22 Nisan 2015 Çarşamba

Heyy gidi günler..

Arnavut kaldırımı denen taşlarla döşeli yollar vardı eskiden.. Caddeler parke adı verilen taşlarla, ara sokaklar ise irili ufaklı üstü bombeli, kaygan, birbirlerine yamuk yumuk monte edilmiş gibi duran taşlarla döşenirdi.. Asfalt bilinmezdi o devirlerde. Ya da biz bilmezdik. Evimizin olduğu sokağa çıkan bu yokuş, Kulaca yokuşu da bu kaygan taşlarla döşeliydi.
Akşam oldu mu üst katın balkonuna çıkar babamı beklerdim.  Elleri arkasında birbirine kenetlenmiş, yokuşun dikliği ile orantılı hafif öne eğilmiş bir şekilde yorgun yorgun yokuşu çıkan babamı.  
O devrin (şehrin 4 adet taksisinin dışında) tek lüksü olan taşıma aracı faytonların bile zor çıktığı bu yokuşu hiç unutamadım nedense.





Nasıl vuruyor kırbacı atların sırtına.. Ah... yazık yazık .. Kaditi çıkmış zaten zavallıların.. Nalları, kaygan taşlarda kayıp düşmesinler diye, yokuşun önce sol tarafına doğru, sonra sol taraftan sağa doğru zikzaklar çizdirerek ve hep kırbacı sırtlarında şaklatarak çıkartıyor atlarını faytoncu Rüstem efendi.. Belli ki mahalleye bir gelen var!
Nihayet, oh nihayet çıkıyor atlar nalları kaya kaya ve bizim sokağa dönüp gelip bizim demir kapının önünde duruyor.. Yaşasın!!! Misafir geldi!...

Ah!.. ne çok sevinirdik misafir geldiğinde.. Buna sebep, yeknesak geçen bir aile yaşamının renklenmesi değildi. Zaten yedi mahalleye yetecek kadar renkliydi yaşamımız. Hem her gece fasıllarla peşrevlerle evimizden yükselen seslerle.. hem de evde yapıp konu komşuyla birlikte yediğimiz pişmaniyelerle.. arka bahçede pişen tandırlarla ve ön bahçedeki meyve ağaçlarından ellerimizle koparıp yıkamadan yediğimiz (sahi o zamanlar dalından koparıp yenirdi meyveler!) 
çeşidi belirsiz meyvelerle zaten son derece renkli ve hareketli bir yaşamı vardı evimizin.. Yani, gelen misafirlerin getireceği (her ne olursa olsun) hediyeyi beklediğimizden de kaynaklanmıyordu sevincimiz çünki gelenlerin pek çoğunun ilk defa bizim evimizde gördüğü alet- edevat, oyuncak ve enstrümanlarla doluydu ev.. Veya, hane halkının,( gerek çocukların gerekse gençlerin) misafir sayesinde hürriyetlerine kavuşmaları gibi bir beklentileri de olamazdı çünki bugün bile hâlâ “nasıl oluyordu?” diye düşünmekten kendimi alamadığım bir hürriyet vardı evimizde..
Biz her şeyimizi, (saklı tuttuğumuz kederlerimizin haricinde), yiyip içtiklerimizi, umutlarımızı, sevinçlerimizi  ve muhabbeti paylaşmayı sevdiğimiz için, misafirlerimizi de severdik.

Misafir, yani benim çocukluk zamanlarımda, "misafir" yatılı olarak gelene denirdi. Günübirlik gelen ya da annelerin kabul günlerinde eve dolup taşan insanlar için misafir dendiğini pek hatırlamıyorum. O günlerin adı “kabul günü” idi.. Gelenler, arkadaş, eş-dost, akraba ve komşular olduğundan “misafir” yakıştırması yakışık almazdı!

Aradan geçen bunca uzun yıllara rağmen.. yaş kemale erip kamillere doğru yol almışken!!! hâlâ misafir sevişimde hiç azalma olmayışı enteresan.. Sadece çok çok seçici oluşum dışında!! Mesela apartman komşuları ile görüşmek nedense hiç içimden gelmez.. hatta kapı çalıp gelenlere "müsait değilim, gelmeden önce lütfen haber verin"  diyebilecek kadar da kabayım!!

Amma... ve fakat !!.. gönlümün sevdiği insan geleceği zaman mutluluktan uçabilirim. Hatta sırf gelsin diye imkânsızı mümkün kılabilecek sihirler yaratabilirim!!! Aynı lisanı konuşabilmek, aynı dalgaları tende hissedebilmek için, yaşıt olmaya veya aynı karında yetişmeye de gerek yok.. Hatta aynı karında yetişenlere seçme hakkı verilse kaç tanesi seçer diğerini hep merak etmişimdir..??
         
