Benim ne doğduğum, ne de büyüdüğüm şehir Elazığ.. Hatta ne de sevdiğim! Hâtıralarımda, ilk gurbete gittiğim şehir olarak acı çekmeme göz yaşı dökmeme sebep olduğu için, masum bir suçlama ile “sevilmeyen” ilân ettiğim bir şehir..
O zaman, “neden bu özel ilgi?” diye bir soru gelmeden akıllara, hemen izahını yapmalıyım :
- Verdiğim bir sözü yerine getirmek için
Bloğuma yorum yazan bir kişinin, yorumundaki düzgün ifadesini merak edip iade-i ziyaretine (!) gittiğimde, bir meslekdaşımla karşılaştım.. Yazdığı yazı etkileyici idi ama yazdığı yazı içinde adı geçen kişinin, Sıdıka Avar adının etkisi daha büyük oldu.. Böylece Arzu Sarıyer öğretmene, (4yıl önce) beni yıllar öncesine taşıdığı için teşekkür edip o kişi ile olan anılarımı yazacağıma söz verdim.
Uzun sürerse, bağışlanacağımı umuyorum..
***
“ Hiç kimse yolcu etmeye gelmemişti bizi.. Ağabeyimle beraber trenle Elazığ’a gidiyoruz.. İmtihanlara kendisinden izin alınmadan (aslında gizli) girdiğime kızan babamın, her an beni yatılı okuyacağım Elazığ Kız öğretmen okuluna yollamamasından korkuyor hane halkı. Bu nedenle gidiş saatimiz bile söylenmediğinden, kimse gelmedi bize el sallamaya!.. Ağabeyim de beni okuluma teslim ettikten sonra yedek subay olarak askerliğini yapacağı Gelibolu’ya gidecek..
Annemim becerikliliği sayesinde ve maalesef babamdan gizli girip kazandığım ÖĞRETMEN OKULU imtihanının neticesinde kopan kızılca kıyametlerin galibi(!) olarak, şu anda kara bir trenin tahta sıralı vagonunda, komşu arkadaş evine bile gönderilmeden büyümüş olan ben, evimden, annemden, piyanomdan ve pek çok rahatlıktan ayrılarak gurbete, Elazığ’a gidiyorum. Leylî- meccani (parasız yatılı) öğrenci olarak!!
İnsan, doğup büyüdüğü evde neyi görür tanırsa ve nasıl yaşarsa, onları ve o ortamı doğal kabul eder. Yani herkes de öyle yaşıyordur ya da öyle olmak zorundadır diye düşünür. Farklı yerleri ve yaşamları görmeden aradaki farkı anlaması hatta arada bir fark olabileceğini düşünmesi bile mümkün değildir..
Sabaha karşı 03 de Elazığ tren istasyonuna indik.. Ağabeyim elinde iki bavulla önde, ben bavulun ucundaki ipi tutmuş arkasında, karanlık... pis... taşları eğri büğrü yollarda yürürken bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla geldi girdi yüreğime pişmanlık!
Sokaklarından daha karanlık koridorları olan (eskiden halk evi imiş) okula girdiğimizde tam “dönelim geriiii” diye yaygaraya başlamak üzereydim ki, “ah üşümüşsün sen..” diyen bir kadın elimi tuttu.. Elleri sımsıcaktı.. ipek gibiydi.. Dudaklarımda donan yaygarayı tebessüme çevirmeye uğraşırken, “gelin odama gidelim çayı yeni demledim” dedi.. Sonra da ellerinden daha sıcak sesiyle kendisini tanıttı.. “ben Sıdıka Avar”..
Karmakarışık koridorlardan geçerek bahçeye çıkıp binanın arkasındaki bir başka büyük binaya, kapısında “kız enstitüsü” yazan başka bir okula geçtik ve üzerinde MÜDÜRİYET yazan bir odaya girdik.. “Burası mı benim okulum?” diye sordum çayımı içerken. “hayır” dedi. “burası kız enstitüsü ve ben bu okulun müdiresiyim. Ancak yeni bir müdür tayin edilinceye kadar öğretmen okulunun kuruluşunda emeğim olduğu için benden oraya da vekâlet etmem istendi” diye beni adam yerine koyan uzun bir izahta bulundu..
