Ne çok şey yazılmıştır yalnızlık üstüne.. Şiirden tutun da fıkraya kadar.. düz yazıdan felsefeye kadar!!! Şimdi felsefe düz yazı değil mi diye aklınızdan geçen soruya kısa bir cevap vereyim .. Benim için felsefe eğri bir yazıdır.. Çünki, herkesin kendi yorumuna göre uydurup ahkâm kesmesinden belini doğrultamaz zavallı!!.. Neyse konu bu değil.. Allahtan ki değil!!! :)
Sedencik’in sayfasında okumuştum hem de defalarca.. diyordu ki :
İki türlü yalnızlık vardır.. - Seçilmiş yalnızlık - İtilmiş yalnızlık.. (Bu kategorilere herkesin kendi tabiri ile ekleyebileceği kafiyeli-kafiyesiz yalnızlık tanımlamaları vardır şüphesiz..)
Yalnız insan, ya, kendisiyle dosttur.. Ya kendisine düşman!…
Ya, zaten o kadar çoktur ki, başkasına ihtiyacı yoktur.. Ya o kadar az, o kadar sığdır ki başkalarının ona ihtiyacı yoktur!..
Paul Auster diyor ki, “bir şeyi yanlış yere koyarsan, hâlâ koyduğun yerde durduğu halde sonsuza kadar kaybolabilir”…
ne … mış… ne… miş!!! .. Bana göre Hata, doğru zannedilen insanı, yanlış yere koymaktan kaynaklanmakta!..
O nedenle bulamıyor insan aradığını .. aradığında!
O nedenle, feleğini şaşırıp dünya değiştirmeye kalktığında bile, güneş şaşırıp battığı yerden doğmuyor!…
Yani, Hata, insanın kendisinde.. Yalnızlık, ister seçilmiş, ister başka ....miş’li geçmişle anlatılır olsun, insanın yanlış yere koyduğunu, arayıp bulamadığı süreyi tek başına yaşamasıdır..

















