Sağ tarafa doğru kavisli ve dik bir bahçe yolu vardı her iki yanı da güllerle dolu.. yolun bitiminde içinde minik ördeklerin yüzdüğü kocaman havuzu gördüğümde ilk hayret çığlığı fırlamıştı dudaklarımdan! Havuzun etrafına altıgen bir oturma seti yapılmıştı tahtadan, yanyana 30 kişinin sığabildiği.. ve hepsinin tepesini kaplayan çardağı, envâi çeşit çiçek sarmıştı.. Dört büyük binanın en büyüğünün alt katı müzik ve beden eğitimi salonları idi, üst katı ise yatakhane..
Ben lise yıllarımı Bursa’da işte bu okulda okudum.. Yatılı olarak.. Okuduğum yıllar boyunca hemen her gün, çocuk aklımla, dualarımı kabul ettiğine ve beni Elazığ'dan kurtardığına inandığım yatır arap babaya dua ederek, ve beni cennetine kabul etiği için tanrıya şükrederek!
Okulun yatakhanesi Muradiye’nin tepelerinde, kartal yuvası gibi Bursa ovasına hakim çok eski üç katlı ahşap bir bina idi. Yatakhanenin en az dört, en fazla oniki kişilik odalarında, ranzasız karyolalarda yatardık. Dolaplarımız tek kapaklı müstakil ahşap dolaplardı ve başucumuzda iki yatak arasında anahtarı bizde olan kilitli komodinler vardı. (yıllar sonra Ankara’daki üniversite yatakhanesinin koridorlarında birbirine yapışık teneke dolapları ve yanyana bitişik 40 - 50 karyolayla dolu yatakhaneleri gördüğümde okulu terk etmeyi bile düşünmüştüm..) Bütün yatak odalarının kapılarının açıldığı geniş holde, dev bir taş kömürü sobası kuruluydu. Gece bekçisi son kova kömürü de attığında holün ışığını kapatınca anlardık ki saat 12.00 dir..
Yatakhanedeki bütün odaların pencereleri ise limonluk tabir edilen camla kapatılmış en az 20m. uzunluğundaki akşap balkona açılırdı. Bu verandada küçük masa ve sandalyelere oturup, geceleri ışıl ışıl, sabahları sis içindeki Bursa ovasını seyrederdik..
Benim gibi sahil çocuğu olanların hemen hepsi bu sis çökmüş ovayı kendi memleketindeki denize benzetir ağlardı.. Ben, daha ziyade sabah ezanı okunduğunda ağlardım. Verandadan baktığımda sayabildiğim minare sayısı 16 idi. İrili ufaklı tek veya çift şerefeli, uzak - yakın onaltı minare.. O zamanlar minarelere hoparlör denen allahın belâsı alet henüz takılmamıştı. Takriben bir dakika ara ile başlayan ezanı müezzinler minareye çıkarak, elleri kulaklarına dayalı, şerefeyi döne döne okurlardı.
Bursa’da rutubetli sisli her sabah, dalga dalga, bazen yanıbaşında gibi yakınlaşan, bazen kulağında kalan anne ninnisi gibi uzaklaşan ezanı, o tatlı çocuk uykumdan uyanıp, yatağımda oturarak bitene kadar dinlerdim. Ağlardım. Niye olduğunu bilmeden... Gurbetin, küçük çelimsiz omuzumdaki yükünü hafifletirdi belki! O yanık ve ilâhî ses, bize o yaşlarda hiç zorlanıp dayatılmadan dua etmeyi, şükretmeyi ve sabretmeyi öğretmişti..
Özel öğrencilerdik biz.. Başka hiç bir öğretmen okulunun müfredatında “lisan” dersi yokken, biz okulumuzda haftada 12 saat/ders ingilizce okurduk. Bize o devirde sağlanan imkânları ve gösterilen toleransı ve aşılanan uygarlığı kime anlattıysam inanmadı.. O nedenle buraya da yazmayı düşünmüyorum. Sadece okulumuzun kurucusunun ve Müdürünün Prof.dr. Fatma Varış olduğunu yazmam yeterli olur diye düşünmekteyim..