Belki de bu farklı yaklaşımından cesaret alarak ve odanın sıcak havasına ve içime işleyen güven duygusuna dayanarak, “piyano var mı bu okulda?” diye sordum.. Şaşırdı.. uzunca bir süre yüzüme baktı ve “evet var ama bu okulda değil senin okulunda var” dedi. Sonra ağabeyime dönüp, “24 saat izinlisiniz çıkın gezin, şehrimizi tanıyın yarın da idareye teslim edin kardeşinizi” dedi. Çok bozulmuştum. Benden bir paket gibi bahsedilmesi içimi acıtmıştı.. Ayrıca tam yüreğime yerleşen pişmanlık yılanı çıkıp gitmek üzereyken tekrar girip kıvrılıp yerleşmişti işte.. Kızgın bir sesle. “benden bir eşya gibi bahsetmeniz size hiç yakışmadı” dedim.. “Defol" diyecek ve ben de bu okuldan bu şehirden kurtulup gideceğim diye beklerken, o güne kadar hiç duymadığım kadar güzel şuh bir kahkaha attı ve “anladığım kadarıyla galiba SEN, buraya yakışmayacaksın dedi. Takdir miydi şimdi bu, tekdir mi? düşüncesi içinde bocalarken ağabeyim sert bir şekilde kolumdan tutup dışarı çıkarttı..
Sineği bol bir lokantada yemek yerken, “neresi neyi meşhurdur buranın?” diye sordu ağabeyim. Yüzü yaşlı bakışı genç bir adam “arap baba’ya git Harput’ta” dedi.. “ancak bir at arabasıyla gidebilirsin şu dağın ardındadır ama sandukasının başında ne dilersen olur adağını geri çevirmez” diye ekledi..
Bir at arabasının tahta kasasına karşılıklı oturulabilecek tahta sıralar konmuş bir de tente eklenmiş.. dört saat boyunca tozdan gözgözü görmeyecek şekilde kaza atlata atlata ulaştık harput’taki arap baba türbesine.. Daha doğrusu bir mağara içinde duran sandukaya.. Ben, karasinekten bile ödü kopan korkan ben, kapağı açık sandukada duran hiç çürümemiş parmak aralarındaki deri bile yerli yerinde duran ve 600 yıllık olduğu söylenen arap babaya diz çöküp “beni buralardan kurtar arap baba“ dedim..
Ertesi gün yatakhanede, şaşkın bir halde giyecek kalın bir pijamamın bile olmadığını düşünürken, bir hademe gelip müdür hanımın beni konferans salonunda beklediğini söyledi.. Çok büyük bir sinema salonuna benzeyen yere girdiğimde Sıdıka Avar kuyruklu bir piyanonun önünde arkası bana dönük ayakta duruyordu. O kadar muhteşem güzel bir görüntüsü vardı ki, zarafetine hayran oldum..“siz de piyano çalıyor musunuz efendim?” dedim.. Güldü.. “dinlemesini severim” dedi. Sonra eliyle buyur der gibi yapıp tabureyi gösterdi. Oturdum. Hem ağladım hem çaldım.. Annemi, evimi, sanki iki gün değil de yıllardır ayrıymışım gibi özlediklerimi düşüne düşüne.. Neden sonra, “neden bu okul?” dedi.. suratına nasıl aptal bir ifadeyle baktıysam, “yanlış anlama öğretmenlik ulvi bir meslek ama neden bir konservatuvarda değil de buradasın?” diye tekrarladı sorusunu. “imkânımız yoktu” derken, yalan olmasa da eksik anlattığım gerçekler yüzünden kızaran yanaklarımı görmesin diye arkamı döndüm..
1954 yılında Milli Eğitim Bakanlığının, İstanbul Çapa Öğretmen Okuluna gönderilecek keman ve piyano çalmayı bilen öğrenciler için açtığı imtihan yazısı eline ulaştığında, Sıdıka Avar’ın beni odasına çağırıp “işte imkân” diye gözleri dolu dolu verdiği müjdeyi unutmam mümkün değil..
İstanbul’dan gelen kişilerin önünde verdiğim imtihanı kazandım. Ama, okul idaresinin aileme verdiği müjdeyi ve istanbul’a nakil edilebilmem için istediği izni babam onaylamayınca gidemedim.. Neticeyi bana haber verirken “Üzülme” diyen ve ne kadar üzüldüğünü gördüğüm için üzüldüğüm müdürem Sıdıka Avar, “demek ki sebep, imkânsızlık değilmiş” dedi..
