28 Ocak 2015 Çarşamba

Bu yazının başlığı ne olmalı sizce?


Unutmama imkân olmadığı için “unutulmaması gereken anılar” diye başlık atmadım.. Hatırlanması gereken.. de diyemedim.
Ne unutulması ne de hatırlanmaması mümkün olduğundan.. En güzeli, yazının başlığını, bu yazıyı okuyan koysun dedim içimden.. Çünki burada birebir, harfi harfine doğru olan bir haber okuyacaksınız.. Kimi ilgilendirir bilemem.. veya kimin umurunda olur?.. ama bilinmez belki bir gün hiç umulmayan bir kişiye hiç akla gelmeyen bir konuda cılız bir ışık tutar..

Hani, “bundan yıllar yıllar önce” diye başlar ya tüm hikâyeler.. işte aynen öyle ama net olarak tarihi belli.. haziran/1997.. Ankara’nın ısınsam mı acaba diye tereddütleri olduğu yaza geçiş günlerinde, oğlum aniden hastalandı.. Oysa Üniversite son sınıftaydı mezuniyet imtihanları başlamıştı ve bitmek üzereydi.. Yaşamın gerçek anlamda mücadelesinin başlayacağı günlerin arifesinde, doktor, “ameliyat şart” dedi.. Ama oğlum “tek imtihanım kaldı ona da girip çıkayım aynı gün yatarım hastaneye” diyerek konuya bir oğlak olarak noktayı koydu. Aslında o ders, pek çok arkadaşına evimizde anlattığı, sınıfta öğretmenin tekrar edeceği yerleri oğluma anlattırdığı, ara imtihanlarda en yüksek notu aldığı ders idi.. o nedenle geçeceği garantisi olduğundan ve diğer tüm derslerinden de geçer not aldığından mezuniyet süresini uzatmak istememişti..

Bir annenin, sorgusuz sualsiz ve de sınırsız bir güvenle oğluna/kızına inanması ne büyük bir bahtiyarlıktır.. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, yani olayın değil doğumunun üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen bu güven ve inançta en ufak bir tereddüte bile yer olmadı.

Aynen dediği gibi oldu.. önce imtihanına girdi... büyük bir sevinçle eve döndü imtihan sonrası.. ve sonra biz ana-oğul birlikte hastanenin yolunu tuttuk.. Hastanede yatması gerekmedi itina ile eve taşındı ve bakımına evde devam edildi. Ancak beklediği ve emin olduğu haberi arkadaşları getirmekte gecikince, hem de geçmiş olsun demeye de gelmeyince işin içinde bir acaiplik olduğunu anladı .. o zamanlar henüz cep telefonu bizim için icat edilmemişti.. :)) o nedenle arkadaşlarına ulaşması epey vakit aldı.. Kimi memleketine dönmüştü kimi de evde yoktu.. Sonunda asılan listede oğlumun imtihanda başarısız olduğu ve dönem tekrarlaması gerektiğinin yazdığı ortaya çıktı..

Şimdiii.. şöyle bir arkanıza yaslanın lütfen.. Allah düşmanımın başına bile vermesin ama özünüzde yaşayın olayı bir an.. ve bana söyleyin siz olsanız ne yapardınız? Burası bir Üniversite, özel de değil!
Türkiye’nin ilk 4 üniversitesinden biri.
Kapısından bile sokmazlar adamı..

Ben fevri bir insanım.. yani tepkilerim olması gerekenden daha sert olur eğer kendimi gerçekten haklı hissediyorsam.. Hemen bir çarkın tekerleği gibi döndü kafamda mantığın ve aklın çemberi.. “NE YAPABİLİRİM?” e cevap verecek birini aradım.. ve buldum. Tanıdığım ve inandığım, bir başka üniversitenin hocasına sordum soruyu “ne yapabilirim?”.. O da son derece net.. “rektöre anlatın durumu ve imtihan kağıdının tekrar okunmasını istediğinizi belirtin.” dedi.. sonra bıyık altı bir gülüşle, “pek sıcak bakılmayacaktır bu isteğe ama ısrarlı olun” diye ekledi.. Peki süre dedim süresi var mı itirazın... “Olmaz mı” dedi “imtihan neticelerinin asıldığı tarihten sonra 10 gün içinde..” Hemen yıldırım gibi hesapladı beynim.. ki, yarın son gün!

Ertesi gün, Oğlumu, çok ağır ve çok itina gösterilmesi gereken şekilde yürümesine izin verildiği için yanıma aldım.. elinde bastonu ve son derecede zor attığı belli olan adımları ile yanımda yürüyerek taksiye binip evimizden bir hayli uzakta olan üniversiteye gittik.. Ne randevu... ne de rektörün üniversitede olup olmadığını bile sormadan..