Gerek meslek gerekse özel yaşamımda, aklı güzel kullanmayı (duygu dünyam hariç) ve kendimle barışık kalabilmeyi öğrenmemdeki başarımda, eğitimde çığır açan üç dev ismin, üç cumhuriyet kadınının, eğitimcisinin, Sıdıka Avar , Fatma Varış ve Vedide Baha Pars gibi üç müstesna insanın yeri olduğuna, okuduğum okulların müdireleri oluşlarının da çok büyük bir şans olduğuna inandım..




23 yorum:
Halen çok özelsiniz...
Yaşadıklarınızla ve nice yıllar yaşayacaklarınızla.
Ne iyi ettimde bu gece çaldım kapınızı.
Demek ki bu yüzden duymadım:)) evimde değilim zira..daha dönmedim! ama anahtar saksının içinde açıp girebilirsin newbaharım..:))
İyi eğitim kurumları çoğalıyor, bu da bize bilim ve sanat olarak dönecek. Umutluyum. Güzel paylaşım için teşekkürler.
Sevgili Öğretmenim bu güzel anılar dafalarca okunsa her defasından öğrenilecek çok şey var.Hep derim,yine diyorum kitaplaşsın lütfen...
O ÇOĞALAN İYİ EĞİTİM KURUMLARINDA OKUYANLAR, O İLMİ VE SANATI TANITABİLECEĞİ KİTLELER TARAFINDAN KATLEDİLMEZLER UMARIM SEVGİLİ ALİZAFER..
Böyle zaman zaman kulakta kalan anne ninnisini hatırlar gibi okunmasından yanayım sevgili Arzu..
Bitmiyor... ve eskimiyor gibi geliyor bana:))
Gülsen Hocam,
Pek çok yeteneğiniz ve güzel akıl sahibi oluşunuzla sizi özel kılan... ve her seferinde olduğu gibi yine, okurken çok şeyler öğrendiğim bu değerli anınız için size çok teşekkür ederim...
Benim okuduğum ortaokula da(Kocamustafapaşa'da)bu değerli Eğitimcilerden "Vedide Baha Pars"'ın adı verilmiş. Her birini Rahmetle anıyorum...
Sizin eğitiminiz ve becerilerinizin gelişiminde katkısı olan bu değerli Cumhuriyet kadınlarına da sonsuz saygılarımla...
Bazen hayal kuruyorum sevgili Esin.. sonra kızıyorum kendime... sen bir garip çingenesin nene gerek gümüş zurna diyerek..:))
Ama elimde değil, zaman zaman acaba diyorum, beni de ileride benim bu yüreğime sığdıramadığım eğitimciler gibi hatırlayan anan olur mu?? Yazan, anlatan!! ?? Bunun hayali bile hücre nakli gibi geliyor bana inan..
Yorgun, ama gülümseyerek okudum yazını güzel kadın.
Ne güzel değerler katmış sana tepedeki güzel Okul.
Senin gibi değerleri görmek artık çok zor.
Özel ve güzelsin SEN.
Ödeştik sevgili sıradan bir balık... Çünki ben de çok yorgunum ve gülümseyerek okudum yorumunu.. hatta az bi şey şımarmak geldi içimden!! :))
Senin her halin güzel be hocam:)Şımarmak hakkın olduğu kadar yakışıyor da.
ÖPTÜM HER HALİNDEN.:)
Okuduğunuz yatılı okulun bahçesinde, yatakhanesinde gezindim okurken yazınızı. Çok sevdim okulunuzu.
Öğretmenin; bir öğrencinin hayatını nasıl etkilediğini ve başarılarında nasıl bir pay sahibi olduğunu hem kendimden hem de çocuklarımdan çok iyi biliyorum.
Size değer katmış, yolunuzu çizmenizde ışık olmuş değerli öğretmenlerinizin önünde saygıyla eğiliyorum.
Ve siz iyi ki varsınız Sevgili Öğretmenim
Seninle tanışmak, sebepsiz arızalara takılıyor sevgili Çınar.. Ne senin İstanbul'da oluşun, ne de benim Ankara'da bulunmam kavuşturamadı bizi..
