Oysa foya, (bildiğinize eminim) kömürü elmas yapar.. yani eğer foyası olmazsa kömürün içindeki o cevherin, elmas taşı olduğunu, çok değerli olduğunu, parlayabileceğini ve dünyadaki en değerli mücevher olduğunu kimse bilemez.. Bu elmas taşlarının alt kısmına sürülen ince yaprak metalin adıdır foya.. Arkasına sürüldüğünde, herhangi bir camın da, aynaya dönüşmesini sağlaması gibi..
Ama eğer sen, o taşın, o kömürün, parlamasa da elmas olduğunu anlamışsan, foyası olsa da olmasa da değerini bilirsin..ve bu, kıymetini de bilmeni sağlar.. Tıpkı tamamını sildiğim ama sembol gibi sonsuza kadar orada bıraktığım ilk ve son şiirimde dediğim gibi.. "son", aslından son yazdığım anlamında değil, son olmasının mümkün olmadığını vurgulamak adına kulanılan bir kelime.. Hatırlandığı her an.. hatırlanması gereken her gün.. yani ne zaman hatırlansa son/suz hatırlanışa bir kanıt olarak!!!
1997 yılında katıldığım bir şiir yarışmasında dereceye giren şiirlerimin basılıp kitap haline nasıl geldiğini, başına neler geldiğini sizlere anlattığımı hatırlıyorum.. Yeniden tekrarına gerek olmayan ufak ayrıntılar gibi şimdi.. Ancak, bir tanesinin benim için ifade ettiği anlam o kadar büyük ve derin ki, kısaca bahse değer buluyorum bir kısmını bu yüzden..
1998 yılında adı “hasret senfonileri” olan şiir kitabım, yarışmayı düzenleyen Kültür Bakanlığı tarafından (2.cilik ödülü olarak) bastırıldığında, o güne kadar hiç kimsenin şahit olmadığı bir olay yaşandı.. ve maalesef ben bunu normal bir olay zannetme hatasında bulundum.. Sonradan ne büyük bir anlam ifade ettiğini, etmesi gerektiğini, benim için ömrümdeki en ve tek değerli madalyon olduğunu anladım..
Kitabıma, benim talebim ve ricam olmadan, üç profesör kendi istekleri ile, birbirlerinden habersiz ön söz yazdılar.. hem de sayfalarca!.. bana beni ve herkese şiirlerimi anlattılar!!.. İşte orada yazdığım şiirlerimde, hani dokunsan şüheda fışkıracak denen acıyı, özlemi, yanık yüreği anlayan bu üç büyük insanın yazdıkları, benim bu ömrü bin kere daha yaşasam bir daha bulamayacağım kadar değer taşımakta..
Ben oradaki yazılanların elmas madeni olduğunu biliyorum.. foyası olsa da, olmasa da!..
Ancak, ondan sonra, aradan geçen 13-14 yıl boyunca elime kalem alamadım ve bir tek kelime karalayamadım.. Şiir beni terk etti!… Çok mutlu olduğum, az bulunan, zor bulunan anlarımda, o ânı "nasıl anlatsam?" diye bir soru düştüğünde aklıma, sorumun cevabı asla şiir olarak verilemedi..
Suskunluğumu, doyum olarak.. hatta duygularımın tükenişi olarak düşündüm ve kabul ettim..
Sonra birden.. 2oo9 2o1o ile kucaklaşıp vedalaştığı gece, “seni sona saklamış kader” diye fısıldadı içimdeki o cılız ses!.. ucu kırık bir kalem bulduğumda, gerisini beynimin klâvyesi çoktan yazmaya başlamıştı .. ve bu iki yıl boyunca, hiç durmadı, hiç susmayan yüreğimin seslerini yazdı durdu..