Rektörün odasına çıktığımızda kapısının dışındaki koltuklardan birine oğlumu oturtup ben sekreterin odasına girdim. Oda boş diğer kapı aralık!! O aralık kapıdan da girince rektörle karşı karşıya geldim. Sekreter biraz hırçın bir şekilde kolumdan tutup iteleyince rektör yüzümdeki ifadeye acımış olmalı ki "ne vardı" diye sordu sonra da "sen çıkabilirsin" dedi sekreterine..
Otur demediği için ayakta kısaca, ameliyatlı oğlumun dışarıda beklediğini, girdiği imtihan neticesine itirazı olduğunu bir 6 ay daha kayba tahammülümüz olmadığını ve imtihan kağıdının tekrar okunmasını istediğimizi söyledim.. Gerilmiş bir yüz çatık bir kaşla dinlerken, sözüm bitince gülümseyen bir ifade ile arkasına yaslandı ve "üzüldüğün şeye bak hanım" dedi."ben de mühim bir şey zannettim"
İşte o zaman koptu bende ipin ucu.. iki adım daha atıp masaya yaklaştım kollarım açık bir şekilde masaya abanarak rektöre doğru eğilip "bana üzüntüyü tarif edin" dedim. O kadar şaşırdı ki, yüzünün ifadesini anlatamam.. ve devam ettim kopan ipin ucunu salıverip daha yüksek bir sesle.. "Rektör bey ben 20 yaşında bir evlat kaybettim. Kapıda sizin çağırmanızı bekleyen tek oğlum da ameliyatlı olduğu için zor yürüyerek geldi.. İkimizin birbirimizden başka kimsesi yok, şimdi bana üzüntüyü tarif edin" dedim.. o abandığım masaya damlayan suyu görmesem, ağladığımın bile farkında değildim..

Rektör “buyurun oturun” dedi önce.. sonra zile basıp sekreterine kapıda bekleyen öğrenciyi çağırmasını söyledi.. Önce dinledi.. Sonra, sekreterden getirtmesini istediği dosyalar (o zaman zırt diye insanın önüne bilgilerin gelmesini sağlayan bilgisayar yok henüz) ve çağırdığı bölüm başkanı geldi.. Dosyadaki notlar içinde her iki dönemde de hiç kırık almadığı görüldü ve oğlum isteğinde haklı bulundu elinden bir dilekçe alındı.. ve bir hafta sonra yeni neticenin asılacağı.... gerisini duymadım!...

Asılan imtihan neticelerine itiraz hakkı tüm öğrencilere açık yapıldı.. bizim gibi itiraz eden diğer 3 öğrenci ile oğlumun imtihan kağıdı kurulan bir komisyon tarafından okundu. Diğer öğrenciler yine geçer not alamadı..

ANCAK: İLK İMTİHANIN BİTİMİNDE OĞLUMUN TESLİM ETTİĞİ İKİ ADET İMTİHAN KAĞIDININ SADECE ÖN YÜZLERİNİ OKUYARAK NOT VEREN PROF’ UN, İMTİHAN KAĞITLARININ ARKA SAYFALARINI OKUMADIĞI ORTAYA ÇIKTI VE NETİCE OLARAK OĞLUM YÜKSEK BİR NOT ALARAK MEZUN OLMAYA HAK KAZANDI. 

İnsanın, evlâdına güvenmesi işte böyle bir şey..
 

23 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

Bu ülke böyle insanlarla doldu, o zamana göre o kadar çoğaldılar ki...Başlık için önerim ARKA SAYFA. Yazının sonunu merak edenler için iyi bir ipucu olur.

nihansu dedi ki...

Çok çok güzeldi... Gözümde canlandırdım her bir an'ı. En çok da masaya kollarını açarak o soruyu soran güçlü, kendinden emin ve zeki kadından etkilendim. Sonra oğlunuzla aranızdaki diyalıg birbirinize yol arkadaşı olmanız, mücadeleniz, birbirinize olan güveniniz ve sevginiz ve bir yaşamı birlikte omuzlamanız...
Güven ne güzel bir duygudur, emin olmak ve sonunda yanılmadığını görmek daha da güzel...
Çok güzel bir anıydı bu ama başlığı ben de bulamadım.

Asortik Krep dedi ki...

Utanmadan birde 3 tane yazmış derseniz, sizin bir şey istemeniz şereftir bir cesaret yazdım işte.

hikayelerdirgeriyekalan dedi ki...

Öncelikle gelmiş geçmiş olsun:( ben de bir anne olarak aynı üzüntü ve heyacanı yaşamış kadar oldum..önce, anne olmanız dolayısıyla da eğitmenliğinizden kaynaklanan bu olağan üstü çabanız takdire şayan..zannediyorum oğlak burcunun özelliği,inatçılığı bazen işe yaramıyor değil ki benim oğlumda oğlak burcu..
yazının başlığı hani "pes doğrusu" dedirtecek kadar yerinde bir başlık olurdu..bu vesileyle de oğlunuza selamlarımı iletin lütfen..sevgi saygılarımla esen kalın sağlıkla kalın

NEWBAHAR dedi ki...