Biz en iyisi İzmir'de tanışalım!:))
Güzel değerlendirmelerin için teşekkürler sevgili dost..
Çok istemiştim bir yatılı okulda okumayı, hem de şehirdışı olmalıydı.
"Yok" dediler, İstanbul'da okulmu bitti. olmadı işte!
Çok güzel bir paylaşım, sanki yeniden seninle orada gibi yaşadım.
Değerli öğrenmenlerimizin anısına saygıyla.
Neden olmasın ?
Hayran olduğum İzmir'de sizi tanımak ne güzel olur :)
Nerede olur bilmem ama sizi tanımayı çok isterim.
Okuldan daha onemlisi var mi? Bizi biz yapan degerli ogretmenlerimiz, hepsini saygi ile aniyoruz...
sevgili yaşamın kıyısında, yorumları (onayladığım) hemen silmeden bekletirim .. şimdi de tekrar kontrol ettim ama o söylediğin uzun posta rastlamadım. Üzüldüm! Ama sanki bir ses neler yazmış olduğunu kulağıma söyledi:))
binlerce kilometre uzakta olduğu halde yanıbaşımda gibi hissettiğim sevgili Didem.. Sen de, eğitimin en mükemmelini veriyorsun evlatlarına ve bunun için öğretmen olmaya da gerek olmadığını ispatlıyorsun.
Hep merak etmişimdir yatılı okul hayatını ve yaşamak da istemişimdir. Şimdi sizin anılarınızla paylaştıklarınızı yeniden okuyunca kendimi bir yatılı okul yatakhanesinde düşledim. İçim ısınıverdi.
Ne kadar özel ve ne kadar başarılı eğitim kurumlarında eğitim almışsınız. Hepsinin anlatılmaya ve paylaşılmaya değer anılar olduğunu düşünüyorum. Ve şimdi de devamı olan Ankara'daki eğitim hayatınızdan kaleminize düşecek anıları beklemeye koyuldum.
Bir hocamın anlattığı masalımsı bir deyiş vardır hiç unutmadığım.. "sizlerin eğitiminiz için değil öğretiminiz için bir kova suya ihtiyacınız var ister havuzdan doldurun ister ummandan farketmez, yeter ki kovanız dolu olsun" demişti.. Ben (tabii) hemen sormuştum: "pekii eğitimin suyunun dolduğunu nasıl anlarız hocam?" gülmüş ve cevaplamıştı:
"o doldurduğun suyun temiz mi bulanık mı olup olmadığını anladığın zaman." demişti..
Sevgili Nihan'ım pek çok kişi bu fikrime iştirak etmeyebilir ama ben yeniden tekrar tekrar gelsem dünyaya hepsinde yatılı okulda okumak isterdim..
Gülsen öğretmenim, Blogspot'un bana ne kastı var anlayamadım ama, yazdığım yorumları yutup yok ediyor. :( Sabah yine öyle yaptı, ben de çocuk gibi küsüp tekrar yazmadım. Şimdi tekrar geldim. :)
Akıcı anlatımınızla, anılarınızın içine çekip aldınız yine beni. Kendimi, o yaşlardaki halinizi ve yaşamınızı izlerken buluyorum. Her şey o zamanki haliyle canlanıyor gibi. Garip bir duygu. Ama sonra, yazı bittiği anda dağılıp kaybolan bir sis bulutundan yere düşüyormuşum hissine kapılıyorum. O yüzden hiç bitmesin, ben de yere düşmeyeyim istiyorum.
Anneler gününüz tekrar kutlu olsun... :))
Ben de senin yorumlarından farklı bir lezzet alıyorum sevgili Anjelika..
O yorumlarla ilgili dediğin olay pek çok arkadaşımın başına geldi bana yollandı zannettiler gelmedi... yazdıkları silindi tekrar yazmadılar ya da daha farklı yanlışlıklar.. google amca biraz sapıtıyor arada bir!! :))
Ne guzel sozler soylemissiniz. Gururum oksandi. Cok tesekkurler!
Yorum Gönder