Bazen, ( yaşıma göre teknolojiden biraz anlayıp
merak ettiğim, kullandığım, ve de sevdiğim halde) keşke bu kadar teknoloji ile iç içe yaşamasa insanlar ve böyle büyümese çocuklar diye geçiriyorum aklımdan.. Her şeyi isteyip hemen elde etmeseler keşke.. Ve elde ettikleri her şeyden bu kadar çabuk bıkıp yeniliklerin ve yenilerin esiri olmasalar..

Keşke.. televizyonlar kapalıyken de konuşacak asgari müşterekleri olsa insanların..

Keşke misafirlere / misafirliklere ayıracakları zamanları olsa biraz.. Ve keşke özlenenlerle... hiç gelmeyenlerle... dostlarla... ve nihanlarla yaşanabilecek doyumsuz saatlerin kıymetini bilseler!..

"Şu anda pek çoğunuzun aklından geçenleri okumuş gibiyim bu kadar sık "keşke" ile başlayan cümlelerimi  okuduğunuzda.. bir önceki yazımdaki keşkeleri hatırlayıp!."

8 yorum:

Makbule Abalı dedi ki...

"Keşke televizyonlar kapalıyken de konuşacak asgari müşterekleri olsa insanların..."
Ve insanlar birbirini dinleme- anlama- tartışma kültürünü yeniden kazansalar.
Esenlikler dilerim...

gülsen VAROL dedi ki...

Günümüzün henüz ve hâlâ fark edilemeyen yarasını öne çıkarttığın için teşekkür ederim Malbule'm..

Arzu Sarıyer dedi ki...

Size misafir gelmek yaşadığım en güzel anlardandı Sevgili öğretmenim ,hiç silinmeyecek anılarla...Okumaya ,dinlemeye doyamayacağım bu anılarınızdan sonra keşke ,keşke diyorum ben de...Teşekkürler ,selam ve sevgi ile...

gülsen VAROL dedi ki...

Evet.. "Yağmurlu bir gündü..." diye başlayan.. sevgili Arzu ve hafızaya yer eden güzellikte olan.

Recep Altun dedi ki...

Merhabalar.

Herkesin yaşantısında özlemle hatırlayacağı ve anacağı bir gidi günleri olmakla birlikte kuşaklar arasında bir de teknoloji farkından kaynaklanan gidilikler vardır diye düşünüyorum. Şu devirde yaşayan çocuğun, yıllar sonra "hey gidi günler" diye anacağı günlerin bizimkilerinden çok farklı olacağı muhakkaktır.

Geçmişte, Arnavut taşları ile kaplı yollarda faytonları çeken atların çıkardıkları o ahenkli ve insanları rahatsız etmeyen nal sesleri...

Şimdi ise gençlerin altındaki arabaların asfaltları ağlatan ve insanları çok rahatsız eden lastik sesleri...

İşte bizlerle bizim çocuklarımızın arasındaki günlerin gidiliği farkından basit bir örnek vermek istedim.

Yazınızı büyük bir keyifle ve zevk alarak okudum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Selam ve dualarımla.

gülsen VAROL dedi ki...

Değer verdiğim bir kişinin takdirini yorumunda bu kadar ustaca iletebilmesi, o yorum sahibinin daha üstün nitelikleri olduğunu ispatlar .. Teşekkür ederim güzel düşüncelerinize ve yeniden hoş geldiniz sayfalarıma :))

nihansu dedi ki...

Hafızamı hemen yokladım ve Mayıs 201o'a uzandım. Gerçekten sayfanızda geçmişe gidip bakmadım, unutmadım ki hiç... Yazınızı ilk o zaman okumuştum, gelen misafirin mutluluğuydu yazıya dökülenler... Eski zamanlar, yolu beklenilenler...aynı heyecanla ve bildik satırları yeniden okumaya başladım ta ki sonlarına doğru gelen misafirin değil gelemeyen misafirin olduğu bölüme kadar.. Kendime kızdım, söylendim, hayıflandım. Benim keşkelerimi bir bilseniz Mamyim... O kadar çok ki... Size misafir olmak bir ayrıcalık, en kısa zamanda bu ayrıcalığı yeniden yaşamak dileğiyle... Sizi çok özledim.

gülsen VAROL dedi ki...

Hafızaları yoklamak iyidir Nihan.. "geçmişte bugün" gibi.. veya "hayali cihan değenler" gibi.. tabii hayali beş para etmeyenler de var ama hatırlanmasında da fayda var 5 para etmediğini unutmamak adına!! :))
O nedenle, geçmişte yazılanlar bence geçmişte kalmamalı..