Profilinizde yazdığı gibi!..
Karakteriniz ve tavrınız.. Başlık atmak ne haddine newbaharın ama bu olay sizin hem karakterinizi hem tavrınızı açıkca ortaya koymuş

Asortik Krep dedi ki...

Ilk yorumum kaybolmuş sanırım..

ANNEKIZ dedi ki...

Sanirim baslik arka sayfa yada guven olmali....prof. kizmalimi , yoksa oglunuza guveniniz , onun basarisi... bunlari takdir etmelimi! Bilemedim...

gülsen VAROL dedi ki...

Bazen İlk sayfa olmalı o arka sayfalar diye düşünürüm sevgili Alizafer.. İlgine ve önerine teşekkür ederim.

gülsen VAROL dedi ki...

Aynen dediğin gibi sevgili Nihan, bir yaşamı birlikte omuzladık oğlumla birlikte biz.

gülsen VAROL dedi ki...

Sevgili Asortik krep zannederim IPhone ile yollanan yorumların iletilmesinde bir sorun oluyor. Gelen iki yorumu da yayınladım.. İsteğimi yerine getirmeyi şeref addeden güzel insan..

gülsen VAROL dedi ki...

Oğlak burcu, (erkeklerde) güvenilecek TEK burç.. Duygularıma değil, bilgilerime dayanarak söylüyorum sevgili Hikâyem.. Ne mutlu iki oğlak annesine..

gülsen VAROL dedi ki...

Face deki tek yorum senin yorumun sevgili Nevbaharım..Burası küsmesin diye buraya da taşıdım..

gülsen VAROL dedi ki...

Teşekkürler sevgili Mehtap, ilgini çektiği belli olan satırlarımı okuduğun ve sorumu yanıtladığın için.

Makbule Abalı dedi ki...

Haklı olduğumuzda ve inandığımızda gerekeni uygun biçimde yapabilmek, yanlışı düzeltebilmek. Gereksiz endişeler ve korkular yüzünden bu hak arayışını yapamayan öyle çok birey var ki. Bu yüzden ya içine kapanıyor ya da öfke patlaması yaşıyor.
İki başlık düşündüm ben:

"Sınanmak... Kazanmak..."
"Kayıpları kazanca dönüştürmek..."

Esenlikler dilerim.

gülsen VAROL dedi ki...

Teşekkürler sevgili Makbule .. geçen gün uzun uzun sayfalarında gezindim.. Beni çok nadir olarak etkileyen ifade gücüne bir kere daha hayran oldum..

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Etkileyici bir anı ve yazı. ama yazının başlığı bana göre son cümleniz.
Sevgi ve saygı ile.

Asortik Krep dedi ki...

1-Arka Sayfa.
2-Bana üzüntüyü tarif et!
3- Güven Bağı.
Tekrar yolladım,öğrendiğim iyi oldu,bundan sonra cepten yorum yazmayayım.

gülsen VAROL dedi ki...

Fikrine sonsuz saygı duyduğum siz sevgili Mehmet Bilgehan, Bu, hiç kimsenin başına gelmemesi için dua ettiğim, ama herkesin bilgi dağarcığında bulunması gerektiğine inandığım yazıma verdiğiniz fikir için teşekkür ediyorum..

gülsen VAROL dedi ki...

Olsun.. sevgili Asortik krepim bak bu vesile ile sayfamda üç adet yorum kaydın var.. Keşke boynu bükük tüm yazılarımda da olsa!! :)) Aynı sorunu Nihan da yaşadı oradan kaldı aklımda.. Ben henüz tanışmadım IPohone denen çapkınla!!

NzlGl dedi ki...

Bu olayi bizzat sizden dinlediğim halde okuyunca yine cok etkilendim. Masanin basindaki durusunuzu gozumde canlandirabiliyorum. Yengec burcu iste. Kafasi attimi helede evlatlar icin kimse durduramaz

Başliği yux yuze oldugumuzda soyleyeceğim Gülsen hocam😄

gülsen VAROL dedi ki...

Halden anlayan Nazlıgülüm en kısa zamanda kulağım kapıda gözüm yolda.. Söyleyeceğini aynen burada yayınlayacağım ona göre.. :)))

Akgül Çubukçu dedi ki...

Gülsen hocam, sizin yazılarınızın içindeki duygu yoğunluğu çok etkiliyor beni. Olayların her anı gözlerimin önünde canlandı (kendimi yerinize koydum) özellikle o masaya dayanıp, rektörle konuştuğunuz anı buradan seyrederken düpedüz dağıldım. Ağlamaklı oldum...

Bu anıdaki en çarpıcı cümleyi seçiyorum ben başlık olarak: "Bana üzüntüyü tarif et!"

gülsen VAROL dedi ki...

Off.. Akgül gerçekten çok güzel.. İşte bu ! Yazımın başlığı "bana üzüntüyü tarif et".. Duygularımı birebir hissettiğine inancım tam.