“Hani sana yapılan dualar gerçek olurdu?... hani hiç kimsenin adağını geri çevirmezdin sen?.. diye diye ağıt yakıp, arap babaya sitem ettiğim kaç gece geçti bilemem.. Bu süre içinde sığındığım tek yer konferans salonundaki kuyruklu piyanoydu.. Sık sık yapılan moral gecelerinde çaldığım piyanomla okulun gözdesi olmuştum.
O zamanlar bir ders yılında üç karne alınıyordu ve tatiller bir hafta idi.. İkinci karneyi almamıza bir kaç gün kala bakanlıktan gelen ikinci bir imtihanın müjdesini verdi Sıdıka Avar.. Bu defa yeni açılan ve ingilizce eğitim yapacak olan Bursa öğretmen okulu için ingilizce ve genel kültür sınavından en yüksek puan alan üç/dört öğrenci isteniyordu. Türkiyedeki tüm öğretmen okulları içinden, imtihanda başarılı olacak öğrencilerle açılacak okula gidebilmem için beni nasıl ikna ettiğini hatırlıyorum şimdi. “korkma bu defa sükutu hayâl yok” demişti.. “sen sadece imtihanı kazanmaya bak”..
Ve 1954/1955 öğretim yılında, hayatımın tüm akışını değiştirecek, kişiliğimin şekillenmesini etkileyecek olan kararı, telefonda görüştüğü annemle anlaşarak velim yerine onaylayan Müdirem Sıdıka Avar’a, (idari amirlerle ve vali ile aralarındaki sorun yüzünden Ankara’ya yollandığı için) veda bile edemeden ayrıldım Elazığ'dan..
Yine çok soğuk, çok karanlık bir gece yine kara bir trenin tahta sıralarında (biri hiç durmadan arap babaya teşekkür ederek ağlayan), dört küçük kızla beraber Bursa'ya doğru..
.. Adını, bir POST yazıda görerek hatırladığım, beş ay gibi kısa bir süre öğrencisi olma şansına sahip olduğum, yarım asır sonra bile sevgi ile andığım Müdürüm Sıdıka Avar’ın anısına saygılarımla..


40 yorum:
Sevgili,çok sevgili Gülsen Öğretmenim,
Yazını gözlerim yaşlı okudum.Seni ne kadar özlediğimi bir daha farkettim.Bir dah derken bu akşam saat 20 sıralarında telefon ettim.Uzunca çaldırmıştım.Evde değildin herhalde.Sonra gece yarısını epeyce geçtiktem sonra bloguna uğramayı aklettim.
Sıdıka Avarın hikayesini küçükken okumuş ve hiç unutmamıştım.Bu eğitim gönüllüsü fedakar kadından neden daha fazla söz edilmediğini hep merak ederim.
Seni onu tanıyışın,öğrencisi olman ve yazdıkların...
Seni seviyorum ve özledim.
sabah sabah, ağlattın beni be kadın. hem de ne fena hallere soktun bir bilsen.
ne guzel bir hikaye, yine soluksuz okudum satirlarinizi tadi damagimda kaldi :)
55.. saime hanımın da diyarbakır kız enstitüsünde öğretmenlik yaptığı yıl..
o da bir savaşçı bir asil bir güzel cumhuriyet kadını bir eğitmen bir öğretmen..
peki ama bu kadınların..
bu güzelliklerin yetiştirdikleri.. sizler..
benzer güzellikte ki sizler..
bir öğretmen kızı olarak benim üzüldüğüm..
yeni yetişenlerdeki.. niteliksizlikler..
asaletsizlik..
insan asaleti elbet kastettiğim.. ruh asaleti.. duygu asaleti..
hani bu bana yakışmaz deyip de..
yapmamayı seçme cesareti..
anladın değil mi ne demek istediğimi.. hasretim senfonim..
çok güzel ve duygulu anlatmışsın gene..
özlem hissediliyor..
güzel ve doğru şeylere özlem..
ama içimde .. bir acı da bırakıyor.. işte bu tür yazılar..
bu tür anılar..
bir kı enstitüsü öğretmeni olan annemin ve benzerlerinin.. her dokunuşuyla güzelleştirdiği yaşam ..
neden nesilden nesile geçemedi diye..
atalet..