Ne güzeldir hiçbir beklentisi olmayan duyguların, foyasız kömür gibi sunulması.. Kabul edilmeme kabalığı ile de tanışsa o nahif duygular,
ya da tam tersi, o satırların kendisi için yazıldığını zanneden bir ruh hastası yüzünden tükenip sussalar da; okuyup anlayanların, hissedenlerin sevgi sözcükleri ve katıksız şartsız kabullenmeleri ile dik tutabildiler başlarını..
Ama yoruldular.. dinlenmeleri gerek.. bu yüzden tek tek toplandı ve silindi kuytular..
Bugün 26 şubat…
"albümdekiler" in, yani ilk ve son romanımın kitapçıların vitrinlerine konduğu gün.. Ve.. foyasız bir kömürün elmas zannedildiği bir tarih aynı zamanda!
Bu yüzden,
"ne güzel şey seni hatırlamak!!!!" diyor çatı katındaki hâlâ...

24 yorum:
Bu yazınızı okumadan önce Kuytular'a
yorum yapma gafletinde bulundum. Belki de ya da kesinlikle orası yorumsuz kalmayı hak eden bir yıldız. İsterseniz silin hocam. Yine kelimelerimin yetersiz kaldığı an'lar
ve size iyi geceler...
Tam kuytulara yaptığın yorumu okuduğumda, "bu sorunun cevabı yapraklarda" desem mi acaba diye geçerken aklımdan, buraya yaptığın bu yorumu aldım..
Tek bir nokta bile koysan yazdıklarıma yorum olarak, değerini katlar sevgili Mehmet.. silmek ne mümkün?
Tam iki yıl merak ve özlemle beklenen "Albümdekiler"; hiç unutulamıyacak heyecanla okunuş.An an o günleri yaşamak da çok güzel Sevgili öğretmenim...Selam ve sevgiler.
Tanışmamıza sebep oluşu ise apayrı bir güzellik güzel meslekdaşım..
Albümdekiler için Ordu'ya bin bir hevesle gidip sipariş verdiğim kitapçıya kitabınızın gelmediğini öğrenip can sıkıntılarımın üstüne can sıkıntısı ekleyip dağın başında dediğim evime geri dönüşlerim!..
Baharla birlikte gelmişti Albümdekiler
Ve yine bahar geldi. Ben yine aynı heves ve heyecanı hissetmek istiyorum sayenizde.
Bekliyorum, foyanız çıksın ortaya (umarım doğru kullanıyorumdur)
Bir o yana bir bu yana gidip geldim..Kuytulara yorum bırakma yetkim/yeteneğim yoksa da bu dostluk sayfasında bir ses bırakayım istedim. Ama belki Son/suz'a olan saygı'dan çıkamadı sesim.
Adın gibi güzel bir iz bırakıyor satırların sayfama .. Foyamın ortaya çıkması???? değildi şüphesiz imaya çalıştığım :))) Bunu kim isteyebilir?
Ancak bu, muhteşem bir konu/kitap başlığı olabilir sevgili Newbahar.
Ben bu konuda "yetki" verebilecek yetkiye sahip değilim sevgili lodoscum.. :)))
Orası, benim yazdığım
sizlerin çatı katında okuduğunuz kuytulardaki sayfanız..
Her okuyuşunda not düşmek ise, hem de en güzel yeteneğinle senin son/suza kadar hakkın..
Bazılarının foyası hep açıkta olur sevgili gülsen hocam.Sizin ne kadar değerli olduğunuzu anlamak için foyaya ihtiyaç yoktur.gözlerinizde dünyanın en değerli mücevveri parlarken.
Ah ustacım ah!!! bu ne güzel bir yorum.. Tüm yüreğimle hakediyor olmayı ve hakettiğimin düşünülmesini isterdim.
Elmas olduğunu sandığımız kişilerin bir gün aslında verdiğimiz o değerin karşılığını hak etmediklerini görmek ne kadar da üzücü... Ve en tuhafı da elmas olduğunu sandıklarımızın en büyük ilham kaynağı olduğunu sonradan farkedebilmek... Kaleminizin şiirlere susuşu belki gizli bir isyan, belki olması gereken. Ve nice zaman sonra o muhteşem dizelerin yeniden dile gelmesi olsa olsa sizin içinizdeki cevherin gücüdür; ilham kaynağı olsun ya da olmasın.
