki...

Merhabalar.

"Eskimeyen Bir Haber" başlıklı makalenizi okudum. Yerden göğe kadar haklısınız ama, haklının hakkını veren hani?..

Prof.Dr.Atilla Yayla isminde bir hemşehrim var. Ege üniversitesinde iken, yaptığı bir söyleminden dolayı görevinden atılmış ve bu atılma meselesine atfen "artık kuş ve böcek konuşacağız" diye de yakındığı bir makalesini okumuştum. Siz de makalenizi bağlarken bu gibi olaylara duyarsız kalıp sadece "basılmayan şiirler ve romanlar mı yazmalıyım?" diye yaptığınız kinaye yerinde ve muhatabına adeta bir şamar gibiydi.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Selam ve dualarımla.

gülsen VAROL dedi ki...

Artık devrimizde "kinaye" nin bile ne olduğundan habersiz kerestemsi insanlar çoğunlukta olduğundan, anlayan ve o şamardan nasip alan da olmaz diye düşünüyorum Recep bey. Eğer, Haklının hakkını vermeyenler hani? diye sorsaydınız destanlar yazardım size..