İçim titreyerek okudum.Bu adı nereden anımsıyorum derken aklıma geldi,google'a baktım.Yazıyı bende okumuştum.Gurur duydum,hem sizinle hem de sizin sayenizde öğretmeninizle...
anılarını derlediği o muhteşem kitabını-dağ çiçeklerim- okuyarak tanımıştım Sıdıka Avar'ı...
şimdi sizden bu duygu yüklü anıyla birlikte okumak daha da muhteşem oldu...
devamı gelir umarım :)
sevgi ve sağlıkla...
Yarım asır sonra bile sevgi ve saygıyla anılabilen Sıdıka Avar'ı, siz de yarattığı derin izler için ben de saygıyla anıyorum.
İyi hafta sonları dilerim.
Sevgilerimle..
İçinde kendimle -ailemle- benzerlikler yakaladığım, o anlara dönerek ve kendi adıma hüzünlenerek okuduğum ( bizimki ömür boyu pişmanlık getirmişti. Arap Baba da yaptığımız dualar da kabul olmamıştı) roman tadında dile getirdiğiniz anınızı, sizin adınıza mutluluk duyarak okudum.
Hayatınıza, desteğiyle yön veren değerli öğretmen Sıdıka Avar'a saygılarımla.
Sevgili Gülsen Öğretmenim,
El-aziz, başlığını görünce merakla geldim blogunuza, ama sonrasında her satırı tüylerimi diken diken eden, merakın çok ötesinde saygı, sevgi, hüzün duygularıyla karmakarışık oldum. Gözlerim dolu dolu yazıyorum bu satırları.
"Kızımı da götür Avar" diyen Anadolu insanının, belki de annelerinin,kurtarıcısı Sıdıka Avar ancak bu kadar etkileyici anlatılabilirdi. Sizi kıskandım biliyor musunuz? Söylediğiniz yıllarda yoktum, ama sonrasında Elazığ Kız Öğretmen Okulu ve Kız Meslek Lisesinin hemen yanında oturduk uzun yıllar. Ablam da o okuldan öğretmen oldu. Müzik ve Beden Eğitimi derslerine çok önem verildiğini biliyorum. Keşke daha önce doğsaymışım da tanışabilseymişim diye düşündüm Sıdıka Avar'la...
İyi ki Arzu öğretmene söz vermişsiniz, iyi ki bu duygu yüklü anınızı paylaşmışsınız.
Elazığ doğduğum değil, ama büyüdüğüm şehir. Şimdilerde özlediğim şehir. Anılarımı canlandırdınız, teşekkür ederim.
Merhaba Nalan dostum.. öğretmen arkadaşım.. Ancak fırsat buldum bilgisayara girebilmeye.. Zira ben Ankara'dayım.. O nedenle sessiz kalmıştır telefonlar.. Habersiz kalışını anlayışla karşılayacağını umuyorum.
Seni ağlatmak istemeyeceğim tek şey.. ama sen sulu gözlüysen ben ne yapayım sevgili Novella:))
Haftaya da bunun devamı var sevgili Ah.. Bursa !!
Aynı yıllarda aynı yerlerde öğrenci- öğretmen olarak da olsa bulunmak ne güzel bir duygu bir bilsen sevgili Atalet.. Söylediklerine birebir katıldığımı biliyorsun ama sorularına keşke cevap verebilsem!!!
"Anmak" nedense hep yılda bir gün yapılır diye düşünülmüş nedense sevgili asortik krep.. Ki öyle olduğu halde o "bir gün"ü bile çok görebilen gereksiz görebilen bir zihniyet içinde yaşamaktayız maalesef..
Devamı bölük pörçük sevgili Seden.. Aklıma geldikçe yazdığım.. Haftaya da Bursa anılarıma kısaca yer verdim.. Ve yeni öğrendiğim
"programlama" sayesinde evde olmasam da yazılarımı yayımlayabiliyorum..
Zira Ankara'dayım.. Sana ben de güzel günler diliyorum sevgilerimle..
Konu ile ilgileneceğini biliyorumdum sevgili Jivago.
Sana da güzel ve huzurlu bir hafta sonu diliyorum..
Bazen de yerine gelmeyen adaklar aslında yerine gelen adaktır sevgili Çınar.. Dilerim senin için ya da her kim içinse onun için iyi olmuştur adağın olmayışı :)) sevgilerimle..