Ve "son" sözcüğü... Hem bir bitiş hem de hiç bitmeyecek olanın başlangıcı. Benim şu an bile yazarken anlatmakta güçlük çektiğim duyguları şiirler nasıl da güzel ifade eder. Kuytulardaki şu an olan o iki şiir de sizin belki sayfalar dolusu yazmak istediklerinizi daha kısa ama çok daha çarpıcı olarak özetliyor.
Ama ister şiir ister düz yazı çıksın kaleminizden, her bir satırı okunmaya değer... Bunun değerini anlayamayanlar veya farklı yorumlayanlar ise sonsuza dek susabilirler. Yeter ki siz de kaleminiz de hiç susmasın, hep çağlasın.
Mutlu Pazarlar...
Elmasın içindeki cevher, ha satırlarla, ha dizelerle fışkırırken bize doğru...
Ve bu kadar alenenken her beyin kıvrımı, zihin çapı...
Bazen az yazmak, yazmamak bile fışkırmasını durdurmuyor cevherin.
Bu sayfada hiçbir yazı, dize görmediğimde de, aslında ne çooook şey anlattığınıızı hatta inanır mısın bazen -yazıp yazacaklarınızdan da fazlasını yaşadığınızı- hissediyorum.
Ve ben bu hisleri, foyası olmayan bir elmastan hissediyor olamam. Olsaydım, sizin gibi çoook insan tanımış olurdum, halbuki...
Koccaman öpüyorum Kocayüreklim.
Bazı yorumları defalarca okuyorum Nihan..
Önce "ben" olarak..
Sonra bir başka göz olarak!!
Sen beni tanıdığın için sana rahatlıkla "inan bu övgüleri hak etmiyorum" diyebilirim.. çünki sen, bunun istemem yan cebime koy demek olmadığını bilirsin..
Bir başkasının gözü olarak okuduğumda ise, tüm yorumlardaki içten takdiri sevgiyi.. işte o zaman gururla doluyor içim..
Nice sonsuz zannedilenler 'son' buldular Nihan'ım.. Önemli olan "son" olsa da sonsuza kadar yaşamaları!!
ne güzel... ve ne mutlu bana ki, hiç bir şey yazmadığımda da, anlatacaklarımdan fazlasını anlayan dostlarım var..
Teşekkürler benim eceleriminecesi..
Yazılarınız bitince yorumları da okuyorum. Yorumlar da yazılarınız kadar dolu dolu. Uzun sözler söylemesini pek beceremiyorum ama yazılarınızın bende "KALİTE "yi çağrıştırdığını söylemeliyim. Dostlukla.
Kaliteyi anlayabilen onu bilendir sevgili Alizafer.. Sen söylediğin içindir katıksız şartsız kabul edişim .. :)
ve evet... bir rekordur sayfamda kırılan ..:)) Beceremediğin için değil (asla) sadece seçici olduğun için olmalı yorumlarını kısa tutuşun.. Bence!
Yazınızdaki bir cümleye takılıp gittim. "o satırların kendisi için yazıldığını zanneden bir ruh hastası yüzünden tükenip sussalar da". İçime oturdu, çok üzüldüm. Şiir yazmanın, özellikle de duygu yoğunluğu yüksek şiir yazmanın böyle bir riski var işte. Bazıları üstüne alınabiliyor, ki bu da yazan açısından çok tatsız bir durum. Yol göstermek haddim değil ama nasılsa siz gereğini yapmşsınızdır diye düşünmek istiyorum.