Ne güzel unutulmayan nice hatıralara ışık tutabilmek..
Ben de yazdığın yorumu gözlerim dolu dolu okudum sevgili Aysema.. Duygusal insanı nasıl seviyorum bilsen..
Böyle insanlar yaşadı mı gerçekten diye düşünürüm bazen…Ama onlar Allah’ın sevgili kulları olmalı. Şu ruhlarında farklı bir özen barındıranlardan...
Büyüsünü dokunduklarına aktaranlardan…
Tekrar tekrar okumaya doyulmayan, her seferinde bana aynı duygu yoğunluğunu yaşatan bir anı/yazı bu. Atalet hanımın yorumu da benim düşüncelerime tercüman olmuş, kesinlikle katılıyorum, aynısını yazmama gerek yok.
Ve bu anıları okudukça, bugünkü rayından çıkmış eğitim sistemimiz, kendisini eğitimci sanan BAZI öğretmenlerimiz ve eğitimden/öğretimden soğuyan çocuklarımız adına çok ama çok üzülüyorum.
Saygı ve sevgilerimle Gülsen öğretmenim.
Elazig'in hikayesini ogrendik sayenizde. Boyle basarili bir insan yetistirdigi icin de saygi ile andik Sidika Avar'i.
Ankara'da iyi gezmeler.
Yorumlarındaki ince iltifatlara hayranım sevgili Lodoscum.. Bir dostum, yakın bir geçmişte,
"miktar-ı kâfi iltifattan insana zarar gelmez" demişti.. her ne kadar birazcık şımarmak gelse de içimden!! :)
Gündeme birebir şahit olan, lise son sınıf öğrencinin annesi olarak, eğitimdeki bozulmanın ve geçmişin aranıyor olmasının canlı bir şahidisin sevgili Anjelika..
İnanır mısın Eğitim/Öğretim yıllarımı yaşadığım dönemden çok ama çok memnunum.
Teşekkürler sevgili Didem... Bu sefer gerçekten paylaştığım mutlulukların çok olmasından olsa gerek, Ankara'da gezmediğim, görmediğim gitmediğim yer kalmadı..
Senin Sıdıka Avar'ı tanımış olmandan ve buna sebep oluşumdan da ayrıca çok memnunum..
Gülsen Hocam, anılarınızı bizlerle paylaştığınız her bir yazınızı büyük bir beğeni ile ve anlatılması imkansız duygularla okuyor hem de okumakla kalmıyor adeta yaşıyorum!.
Anlatım gücünüz böylesine ustaca, içinde yer alan isimler/biyografiler çok özgün ve anılar, hikayeler de oldukça etkileyici olunca! okuduğum yazı hiç bitmesin istiyorum.
Sıdıka Avar hk. da yazılmış pek çok yazıyı okumuştum!ama o aydın ve Cumhuriyetçi Türk kadını ile sizinde aranızda böylesine özel ve çok önemli anılarınızın olması ne kadar önemli!
"Ben bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm!" diyen Hikmet Feridun Es gibi... hk.da daha pek çok yazı yazılan Sıdıka Avar Hn'ın sizin üzerinizde bıraktığı o derin izleri, mutluluğu ve gururu paylaşır...Kendisini saygıyla anarım...
Güzel bir hafta dilerim Gülsen Hocam...
Sevgi ve saygılarımla...
O bahsi geçen ve eğitimde hiç geçmeyecek izler bırakan eğitimci insanın bir toz zerresi kadar da olsa, beni derinden etkileyen anısına duyduğuam saygıya iştirak edilmesinin gururunu yaşadım sevgili Esin .. teşekkürlerimle..
Gülsen Hanım,üç kere okudum yaşamınızın anlarından yüreğinizin diliyle kaleminizin ucundan kağıda düşen sevgi ve saygı dolu,hiç tükenmesini istemediğim sözcüklerinizi.Değerli öğretmeniniz Sıdıka Hanımı saygı ve sevgiyle anarken sizinde ellerinden öpüyorum.İyi ki varsınız,sevgiyle kalın değerli hocam...
Elazığ a gitmiş gibi oldum çok güzel anlattınız yüreğinize sağlık
Senin de öpülesi ellerin olduğunu takdir eden dostlarla çevrilsin yören sevgili nehire..
Elli yıl sonra oralara yeniden gittim sevgili Hüseyin usta.. Onu da anlatsam mı???
Sevgili Hocam, Yazmayı bırakıp biraz da yaşamaya bakın diyeceğim ama bencillik edip diyemiyorum, siz yaşamak için yazmazsanız biz nasıl yaşarız?...
Siz miktar-ı kâfi değil miktar-ı âzami övgüye lâyıksınız..
Yazılarınızda sayfa doldurmak için,içinde fikir bloğu (kırıntısı hakaret olur, yerine uygun olarak blok kelimesini uygun buldum) olmayan tek bir satıra rastlamadım, her fikrinizin altına imza atarım...
Yılmayın,bıkmadan yazın diyeceğim ama size de yazık ... Boş verin Top 10,9da kalsın ..Gönlümüzdeki yerinizi kimse alamaz...
Sağolun VAROL'un.
Urcay
Keşke yaşamak için yazmama sebep olanlarla beraber yaşayabilmek mümkün olabilseydi sevgili
Doktorum.
Güzel ifadelerle sayfama onur verdiğinizi belirtmem gerek..
Hoş geldiniz.
Çok özel bir anı...Anıların sevgiye adamışlığı zamanı da eskitmiyor; eskidi yok oldu sandığımız zaman içinde. Arap Babaya sık sık güldüm anıların temiz hüznünde yol alırken...
Çok beğendim bu tabirini.. Ne güzeldir zamanı eskitmeyen anılar sevgili Güven..
Sevgili öğretmenim sınıfına geç gelen öğrenciye gereken ceza verilir,ben bunu çoktan hakettim...
Sıdıka Avar ve "Dağ Çiceklerim"Öğretmenliğimde rehberim oldu.Siz Sevgili Öğretmenimle tanışma vesilesi olduğu için de çok önemli,özdeşleştiniz siz. O'nun nadide çiceklerinden birisiniz.Ne mutlu bize o güzel anılarınızı bizimle paylaştığınız .Verdiğiniz sözden ne çok mutlu olduğumu söylerken,teşekkürü hep borç bilirim...Sevgiyle selamlıyorum...
Ama sevgili Arzu, sen "teskere" kullandın!! :)) Hem de benden!!!!
Çok değerli bir görev üstlenmiş olduğun şu günlerde fırsat bulup (yaratıp) sayfamda gezinebilmen bile sevindirici.. Haydi Göreyim sizi DENİZLİ.... Muhteşem bir adayınız var..
Güzel insanlar, değerli dostluklar kurulmasına da vesile
olabiliyorlar. Şahsına bile gerek kalmadan.. Tıpkı seni tanımama, Sıdıka Avar'ın sadece adını okumamın sebep olması gibi.
Bir yorum yazmıştım, hemde bir post kadar oldukca uzun. Biryerlere sıkışmış yada beceri gösterim gönderememişim, üzgünüğm.
Şimdi kısadan hise
Değerli öğretmen, muhteşem bir anne ve gerçek Cumhuriyetci Sıdıka Avar'a saygılarımla...
Daha önceki bazı yazılarınızda da veya yorumlara verdiğiniz cevaplarda da sizden bu ismi sık sık duymuştum ve her defasında nasıl da minnetle ve saygıyla bahsettiğinizi de biliyorum. Belki bir kısmını bildiğim ama tanışmanızın tam hikayesini böylelikle öğrendim.
Hani bazı insanlar vardır, onlarla tanışmak bir Tanrı lütfu gibidir ve hayatımızın yönünü değiştiriveren iyilik perileri gibidirler. Sıdıka Avar'ın da sizin için böyle olduğunu üzerinden yıllar geçse de paylaştıklarınızdan anlamak mümkün.
Hayatınızda bunca yeri ve emeği olan Sıdıka Avar'ı ben de saygıyla anıyorum.
sevgili yaşamın kıyısında.. Nur'um, ben de üzüldüm şimdi ama biliyorsun ki, sen bir tek nokta da koysan ben onu okur okur dururum!!!
Ben iyi bilirim o duyguyu sevgili Nihan'ım.. senin de bana bir tanrı armağanı olduğun gibi.. hele ki hayatımda bunca "tanrının cezası" varlıklar varken!! :))
Yorum Gönder