Kuytular'a gelince; Orası ve orada yazılanlar, hissettirdiği, yansıttığı duygular yönünden çok çok özel geldi hep bana. Bir türlü hakettikleri yorumları yapamadığımı düşündüm. Çekilen acıların, sessiz feryatların, kanayan, kapanmayan bir yaranın acısını hissettim hep oradaki şiirlerinizi okurken. Sonra da yorum yapamadım zaten.
Albümdekileri de sevgiyle hatırlıyorum ve doğum gününü kutluyorum. Nice yıllara! :))
Gönülden sevgilerimle..
Neden bu cümleye bitişik olanı, herkesin es geçtiğini anlayamasam da, takıldığın cümleye yoğunlaşmak bile bahse konu olana bir paye vermek olur diye korkarım sevgili Anjelika'm..
Kuytular kapanmadı.. sadece adı gibi kuytulara çekildi.. çok farklı bir format atmayı düşünüyorum çatı katıma..
Bakalım becerebilecek miyim?? Kutlanacak değerlerle ve kutlanması gerekenlerle bir açık oturum meselâ!!
Yürek ister!!! biliyorum :))
Kuytular'ın yorgunluğunu nasıl giderebiliriz, lütfen toplanmasınlar ara ara da olsa bize şiirin daha bitmediğini göstersin.
Duygusuz topluma katlanmak için duygunun bitmediğini okuyarak rahatlama çabasındayız. Bir kaç arkadaş dışında sayfalarını şiire açan da yok zaten.
İyi geceler ve güzel bir hafta dilerim.
Güzel yorumlarınızla sevgili Nur.. dinlendirebilirsiniz artık gerçekten çok yorulan gönlümü.. Bu, iltifat edin anlamı taşımıyor sen iyi tanıyorsun beni.. yani poh pohtan hiç hoşlanmadığımı ..
ama takdir edildiğimde az bi şey şımardığımı!!! :))
Dinlenmek güzel olsa gerek .. pek tanımasam da kendilerini!!:))
kalemin sussa, için susmaz... hele ki kahkahaların, işte onlar hiç susmaz... belki bir kelime saklıdır gözyaşında, belki de foya o çok sevdiğim kahkaha atabilen saçlarının arasında.
sarıldım... zamanı gelince sese bürünür kelimelerin.
insanı mutlu etmek ne kadar kolay Evren'im... hatta basit sayılır.. fazla emeğe gerek bile yok.. Sadece onu anlamak yeter!.. :))))
Foyası olsada,olmasa da ben değerli bulduysam kendimce, o benim için en kıymetlidir..
Bazen keyfimizi kaçıran sinekler peydah olur etrafımızda, siz ciddiye almasanız da vızıldar durur, sinek işte, hükmü yok ama mide bulandırıyor..
Kuytular çok özel bir sayfa, görünmesede yazıldığını bilmek ve okunacağı günü heyecanla beklemek de keyifli..
Pırlanta daha çok ışıldar ama Elmas her zaman daha değerlidir sevgili hocam...
Saygılar sevgiler..
Ne kadar doğru dedin sevgili Tufan.. Ben, değerli bulmuşsam değerlidir. NOKTA!
Ancak pek mücevherlerle ilgim olmadığından, tek taşım maşım da olmadığından herhalde bu konuda bilgi sahibi değilim ama bildiğim kadarıyla pırlanta ile elmas aynı madenden elde edilir.
Sadece Pırlantanın işlenmeden önceki ham haline elmas dendiğini, Elmas'ın kıymetli taşlar arasında en eski ve EN YAŞLI olanı olduğunu biliyorum.
Zaten "Pırlanta" kelimesi de taşın kesimine verilen bir isim.
Her elmas son derece yaşlıdır benim gibi.. hatta dinozorların var olduğu dönemlerden bile çok daha önce oluşmuştur. Gökyüzündeki bazı yıldızlardan bile daha yaşlı olduğu söylenir..
Şimdi .... Ham hali ile Kömür içinde olsa ne olur.... işlenmiş olarak vitrinde dursa ne olur????
Yorum Gönder